IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  sohbet

 Kayıt ol  Topluluk
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28 Ağustos 2011, 11:50   #1
Noyan
Guest
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Zikir: Sofi'nin Yolu




İslam dininde uygulanan zikir uygulaması temel olarak Transandantal Meditasyon (TM) ile aynıdır. Ancak tarihsel geçmişi daha eskidir. Daha çok bir gizli ve mistik bir öğreti olarak ele alınmasına karşın Batıda bazı gruplarca eğitimi de verilmektedir. Amaç aynıdır: daha yüksek bilinç durumuna ulaşmak. Bu iki şey için yapılır:

İslam dininde uygulanan zikir uygulaması temel olarak Transandantal Meditasyon (TM) ile aynıdır. Ancak tarihsel geçmişi daha eskidir. Daha çok bir gizli ve mistik bir öğreti olarak ele alınmasına karşın Batıda bazı gruplarca eğitimi de verilmektedir. Amaç aynıdır: daha yüksek bilinç durumuna ulaşmak. Bu iki şey için yapılır: Kişinin kendisini daha iyi algılayabilmesi ve Allah’ın varlığını kavrayabilmesi. Aslında 'Sufizm' demek doğru değildir, çünkü bir 'izm' değildir. Sufiler 'Sufizm' demez; bu başkalarının verdiği bir addır. Onlar tasavvuf derler, bu bir aşk görüşüdür, gerçeğe aşk ile yakınlaşmaktır. Bağdatlı Cüneyt, İbn Arabi ve Gazali Sufilerin üç önemli şahsiyeti olup, Cüneyt maddeciliğe karşı olan dervişliği, Gazali dini tasavvufi bakış açısından anlayabilmeyi ön plana çıkardı. Sufiler felsefeden, her türlü bilim dallarına, sanattan ticarete kadar yaşamın diğer alanlarında çok başarılı rol oynadılar. Türkiye’de bugün Sufizmi tanımayan toplum kesimleri yobazlarla Sufi tarikatları arasında ayırım yapamamaktadır. Ama işin daha kötüsü Sufizmle ilgilenen çevreler Sufizm ile Sufi tarikatları arasındaki ayrımı yapamamaktadırlar. Toplumun Sufizmi takdir eden, seven kesiminde ise durum daha iyi değildir. Burada da Sufilik efsanevi olarak idealize edilmekte, en üst derecede, erişilmesi çok güç ahlaki değerlerle eş koşulmakta ve böylece günlük hayat dışına itmektedir. Onlar için hakiki Sufiler mucizeler yaratan efsanevi, ermiş dervişlerdir. Bu nedenle de, Sufilik güncel hayatta yaşayan normal kişilerin işi değildir.[3]

Sufilere göre, sıradan günlük bilinç otomatiktir ve seçiciliği yoktur. Bu anlayış, modern bilimin de bakış açısı ile uyumludur. Sıradan bilinci “derin uyku” ya da “körlük durumu”, yani dünyanın gereksiz boyutları ile aşırı ilgilenme olarak tanımlarlar. Normal bilincimiz eksiksiz değildir, ama birincil amacı biyolojik yaşamı sürdürmek için mükemmel bir biçimde gelişmiş, seçici ve kişisel bir inşadır. Biyolojik bedensel varlığımızı sürdürmek için gerekli olmasına karşın, bu bilincin çalışabildiği tek yol değildir. Sıradan bilincin otomasyonu, yaşamı sürdürmek adına ruhsal yaşantının zenginliklerinden feda etmek anlamına gelir. Otomatiklikten kurtulma farklı bilinç halleri yaratır. Bu bilinç halleri her kişinin kendi deneyimine göre farklı tanımlamalar içerir.[4]

Sufizmde temel konu daha yüksek bilinç düzeylerine götüren bir bilinç ve farkındalığın geliştirilmesidir. Bu kişiyi nefse (self/kendilik) götüren bir yoldur. Bunu yapmanın yollarından biri bilinçdışının sansürü uyku sırasında ortadan kalkmışken, bunları bilince itmenin bir yolunu bulmaktır. İbn Arabi ve diğer birçok sufi, dalgınlık denebilecek bir çeşit şeffaf rüya uygulaması yaparlardı. Böylece bilinçle iletişim kuran bilinçdışının mesajını semboller aracılığı ile vermesi yerine, düşünenin bilinci bilinçdışının içinde dolaşır duruma gelir. Bu uzun bir aşama sonra yapılabilir. Kişi bilincin değişim aşamalarından birinden diğerine çıktıkça, kişiselden evrensele doğru bir geçiş içine girer. Örneğin, Alem-i misal’de kişi, rüya kişiliğinin alışık olduğu dünyevi kişiliğinden çok farklı olduğunu keşfeder. Alem-i melekût’ta ise kişiliğinin karşılığı bir melek olarak görünür ve saf ışık şeklindedir. Daha ileri aşamalarda “Rabbinizi kendinizin bilgisi ile bildiğiniz zamanlarda sahip olduğunuzdan farklı bir bilgi ile kendinizi bilirsiniz; artık kendinizi O, vasıtasıyla bilirsiniz. ... Tanrı sizin aynanızdır, yani, sizin kendi özünüzü seyrettiğiniz bir ayna ve siz, siz O’nun aynasısınız, yani O’nun kendi ilahi sıfatlarını seyrettiği bir ayna.” (İbn Arabi).

Tablo. Sufilere göre yüksek bilinç dereceleri
Seviye
Bilinç durumu
Alem-i lahut
Bireyselliği yansıtan farklılıklar henüz ortaya çıkmamıştır. Ancak bütün potansiyeli mevcuttur.
Alem-i ceberut
Öz bir şekle sahip değildir. Ruhun fiziksel olmayan gerçekliği algılanır.
Alem-i meleküt
Arşa ait varlığımız gizli bir bedenle birleşir. Aklın sınırlarından kurtulur. Vecd haline ulaşılır.
Alem-i misal
Kendilik (self) dağılır, ışık demeti halini alır


Sufinin yaşadığı değişim sürecinin bir kısmı sözlerle ifade edilemeyen mistik tecrübeye götüren zaman ve mekân sınırları dışında meydana gelir. Ancak buna karşın çağdaş Sufiler sıradan insanlardır ve yaşam tarzlarının çevrelerindeki sıradan insanlardan bir farkı yoktur.[5] Gerçeklik, gerçek olmak için bizim anlayışımıza göre gerçek olmak zorunda ise de, mistik deneyimler için aynı şey söylenemez. Sufilerin ulaştığı aşamalardan biri olan “fena” durumu, “ben bilincinin tamamen iptal edilmesi, mutlak uyanıklık olan saf ve mutlak hakikatin birliğinin kırılmasıdır.”

Tablo. Sufilerin farklı keşf ya da bilinç düzeyleri tanrısalın zihinsel ya da sezgisel bilgisine götürüp götürmediğine göre sınıflandırılmıştır.
Seviye
Bilinç durumu
Keşf-i kevni
Yaratılmış şeyler düzeyinde keşf. Aşağı nefsin arındırılması sonucudur, rüyada ortaya çıkar.
Keşf-i ilahi

Gizli şeyleri görme ve gizli düşünceleri okuma.
Keşf-i akli
Sezgisel bilginin en aşağı seviyesidir. Ahlaki yeteneklerin parlatılması ile ulaşılır ve felsefecilerce de deneyimlenebilir.
Keşf-i imani
Peygamber mükemmelliği. Meleklerle konuşulur ve peygamberlerin ruhları ile karşılaşılır.


Sufilerin kendine özgü ibadeti zikirdir. Zikir, Allah’ın hatırlanması veya anılmasıdır. Sesli (dille) ya da sessiz (kalple) yapılabilir. Zikir doğrudan Allah’ın emridir (Ahzab 41-42: Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın. Ve O'nu sabah akşam tespih edin, Rad 28: Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah'ın zikri ile yatışır. Ali İmran: Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler). Aynı kökten gelen kelimelerle Kur’anda üç yüze yakın yerde geçer. Yoğun zikir manevi yolda ilerlemeyi kolaylaştırır. Zikir aşk yolunda ilk adımdır. Genelde her yerde yapılabilirse de resmi zikir bir hazırlık eylemi ardından uygulanır. Aynı zamanda doğru duruş önemlidir. Kalbi zikir, genelde dille yapılandan daha üstün sayılır. Zikir her yönü ile nefsin denetiminden ibarettir. Bir öğretiye göre, nefesi tutmak için sağ taraftan başlayarak üç kez ‘la ilahe illallah’ denir ve kalbe indirilir ve sol tarafa ‘Muhammeden Resulullah’ denir. Tek bir solukta dokuz veya on sekiz kez yinelenir. Nefesi uzun tutmaya “habs-i dem” denir. Zikir, kitaplardan değil yapılarak öğrenilir. Zikir, vecd hali oluşturan en iyi yol olarak kabul edilir. Vecd, kelime anlamı ile “buluş, bulma” yani Allah’ı bulma ve huzura ermektir. Bazıları bunu ruhun derinliklerine dalma olarak kabul ederken, bazıları da ektasi olarak adlandırır.[6] Vecd halinde duyulardan uzaklaşılır ve hatta kişi bilincini yitirmiş halde kalabilir.[7] Meditasyonda olduğu gibi, zikirde de bazı kelimeler sık sık tekrarlanır ve bu genelde Allah ile ilgili kavramlardır. Örneğin; Lâ ilâhe illâllah 396 defa, Fettah 3600 defa, Kuddus 3600 defa, Nur 3600 defa tekrarlanır. Sabah ve akşam tekrarlamalar yapılır (Ahzab 41-42).

Hz. Muhammed de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" diyerek, tevhit kelimesi ile zikirde bulunmanın önemini ifade etmiştir. Meditasyonda olduğu gibi, zikirde esas unsur, diğer varlıkları ve nesneleri unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhit kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhit kelimesi bir bütün halinde, "la ilâhe illallâh Muhammeden resûlullah" şeklindedir. Bu adeta meditasyon ya da yogadaki mantradır. Bazı mantralar düşünce oyunlarıdır ve açmazlar içerirler. Açmaza bir örnek vermek gerekirse; zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhit kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısımlıdır. Birinci kısım, cümlenin ilk yarısı olan "la ilâhe"dir. Manası, "hiçbir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah"dır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısım "isbat" olarak adlandırılır.[8] Bu açmaz ifadeler zihinde dikkati yoğunlaştırmayı sağlar.

Zikir esnasında beyinde ne gibi değişiklikler olduğu konusunda elimizde herhangi bir çalışma yoktur. Ancak, uygulama tekniği açısından meditasyona benzediğinden aynı fizyolojik beyin değişikliklerine neden olduğu düşünülebilir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bazı tabuları yıkamadığımızdan ve bilimde “sürekli başkalarının ayak izlerini takip ettiğimizden” meditasyonla arasında bir fark olup olmadığını da bilmiyoruz.9]

Sultan Tarlacı


Konu Noyan tarafından (28 Ağustos 2011 Saat 11:56 ) değiştirilmiştir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları reklam ver Benimmekan Mobil Sohbet
Cevapla

Etiketler
sofinin, yolu, zikir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Araf - Sofi Oksanen Zen Kültür ve Sanat 0 16 Şubat 2012 00:07
Zikir: Sofi'nin Yolu Kalemzede Felsefe 0 07 Ekim 2011 15:22
Sofi ne demek ? Freedom Genel İslami Konular 0 03 Kasım 2010 08:19
Sofi Ol Kefene Girmeden ! Ein İslamiyet 0 04 Ekim 2010 14:15