IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




1Beğeni(ler)
  • 1 Post By PySSyCaT

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15 Ekim 2018, 18:47   #1
Çevrimiçi
Pazar Günleri Neden Kiliseye Gitmeliyiz?


-- Sponsor Baglantı --




Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Katolik Kilisesi, Pazar günleri Kutsal Ayin’e katılmamızı buyurmuştur. Kilise’nin Kanon Kanunları şöyle der:

Kanon Kanunu 1247. Yasa:

“Pazar günleri ve diğer zorumlu bayramlarda, imanlılar Kutsal Ayin’e katılmakla yükümlüdürler. Tanrı’ya tapınmayı, Rab’bin Gününe yaraşır sevinci ya da zihnin ve bedenin dinlenmesini engelleyecek tüm iş ve ticaretten uzak durmalıdırlar.”

Kilise’nin bu kanununa uymamanın sonucu ölümcül günaha girmektir. Yani ortada haklı bir mazeret yok iken (bunların nasıl mazeretler olabileceğine aşağıda değinilecektir) Pazar günü ya da zorunlu bayram günleri ayine katılmazsanız ve bundan pişman olup, tövbe edip, günah çıkarmazsanız ruhunuzun kurtuluşunu tehlikeye atıyorsunuz demektir.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Peki Rab’bin Kilisesi neden böyle bir kural koymuştur? Tanrı bizim tapınmamızdan fayda sağladığı için ya da ibadetlerimize ihtiyacı olduğu için mi? Tabii ki hayır! Tanrı tamamen mükemmel ve eksiksiz bir varlıktır; bizim yapacağımız hiçbir şey ona bir şey ekleyemez ya da ondan bir şey eksiltemez. Bu buyruğu Tanrı bize olan sevgisi nedeniyle, biz evlatları iyi olalım diye vermiştir. Bunun nedenini önce felsefik ve sonra da teolojik olarak ele alacağız. Şimdiden uyarayım: uzun bir yazı olacak, zira Kutsal Ayin’e her hafta gitme zorunluluğunu anladığınız (ve bunu içselleştirdiğiniz) zaman Kilise’ye gitmek bir zorumluluk değil bir ihtiyaç ve severek yaptığınız bir eylem haline gelecektir. Önce felsefe ve mantıktan başlayalım zira iman esaslarımızı oluşturan buyrukların hepsi mantık ile anlatılıp kavranabilir:

Aristoteles şöyle demiştir:

“Tüm zanaatin ve tüm araştırmaların, aynı şekilde tüm eylemlerin ve uğraşların bir yararı (iyiliği) hedef aldığı düşünülür. Bu nedenle iyilik her şeyin amacı olarak gösterilir.” (Nikomakhos’a Etik, 1. Kitap)

Aristoteles tüm felsefe projesinin sonunda (Metafizik) nihai ve mutlak iyiliğin Tanrı olduğu sonucuna varmıştır, Kilise’nin en büyük doktorlarından biri olan Aziz Aquinolu Thomas ise bu sağlam temelli felsefeyi alıp “vaftiz etmiştir”. Tanrı iyiliğin kendisidir ve iyi olan her şey onun sayesinde iyi olur. Dolayısıyla bizim nihai iyiliğimiz ise Tanrı ile birlik olup sonsuz mutluluğa erişeceğimiz cenneteki “kutsal görüm” durumudur (1. Korintliler 13:12).

Bu felsefeler de kullanacağımız kısmı şöyle özetleyebiliriz:

-Aristoteles: “Mutluluk (toplumsal yaşamdaki mutluluk), insanın erdemlere göre aklıyla yaptığı eylemdir” der.

-Aquinolu Thomas’ın felsefesinde yine Aristoteles’in dediği tanımı alır fakat bu sefer mutluluk toplumsal hayat ile sınırlığı değildir ve sonsuz hayatımızı da kapsar.

Aquinolu Thomas, Aristotales’in Nikomakhos’a Etik eserindeki erdemler sistemini alıp dört büyük ana erdeme oturtmuştur: sağduyululuk, dayanıklılık, adalet ve ölçülülük.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Bizim konumuz ise adalet erdemine bağlı olan “Din Erdemidir”. Din adalete bağlıdır çünkü din sayesinde Tanrı ile aramızdaki hakkaniyet uçurumunu kapatırız. Bunu şöyle açıklayalım, bir arkadaşınızdan 10 lira borç alırsanız aranızda adaletin sağlanması için ona ya 10 lirayı geri verirsiniz ya da 10 lira değerinde olduğuna anlaştığınız bir mal ya da hizmet verirsiniz. Adalet bu açıdan bakıldığında basit gibi görünse dahi konu anne ve babanıza gelince nasıl bir hal alır? Annenizi doğurabilir misiniz? Babanıza ömrü boyunca bakıp destek olabilir misiniz? Onların çocukluk masraflarını ve büyümeleri için çekilen emekleri karşılayabilir misiniz? Hayır! Çünkü bunlar onların sizler üzerindeki geri döndürülemez haklardır. Tanrı ebeveynlerimize olan bu hakların ödenmesi için 10 emirde açık buyruk bir vermiştir (Mısırdan Çıkış 20:12): Bu hakkı ancak ve ancak onlara saygı göstererek ödeyebiliriz. Peki anne ve babamızı, onların da ebeveynlerini yaratan ve tüm bu insanların tüm ihtiyaçlarını karşılamak için tüm evreni yaratmış olan ve bizi her an seven ve kendisine çekmek isteyen, her şeyi yoktan var edip bize sunan Tanrı’ya hakkını nasıl ödeyeceğiz? Tanrı ile aramızdaki bu adalet uçurumunu nasıl kapatabiliriz?

Tanrı’nın adalet sağlansın diye verdiği On Emir’in ilk üç tanesi kendisiyle ilgilidir. Bunlardan üçüncüsü Şabat Gününü kutsal tutmaktır (Yasa 15:5). Eski Ahit’te Cumartesi olan ve İsrailoğullarının Mısır’da kölelikten özgürlüğe kavuştuğu Şabat günü Yeni Ahit’te İsa Mesih’in kusursuz kurbanı ve ölümü yenerek dirilmesi ile tamamlanmıştır. Böylece insanların günahın köleliğinden özgürlüğe kavuşması ile Şabat, Rab’bin Günü olan Pazar günü olmuştur. Rab’bin Kilisesi kendisine verilen yetki ile (Matta 16:18-19) Pazar gününü Rab’bin günü olarak ilan etmiştir.

Bu günü Kutsal Ayin ile kutlarız. Kutsal Ayin’in odak noktası ise Efkaristiyadır. Efkaristiya Rab’bimiz tarafından tesis edilmiştir (Luka 22:14-20). Kutsal ayinde bize ekmek ve şarap olarak verilen Efkaristiya, gerçekten Mesih’in bizim için kurban edilen bedeni ve kanıdır (Yuhanna 6:55). Yani kısacası, Efkaristiya Sakramenti, Rab’bin kendisini kurban olarak sunduğu kusursuz kurbandır. Her Kutsal Ayin’de Efkaristiya’nın önünde durmamız ile gerçekten Mesih’in Çarmıh’ının dibinde durmamız arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü her Kutsal Ayin’de sunak üzerinde bu kurban tekrar eder (Katolik Kilisesi Kateşizmi 1372). Bu yüzden Kutsal Ayin’de gereken ciddiyeti ve saygıyı sergilemeye özen göstermeliyiz.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Augustinus, hiç kimsenin Tanrı sanmadığı şeye tapınmayacağını ve adak sunmayacağını söylemiştir (Tanrı Şehri, 10. kitap, 4. bölüm). Yani herkes rütbece üst insanlara saygı ve hürmet gösterebilir, hayranlık duyabilir ama kimse Tanrı olarak görmediği birine ya da bir şeye kurban sunup tapınmaz. Bizler Hristiyan olduğumuz için Kilise’nin bize bildirdiği görünen ve görünmeyen her şeyin Rab’bi olan, Kutsal Üçlü Birliği tanıyoruz ve ona tapıyoruz. Bu tapınmamız gene Tanrımız tarafından kusursuzlaştırılmıştır. Çünkü insanların asla veremeyeceği bir kurban vermiştir: kendi Oğlu’nu.

Efkaristiya sadece kurban değildir, aynı zamanda bir sofradır, bu sofra ile “komünyon” yani Kilise ile Tanrı’nın birliği sağlanır. Levililer kitabının ilk yedi bölümünde göreceğimiz üzere bir çok çeşit kurban vardır. Tamamen yakmalık sunuda (holocaust) tüm kurban Tanrı’ya eksiksiz olarak sunulurken, diğer sunularda bir kısmı tamamen yakılıp Tanrı’ya ayrılır bir kısmı ise rahiplere ve bir kısmı da imanlı halka sunulur. Efkaristiya da bizim için böyle bir sofradır. Mesih’in bedeni ve kanı ile Tanrı ve diğer imanlılar ile birliğimiz sağlanır. Bu tapınmalarımızın arka planda çok büyük gizemleri olsa bile günlük yaşamımız ile de çok derin bağları vardır. Hristiyanlığa girişi sağlayan üç gizem ile büyük bir şölene hazırlanırız. Normal hayatımızda da bir şölen yemeğine gitmeden önce yıkanırız (Vaftiz Sakramenti), parfüm ya da güzel kokulu yağlar sürünürüz (Konfirmasyon Sakramenti) ve şölen yemeğine katılırız (Efkaristiya Sakramenti).

Efkaristiya ile Mesih ile olan bağımız güçlenir ve Mesih içimizde yaşamaya başlar, hafif günahlarımız affolunur (ölümcül günahlar için hala Tövbe Sakramenti ile günah çıkarmalıyız), ileride düşebileceğimiz günahlara karşı direncimiz artar, ve Mesih İsa’nın en önemli buyruk olarak verdiği Tanrı’ya ve Komşuya karşı duydugumuz sevgimiz güçlenir.

Bu Sakramentlerden aldığımız lütufları burada daha fazla anlatacak değilim zira buna sayfalar yetmez. Ancak bizim her Pazar Günü Kutsal Ayin’de karşılaştığımız olay (Mesih’in Kurbanı) ve katıldığımız şölen (Efkaristiya) budur. Tanrı’nın kusursuz mükemmelliğini asla insan aklımızla kavrayamayacak olsak dahi, görünür etkilerine yani yaradılışa bakarak onu diğer her şeyin üstünde tutarak sevmesi gereken biz Hristiyanlar bu lütfu sadece her Pazar değil her gün istemeliyiz. Ancak günlük hayatın koşturmacası içinde günlük Kutsal Ayin’e katılamasanız dahi Kilise’nin Rab’den aldığı yetki ile öngördüğü üzere her Pazar günü (ve bayram günleri) Kutsal Ayin’e gitmeliyiz. Arkasında bu kadar sağlam sebepler varken ve bizim iyiliğimiz için olduğu aşikar iken bu buyruğa uymamak ölümcül bir günahtır.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Tabii hiç kimse elinde olmayan sebepler ya da imkansızlıklar nedeniyle ölümcül günaha düşemez. Kilise, Pazar günü Kutsal Ayin’e gitmemeye hastalık, bebek bakımı gibi durumlarda izin verebilir (Katolik Kilisesi Kateşizmi 2181). Bunun dışında şehrinizde Kilise yoksa hiç değilse Noel ve Paskalya gibi bayram günlerinde ve fırsatını buldukça Kutsal Ayin’e katılmanız iyi olacaktır. Pazar günü genelde bir çok cemaatte birden çok ayin yapılır. Bunların hiç birine katılamıyorsanız bile Cumartesi akşamı yapılan (zorumlu bayram günleri için de arifesi akşamı yapılan) Kutsal Ayin’e katılmanız görevinizi yerine getirmeniz açısından yeterli olacaktır. Ancak ailevi, ulaşım, sağlık ya da başka tür imkansızlıklarınız nedeniyle (örneğin hafta sonu size hiç vakit bırakmayan ve geçiminizi sağlamanız için tek kaynağınız olan bir iş gibi) Kutsal Ayin’e katılamıyorsanız sıkıntıya düşmeyin. Rab’bin boyunduruğu hafiftir ve olanaklarınız olmadığı için ölümcül günaha düşmezsiniz. Bu durumda bol bol dua edin böylece Rab size bir yol açacaktır.

Ancak bu tavsiyem dediğim gibi gerçekten HİÇ olanağı olmadığı için Kiliseye gidemeyen kardeşlerimedir. Yoksa Kilise’ye gidebileceğiniz halde gitmiyorsanız ve “evde dua ederim, bana yeter” diyorsanız size şunu söylemek zorundayım:

Evde dua etmemiz zaten bizim günlük ruhsal hayatımızın bir parçası olmalıdır fakat yukarıda bahsettiğim gereklilikleri yerine getirmez. Ne adaleti sağlar ne de size Rab tarafından ön görülmüş ve tesis edilmiş özel lütuf yollarını açar. Evde dua etmek sakramentler yerine geçemez. Ayrıca Rab dua etmesini öğretirken bile (Matta 6:9-13) hep BİZ demiştir, BEN dememiştir. Aramızda olacağının garantisi için toplanmamız şartını koymuştur (Matta 18:20). Rab’bin Kilisesi de daha ilk günlerinden beri Hristiyanlığı asla kişiye has bir durum olarak almamış ve imanlılar topluluğu olarak değerlendirmiştir (Yunanca: ekklesia, “kilise” kelimesinin kökenidir ve “topluluk” anlamına gelir).

Son olarak aşağıda Kutsal Ayin’e katılmak için Kilise’ye gitmemizin zorunlu olduğu bayram günlerini ve konu hakkında Katolik Kilisesi Kateşizmi’nin yazdıklarını paylaşıyorum.

Pax Christi,

Augustinus



Kutsal Ayine Katılmakla Yükümlü olduğumuz günler:

Tüm Pazar günleri (ya da arifesi olan Cumartesi akşamı) – (her Pazar Rab’bin dirilişini kutladığımız bayram günüdür)
Noel Bayramı (25 Aralık) – (ya da arifesi 24 Aralık akşamı)
Tanrı’nın Annesi Meryem Bayramı (1 Ocak)
Paskalya Bayramı (ya da arifesi)
Mesih İsa’nın Göğe Yükselmesi Bayramı (Paskalya’dan 40 gün sonraki Perşembe, bir sonraki Pazar’a kaydırılabilir)
Meryem Ana’nın Göğe Alınması (15 Ağustos)
Tüm Azizler Bayramı (1 Kasım)
Meryem Ana’nın Günahsızlığı (Lekesiz Rahme Düşmesi) Bayramı (8 Aralık)



Kaynak..: Veritasdei..




Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Katolik Kilisesi, Pazar günleri Kutsal Ayin’e katılmamızı buyurmuştur. Kilise’nin Kanon Kanunları şöyle der:

Kanon Kanunu 1247. Yasa:

“Pazar günleri ve diğer zorumlu bayramlarda, imanlılar Kutsal Ayin’e katılmakla yükümlüdürler. Tanrı’ya tapınmayı, Rab’bin Gününe yaraşır sevinci ya da zihnin ve bedenin dinlenmesini engelleyecek tüm iş ve ticaretten uzak durmalıdırlar.”

Kilise’nin bu kanununa uymamanın sonucu ölümcül günaha girmektir. Yani ortada haklı bir mazeret yok iken (bunların nasıl mazeretler olabileceğine aşağıda değinilecektir) Pazar günü ya da zorunlu bayram günleri ayine katılmazsanız ve bundan pişman olup, tövbe edip, günah çıkarmazsanız ruhunuzun kurtuluşunu tehlikeye atıyorsunuz demektir.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Peki Rab’bin Kilisesi neden böyle bir kural koymuştur? Tanrı bizim tapınmamızdan fayda sağladığı için ya da ibadetlerimize ihtiyacı olduğu için mi? Tabii ki hayır! Tanrı tamamen mükemmel ve eksiksiz bir varlıktır; bizim yapacağımız hiçbir şey ona bir şey ekleyemez ya da ondan bir şey eksiltemez. Bu buyruğu Tanrı bize olan sevgisi nedeniyle, biz evlatları iyi olalım diye vermiştir. Bunun nedenini önce felsefik ve sonra da teolojik olarak ele alacağız. Şimdiden uyarayım: uzun bir yazı olacak, zira Kutsal Ayin’e her hafta gitme zorunluluğunu anladığınız (ve bunu içselleştirdiğiniz) zaman Kilise’ye gitmek bir zorumluluk değil bir ihtiyaç ve severek yaptığınız bir eylem haline gelecektir. Önce felsefe ve mantıktan başlayalım zira iman esaslarımızı oluşturan buyrukların hepsi mantık ile anlatılıp kavranabilir:

Aristoteles şöyle demiştir:

“Tüm zanaatin ve tüm araştırmaların, aynı şekilde tüm eylemlerin ve uğraşların bir yararı (iyiliği) hedef aldığı düşünülür. Bu nedenle iyilik her şeyin amacı olarak gösterilir.” (Nikomakhos’a Etik, 1. Kitap)

Aristoteles tüm felsefe projesinin sonunda (Metafizik) nihai ve mutlak iyiliğin Tanrı olduğu sonucuna varmıştır, Kilise’nin en büyük doktorlarından biri olan Aziz Aquinolu Thomas ise bu sağlam temelli felsefeyi alıp “vaftiz etmiştir”. Tanrı iyiliğin kendisidir ve iyi olan her şey onun sayesinde iyi olur. Dolayısıyla bizim nihai iyiliğimiz ise Tanrı ile birlik olup sonsuz mutluluğa erişeceğimiz cenneteki “kutsal görüm” durumudur (1. Korintliler 13:12).

Bu felsefeler de kullanacağımız kısmı şöyle özetleyebiliriz:

-Aristoteles: “Mutluluk (toplumsal yaşamdaki mutluluk), insanın erdemlere göre aklıyla yaptığı eylemdir” der.

-Aquinolu Thomas’ın felsefesinde yine Aristoteles’in dediği tanımı alır fakat bu sefer mutluluk toplumsal hayat ile sınırlığı değildir ve sonsuz hayatımızı da kapsar.

Aquinolu Thomas, Aristotales’in Nikomakhos’a Etik eserindeki erdemler sistemini alıp dört büyük ana erdeme oturtmuştur: sağduyululuk, dayanıklılık, adalet ve ölçülülük.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Bizim konumuz ise adalet erdemine bağlı olan “Din Erdemidir”. Din adalete bağlıdır çünkü din sayesinde Tanrı ile aramızdaki hakkaniyet uçurumunu kapatırız. Bunu şöyle açıklayalım, bir arkadaşınızdan 10 lira borç alırsanız aranızda adaletin sağlanması için ona ya 10 lirayı geri verirsiniz ya da 10 lira değerinde olduğuna anlaştığınız bir mal ya da hizmet verirsiniz. Adalet bu açıdan bakıldığında basit gibi görünse dahi konu anne ve babanıza gelince nasıl bir hal alır? Annenizi doğurabilir misiniz? Babanıza ömrü boyunca bakıp destek olabilir misiniz? Onların çocukluk masraflarını ve büyümeleri için çekilen emekleri karşılayabilir misiniz? Hayır! Çünkü bunlar onların sizler üzerindeki geri döndürülemez haklardır. Tanrı ebeveynlerimize olan bu hakların ödenmesi için 10 emirde açık buyruk bir vermiştir (Mısırdan Çıkış 20:12): Bu hakkı ancak ve ancak onlara saygı göstererek ödeyebiliriz. Peki anne ve babamızı, onların da ebeveynlerini yaratan ve tüm bu insanların tüm ihtiyaçlarını karşılamak için tüm evreni yaratmış olan ve bizi her an seven ve kendisine çekmek isteyen, her şeyi yoktan var edip bize sunan Tanrı’ya hakkını nasıl ödeyeceğiz? Tanrı ile aramızdaki bu adalet uçurumunu nasıl kapatabiliriz?

Tanrı’nın adalet sağlansın diye verdiği On Emir’in ilk üç tanesi kendisiyle ilgilidir. Bunlardan üçüncüsü Şabat Gününü kutsal tutmaktır (Yasa 15:5). Eski Ahit’te Cumartesi olan ve İsrailoğullarının Mısır’da kölelikten özgürlüğe kavuştuğu Şabat günü Yeni Ahit’te İsa Mesih’in kusursuz kurbanı ve ölümü yenerek dirilmesi ile tamamlanmıştır. Böylece insanların günahın köleliğinden özgürlüğe kavuşması ile Şabat, Rab’bin Günü olan Pazar günü olmuştur. Rab’bin Kilisesi kendisine verilen yetki ile (Matta 16:18-19) Pazar gününü Rab’bin günü olarak ilan etmiştir.

Bu günü Kutsal Ayin ile kutlarız. Kutsal Ayin’in odak noktası ise Efkaristiyadır. Efkaristiya Rab’bimiz tarafından tesis edilmiştir (Luka 22:14-20). Kutsal ayinde bize ekmek ve şarap olarak verilen Efkaristiya, gerçekten Mesih’in bizim için kurban edilen bedeni ve kanıdır (Yuhanna 6:55). Yani kısacası, Efkaristiya Sakramenti, Rab’bin kendisini kurban olarak sunduğu kusursuz kurbandır. Her Kutsal Ayin’de Efkaristiya’nın önünde durmamız ile gerçekten Mesih’in Çarmıh’ının dibinde durmamız arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü her Kutsal Ayin’de sunak üzerinde bu kurban tekrar eder (Katolik Kilisesi Kateşizmi 1372). Bu yüzden Kutsal Ayin’de gereken ciddiyeti ve saygıyı sergilemeye özen göstermeliyiz.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Augustinus, hiç kimsenin Tanrı sanmadığı şeye tapınmayacağını ve adak sunmayacağını söylemiştir (Tanrı Şehri, 10. kitap, 4. bölüm). Yani herkes rütbece üst insanlara saygı ve hürmet gösterebilir, hayranlık duyabilir ama kimse Tanrı olarak görmediği birine ya da bir şeye kurban sunup tapınmaz. Bizler Hristiyan olduğumuz için Kilise’nin bize bildirdiği görünen ve görünmeyen her şeyin Rab’bi olan, Kutsal Üçlü Birliği tanıyoruz ve ona tapıyoruz. Bu tapınmamız gene Tanrımız tarafından kusursuzlaştırılmıştır. Çünkü insanların asla veremeyeceği bir kurban vermiştir: kendi Oğlu’nu.

Efkaristiya sadece kurban değildir, aynı zamanda bir sofradır, bu sofra ile “komünyon” yani Kilise ile Tanrı’nın birliği sağlanır. Levililer kitabının ilk yedi bölümünde göreceğimiz üzere bir çok çeşit kurban vardır. Tamamen yakmalık sunuda (holocaust) tüm kurban Tanrı’ya eksiksiz olarak sunulurken, diğer sunularda bir kısmı tamamen yakılıp Tanrı’ya ayrılır bir kısmı ise rahiplere ve bir kısmı da imanlı halka sunulur. Efkaristiya da bizim için böyle bir sofradır. Mesih’in bedeni ve kanı ile Tanrı ve diğer imanlılar ile birliğimiz sağlanır. Bu tapınmalarımızın arka planda çok büyük gizemleri olsa bile günlük yaşamımız ile de çok derin bağları vardır. Hristiyanlığa girişi sağlayan üç gizem ile büyük bir şölene hazırlanırız. Normal hayatımızda da bir şölen yemeğine gitmeden önce yıkanırız (Vaftiz Sakramenti), parfüm ya da güzel kokulu yağlar sürünürüz (Konfirmasyon Sakramenti) ve şölen yemeğine katılırız (Efkaristiya Sakramenti).

Efkaristiya ile Mesih ile olan bağımız güçlenir ve Mesih içimizde yaşamaya başlar, hafif günahlarımız affolunur (ölümcül günahlar için hala Tövbe Sakramenti ile günah çıkarmalıyız), ileride düşebileceğimiz günahlara karşı direncimiz artar, ve Mesih İsa’nın en önemli buyruk olarak verdiği Tanrı’ya ve Komşuya karşı duydugumuz sevgimiz güçlenir.

Bu Sakramentlerden aldığımız lütufları burada daha fazla anlatacak değilim zira buna sayfalar yetmez. Ancak bizim her Pazar Günü Kutsal Ayin’de karşılaştığımız olay (Mesih’in Kurbanı) ve katıldığımız şölen (Efkaristiya) budur. Tanrı’nın kusursuz mükemmelliğini asla insan aklımızla kavrayamayacak olsak dahi, görünür etkilerine yani yaradılışa bakarak onu diğer her şeyin üstünde tutarak sevmesi gereken biz Hristiyanlar bu lütfu sadece her Pazar değil her gün istemeliyiz. Ancak günlük hayatın koşturmacası içinde günlük Kutsal Ayin’e katılamasanız dahi Kilise’nin Rab’den aldığı yetki ile öngördüğü üzere her Pazar günü (ve bayram günleri) Kutsal Ayin’e gitmeliyiz. Arkasında bu kadar sağlam sebepler varken ve bizim iyiliğimiz için olduğu aşikar iken bu buyruğa uymamak ölümcül bir günahtır.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Tabii hiç kimse elinde olmayan sebepler ya da imkansızlıklar nedeniyle ölümcül günaha düşemez. Kilise, Pazar günü Kutsal Ayin’e gitmemeye hastalık, bebek bakımı gibi durumlarda izin verebilir (Katolik Kilisesi Kateşizmi 2181). Bunun dışında şehrinizde Kilise yoksa hiç değilse Noel ve Paskalya gibi bayram günlerinde ve fırsatını buldukça Kutsal Ayin’e katılmanız iyi olacaktır. Pazar günü genelde bir çok cemaatte birden çok ayin yapılır. Bunların hiç birine katılamıyorsanız bile Cumartesi akşamı yapılan (zorumlu bayram günleri için de arifesi akşamı yapılan) Kutsal Ayin’e katılmanız görevinizi yerine getirmeniz açısından yeterli olacaktır. Ancak ailevi, ulaşım, sağlık ya da başka tür imkansızlıklarınız nedeniyle (örneğin hafta sonu size hiç vakit bırakmayan ve geçiminizi sağlamanız için tek kaynağınız olan bir iş gibi) Kutsal Ayin’e katılamıyorsanız sıkıntıya düşmeyin. Rab’bin boyunduruğu hafiftir ve olanaklarınız olmadığı için ölümcül günaha düşmezsiniz. Bu durumda bol bol dua edin böylece Rab size bir yol açacaktır.

Ancak bu tavsiyem dediğim gibi gerçekten HİÇ olanağı olmadığı için Kiliseye gidemeyen kardeşlerimedir. Yoksa Kilise’ye gidebileceğiniz halde gitmiyorsanız ve “evde dua ederim, bana yeter” diyorsanız size şunu söylemek zorundayım:

Evde dua etmemiz zaten bizim günlük ruhsal hayatımızın bir parçası olmalıdır fakat yukarıda bahsettiğim gereklilikleri yerine getirmez. Ne adaleti sağlar ne de size Rab tarafından ön görülmüş ve tesis edilmiş özel lütuf yollarını açar. Evde dua etmek sakramentler yerine geçemez. Ayrıca Rab dua etmesini öğretirken bile (Matta 6:9-13) hep BİZ demiştir, BEN dememiştir. Aramızda olacağının garantisi için toplanmamız şartını koymuştur (Matta 18:20). Rab’bin Kilisesi de daha ilk günlerinden beri Hristiyanlığı asla kişiye has bir durum olarak almamış ve imanlılar topluluğu olarak değerlendirmiştir (Yunanca: ekklesia, “kilise” kelimesinin kökenidir ve “topluluk” anlamına gelir).

Son olarak aşağıda Kutsal Ayin’e katılmak için Kilise’ye gitmemizin zorunlu olduğu bayram günlerini ve konu hakkında Katolik Kilisesi Kateşizmi’nin yazdıklarını paylaşıyorum.

Pax Christi,

Augustinus



Kutsal Ayine Katılmakla Yükümlü olduğumuz günler:

Tüm Pazar günleri (ya da arifesi olan Cumartesi akşamı) – (her Pazar Rab’bin dirilişini kutladığımız bayram günüdür)
Noel Bayramı (25 Aralık) – (ya da arifesi 24 Aralık akşamı)
Tanrı’nın Annesi Meryem Bayramı (1 Ocak)
Paskalya Bayramı (ya da arifesi)
Mesih İsa’nın Göğe Yükselmesi Bayramı (Paskalya’dan 40 gün sonraki Perşembe, bir sonraki Pazar’a kaydırılabilir)
Meryem Ana’nın Göğe Alınması (15 Ağustos)
Tüm Azizler Bayramı (1 Kasım)
Meryem Ana’nın Günahsızlığı (Lekesiz Rahme Düşmesi) Bayramı (8 Aralık)



Kaynak..: Veritasdei..


__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 15 Ekim 2018, 21:31   #2
Çevrimiçi
Cevap: Pazar Günleri Neden Kiliseye Gitmeliyiz?





KATOLİK KİLİSESİ KATEŞİZMİ

2042 Birinci buyruk (“Pazar günleri ve öteki dini bayramlarda Ayine katıl ve iş yapma”) inanlılardan Rab’bin Dirilişinin anıldığı günü, aynı zamanda Rab’bin, Meryem Ana’nın ve azizlerin gizlerine saygı gösterildiği başlıca dini bayramları kutlamalarını, her şeyden önce Hıristiyan Cemaatini bir araya getiren efkaristiya kurbanına katılarak ve bu günleri kutlamaya engel olacak bütün iş ve çalışmaları bırakmalarını ister.

2180 Kilise buyruğu Rab’bin Yasasını belirler ve kesinleştirir: “Pazar günü ve öteki bayram günlerinde inanlılar Ayine katılmak zorundadırlar. Katolik ritine göre yapılan ayinin yapıldığı günde ya da bir önceki günün akşamında katılan kişi o ayine katılmış sayılır.”

2181 inanlılar bayram günlerinde herhangi ciddi bir nedenleri yoksa (örneğin hastalık, bebek bakımı) ya da kendi papazları tarafından izinli değillerse Efkaristiya kurbanına katılmak zorundadırlar.

2183 “Papazların olmaması ya da başka bir ciddi nedenden dolayı Efkaristiya kurbanına katılmak mümkün değilse, inanlıların eğer yapılıyorsa bir çevre kilisesinde ya da bir başka kutsal yerde episkoposluk episkoposunun belirlediği koşullarda kutlanan ayine katılmaları ya da uygun bir zamanda tek başına ya da ailece, ya da, duruma göre, ailelerin oluşturduğu gruplarda ibadet etmeleri şiddetle tavsiye edilir.”

2184 Tanrı’nın “yaptığı onca işten sonra dinlendiği gibi” (Yar 2, 2) insan yaşamı da çalışma ve dinlenmeyle ritimlendirilmiştir. Rab’bin Gününün tesis edilmiş olması herkes dinlenecek ve ailevi, kültürel, sosyal ve dinsel yaşamlarını geliştirebilecek yeterli boş zamanı sağlar.

2185 Pazar ve diğer dini bayram günlerinde inanlılar Tanrı’ ya sunacakları kültü, Rab’bin Gününe özgü sevinci, ruha ve bedene uygun gevşemeyi ve hayır işlerini engelleyecek çalışma ve faaliyetlerden uzak duracaklardır. Ailevi gereksinimler ya da önemli bir kamu çıkarı pazar günü dinlenmesinin meşru mazereti sayılabilir. İnanlılar meşru mazeretlerin dine, aile yaşamına ve sağlığa zararlı alışkanlıklar haline gelmemesine dikkat edeceklerdir.

Gerçek sevgisi kutsal boş zamanı arar; sevgi mecburiyeti haklı işi kabul eder.(A. Augustinus, civ. 19, 19)

2186 Boş zamanları olan Hıristiyanlar aynı ihtiyaçlara ve aynı haklara sahip olan ama yoksullukları ve sefaletleri yüzünden dinlenemeyen kardeşlerini hatırlasınlar. Pazar günü geleneksel olarak Hıristiyan dindarlığı tarafından hayır işlerine, hastalara, sakatlara ve yaşlılara hizmete ayrılmıştır. Hıristiyanlar pazar günleri ailelerine ve yakınlarına haftanın diğer günleri pek mümkün olmayan zamanı ayırarak ve özeni göstererek pazar günlerini daha da kutsallaştırmış olacaklardır. Pazar günü içsel yaşamı ve Hıristiyan yaşamını geliştirmeye yarayacak düşünme, sessiz kalma, kültür ve meditasyon günüdür.

2187 Pazar günlerini ve diğer dini bayram günlerini kutlamak toplu bir çaba gerektirir. Her Hıristiyan başkalarına Rab’bin gününü kutlamasını engelleyecek bir şeyi gereksiz yere empoze etmekten kaçınmalıdır. Pazar günü çalışması isteyen turnuva, şenlik (spor, restoran, vb.) ya da sosyal bir etkinlik (kamu hizmeti, vb.) durumlarında herkes kendisine yeterince boş zaman bulma sorumluluğu içindedir. Hıristiyanlar topluca eğlenenler arasında çıkması muhtemel aşırılıktan ve şiddetten sevgiyle ve itidalle kaçınacaklardır. Ekonomik sıkıntılara rağmen kamu otoriteleri vatandaşlarına dinlenme ve Tanrı’ya tapınma zamanı ayırma konusunda güvence vereceklerdir. İşverenlerin de işçilere karşı buna benzer sorumlulukları vardır.

2188 Herkesin dini özgürlüğüne ve kamu yararına saygı gereği Hıristiyanlar pazar günlerini ve dini bayramları tatil günleri olarak kabul ettirmelidirler. Herkese açıkça ibadet, saygı ve sevinç örneği vermeli ve toplumun tinsel yaşantısına değerli bir katkıda bulunan geleneklerini savunmalıdır. Ülkenin yasaları ya da başka nedenler pazar günü çalışmayı zorunlu kılıyorsa, bu gün hiç olmazsa bizim “adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuna” (İbr 12, 22-23), bu bayram şenliğine katılmamızı sağlayacak kurtuluş günü gibi geçirilmelidir.



ÖZET

2189 “Sept gününü kutlamak için tut” (Tes 5, 12). “Yedinci gün Rab’be adanmış tam dinlenme günü olacaktır” (Çık 31, 15).

2190 Birinci yaratılışın tamamlanmasını gösteren Sept gününün yerini Mesih’in Dirilişiyle başlattığı yeni yaratılışı anımsatan pazar günü almıştır.

2191 Kilise Mesih’in Dirilişini sekizinci gün, haklı olarak Rab’ bin günü denilen pazar günü kutluyor.

2192 “Pazar günü bütün Kilise’de başlıca dini bayram günü olarak kutlanmalıdır.” “Pazar günü ve diğer dini bayram günleri Hıristiyanlar ayine katılmak zorundadırlar.”

2193 “Pazar günleri ve diğer dini bayram günlerinde Hıristiyanlar Tanrı’ya tapınmalarını, Rab’bin gününün vereceği sevinci yaşamalarını ya da ruhun ve bedeni uygun bir şekilde gevşemesini engelleyen çalışmaları ve uğraşları bir yana bırakacaklardır.”

2194 Pazar gününün tesis edilmiş olması “herkese dinlenecek ve ailevi, kültürel, sosyal ve dinsel yaşamlarını geliştirebilecek yeterli boş zamanı sağlar”.

2195 Her Hıristiyan başkalarına Rab’bin gününü kutlamasını engelleyecek bir şeyi gereksiz yere empoze etmekten kaçınmalıdır.



__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
pazar günleri neden kiliseye gitmeliyiz?

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bakan Canikli: "Alışveriş merkezleri pazar günleri kapanmayacak" Desmont Haber Arşivi 0 11 Aralık 2014 18:09
Evlilik Danışmanına Neden Gitmeliyiz Liaaa Aile Evlilik ve Çocuklar 0 17 Şubat 2012 01:18
BBC Türkçe Nijerya'da kiliseye saldırı: En az 6 ölü Lucifer Haber Arşivi 0 06 Ocak 2012 08:35
Hristyanlar Neden Kiliseye Giderler? Dilara Hristiyanlık 0 26 Ağustos 2008 19:00