IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




2Beğeni(ler)
  • 2 Post By Tanem

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Aralık 2015, 16:55   #1
Çevrimdışı
…Alaaddin'in Sihirli Lambası…


-- Sponsor Baglantı --


Bir zamanlar bir sihirbaz varmış. O, hep sihir kitapları okurmuş. Bu kitapların birinde, uzaktaki derin bir çukurda saklı olan sihirli bir lâmbanın olduğunu öğrenmiş.

Alaaddin ve annesi o uzak ülkede yaşıyorlarmış. Onlar çok yoksulmuş. Bir tek kulübeleri varmış. Yeterli yiyecekleri bile yokmuş.

Bir gün annesi, Alaaddin’e:

- Oğlum kırlara çık. Meyve topla. Onları satıp ekmek alalım, demiş.

Alaaddin, meyve toplamak için bir tarlaya gitmiş. Meğer, sihirli lâmba bu tarlada bir çukurdaymış. Çukurun üstünde ağır bir kapak varmış. Kapak otlarla kaplıymış.

O sırada, sihirbaz da tarladaymış. Sihirbaz kapağı bulmuş ve açmış. Aşağıya bakmış. Dibe doğru inen tünel çok darmış. Sihirbazın aşağı inemesi olanaksızmış. Sihirbaz o sırada Alaaddin’i görmüş. Ona:

- Çocuk buraya gelsene, demiş.

Alaaddin hemen oraya gitmiş.

Sihirbaz, bu saygılı çocuğa:

- Senin adın nedir, diye sormuş.

- Alaaddin efendim.

- Benim için bir şey yapmanı istiyorum Alaaddin.

- Tabiî efendim.

- Şu çukurun dibinde bir lâmba var. Fakat iniş tüneli çok dar. Ben aşağıya inemem. Çukura sen in. O lâmbayı bana getir. Olmaz mı?

- Olur efendim.

İnmeden önce sihirbaz, Alaaddin’e sihirli bir yüzük vermiş:

- Çocuk bu çukur çok tehlikelidir. İçeride bir cin olabilir. Bu yüzüğü yanına al. O seni korur, demiş.

Alaaddin çukura inmiş. Dipte küçük bir oda görmüş. Bizimki odaya girmiş. Lâmba bir masanın üstündeymiş. Alaaddin onu almış. Dışarı çıkmış. Yukarıya doğru tırmanmış. Fakat o sırada, çıkış kapağının kapalı olduğunu görmüş. Yukarıya seslenmiş.

Sihirbaz kapağı aralamış:

- Önce elindeki lâmbayı ver bana Alaaddin, demiş.

Alaaddin kendi kendine:

- Bu adamı hiç beğenmiyorum. Lâmbayı alınca kapağı kapayabilir. Beni burada ölmeye bırakabilir, diye düşünmüş.

Daha sonra Alaaddin, sihirbaza

- Yoo! Önce ben çıkayım. Sonra lâmbayı vereyim sana, demiş.

- Hayır, demiş sihirbaz sinirli bir sesle. Lâmbayı şimdi ver bana. Ondan sonra kapağı açacağım. Çıkmana yardım edeceğim.

Alaaddin ısrar etmiş:

- Hayır! Önce kapağı aç. O zaman vereceğim lâmbayı, demiş.

Sihirbaz kendi kendine:

- Onu bir gece orada bırakayım. Yarın benim dediğimi yapar nasıl olsa, diye düşünmüş.

Sihirbaz daha sonra kapağı iyice kapamış ve oradan gitmiş.

Alaaddin çukurda kapalı kalmış. Yapacak bir şey yokmuş. Gerisin geri küçük odaya dönmüş. Korku içinde beklemeye başlamış:

- Bu sihirbaz beni ölmeye bıraktı. Nasıl dışarı çıkabilirim acaba? Annem nerede olduğumu bilmiyor. Belki de şimdi benim öldüğümü sanacak. Eğer buradan çıkarsam bu yüzüğü ve bu eski lâmbayı satabiliriz belki, diye düşünmüş.

O sırada parmağındaki yüzüğü ovmuş. Anında büyük bir gürültü kopmuş. Yüzüğün kaşından bir cin çıkıp Alaaddin’in önünde durmuş:

- Ben yüzüğün ciniyim. Yüzüğü ovdun ben geldim. Ne arzu ediyorsun benden efendim, demiş.

Alaaddin önce çok korkmuş. Ama onun zararsız bir yaratık olduğunu çabuk anlamış:

- Beni buradan çıkarıp evimize, anneme götürür müsün, demiş.

Cin, Alaaddin’i almış. Evlerinin kapısında yere koymuş. Alaaddin’i gören annesi çok kızmış:

- Neredeydin haylaz? Niçin hiç meyve getirmedin? Biz ne yiyeceğiz şimdi? Evde ne yiyeceğimiz ne de paramız var, demiş.

Hemen Alaaddin, annesine elindeki sihirli lâmbayı göstermiş:

- Bunu satabiliriz anne. Parası ile yiyecek satın alabiliriz, demiş.

Anne lâmbaya bakmış:

- Oğlum, bu kirli ve eski lâmba pek para etmez ki, demiş.

Alaaddin üstelemiş:

- Ama iyice temizlersek belki bir miktar para edebilir, demiş.

Ardından lâmbayı annesine vermiş. Anne temizlemek için lâmbayı ovmaya başlamış. O anda bir gümbürtü olmuş. Bir cin ortaya çıkmış.

Alaaddin’in annesi bu yaratığı görünce çok şaşırmış ve korkmuş: - Sen de kimsin, diye sormuş.

Cin önce yerlere kadar eğilmiş. Alaaddin ile annesini selâmlamış. Sonra onlara:

- Ben lâmbanın ciniyim. Lâmbayı ovdunuz ben geldim. Şimdi ne arzu ediyorsunuz söyleyin, demiş.

Alaaddin hemen atılmış:

- Biz yiyecek istiyoruz, demiş.

Cin, bir anda masanın üzerini yemekle doldurmuş . Alaaddin ile annesi doyuncaya kadar yemişler.

Sonra Alaaddin’in annesi:

Bu yemeği bir kenara koyayım. Kalanını yarın yeriz, demiş.

Alaaddin gülmüş. Annesine:

- Gerek yok anne. Artık bizim bir sihirli lâmbamız var. Acıktığımız zaman o bizi doyurur, demiş.

Bir gün, Alaaddin yolda yürüyormuş. O sırada, ülkenin prensesi de oradan geçiyormuş. Alaaddin onu görünce durmuş. Uzun uzun bu güzel prensese bakmış. Daha önce hiç bu kadar güzel birini görmemişmiş.

Ertesi gün aynı vakitte, yine prensesi görmeye çıkmış. Onu yine görmüş. Prenses de onu farketmiş. Bizim Alaaddin, bu güzel kıza aşık olduğunu anlamış.

Bir başka gün Alaaddin, lâmbayı eline almış. Onu ovmuş. Cin dışarı çıkıp bizimkini selâmlamış:

- Lâmbayı ovdun ve ben geldim. Ne arzu ediyorsun benden. Söyle yapayım, diye sormuş.

Alaaddin cine:

- Prenses ile evlenmek istiyorum. Bana güzel ve büyük bir ev yap. Cici elbiseler, mücevherler ve para getir. Beni bu ülkenin en zengin adam yap, demiş.

Cin, bütün bunları anında yapmış. Artık, Alaaddin oraların en varlıklı adamıymış. Bir süre sonra, Alaaddin sultanın sarayına gitmiş. Ona:

- Sultanım ben buraların en zengin adamıyım. İzin verirseniz, kızınız ile evlenmek istiyorum, demiş.

O sırada, prenses de sarayın penceresinden ona bakıyormuş. Alaaddin’i görünce ona çarşıda rastladığını anımsamış. Üstelik onu çok beğenmiş. Hemen aşağıya inmiş. Babasının yanına gelip:

- Babacığım ben bu Alaaddin’le evlenebilirim. Sanıyorum çok da mutlu oluruz, demiş.

Böylece Alaaddin ile prenses evlenmişler. Alaaddin’in sarayında birlikte oturmaya başlamışlar. Zaten şehirdeki en büyük ve en güzel saray onlarınkiymiş.

Öte yanda... Sihirbaz çoktan ülkesine dönmüşmüş. Bir gün, ona Alaaddin’in ülkesinden bir konuk gelmiş. Sihirbaz konuğunu ağırlamış. Sonra da ona:

- Sizin oralarda neler oluyor? Söyle bakalım, demiş.

Konuk anlatmaya başlamış:

- Alaaddin adlı bir genç, prenses ile evlendi. Şehirdeki en güzel saray onlara ait. Öyle ki padişahın sarayı bile küçücük kalıyor. Üstelik çok zengin biri bu Alaaddin, demiş.

Sihirbaz şaşırmış:

- Alaaddin mi, diye sormuş.

Sihirbaz, birden yıllar önce olanları anımsamış:

- Vay! Ertesi gün tarladaki çukura gitmiştim. Alaaddin’e seslenmiştim. Fakat o yanıt vermemişti. Onun öldüğünü sanmıştım. Demek ki ölmemiş. O derin çukurdan çıkmış. Şimdi sihirli lâmba onda. Bütün bu olanakları, onun için cin yapmıştır. Hemen oraya dönmeli ve lâmbayı almalıyım, diye düşünmüş.

Böylece kötü kalpli sihirbaz, tekrar Alaaddinlerin ülkesine gitmiş. Sihirli lâmbaya benzeyen birkaç lâmba almış. Satıcı kılığına girmiş. Hemen bizim Alaaddin’in sarayının önüne gitmiş. Bir köşeye gizlenmiş. Alaaddin dışarı çıkıncaya kadar orada beklemiş. Sonra saraya girmiş.

Prensese seslenmiş:

- Eskilerin yerine yeni lâmbalar veriyorum. Varsa eski lâmbalarınızı bana verin. Ben size yeni lâmbalar vereyim, demiş.

Prenses ona:

- Bizim hiçbir eski lâmbamız yok efendim. Sarayımız gibi bütün lâmbalarımız da yenidir, demiş.

Sihirbaz ısrar etmiş:

- Belki deponuzda eski bir lâmba olabilir, demiş.

Prenses biraz düşünmüş. Sonra:

- Alaaddin’in eski bir lâmbası olacaktı. Bir bakayım, demiş.

Sonra da depoya yönelirken:

- Gidip onu getireyim, demiş.

Az sonra, prenses depodan dönmüş. Bu sefer elinde eski bir lâmba varmış. Sihirbaz lâmbayı kapar gibi almış. Hemen ovmuş. Tabii cin ortaya çıkmış:

- Lâmbayı ovdun ben geldim. Ne istiyorsun söyle, demiş.

Sihirbaz cine emretmiş:

- Bu sarayı, içindeki her şeyi ve herkesi ülkeme götür, demiş.

Anında Sihirbazın dediği gibi olmuş. Saray birden yok olmuş.

Bir süre sonra, Alaaddin çarşıdan dönmüş. Fakat sarayı yerinde yokmuş. Orada sadece bir tarla varmış. Saray ve prenses gitmişmiş.

Zavallı Alaaddin şaşkınlık içinde kalakalmış. Kendi kendine:

- Şimdi ben ne yapabilirim acaba, diye düşünmeye başlamış.

Sonra, tılsımlı yüzüğü hatırlamış:

- Belki yüzüğün cini bana yardım edebilir, demiş.

Hemen yüzüğünü çıkarıp ovmuş. Tabii o anda da cin ortaya çıkmış:

- Yüzüğü ovdun ben geldim. Ne istiyorsun efendim söyle, demiş.

Alaaddin ona:

- Birisi sihirli lâmbamı çalmış. Lâmbanın cinine sarayımı ve prensesi götürmesini söylemiş. Ama nereye bilmiyorum? Şimdi prenses nerededir, diye sormuş.

Yüzüğün cini bir süre düşünmüş. Sonra gördüklerini söylemiş:

- Sarayınız çok uzak bir ülkede efendim. Prenses de onun içinde ama çok mutsuz, demiş.

Alaaddin bu habere çok sevinmiş. Yüzüğün cinine emretmiş:

- Onları hemen geri getirmeni istiyorum. Hem de şimdi, demiş.

Yüzüğün cini üzüntü ile:

- Ne yazık ki bunu yapamam efendim. Lâmbanın cini çok büyüktür. O benden daha kuvvetlidir. Benim gücüm buna yetmez, demiş.

Alaaddin heyecanla:

- O hâlde hemen beni sırtlan ve oraya götür, demiş.

Cin, Alaaddin’i sihirbazın ülkesine götürmüş. Saray oradaymış. Alaaddin sarayı bulmuş. Sihirbaz dışarı çıkıncaya kadar bir köşede beklemiş. Sonra saraya girmiş.

Prenses, kocasını görünce heyecan ve sevinçle bağırmış:

- Beni bulacağını ve kurtaracağını biliyordum. Sağ ol, demiş.

Alaaddin karısını kucaklarken:

- Sihirli lâmbamız acaba nerede prensesim, diye sormuş.

- Sihirbaz onu hep yanında taşır. Gece gündüz onunla beraberdir.

- Prensesim benim bir plânım var. Dinle şimdi. Sen bu tozu yanına al. Onu sihirbazın yemeğine koy. Sihirbaz iksirli yemeği yediği zaman derin bir uykuya dalar. O sırada, sen bana işaret verirsin. Ben de çıkar gelirim, demiş.

Ardından, Alaaddin dışarıda bir köşe bulup saklanmış. Sihirbazı beklemeye başlamış.

Çok geçmeden sihirbaz saraya dönmüş. Prenses ona akşam yiyeceğini getirmiş. Sihirbaz iksirli yemeği yemiş. Ardından, derin bir uykuya dalmış.

O zaman Alaaddin saraya gelmiş. Sihirbazdan lâmbayı almış. Daha durur mu? Hemen ovmuş ve cini yanına çağırmış.

Cin ortaya çıkıp saygı ile bizim Alaaddin’i selâmlamış:

- Lâmbayı ovdun ben geldim. Ne istiyorsun söyle efendim, demiş.

Alaaddin sevinç içinde ellerini çırpmış. Sonra emrini vermiş:

- Bu kötü sihirbazı yanına al. Benim lâmbayı bulduğum o derin çukura koy. Kapağı iyice kapa ki bir daha dışarı çıkamasın, demiş.

O anda, cin ile sihirbaz ortalıktan kaybolmuşlar.

Çok geçmeden cin geri dönmüş. Alaaddin’i saygıyla selâmlamış:

- Daha başka ne istiyorsun söyle efendim, diye sormuş.

Alaaddin yeni emrini de vermiş:

- Sarayımı ve bizleri ülkemize geri götürmeni istiyorum, demiş.

Böylece cin sarayı geri getirmiş.

Merak ve korku içindeki padişah, Alaaddin ve prensesi görünce çok memnun olmuş.

Padişah ölünce Alaaddin onun yerine geçmiş. Ülkede cumhuriyet ilân etmiş.
Bir zamanlar bir sihirbaz varmış. O, hep sihir kitapları okurmuş. Bu kitapların birinde, uzaktaki derin bir çukurda saklı olan sihirli bir lâmbanın olduğunu öğrenmiş.

Alaaddin ve annesi o uzak ülkede yaşıyorlarmış. Onlar çok yoksulmuş. Bir tek kulübeleri varmış. Yeterli yiyecekleri bile yokmuş.

Bir gün annesi, Alaaddin’e:

- Oğlum kırlara çık. Meyve topla. Onları satıp ekmek alalım, demiş.

Alaaddin, meyve toplamak için bir tarlaya gitmiş. Meğer, sihirli lâmba bu tarlada bir çukurdaymış. Çukurun üstünde ağır bir kapak varmış. Kapak otlarla kaplıymış.

O sırada, sihirbaz da tarladaymış. Sihirbaz kapağı bulmuş ve açmış. Aşağıya bakmış. Dibe doğru inen tünel çok darmış. Sihirbazın aşağı inemesi olanaksızmış. Sihirbaz o sırada Alaaddin’i görmüş. Ona:

- Çocuk buraya gelsene, demiş.

Alaaddin hemen oraya gitmiş.

Sihirbaz, bu saygılı çocuğa:

- Senin adın nedir, diye sormuş.

- Alaaddin efendim.

- Benim için bir şey yapmanı istiyorum Alaaddin.

- Tabiî efendim.

- Şu çukurun dibinde bir lâmba var. Fakat iniş tüneli çok dar. Ben aşağıya inemem. Çukura sen in. O lâmbayı bana getir. Olmaz mı?

- Olur efendim.

İnmeden önce sihirbaz, Alaaddin’e sihirli bir yüzük vermiş:

- Çocuk bu çukur çok tehlikelidir. İçeride bir cin olabilir. Bu yüzüğü yanına al. O seni korur, demiş.

Alaaddin çukura inmiş. Dipte küçük bir oda görmüş. Bizimki odaya girmiş. Lâmba bir masanın üstündeymiş. Alaaddin onu almış. Dışarı çıkmış. Yukarıya doğru tırmanmış. Fakat o sırada, çıkış kapağının kapalı olduğunu görmüş. Yukarıya seslenmiş.

Sihirbaz kapağı aralamış:

- Önce elindeki lâmbayı ver bana Alaaddin, demiş.

Alaaddin kendi kendine:

- Bu adamı hiç beğenmiyorum. Lâmbayı alınca kapağı kapayabilir. Beni burada ölmeye bırakabilir, diye düşünmüş.

Daha sonra Alaaddin, sihirbaza

- Yoo! Önce ben çıkayım. Sonra lâmbayı vereyim sana, demiş.

- Hayır, demiş sihirbaz sinirli bir sesle. Lâmbayı şimdi ver bana. Ondan sonra kapağı açacağım. Çıkmana yardım edeceğim.

Alaaddin ısrar etmiş:

- Hayır! Önce kapağı aç. O zaman vereceğim lâmbayı, demiş.

Sihirbaz kendi kendine:

- Onu bir gece orada bırakayım. Yarın benim dediğimi yapar nasıl olsa, diye düşünmüş.

Sihirbaz daha sonra kapağı iyice kapamış ve oradan gitmiş.

Alaaddin çukurda kapalı kalmış. Yapacak bir şey yokmuş. Gerisin geri küçük odaya dönmüş. Korku içinde beklemeye başlamış:

- Bu sihirbaz beni ölmeye bıraktı. Nasıl dışarı çıkabilirim acaba? Annem nerede olduğumu bilmiyor. Belki de şimdi benim öldüğümü sanacak. Eğer buradan çıkarsam bu yüzüğü ve bu eski lâmbayı satabiliriz belki, diye düşünmüş.

O sırada parmağındaki yüzüğü ovmuş. Anında büyük bir gürültü kopmuş. Yüzüğün kaşından bir cin çıkıp Alaaddin’in önünde durmuş:

- Ben yüzüğün ciniyim. Yüzüğü ovdun ben geldim. Ne arzu ediyorsun benden efendim, demiş.

Alaaddin önce çok korkmuş. Ama onun zararsız bir yaratık olduğunu çabuk anlamış:

- Beni buradan çıkarıp evimize, anneme götürür müsün, demiş.

Cin, Alaaddin’i almış. Evlerinin kapısında yere koymuş. Alaaddin’i gören annesi çok kızmış:

- Neredeydin haylaz? Niçin hiç meyve getirmedin? Biz ne yiyeceğiz şimdi? Evde ne yiyeceğimiz ne de paramız var, demiş.

Hemen Alaaddin, annesine elindeki sihirli lâmbayı göstermiş:

- Bunu satabiliriz anne. Parası ile yiyecek satın alabiliriz, demiş.

Anne lâmbaya bakmış:

- Oğlum, bu kirli ve eski lâmba pek para etmez ki, demiş.

Alaaddin üstelemiş:

- Ama iyice temizlersek belki bir miktar para edebilir, demiş.

Ardından lâmbayı annesine vermiş. Anne temizlemek için lâmbayı ovmaya başlamış. O anda bir gümbürtü olmuş. Bir cin ortaya çıkmış.

Alaaddin’in annesi bu yaratığı görünce çok şaşırmış ve korkmuş: - Sen de kimsin, diye sormuş.

Cin önce yerlere kadar eğilmiş. Alaaddin ile annesini selâmlamış. Sonra onlara:

- Ben lâmbanın ciniyim. Lâmbayı ovdunuz ben geldim. Şimdi ne arzu ediyorsunuz söyleyin, demiş.

Alaaddin hemen atılmış:

- Biz yiyecek istiyoruz, demiş.

Cin, bir anda masanın üzerini yemekle doldurmuş . Alaaddin ile annesi doyuncaya kadar yemişler.

Sonra Alaaddin’in annesi:

Bu yemeği bir kenara koyayım. Kalanını yarın yeriz, demiş.

Alaaddin gülmüş. Annesine:

- Gerek yok anne. Artık bizim bir sihirli lâmbamız var. Acıktığımız zaman o bizi doyurur, demiş.

Bir gün, Alaaddin yolda yürüyormuş. O sırada, ülkenin prensesi de oradan geçiyormuş. Alaaddin onu görünce durmuş. Uzun uzun bu güzel prensese bakmış. Daha önce hiç bu kadar güzel birini görmemişmiş.

Ertesi gün aynı vakitte, yine prensesi görmeye çıkmış. Onu yine görmüş. Prenses de onu farketmiş. Bizim Alaaddin, bu güzel kıza aşık olduğunu anlamış.

Bir başka gün Alaaddin, lâmbayı eline almış. Onu ovmuş. Cin dışarı çıkıp bizimkini selâmlamış:

- Lâmbayı ovdun ve ben geldim. Ne arzu ediyorsun benden. Söyle yapayım, diye sormuş.

Alaaddin cine:

- Prenses ile evlenmek istiyorum. Bana güzel ve büyük bir ev yap. Cici elbiseler, mücevherler ve para getir. Beni bu ülkenin en zengin adam yap, demiş.

Cin, bütün bunları anında yapmış. Artık, Alaaddin oraların en varlıklı adamıymış. Bir süre sonra, Alaaddin sultanın sarayına gitmiş. Ona:

- Sultanım ben buraların en zengin adamıyım. İzin verirseniz, kızınız ile evlenmek istiyorum, demiş.

O sırada, prenses de sarayın penceresinden ona bakıyormuş. Alaaddin’i görünce ona çarşıda rastladığını anımsamış. Üstelik onu çok beğenmiş. Hemen aşağıya inmiş. Babasının yanına gelip:

- Babacığım ben bu Alaaddin’le evlenebilirim. Sanıyorum çok da mutlu oluruz, demiş.

Böylece Alaaddin ile prenses evlenmişler. Alaaddin’in sarayında birlikte oturmaya başlamışlar. Zaten şehirdeki en büyük ve en güzel saray onlarınkiymiş.

Öte yanda... Sihirbaz çoktan ülkesine dönmüşmüş. Bir gün, ona Alaaddin’in ülkesinden bir konuk gelmiş. Sihirbaz konuğunu ağırlamış. Sonra da ona:

- Sizin oralarda neler oluyor? Söyle bakalım, demiş.

Konuk anlatmaya başlamış:

- Alaaddin adlı bir genç, prenses ile evlendi. Şehirdeki en güzel saray onlara ait. Öyle ki padişahın sarayı bile küçücük kalıyor. Üstelik çok zengin biri bu Alaaddin, demiş.

Sihirbaz şaşırmış:

- Alaaddin mi, diye sormuş.

Sihirbaz, birden yıllar önce olanları anımsamış:

- Vay! Ertesi gün tarladaki çukura gitmiştim. Alaaddin’e seslenmiştim. Fakat o yanıt vermemişti. Onun öldüğünü sanmıştım. Demek ki ölmemiş. O derin çukurdan çıkmış. Şimdi sihirli lâmba onda. Bütün bu olanakları, onun için cin yapmıştır. Hemen oraya dönmeli ve lâmbayı almalıyım, diye düşünmüş.

Böylece kötü kalpli sihirbaz, tekrar Alaaddinlerin ülkesine gitmiş. Sihirli lâmbaya benzeyen birkaç lâmba almış. Satıcı kılığına girmiş. Hemen bizim Alaaddin’in sarayının önüne gitmiş. Bir köşeye gizlenmiş. Alaaddin dışarı çıkıncaya kadar orada beklemiş. Sonra saraya girmiş.

Prensese seslenmiş:

- Eskilerin yerine yeni lâmbalar veriyorum. Varsa eski lâmbalarınızı bana verin. Ben size yeni lâmbalar vereyim, demiş.

Prenses ona:

- Bizim hiçbir eski lâmbamız yok efendim. Sarayımız gibi bütün lâmbalarımız da yenidir, demiş.

Sihirbaz ısrar etmiş:

- Belki deponuzda eski bir lâmba olabilir, demiş.

Prenses biraz düşünmüş. Sonra:

- Alaaddin’in eski bir lâmbası olacaktı. Bir bakayım, demiş.

Sonra da depoya yönelirken:

- Gidip onu getireyim, demiş.

Az sonra, prenses depodan dönmüş. Bu sefer elinde eski bir lâmba varmış. Sihirbaz lâmbayı kapar gibi almış. Hemen ovmuş. Tabii cin ortaya çıkmış:

- Lâmbayı ovdun ben geldim. Ne istiyorsun söyle, demiş.

Sihirbaz cine emretmiş:

- Bu sarayı, içindeki her şeyi ve herkesi ülkeme götür, demiş.

Anında Sihirbazın dediği gibi olmuş. Saray birden yok olmuş.

Bir süre sonra, Alaaddin çarşıdan dönmüş. Fakat sarayı yerinde yokmuş. Orada sadece bir tarla varmış. Saray ve prenses gitmişmiş.

Zavallı Alaaddin şaşkınlık içinde kalakalmış. Kendi kendine:

- Şimdi ben ne yapabilirim acaba, diye düşünmeye başlamış.

Sonra, tılsımlı yüzüğü hatırlamış:

- Belki yüzüğün cini bana yardım edebilir, demiş.

Hemen yüzüğünü çıkarıp ovmuş. Tabii o anda da cin ortaya çıkmış:

- Yüzüğü ovdun ben geldim. Ne istiyorsun efendim söyle, demiş.

Alaaddin ona:

- Birisi sihirli lâmbamı çalmış. Lâmbanın cinine sarayımı ve prensesi götürmesini söylemiş. Ama nereye bilmiyorum? Şimdi prenses nerededir, diye sormuş.

Yüzüğün cini bir süre düşünmüş. Sonra gördüklerini söylemiş:

- Sarayınız çok uzak bir ülkede efendim. Prenses de onun içinde ama çok mutsuz, demiş.

Alaaddin bu habere çok sevinmiş. Yüzüğün cinine emretmiş:

- Onları hemen geri getirmeni istiyorum. Hem de şimdi, demiş.

Yüzüğün cini üzüntü ile:

- Ne yazık ki bunu yapamam efendim. Lâmbanın cini çok büyüktür. O benden daha kuvvetlidir. Benim gücüm buna yetmez, demiş.

Alaaddin heyecanla:

- O hâlde hemen beni sırtlan ve oraya götür, demiş.

Cin, Alaaddin’i sihirbazın ülkesine götürmüş. Saray oradaymış. Alaaddin sarayı bulmuş. Sihirbaz dışarı çıkıncaya kadar bir köşede beklemiş. Sonra saraya girmiş.

Prenses, kocasını görünce heyecan ve sevinçle bağırmış:

- Beni bulacağını ve kurtaracağını biliyordum. Sağ ol, demiş.

Alaaddin karısını kucaklarken:

- Sihirli lâmbamız acaba nerede prensesim, diye sormuş.

- Sihirbaz onu hep yanında taşır. Gece gündüz onunla beraberdir.

- Prensesim benim bir plânım var. Dinle şimdi. Sen bu tozu yanına al. Onu sihirbazın yemeğine koy. Sihirbaz iksirli yemeği yediği zaman derin bir uykuya dalar. O sırada, sen bana işaret verirsin. Ben de çıkar gelirim, demiş.

Ardından, Alaaddin dışarıda bir köşe bulup saklanmış. Sihirbazı beklemeye başlamış.

Çok geçmeden sihirbaz saraya dönmüş. Prenses ona akşam yiyeceğini getirmiş. Sihirbaz iksirli yemeği yemiş. Ardından, derin bir uykuya dalmış.

O zaman Alaaddin saraya gelmiş. Sihirbazdan lâmbayı almış. Daha durur mu? Hemen ovmuş ve cini yanına çağırmış.

Cin ortaya çıkıp saygı ile bizim Alaaddin’i selâmlamış:

- Lâmbayı ovdun ben geldim. Ne istiyorsun söyle efendim, demiş.

Alaaddin sevinç içinde ellerini çırpmış. Sonra emrini vermiş:

- Bu kötü sihirbazı yanına al. Benim lâmbayı bulduğum o derin çukura koy. Kapağı iyice kapa ki bir daha dışarı çıkamasın, demiş.

O anda, cin ile sihirbaz ortalıktan kaybolmuşlar.

Çok geçmeden cin geri dönmüş. Alaaddin’i saygıyla selâmlamış:

- Daha başka ne istiyorsun söyle efendim, diye sormuş.

Alaaddin yeni emrini de vermiş:

- Sarayımı ve bizleri ülkemize geri götürmeni istiyorum, demiş.

Böylece cin sarayı geri getirmiş.

Merak ve korku içindeki padişah, Alaaddin ve prensesi görünce çok memnun olmuş.

Padişah ölünce Alaaddin onun yerine geçmiş. Ülkede cumhuriyet ilân etmiş.
__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
cocuk, hikayaleri, lambası…, sihirli, …alaaddinin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İç Dünyamızda Saklı Alaatti'nin Sihirli Lambası Desmont Kişisel Gelişim 0 20 Ocak 2015 20:24
Scrapile Lambası Desmont Ev Dekorasyonu 0 19 Aralık 2014 22:44
Alaaddin Çakıcı'nın yeğeni ve damadı tutuklandı Clever Haber Arşivi 0 13 Ocak 2008 14:10
Alaaddin ve Cin Muhabbetleri Hasan Komedi ve Mizah 0 27 Haziran 2006 09:43