IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Eylül 2015, 17:47   #1
Çevrimdışı
Paranın Cinleri


sohbet


Paranın Cinleri ; Murathan Mungan



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.




Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:

1. Basım: Şubat 199710. Basım: Ağustos 2012Çocukluk, yakın akrabalar, Mardin, kitaplar, sevgiler, eski fotoğraflar... Murathan Mungan'ın 1988-96 arasında yazdığı on metnin biraraya gelmesiyle oluşmuş otobiyografik bir anlatı Paranın Cinleri. Okurunu kendine çok yakın hisseden, paylaşan, içten dilinin yanı sıra, Mungan yapıtlarının biyografik kökenlerine işaret etmesiyle de özel bir kitap... Kitabın arka kapağında şunları söylüyor Mungan:
"O fotoğraflar, bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarımızı. Bizi beklemeden gidenleri. Bizim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize, hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.
...Biz büyüdükçe, o fotoğraflar da yeni anlamlar, yeni tarihler edinir. Kimi eski öykü parçacıkları, yeni kavrayışların ışığında yepyeni anlamlar kazanır; ya da daha önceden bilmediğimiz, yeni duyduğumuz, ya da öğrenmemize ancak şimdi izin verilen kimi yeni bilgilerle birleşerek, toprak altından çıkarılan kırık parçaların birbirine eklenerek gövdeyi bütünlemesi gibi, yepyeni bir görünüş, yepyeni bir varlık kazanır. Aynı fotoğraflar gözlerimizin önünde sır değiştirir. Hikâyeler derinleşir. Pus ve ışık, aynı gölgeler üzerinde yer değiştirir.
Gözlerini koruyamayanların zamanla bakacak fotoğrafları da kalmaz. Albümler kadar gözlerimizi de korumamız gerekir, diye düşünüyorum."


İÇİNDEKİLER
Paranın Cinleri
Mavi Boncuklu Kız
Bunlar Artık Yok
Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım
Pevruze için Resim Altı
Keşfedilmek
Opera ve Diğerleri
Beyzi
Fazla Cesaret Fazla Merhamet Fazla Sevgi
Gizli Ben

OKUMA PARÇASI;
"Paranın Cinleri", s. 12-14
Ne de olsa onlar, paranın her şey olmadığı devirlerin insanlarıydı.
İki yıllık Niğde sürgününden sonra, iki yıl da Adana'da kalıyorlar. O güne dek hiç çalışmamış bu insanlar ticaret yapmaya kalkışıyor ve başarısızlığa uğruyorlar. Bu arada her şeyi şuursuzca satmaya başlayan büyükbabamı vesayet altına alıyorlar, babamsa Adana Erkek Lisesi'nde yatılı olarak okumaya başlıyor.
Sürgünden sonra Mardin'e döndüklerinde her yerde tam bir karmaşa ve zorbalık hüküm sürüyor. Pevruze Sultan, çarşafı, peçeyi atıp köyün başına geçmeye kalkışıyor, büyük çatışmalar çıkıyor. Değerler altüst olmuş, konumlar yer değiştirmiştir. Akrabalar birbirine düşüyor, yağma talan kıyım hüküm sürüyor. Gene bir toprak kavgası sırasında büyük amcam İbrahim, köyün muhtarı Uso'yu vuruyor, hapse düşüyor. Evde aç kalma pahasına her gün en iyi cins yemekler taşınıyor Mardin hapishanesinde yatan, bir zamanların Mardin mutasarrıfı Hacı Faris Çelebi'nin torunu olan İbrahim'e. Soyluluğun onuru korunmaktadır.
Adana Erkek Lisesi'ni bitiren İsmail'in ardı sıra çocuklarını toplayarak Istanbul'a geliyor babaannem. O yıllarda daha çok Rum ve Ermenilerin yoğunlukta olduğu Büyükdere'de bir Ermeni evine kiracı olarak yerleşiyorlar. Kurtarabildikleri malları satmışlardır ve artık Mardin'de bunca sıkıntıyla yaşamak ağırlarına gitmektedir. Artık tek umutları babamın okumasıdır; değişen koşulların farkında olmamak artık mümkün değildir. Babam Istanbul Hukuk Fakültesi sınavlarını kazanıyor.
Satılacak mal kalmamış, bozdurulacak altınlar tükenmiştir. Herkes çalışmak zorunda kalıyor. Daha önceleri dadılarla, lalalarla büyüyen ve saçlarının her örüğünde altın liralar taşıyan kızlar birdenbire kendilerini, farklı bir kültürün ortasında, ayaklarında takunyalarla, rejide, kibrit fabrikasında çalışırken buluyorlar. İkinci Dünya Savaşı yılları, Türkiye savaşa girmemiş ama ağır bir ekonomik bunalım sürüyor. Her şey karneyle satılıyor. Nitekim parçalanmış kimliklerini daha fazla taşıyamayacak, aile ardı ardına kayıplar vermeye başlayacaktır: Zekiye, bir verem hastanesinde hayata gözlerini yumacaktır. Küçük amcam Abdülkadir, bireysel bir kurtuluş umudu ve kendi hayatını kurmak amacıyla evden kaçarken, babam da siyasal nedenle okulu bırakıp Suriye'ye kaçıyor.
Büyükbabam, Istanbul'da üç yıl kaldıktan sonra Mardin'e geri dönüyor, Suriyeli bir tacirden alacaklarını toplamak ve her şeye yeniden başlamak umuduyla Suriye'ye geçiyor. Paranın cinleri sevmiyorlar onu. Kimse borcunu ödemiyor, küskün Mardin'e geri dönerken sınırda Suriye askerleri, Türk casusu diye yakalıyor ve ağır işkencelerden geçirdikten sonra salıveriyorlar. Niğde Hapishanesi'nden kalma devlet ve üniforma korkusu iyice depreşiyor, hastalanıyor ve Mardin Devlet Hastanesi'ne kaldırılıyor, orada çalışan bir temizlikçi kadın, bir zamanlar malikânesinde çalıştığı bu adamı hastane odasında tanıyor ve yakın akrabalarına öldüğünü haber veriyor. Cenazesini kaldıran akrabaları daha sonra Savur'daki kavaklıklar satıldığında Istanbul'a gönderecekleri paradan cenaze masraflarını kesmeyi unutmuyorlar. Paranın cinleri son hakkını istiyor.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER;

Lanotte Trello, “Murathan Mungan, olabildiğince!”, mutasyon.net
Kimi zaman yazdıklarıyla, kimi zaman olaylarıyla, bir şekilde; hemen her gün karşımıza çıkan –çıkartılan–; insanların zamanını, bildik, aldatmalık ve en önemlisi bomboş, çalan gündemlerin çok dışında. Mungan, kim ne derse desin son dönem Türk Edebiyatı'nın önemli kilometre taşlarından biri olmak yolunda.
Yetişdiği Mardin'in alışkın olduğumuz –ya da alışkın olmaya alıştırıldığımız– insan tipinden biraz uzak. ileri görüşlü bir babaya müteşekkir olduğu temiz, akıcı, güzel Türkçe'siyle meydana getirdiği –ki bazıları şimdiden Türk Edebiyatı'nda kendine özel bir yer edinmiş– eserler, onun biraz farklı olduğunu anlamamıza yetiyor zaten.
Belki biraz sembolik ama dil ağdalarından uzak. Asıl vermek istediğini, insanı, içinde bir yerden vurup, duygularla aktarıyor zaten. Dolgu maddesinin duygu olduğu trajik ve çoğu zaman trajikomik anlatılarında, koşullandırılmış, inandırılmak istenilene inandırılan; "Tıpatıp olmayı erdem sayıyorlar"; Çoğu zaman çekingen ve yalıtılmış; "Çok yaşar, çabuk ölür ilk tuttuğu sipere hayatının kalesini inşa edenler"; ama her şeyden çok yabancı, korku derecesinde bilmek arzusundan uzak insan tipini, eleştirel, didaktik, ve oldukça kesin kullanıyor Mungan.
Doğduğu istanbul, yetiştiği Mardin, büyüdüğü Batı; Beyoğlu'nun arka sokaklarında başlayıp, Mardin abbaralarında sona erdiremediğiniz puslu yolculuklarınızda hep size eşlik eder, siz farketmeseniz bile.
Aslında Mungan en iyi bildiğini, yaşadığını yazmaktan başka bir şey yapmıyor zaten. Eğer ilk defa okuyorsanız, ilk başta yabancılık çekeceğiniz; yıldızlar, ay, cinler, geyik ve yılan gibi sembollerin hemen hepsi Mungan'ın kafasındaki, keyfekeder serpişmiş anılardan bir demet yalnızca.
Doğu ve Batı'yı birleştirme, daha doğrusu bilmemek isteyen Batı'ya Doğu'yu anlatma arzusunun etkisi altından biraz çıkıp, ufkunuzu bir kaç sözcük ileri taşıdınızmı; soluk, ince ve keskin simgelerin altında hep aynı şeyi bulursunuz Mungan kitaplarında: Sevgi, sevda, aşk,çok tutku.
Bu biraz da hep sevginin olduğunu zannettiğiniz bir şeyin altında; başka bir şeyler keşfedip ulaştığınız çoşkunun, aslında, keşfettiğiniz şeylerin altından da yine ve yine ilk anda gördüklerinizden başka bir şey çıkmayışının getirdiği hayalkırıklığına benzer.
Sevgi ve kör tutku hep vardır Mungan'ın şiirlerinde. "Bildiğim kendimi bildim bileli hep aşık olduğum / Bildiğim ancak aşıkken varolduğum / işte bu yüzden, benim için aşık olmak / Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum". Yaratılışında ihanet olan insana bile, "İhanet ancak sevgı söz konusuysa vardır" diye kılıf uydurur Mungan. Sevdanın bölücü oluşu ( "insanı ilk kendinden sonra da başkalarından ayırır" ), imkânsızlıklarıyla varolan sevgiler ( "Kimbilir belki de sevgiler imkansızdır" ), ve âşığını öldürmeden mümkün olmayan sevgiler; aşkı, onsuz olunmayan ama olduğunda da sanki kainatın bütün harmonisini, iç hiyerarşisini yok eden, aslen yıkıcı bir düşünötesi olgu yapıp çıkıveriyor işin içinden.
Tutkuysa biraz daha farklı Mungan için. "Tutku tek başına ve çıplaktır. Kendisi için ve kendisiyle vardır". Tutku bir takıntı, dönüp dolaşıp çıkamadığımız; çıkamadıkça daha çok dönüp dolaştığımız, sinir bozucu bir labirent. Mungan'ın kitaplarında amaç, genelde, oluşturduğu tutku tarafından yok edilir. Bu bağlamda ise amaç,biraz da Machivelist yaklaşımlarla amaçlıktan da çıkar.
Tüm bu kavram kargaşaları içinde, Mungan kimi zaman hayata dair, basit,ama görmeye o denli alıştığımız, işte bu yüzden sanki bakınca körleştiğimiz, duyguları, olayları ve varlıkları, gözümüze gözümüze sokmaktan, okuyanı (okuyanı) beklenmedik bir anda şaşırtmaktan büyük zevk alır. Kaçan hayat, kaçan zaman ve bu sayede gene ve gene anılar baş köşededir çoğu zaman. "Hayret doğrusu / daha vakit var diye / dönüp de bir gün / kaldığımız yerden, hepsini birden / yaşarız sandık /oysa emanetmiş bizim sandıklarımız / içlerinde kilitli kalmış onca şeyle / günü geldi / aldılar."
Işığın bir başka kırılıp zamanın ise kaydığı; tesadüflerin hikayenin ( "Herkesin hayatı bir hikâyedir" ) altyapısını oluşturduğu dünyalar; genelde bizim bildiğimiz dünyadan oldukça uzaktır Mungan'ın kafasında. Alice’in (Harikalar Diyarı'ndaki) aramızda dolaştığı, Pamuk Prenses’in haldır haldır yedi cücelerini ve kötü cadıyı arayıp sonunda kartlayıp öldüğü bu dünya; Mungan'ın "maceram" dediği , yazarın temelini [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kitabında attığı, farklı odalarda yaşanan maceralardan başka bir şey değil aslında. Ama, Mungan'ın bu öte-dünyası, bildiğimiz, yaşadığımız dünyadan ne bağlarını koparır, ne de gönderme yapmaktan geri kalır bu arada?
Murathan Mungan böyle işte. Biraz kendince, biraz herkes gibi; herkes gibi. Tuttuğunu altın eden bir sihirbaz değil ama, ışıl ışıl parlıyor Mungan'ın çocukları [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] listelerin tepesinde, Mungan oldukça gündemde, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ise herkesin okuması gerekir listemde ilk onda. Sizeyse yalnızca okumak kalmış.
“ve siz hiç yakından gördünüz mü
tebessümüyle hala ışıyan
lakin artık çatlamış bir kadehten sızan
rengini eski bir şarabın”
Yazıdaki alıntılar, yazarın: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...],[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kitaplarından alınmıştır.



Ali Haydar Fırat, “Paranın Cinleri: Bir Göçebeliğin Serüveni”
Murathan Mungan’ın kitaplarını, yazdığı senaryo ve oyunları okuyanlar oradaki düş gücüne ve yaratıma hayran kalıyorlar. Eğer [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]’ni okumamışsanız Mungan’ın yaratıcılığının kaynaklarını tam olarak kavrayamazsınız. Mungan büyük bir içtenlik ve dürüstlükle yazma eyleminin arka planındaki dünyanın kapılarını açıyor. Ve orada şöyle bir sonuç çıkıyor. Eğer çocukluğunuz zengin bir gelenek, mistisizm ve çelişkiler üzerinde gelişmişse yaratıcılığınız zaman ve mekân sınırlarını aşıyor. Mungan doğunun geleneksel dünyasının içinde modernlikle tanışıyor, modern yaşamın içinde ise geleneğin derinliğini keşfediyor. Elbette ki bütün bunları düş gücüne çıkaran taşranın tek düzeliği oluyor. Çünkü taşra size sonsuz bir düşünme imkanı ve uzamı yaratıyor. Bu kitabı okuyunca kendi dünyama ilişkin çok şey çıkardım. Varto’nun (Muş) bir köyünde geçen çocukluğum tarihi olay, öykü ve serüvenleri dinlemekle geçti: Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Yezid, Emevileri, Ebu Müslim, Abbasiler, Harun Reşid, büyük devler, kahraman aşiret ağaları, mirler, beyler ve sonsuz çeşitlikte kahramanlıklar, acılar, aşklar, yalnızlıklar ve ölüme meydan okuyan cengâverler. Şimdi çok iyi hatırlıyorum, dedemin, annemin anlattığı öyküleri, masalları ve hikâyeleri dinlerken duyduğum korku, heyecan ve coşkuyu hiçbir modern anlatıda yaşayamadım. Sanırım sevgili Murathan Mungan’da benzer bir duygu içindedir. Elbette taşranın yalnızlığı içinde bütün bu anlatıları gününüze, kendinize ve yaşamınıza uyarlıyorsunuz. Genelde kahramanın yerine geçiyor ve kadere hükmediyorsunuz. Mungan’da bu kitabında Mahmud ile Yezida, Taziye, Lal Masallar vb eserlerinde çocukluğuna eşlik eden kişi ve durumları yeniden yaratıyor. Hem onlara şükran borcunu ödüyor hem de onları başka bir dünyaya taşıyor.
Taşranın kadim yokluğunda ve sonsuzluğunda düşün içinde yaşamaktan, düşsel bir dünya kurmaktan ve orada kendinizi var etmekten başka bir imkanınız yoktur. Ya taşarının epiğine teslim olur ve sıradanlığın boğuntusunda yok olursunuz ya da düşler kurar ve o düşlerin sizi başka bir dünyaya taşımasına izin verirsiniz. Murathan Mungan’da da kendimde de keşfettiği şey düşlerin ikimizin hayatını kurtardığı gerçeğidir. O ünlü olmanın hayalini kuruyordu ve başardı ben de kente yaşamanın, üniversite okumanın ve de iyi bir politikacı olmanın özlemini çekiyordum ki hala başarmış değilim. Ama ikimiz de taşradan kurtulma ve oranın dışında bir hayat kurmayı başardık. Bu belki çok zor bir iş şey değilmiş gibi gelebilir ama yaşadığınız çocukluk ne kadar düş kurduruyorsa kurtulmaya dönük o kadar zor ve çıkılması mümkün olmayan bir dünyada yaşıyorsunuz demektir. Yani Mungan’ın Mardin’den benim ise Muş’tan Ankara gelmem sadece bir kent değişikliği değildir, bir dünya değişikliğidir. Bitmeyen yolculuğa eşlik eden sonsuz acıların ve bu dünyaya tercüme edilmeyecek serüvenlerin bileşkesinde tuttuğu iki dünyanın, arafın, aidiyetinden yoksun bir göçebeliktir. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] bir göçebenin düşlerinin nasıl canlandırıldığını anlatıyor, Mungan’ı ve başka bir dünyayı anlamak isteyenler.




Paranın Cinleri ; Murathan Mungan



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.




Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:

1. Basım: Şubat 199710. Basım: Ağustos 2012Çocukluk, yakın akrabalar, Mardin, kitaplar, sevgiler, eski fotoğraflar... Murathan Mungan'ın 1988-96 arasında yazdığı on metnin biraraya gelmesiyle oluşmuş otobiyografik bir anlatı Paranın Cinleri. Okurunu kendine çok yakın hisseden, paylaşan, içten dilinin yanı sıra, Mungan yapıtlarının biyografik kökenlerine işaret etmesiyle de özel bir kitap... Kitabın arka kapağında şunları söylüyor Mungan:
"O fotoğraflar, bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarımızı. Bizi beklemeden gidenleri. Bizim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize, hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.
...Biz büyüdükçe, o fotoğraflar da yeni anlamlar, yeni tarihler edinir. Kimi eski öykü parçacıkları, yeni kavrayışların ışığında yepyeni anlamlar kazanır; ya da daha önceden bilmediğimiz, yeni duyduğumuz, ya da öğrenmemize ancak şimdi izin verilen kimi yeni bilgilerle birleşerek, toprak altından çıkarılan kırık parçaların birbirine eklenerek gövdeyi bütünlemesi gibi, yepyeni bir görünüş, yepyeni bir varlık kazanır. Aynı fotoğraflar gözlerimizin önünde sır değiştirir. Hikâyeler derinleşir. Pus ve ışık, aynı gölgeler üzerinde yer değiştirir.
Gözlerini koruyamayanların zamanla bakacak fotoğrafları da kalmaz. Albümler kadar gözlerimizi de korumamız gerekir, diye düşünüyorum."


İÇİNDEKİLER
Paranın Cinleri
Mavi Boncuklu Kız
Bunlar Artık Yok
Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım
Pevruze için Resim Altı
Keşfedilmek
Opera ve Diğerleri
Beyzi
Fazla Cesaret Fazla Merhamet Fazla Sevgi
Gizli Ben

OKUMA PARÇASI;
"Paranın Cinleri", s. 12-14
Ne de olsa onlar, paranın her şey olmadığı devirlerin insanlarıydı.
İki yıllık Niğde sürgününden sonra, iki yıl da Adana'da kalıyorlar. O güne dek hiç çalışmamış bu insanlar ticaret yapmaya kalkışıyor ve başarısızlığa uğruyorlar. Bu arada her şeyi şuursuzca satmaya başlayan büyükbabamı vesayet altına alıyorlar, babamsa Adana Erkek Lisesi'nde yatılı olarak okumaya başlıyor.
Sürgünden sonra Mardin'e döndüklerinde her yerde tam bir karmaşa ve zorbalık hüküm sürüyor. Pevruze Sultan, çarşafı, peçeyi atıp köyün başına geçmeye kalkışıyor, büyük çatışmalar çıkıyor. Değerler altüst olmuş, konumlar yer değiştirmiştir. Akrabalar birbirine düşüyor, yağma talan kıyım hüküm sürüyor. Gene bir toprak kavgası sırasında büyük amcam İbrahim, köyün muhtarı Uso'yu vuruyor, hapse düşüyor. Evde aç kalma pahasına her gün en iyi cins yemekler taşınıyor Mardin hapishanesinde yatan, bir zamanların Mardin mutasarrıfı Hacı Faris Çelebi'nin torunu olan İbrahim'e. Soyluluğun onuru korunmaktadır.
Adana Erkek Lisesi'ni bitiren İsmail'in ardı sıra çocuklarını toplayarak Istanbul'a geliyor babaannem. O yıllarda daha çok Rum ve Ermenilerin yoğunlukta olduğu Büyükdere'de bir Ermeni evine kiracı olarak yerleşiyorlar. Kurtarabildikleri malları satmışlardır ve artık Mardin'de bunca sıkıntıyla yaşamak ağırlarına gitmektedir. Artık tek umutları babamın okumasıdır; değişen koşulların farkında olmamak artık mümkün değildir. Babam Istanbul Hukuk Fakültesi sınavlarını kazanıyor.
Satılacak mal kalmamış, bozdurulacak altınlar tükenmiştir. Herkes çalışmak zorunda kalıyor. Daha önceleri dadılarla, lalalarla büyüyen ve saçlarının her örüğünde altın liralar taşıyan kızlar birdenbire kendilerini, farklı bir kültürün ortasında, ayaklarında takunyalarla, rejide, kibrit fabrikasında çalışırken buluyorlar. İkinci Dünya Savaşı yılları, Türkiye savaşa girmemiş ama ağır bir ekonomik bunalım sürüyor. Her şey karneyle satılıyor. Nitekim parçalanmış kimliklerini daha fazla taşıyamayacak, aile ardı ardına kayıplar vermeye başlayacaktır: Zekiye, bir verem hastanesinde hayata gözlerini yumacaktır. Küçük amcam Abdülkadir, bireysel bir kurtuluş umudu ve kendi hayatını kurmak amacıyla evden kaçarken, babam da siyasal nedenle okulu bırakıp Suriye'ye kaçıyor.
Büyükbabam, Istanbul'da üç yıl kaldıktan sonra Mardin'e geri dönüyor, Suriyeli bir tacirden alacaklarını toplamak ve her şeye yeniden başlamak umuduyla Suriye'ye geçiyor. Paranın cinleri sevmiyorlar onu. Kimse borcunu ödemiyor, küskün Mardin'e geri dönerken sınırda Suriye askerleri, Türk casusu diye yakalıyor ve ağır işkencelerden geçirdikten sonra salıveriyorlar. Niğde Hapishanesi'nden kalma devlet ve üniforma korkusu iyice depreşiyor, hastalanıyor ve Mardin Devlet Hastanesi'ne kaldırılıyor, orada çalışan bir temizlikçi kadın, bir zamanlar malikânesinde çalıştığı bu adamı hastane odasında tanıyor ve yakın akrabalarına öldüğünü haber veriyor. Cenazesini kaldıran akrabaları daha sonra Savur'daki kavaklıklar satıldığında Istanbul'a gönderecekleri paradan cenaze masraflarını kesmeyi unutmuyorlar. Paranın cinleri son hakkını istiyor.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER;

Lanotte Trello, “Murathan Mungan, olabildiğince!”, mutasyon.net
Kimi zaman yazdıklarıyla, kimi zaman olaylarıyla, bir şekilde; hemen her gün karşımıza çıkan –çıkartılan–; insanların zamanını, bildik, aldatmalık ve en önemlisi bomboş, çalan gündemlerin çok dışında. Mungan, kim ne derse desin son dönem Türk Edebiyatı'nın önemli kilometre taşlarından biri olmak yolunda.
Yetişdiği Mardin'in alışkın olduğumuz –ya da alışkın olmaya alıştırıldığımız– insan tipinden biraz uzak. ileri görüşlü bir babaya müteşekkir olduğu temiz, akıcı, güzel Türkçe'siyle meydana getirdiği –ki bazıları şimdiden Türk Edebiyatı'nda kendine özel bir yer edinmiş– eserler, onun biraz farklı olduğunu anlamamıza yetiyor zaten.
Belki biraz sembolik ama dil ağdalarından uzak. Asıl vermek istediğini, insanı, içinde bir yerden vurup, duygularla aktarıyor zaten. Dolgu maddesinin duygu olduğu trajik ve çoğu zaman trajikomik anlatılarında, koşullandırılmış, inandırılmak istenilene inandırılan; "Tıpatıp olmayı erdem sayıyorlar"; Çoğu zaman çekingen ve yalıtılmış; "Çok yaşar, çabuk ölür ilk tuttuğu sipere hayatının kalesini inşa edenler"; ama her şeyden çok yabancı, korku derecesinde bilmek arzusundan uzak insan tipini, eleştirel, didaktik, ve oldukça kesin kullanıyor Mungan.
Doğduğu istanbul, yetiştiği Mardin, büyüdüğü Batı; Beyoğlu'nun arka sokaklarında başlayıp, Mardin abbaralarında sona erdiremediğiniz puslu yolculuklarınızda hep size eşlik eder, siz farketmeseniz bile.
Aslında Mungan en iyi bildiğini, yaşadığını yazmaktan başka bir şey yapmıyor zaten. Eğer ilk defa okuyorsanız, ilk başta yabancılık çekeceğiniz; yıldızlar, ay, cinler, geyik ve yılan gibi sembollerin hemen hepsi Mungan'ın kafasındaki, keyfekeder serpişmiş anılardan bir demet yalnızca.
Doğu ve Batı'yı birleştirme, daha doğrusu bilmemek isteyen Batı'ya Doğu'yu anlatma arzusunun etkisi altından biraz çıkıp, ufkunuzu bir kaç sözcük ileri taşıdınızmı; soluk, ince ve keskin simgelerin altında hep aynı şeyi bulursunuz Mungan kitaplarında: Sevgi, sevda, aşk,çok tutku.
Bu biraz da hep sevginin olduğunu zannettiğiniz bir şeyin altında; başka bir şeyler keşfedip ulaştığınız çoşkunun, aslında, keşfettiğiniz şeylerin altından da yine ve yine ilk anda gördüklerinizden başka bir şey çıkmayışının getirdiği hayalkırıklığına benzer.
Sevgi ve kör tutku hep vardır Mungan'ın şiirlerinde. "Bildiğim kendimi bildim bileli hep aşık olduğum / Bildiğim ancak aşıkken varolduğum / işte bu yüzden, benim için aşık olmak / Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum". Yaratılışında ihanet olan insana bile, "İhanet ancak sevgı söz konusuysa vardır" diye kılıf uydurur Mungan. Sevdanın bölücü oluşu ( "insanı ilk kendinden sonra da başkalarından ayırır" ), imkânsızlıklarıyla varolan sevgiler ( "Kimbilir belki de sevgiler imkansızdır" ), ve âşığını öldürmeden mümkün olmayan sevgiler; aşkı, onsuz olunmayan ama olduğunda da sanki kainatın bütün harmonisini, iç hiyerarşisini yok eden, aslen yıkıcı bir düşünötesi olgu yapıp çıkıveriyor işin içinden.
Tutkuysa biraz daha farklı Mungan için. "Tutku tek başına ve çıplaktır. Kendisi için ve kendisiyle vardır". Tutku bir takıntı, dönüp dolaşıp çıkamadığımız; çıkamadıkça daha çok dönüp dolaştığımız, sinir bozucu bir labirent. Mungan'ın kitaplarında amaç, genelde, oluşturduğu tutku tarafından yok edilir. Bu bağlamda ise amaç,biraz da Machivelist yaklaşımlarla amaçlıktan da çıkar.
Tüm bu kavram kargaşaları içinde, Mungan kimi zaman hayata dair, basit,ama görmeye o denli alıştığımız, işte bu yüzden sanki bakınca körleştiğimiz, duyguları, olayları ve varlıkları, gözümüze gözümüze sokmaktan, okuyanı (okuyanı) beklenmedik bir anda şaşırtmaktan büyük zevk alır. Kaçan hayat, kaçan zaman ve bu sayede gene ve gene anılar baş köşededir çoğu zaman. "Hayret doğrusu / daha vakit var diye / dönüp de bir gün / kaldığımız yerden, hepsini birden / yaşarız sandık /oysa emanetmiş bizim sandıklarımız / içlerinde kilitli kalmış onca şeyle / günü geldi / aldılar."
Işığın bir başka kırılıp zamanın ise kaydığı; tesadüflerin hikayenin ( "Herkesin hayatı bir hikâyedir" ) altyapısını oluşturduğu dünyalar; genelde bizim bildiğimiz dünyadan oldukça uzaktır Mungan'ın kafasında. Alice’in (Harikalar Diyarı'ndaki) aramızda dolaştığı, Pamuk Prenses’in haldır haldır yedi cücelerini ve kötü cadıyı arayıp sonunda kartlayıp öldüğü bu dünya; Mungan'ın "maceram" dediği , yazarın temelini [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kitabında attığı, farklı odalarda yaşanan maceralardan başka bir şey değil aslında. Ama, Mungan'ın bu öte-dünyası, bildiğimiz, yaşadığımız dünyadan ne bağlarını koparır, ne de gönderme yapmaktan geri kalır bu arada?
Murathan Mungan böyle işte. Biraz kendince, biraz herkes gibi; herkes gibi. Tuttuğunu altın eden bir sihirbaz değil ama, ışıl ışıl parlıyor Mungan'ın çocukları [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] listelerin tepesinde, Mungan oldukça gündemde, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ise herkesin okuması gerekir listemde ilk onda. Sizeyse yalnızca okumak kalmış.
“ve siz hiç yakından gördünüz mü
tebessümüyle hala ışıyan
lakin artık çatlamış bir kadehten sızan
rengini eski bir şarabın”
Yazıdaki alıntılar, yazarın: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...],[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kitaplarından alınmıştır.



Ali Haydar Fırat, “Paranın Cinleri: Bir Göçebeliğin Serüveni”
Murathan Mungan’ın kitaplarını, yazdığı senaryo ve oyunları okuyanlar oradaki düş gücüne ve yaratıma hayran kalıyorlar. Eğer [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]’ni okumamışsanız Mungan’ın yaratıcılığının kaynaklarını tam olarak kavrayamazsınız. Mungan büyük bir içtenlik ve dürüstlükle yazma eyleminin arka planındaki dünyanın kapılarını açıyor. Ve orada şöyle bir sonuç çıkıyor. Eğer çocukluğunuz zengin bir gelenek, mistisizm ve çelişkiler üzerinde gelişmişse yaratıcılığınız zaman ve mekân sınırlarını aşıyor. Mungan doğunun geleneksel dünyasının içinde modernlikle tanışıyor, modern yaşamın içinde ise geleneğin derinliğini keşfediyor. Elbette ki bütün bunları düş gücüne çıkaran taşranın tek düzeliği oluyor. Çünkü taşra size sonsuz bir düşünme imkanı ve uzamı yaratıyor. Bu kitabı okuyunca kendi dünyama ilişkin çok şey çıkardım. Varto’nun (Muş) bir köyünde geçen çocukluğum tarihi olay, öykü ve serüvenleri dinlemekle geçti: Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Yezid, Emevileri, Ebu Müslim, Abbasiler, Harun Reşid, büyük devler, kahraman aşiret ağaları, mirler, beyler ve sonsuz çeşitlikte kahramanlıklar, acılar, aşklar, yalnızlıklar ve ölüme meydan okuyan cengâverler. Şimdi çok iyi hatırlıyorum, dedemin, annemin anlattığı öyküleri, masalları ve hikâyeleri dinlerken duyduğum korku, heyecan ve coşkuyu hiçbir modern anlatıda yaşayamadım. Sanırım sevgili Murathan Mungan’da benzer bir duygu içindedir. Elbette taşranın yalnızlığı içinde bütün bu anlatıları gününüze, kendinize ve yaşamınıza uyarlıyorsunuz. Genelde kahramanın yerine geçiyor ve kadere hükmediyorsunuz. Mungan’da bu kitabında Mahmud ile Yezida, Taziye, Lal Masallar vb eserlerinde çocukluğuna eşlik eden kişi ve durumları yeniden yaratıyor. Hem onlara şükran borcunu ödüyor hem de onları başka bir dünyaya taşıyor.
Taşranın kadim yokluğunda ve sonsuzluğunda düşün içinde yaşamaktan, düşsel bir dünya kurmaktan ve orada kendinizi var etmekten başka bir imkanınız yoktur. Ya taşarının epiğine teslim olur ve sıradanlığın boğuntusunda yok olursunuz ya da düşler kurar ve o düşlerin sizi başka bir dünyaya taşımasına izin verirsiniz. Murathan Mungan’da da kendimde de keşfettiği şey düşlerin ikimizin hayatını kurtardığı gerçeğidir. O ünlü olmanın hayalini kuruyordu ve başardı ben de kente yaşamanın, üniversite okumanın ve de iyi bir politikacı olmanın özlemini çekiyordum ki hala başarmış değilim. Ama ikimiz de taşradan kurtulma ve oranın dışında bir hayat kurmayı başardık. Bu belki çok zor bir iş şey değilmiş gibi gelebilir ama yaşadığınız çocukluk ne kadar düş kurduruyorsa kurtulmaya dönük o kadar zor ve çıkılması mümkün olmayan bir dünyada yaşıyorsunuz demektir. Yani Mungan’ın Mardin’den benim ise Muş’tan Ankara gelmem sadece bir kent değişikliği değildir, bir dünya değişikliğidir. Bitmeyen yolculuğa eşlik eden sonsuz acıların ve bu dünyaya tercüme edilmeyecek serüvenlerin bileşkesinde tuttuğu iki dünyanın, arafın, aidiyetinden yoksun bir göçebeliktir. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] bir göçebenin düşlerinin nasıl canlandırıldığını anlatıyor, Mungan’ı ve başka bir dünyayı anlamak isteyenler.




__________________

~ [Bazı insanların tam karakteri oturacakken, altından sandalyeyi çekmişler sanırım...
:
Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.


  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
cinleri, paranın

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Cinleri Tanıtan Dört Önemli Özellik Swat Havas & Hüddam 0 29 Kasım 2014 14:49
Cinleri Evden Uzaklaştırmak Swat Havas & Hüddam 0 29 Kasım 2014 14:46
Cinleri Kovma Vefki Swat Havas & Hüddam 0 26 Kasım 2014 22:43
Daktyller Parmak Cinleri Efsanesi Afrodit Efsaneler ve Destanlar 0 22 Aralık 2012 16:30