IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Kasım 2011, 16:51   #1
Çevrimdışı
Spesifik bağişiklik


sohbet


SPESİFİK BAĞIŞIKLIK
İnsanlar ve hayvanlar yaşamları boyunca hergün mikroorganizmalar, parazitler, besinler, ilaçlar, böcek sokmaları gibi pek çok antijenle karşılaşırlar. Normal bir bağışıklık sistemi bu antijenleri tanıyacak lenfositlere sahiptir. Lenfositlerde bu antijenleri tanıyacak reseptörler vardır. Lenfositler belirli bir reseptör molekülünün sentezlenmesi için gerekli genetik bilgi ile programlanmışlardır. Böylece herbir lenfosit bir antijene yanıt verecek yeteneğe sahiptir.
Omurgalıların bağışıklık sistemi vücudun kendi hücre maddelerini, yabancı hücre ve maddelerinden ayırt edebilir. Vücuda giren yabancı hücre, protein veya bazı büyük moleküller zararlı değillerse, bağışıklık sistemi bunlara karşı bir reaksiyon göstermeyebilir. Zararlı iseler bağışıklık sistemi vücudu bunlardan korumak için yabancıyı tanıyacak değerlendirecek ve ortadan kaldıracak araçlara sahiptir. Önce lenfositler yabancı olanı tanırlar. Yabancı moleküllerde bulunan ve epitop adı verilen özgül moleküller lenfositlerce tanınırlar. Lenfositlerin yüzeyinde çeşitli epitopları tanıyabilen özgül reseptörler vardır; bu reseptörler kendilerine özgü epitopa bağlanırlar.
Bağışıklık sisteminin yaratacağı immün yanıt, antijenin tabiatına göre değişir. Bazı antijenler T-lenfositleri tarafından tanınırlar ve hücresel bir yanıta neden olurlar. Bu tür antijenler T hücresine makrofajlar tarafından tarafından takdim edilirler. Antijen T-lenfositi yüzeyindeki reseptöre bağlanınca T-lenfositi büyür, değişikliğe uğrar ve lenfokin salgılar. Lenfokinler salgılandıkları bölgelerde genişletirler, kan dolaşımını arttırırlar, kan damarlarının geçirgenliğini arttırırlar, kan sıvısı ve hücreleri dokuya geçer. Bölgede yangı reaksiyonları başlar; kızarıklık, şişlik ve sıcaklık belirir.
Bağışıklığın oluşmasındaki olaylar çok kompleks olaylardır, bu ise yadırganacak bir durum değildir; zira multisellüler bir sistem işe karışmaktadır. Bu multisellüler sistem; a) çok çeşitli yabancı molekülleri tanımalıdır, b) yabancı olan ile yabancı olmayanı ayırt etmelidir, c) bu multisellüler sistem hemen (acilen) harekete geçirilmelidir.
Spesifik bağışıklıkta görev alan en önemli hücreler T-lenfositleri ve B-lenfositleridir. T-lenfositi, “CD4” işaret molekülü taşıyan yardımcı T hücresi ve “CD8” işaret molekülünü taşıyan sitotoksik T hücresi gibi alt grupları vardır. Yardımcı T hücresi yabancı proteinlerle doğrudan aktive edilmez; antijen tanıtıcı diğer hücrelerin yüzeyinde beliren protein antijen tarafından aktive edilir.
Antijen tanıtıcı hücrelerin en önemlisi makrofajlardır. Makrofaj ile T hücresi arasındaki antijen tanıtımı olayında “Major Histocompabitibility Complex” (MHC) genleri işe karışır. Bu gen kompleksinin sentezlettiği iki glikoprotein (MHC sınıf-I ve MHC sınıf-II) hücre yüzeyinde bulunur ve transplantasyon antijeni olarak bilinir. MHC sınıf-I tüm hücrelerde bulunur ve genetik olarak kodlandığı için herkesde farklıdır. Doku uyuşmazlığının nedenini bu antijen ortaya çıkarır. MHC sınıf-II ise antijen tanıtımında görev alır ve makrofajlar ve B-lenfositlerinde bulunur.
Vücudun kendine ait proteinlerin antijen etkisi yapmaması, hücrelerde MHC sınıf-II proteinlerinin bulunmamasından ileri gelir. Zira bağışıklık sisteminin antijeni tanıyıp immun tepkimeyi göstermesi için yalnız antijen yeterli değildir, antijen tanıtıcı hücre yüzeyinde hem antijenin hem de MHC sınıf-II molekülünün beraber bulunması gereklidir.
Bütün hücrelerde bulunan MHC sınıf-I molekülünün yegâne görevi transplantasyon ajanı olmak değildir. Bir hücre virüs gibi antijenlerle enfekte edildiği zaman sentezlenen viral peptidler MHC sınıf-I molekülü ile birleştirilir ve bu kompleks hücre membranına yerleşir. CD8+ olan sitotoksik T hücrelerinin reseptörleri bu kompleksi tanır ve komplekse bağlanır. CD8 koreseptörü de bu bağlantıyı sağlamlaştırır. Sitotoksik T hücreleri (veya öldürücü T hücreleri) enfekte olmuş hücreyi yok ederler.
Eğer antijeni sunan hücre B-lenfositi ise durum değişir. B-lenfositleri antijeni membranında bulunan reseptörler yolu ile fagositoz eder. Buradan sonra durum aynen makrofajda olduğu gibi devam eder. MHC sınıf-II-antijen komplekis membrana yerleşir ve yardımcı T hücresi bu kompleksi tanıyarak reseptörleri ile bağlanır.
Bu safhadan sonra T hücresi uyarılarak lenfokin salgılar. Lenfokin B hücresini uyararak hücre döngüsüne girmesini sağlar. B hücrelerinin uyarılmasındaki rolünden ötürü, CD4+ T hücresine yardımcı T hücresi denir. B hücreleri daha sonra Plazma hücrelerine farklılaşır ve gelişir. Bu hücreler daha sonra antijenlerin epitoplarına özel antikorlar sentezlerler. Bu antikorlar daha sonra çevreye salınır.
AIDS (Acquired ImmunoDeficiency Syndrome)
AIDS T hücrelerinin HIV (Human Immunodeficiency Virus) tarafından yok edilmesi nedeniyle meydana gelen bir hastalıktır. HIV seçici olarak CD4 yardımcı hücreleri enfekte eder. HIV bu hücrenin CD4 reseptörüne bağlanır ve virüs ile Yardımcı T hücresinin membranı kaynaşır. HIV virüsü RNA’sını hücrenin içerisine bırakır. Revers transkriptaz enzimi ile viral RNA, DNA’ya dönüştürülür. Bu DNA insan kromozomunda aylarca veya yıllarca kalabilir.
Enfekte edilmiş T hücresi bir immun cevapta gerekli olduğu zaman viral genler aktive olur ve virüs replike olur. Kendisine ait proteinleri sentezletir ve T hücresini öldürür. Bu olay yeni T hücrelerini enfekte ederek sürer. İmmun sistem için çok önemli olan T hücrelerinin sayısı böylelikle giderek düşer. Oluşturulan immün cevap daha az etkili olur ve sonunda immün cevap oluşturulamaz.
Aşağıda HIV virüsünün CD4+ T hücresini nasıl enfekte ettiğini, viral RNA’nın hücre DNA’sına nasıl entegre olduğunu ve virüsün hücreden nasıl ayrıldığını görebilirsiniz.
SPESİFİK BAĞIŞIKLIK
İnsanlar ve hayvanlar yaşamları boyunca hergün mikroorganizmalar, parazitler, besinler, ilaçlar, böcek sokmaları gibi pek çok antijenle karşılaşırlar. Normal bir bağışıklık sistemi bu antijenleri tanıyacak lenfositlere sahiptir. Lenfositlerde bu antijenleri tanıyacak reseptörler vardır. Lenfositler belirli bir reseptör molekülünün sentezlenmesi için gerekli genetik bilgi ile programlanmışlardır. Böylece herbir lenfosit bir antijene yanıt verecek yeteneğe sahiptir.
Omurgalıların bağışıklık sistemi vücudun kendi hücre maddelerini, yabancı hücre ve maddelerinden ayırt edebilir. Vücuda giren yabancı hücre, protein veya bazı büyük moleküller zararlı değillerse, bağışıklık sistemi bunlara karşı bir reaksiyon göstermeyebilir. Zararlı iseler bağışıklık sistemi vücudu bunlardan korumak için yabancıyı tanıyacak değerlendirecek ve ortadan kaldıracak araçlara sahiptir. Önce lenfositler yabancı olanı tanırlar. Yabancı moleküllerde bulunan ve epitop adı verilen özgül moleküller lenfositlerce tanınırlar. Lenfositlerin yüzeyinde çeşitli epitopları tanıyabilen özgül reseptörler vardır; bu reseptörler kendilerine özgü epitopa bağlanırlar.
Bağışıklık sisteminin yaratacağı immün yanıt, antijenin tabiatına göre değişir. Bazı antijenler T-lenfositleri tarafından tanınırlar ve hücresel bir yanıta neden olurlar. Bu tür antijenler T hücresine makrofajlar tarafından tarafından takdim edilirler. Antijen T-lenfositi yüzeyindeki reseptöre bağlanınca T-lenfositi büyür, değişikliğe uğrar ve lenfokin salgılar. Lenfokinler salgılandıkları bölgelerde genişletirler, kan dolaşımını arttırırlar, kan damarlarının geçirgenliğini arttırırlar, kan sıvısı ve hücreleri dokuya geçer. Bölgede yangı reaksiyonları başlar; kızarıklık, şişlik ve sıcaklık belirir.
Bağışıklığın oluşmasındaki olaylar çok kompleks olaylardır, bu ise yadırganacak bir durum değildir; zira multisellüler bir sistem işe karışmaktadır. Bu multisellüler sistem; a) çok çeşitli yabancı molekülleri tanımalıdır, b) yabancı olan ile yabancı olmayanı ayırt etmelidir, c) bu multisellüler sistem hemen (acilen) harekete geçirilmelidir.
Spesifik bağışıklıkta görev alan en önemli hücreler T-lenfositleri ve B-lenfositleridir. T-lenfositi, “CD4” işaret molekülü taşıyan yardımcı T hücresi ve “CD8” işaret molekülünü taşıyan sitotoksik T hücresi gibi alt grupları vardır. Yardımcı T hücresi yabancı proteinlerle doğrudan aktive edilmez; antijen tanıtıcı diğer hücrelerin yüzeyinde beliren protein antijen tarafından aktive edilir.
Antijen tanıtıcı hücrelerin en önemlisi makrofajlardır. Makrofaj ile T hücresi arasındaki antijen tanıtımı olayında “Major Histocompabitibility Complex” (MHC) genleri işe karışır. Bu gen kompleksinin sentezlettiği iki glikoprotein (MHC sınıf-I ve MHC sınıf-II) hücre yüzeyinde bulunur ve transplantasyon antijeni olarak bilinir. MHC sınıf-I tüm hücrelerde bulunur ve genetik olarak kodlandığı için herkesde farklıdır. Doku uyuşmazlığının nedenini bu antijen ortaya çıkarır. MHC sınıf-II ise antijen tanıtımında görev alır ve makrofajlar ve B-lenfositlerinde bulunur.
Vücudun kendine ait proteinlerin antijen etkisi yapmaması, hücrelerde MHC sınıf-II proteinlerinin bulunmamasından ileri gelir. Zira bağışıklık sisteminin antijeni tanıyıp immun tepkimeyi göstermesi için yalnız antijen yeterli değildir, antijen tanıtıcı hücre yüzeyinde hem antijenin hem de MHC sınıf-II molekülünün beraber bulunması gereklidir.
Bütün hücrelerde bulunan MHC sınıf-I molekülünün yegâne görevi transplantasyon ajanı olmak değildir. Bir hücre virüs gibi antijenlerle enfekte edildiği zaman sentezlenen viral peptidler MHC sınıf-I molekülü ile birleştirilir ve bu kompleks hücre membranına yerleşir. CD8+ olan sitotoksik T hücrelerinin reseptörleri bu kompleksi tanır ve komplekse bağlanır. CD8 koreseptörü de bu bağlantıyı sağlamlaştırır. Sitotoksik T hücreleri (veya öldürücü T hücreleri) enfekte olmuş hücreyi yok ederler.
Eğer antijeni sunan hücre B-lenfositi ise durum değişir. B-lenfositleri antijeni membranında bulunan reseptörler yolu ile fagositoz eder. Buradan sonra durum aynen makrofajda olduğu gibi devam eder. MHC sınıf-II-antijen komplekis membrana yerleşir ve yardımcı T hücresi bu kompleksi tanıyarak reseptörleri ile bağlanır.
Bu safhadan sonra T hücresi uyarılarak lenfokin salgılar. Lenfokin B hücresini uyararak hücre döngüsüne girmesini sağlar. B hücrelerinin uyarılmasındaki rolünden ötürü, CD4+ T hücresine yardımcı T hücresi denir. B hücreleri daha sonra Plazma hücrelerine farklılaşır ve gelişir. Bu hücreler daha sonra antijenlerin epitoplarına özel antikorlar sentezlerler. Bu antikorlar daha sonra çevreye salınır.
AIDS (Acquired ImmunoDeficiency Syndrome)
AIDS T hücrelerinin HIV (Human Immunodeficiency Virus) tarafından yok edilmesi nedeniyle meydana gelen bir hastalıktır. HIV seçici olarak CD4 yardımcı hücreleri enfekte eder. HIV bu hücrenin CD4 reseptörüne bağlanır ve virüs ile Yardımcı T hücresinin membranı kaynaşır. HIV virüsü RNA’sını hücrenin içerisine bırakır. Revers transkriptaz enzimi ile viral RNA, DNA’ya dönüştürülür. Bu DNA insan kromozomunda aylarca veya yıllarca kalabilir.
Enfekte edilmiş T hücresi bir immun cevapta gerekli olduğu zaman viral genler aktive olur ve virüs replike olur. Kendisine ait proteinleri sentezletir ve T hücresini öldürür. Bu olay yeni T hücrelerini enfekte ederek sürer. İmmun sistem için çok önemli olan T hücrelerinin sayısı böylelikle giderek düşer. Oluşturulan immün cevap daha az etkili olur ve sonunda immün cevap oluşturulamaz.
Aşağıda HIV virüsünün CD4+ T hücresini nasıl enfekte ettiğini, viral RNA’nın hücre DNA’sına nasıl entegre olduğunu ve virüsün hücreden nasıl ayrıldığını görebilirsiniz.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
bağişiklik, spesifik

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık