IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28 Kasım 2012, 14:23   #1
Zen
Guest
Zen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Empati


sohbet


Bu yazıda birçok terapi yönteminin ele almış olduğu ve uygulamalarında kullanılan bir kavram olan empatinin tanımı, danışan odaklı terapinin ve kendilik psikolojisinin bu kavrama bakışı ele alınacaktır. Rogers’ın ve Kohut’un empatiyi algılayışları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenecektir.

Bazı empati tanımları

Bennett (1995) empatiyi karmaşık bir intrapsişik ve kişiler arası süreç olarak tanımlar. Rogers’ın (1957) empati tanımı ‘’bir başkasının içsel referans çerçevesini dikkatle anlamak ve ayrıca uygun olan duygusal bileşenler ve anlamlarla, sanki kişinin diğer kişi olması, ama ‘sanki’ koşulunu kaybetmeden’’ şeklindedir. Eğer ‘sanki’ niteliği kaybedilirse, bu durum empati değil özdeşim olur. Rogers’ın (1975) güncellenmiş empati tartışması kognitif, duygusal ve davranışsal bileşenleri kapsamaktadır. Terapist danışanın dünyasını anlamalı (kognitif), danışanla birlikte hissetmeli (duygusal) ve bu anlayışı ve hissi danışana iletmelidir (davranışsal) (akt; Irving, Dickson; 2006).

Rogers’ın tanımına benzer bir tanımı da Truax ve Carkhuff (1967) yapmıştır. Gösterilen empatinin en yüksek seviyesi danışanın referans çerçevesinin, anlayışının ve hislerinin önemini içine alır. Authier’in (1986) incelemesi, empatinin en büyük davranışsal bileşeninin sözel olmayan bir seviye içerdiğini belirtmiştir: daha uzun göz kontağı; daha yakın oturma; muhtemelen dokunarak öne doğru eğilme; surat ifadesi; daha ilgili ve kişiye yönelik jestler ile iletişim kurma. Sözel bir seviyede ise, danışanın o andaki duygusunu yansıtmada, tecrübeli bir dil, yüz yüze gelme ve kendini açma yöntemlerinin kullanılması göze çarpar (akt; Irving, Dickson; 2006).

Danışan odaklı te-----e empatinin kullanımı

Empatik varoluş şekli, empatik kişilerden öğrenilebilir. Bunun önemi, doğru empati kurabilme yeteneğinin eğitim yoluyla geliştirilebilmesinden gelir. Terapistler, anne babalar, öğretmenler empatik olmaya yardımcı olabilirler. Te-----e çok önemli olan bu zor anlaşılabilir ve gözden kaçabilen yapının ‘’doğuştan kazanılmadığını’’ ancak öğrenildiğini ve en hızlı şekilde empatik ortamda öğrenildiğini bilmek önemlidir (Rogers, 1980).

Empati, her şeyden önce yalnızlığı çözmektedir. En azından, bir an için olsun, empatik anlayış gören kimse, kendinin insan ırkının bir parçası olduğunu hissetmektedir. Açıkça söylenmemiş olsa bile, şuna benzer bir deneyim yaşanır: ‘’Ben burada gizli şeylerimi, tuhaf belki de anormal duygularımı, ne açıkça kendimle ne de bir başkasıyla konuştuğum duygularımı ifade ediyorum. Buna rağmen, o benim duygularımı anlıyor, beni benim anladığımdan daha iyi anlıyor. Söylediklerimden benim ne demek istediğimi anladığında, kendimi o kadar yabancı ve uzak hissetmiyorum. Başka bir insan için benim bir anlamım var. Öyle ki, bu ilişki içinde iken dünyadaki diğer insanlarla da ilişki kurmuş gibiyim, artık yalnız değilim.’’ (Rogers, 1980)

Empati, açıktır ki, olumlu sonuçlarla alakalıdır. Psikiyatri hastanelerindeki şizofreni hastalarından sınıflardaki öğrencilere, bir danışmanlık merkezinin danışanlarından eğitim alan öğretmenlere, Almanya’daki nevrotiklerden ABD’deki nevrotiklere, durum aynıdır; terapist ya da öğretmen ne kadar duyarlı bir şekilde anlayış gösterirse, yapıcı öğrenmenin ve değişimin gerçekleşmesi o kadar muhtemel olur (Rogers, 1980).
Empatik anlayış gören bir kişi için bunun anlamı, birisinin ona değer ve önem vermesi, onu olduğu gibi kabul etmesidir. Bir kişiye değer ve önem vermedikçe, o kişiyi doğru olarak algılayıp hissedebilmek mümkün değildir. Burada, empatik anlayış gören kişiye ‘’Birisi bana güveniyor, benim değerli olduğumu düşünüyor. Ben, belki de bir şeye değerim. Belki de kendime değer vermeliyim’’ şeklinde mesaj ulaşmaktadır (Rogers, 1980).

Duyarlı anlayışın bir diğer etkisi de, yargısız olma durumundan kaynaklanmaktadır. En üst düzeydeki empati, kabul edicidir ve yargılayıcı değildir. Eğer bir kişi hakkında görüş oluşturulmuşsa, onun iç dünyasını doğru olarak algılamak olası değildir (Rogers, 1980).
Gerçek empati, herhangi bir değerlendirici veya tanılayıcı yapıdan her zaman uzaktır. Gerçek empati ile karşılaşan kimseyi bir sürpriz beklemektedir. ‘’Eğer ben yargılanmıyorsam, ben belki de düşündüğüm kadar anormal veya kötü değilim. Ben de, belki kendimi bu kadar kötü değerlendirmemeliyim’’. Böylece giderek artan bir şekilde kendini kabul etme olasılığı artmaktadır (Rogers, 1980).

Bir kişi ile birlikte var olma şekli olan empatinin çeşitli görünümleri vardır. Bir kişinin özel algısal dünyasına girmek ve onunla tümüyle beraber olmak demektir. Bu, o kişinin kaynağında hissettiği anlamlar değiştikçe ve onun o anda yaşadığı duygu korku, kızgınlık, sevgi veya her ne ise, her an buna duyarlı olmak demektir. Bu, geçici olarak onun hayatını yaşamak, yargılamadan ona nazikçe yaklaşmak, onun çok az farkında olduğu anlamları hissetmektir. Ancak bu yapılırken, kişiye tehdit edici gelebileceğinden, onun tümüyle farkında olmadığı duyguları ortaya konmaz. Empati, terapistin danışanın korktuğu unsurlara korkmadan ve yeni bir bakışla baktığını ona iletebilmesini içerir. Terapistin, danışandan aldığı tepkileri rehber olarak kullanması ve hissettiklerini sık sık onunla kontrol etmesi demektir. Terapist, onun içsel dünyasının en güvenilir dostudur. Danışanın yaşantılarının akışında olası anlamlar belirlenerek, onun referansından yararlanmasına, anlamlarını tam olarak yaşamasına ve yaşantıların ileriye doğru akmasına yardım edilir (Rogers, 1980).

Terapistin, bir kişi ile böylece var olabilmesi demek, danışanın dünyasına önyargısız olarak girebilmesi için, bir süre kendi değer ve görüşlerinden uzaklaşması demektir. Bu, bir anlamda kendinden uzaklaşmadır. Bunu ancak kendinden emin, bir kişinin tuhaf ve saçma dünyasına girince kaybolmayacak ve istediği zaman kendi dünyasına rahatça geri dönebilecek kişiler gerçekleştirebilir. Bu tanımlamadan, empatik olmanın karmaşık, sorumluluk verici, güçlü, ancak zorlukla anlaşılabilen ve nazik bir var oluş şekli olduğu anlaşılabilir (Rogers, 1980).

Anlaşıldığını anlayan bir kimse yaşantıları ile daha kapsamlı ilişkiler kurmaya başlar. Böylece, artık onun kendini anlaması ve davranışlarını değiştirmesi için rehber olarak kullanacağı, giderek genişleyen bir referansı oluşmuş olmaktadır. Eğer empati doğru ve derin ise, yaşantılarının akışı engellenmeyebilir ve duraksamaya uğramadan ilerlemesi sağlanacaktır (Rogers, 1980).

Doğru empatik anlayış terapistin tamamen danışanın evreninde bulunması anlamına gelir. Bu, şimdi ve burada, bulunulan zamanda an be an duyarlılıktır. Danışanın özel kişisel anlamlarının iç dünyasını, aslında öyle olmadığını unutmadan, terapistin sanki kendi dünyasıymış gibi hissetmesidir (Rogers, 1966; akt, Overholser, 2007).
Empatik anlayış, doğru ve duyarlı bir şekilde iletişim kurulduğu zaman, danışanın içindeki duyguları, algıları ve kişisel anlamları daha özgürce deneyimleyebilmesi için son derece önemlidir (Rogers, 1975; akt, Overholser, 2007).

Anlayışı bir kişi tarafından dinleniyor olmak, kişinin kendisini daha doğru bir şekilde dinlemesini mümkün kılar (Overholser, 2007).

Kendilik psikolojisinin empatiye bakışı

Kendilik psikologları genellikle empatinin tek başına iyileştirici olduğu, terapötik iç görü sağlama değeri konusunda hemfikirdirler. Kohut ‘’dolaylı iç gözlem’’ in bir şekli olarak görmüştür ve iki yönünün bulunduğunu belirtmiştir: anlama ve yorumlama. Anlama daha çok, danışanın öznel dünyasına ilişkin hızlı bir kavrayış, yorumlama ise şu andaki tepkilerinin çocukluğundaki önemli kişilerin empatik hataları üzerine nasıl temellendiğini danışanın görmesine yardımcı olmak için kullanılır. Her ikisi de, terapinin esas hedefi olan, kendilik yapılanmasını kolaylaştırmaya hizmet eder. Empati danışanın kendi öznel dünyasını organize etmesine yardım etmeye ve bunu geçerli kılmaya yardım eder. İleride, bu öznel dünyanın stabil, dayanıklı bir ‘’yapılanma’’sı ile sonuçlanır, böylece kendilik deneyimi daha organize ve tutarlı olur. Kohut için empati, danışanın davranışında ve deneyiminde bilinçdışı anlamları idrak etmek üzerine temellenerek ortaya çıkar (Bohart, 1991).

Kohut’a göre empati değer yargılarından bağımsız bir gözlem tarzıdır; nasıl dışa bakış dış dünyaya hassas-ayarlı bir gözlem tarzıysa, empati de insanın içsel yaşamına hassas-ayarlı bir gözlem tarzıdır. Empatinin iki düzeyi vardır: (a) Bilgi toplama eylemi olarak empati ve (b) insanlar arasında güçlü, duygusal bir bağ olarak empati (Kohut, 2009).

Bir bilgi toplama, veri derleme eylemi olarak empati, doğru ya da yanlış, merhametin ya da düşmanlığın hizmetinde olabilir, peşine yavaşça ve ağır adımlarla ya da içten geldiği gibi, yani büyük bir hızla düşülebilir. Bu anlamda empati hiçbir zaman kendi başına destekleyici ya da terapötik değildir. Ancak başarıyla destekleyici ve terapötik olabilmenin de kaçınılmaz ön koşuludur. Başka bir deyişle, bir annenin empatisi doğru ve keskin de olsa, amaçları sevgi dolu da olsa, çocuğunun kendilik nesnesi ihtiyaçlarını tatmin eden empatisi değildir. Bunu eylemleri, çocuğa verdiği tepkiler yapar. Yine de amaçlarına ulaşabilmeleri için, bu eylemlere ve tepkilere, doğru ve keskin empati rehberlik etmelidir. Yani empati, annenin çocuğun kendilik nesnesi olarak uygun biçimde işlev görmesi için bir ön koşuldur. Anne ya da babanın çocuk karşısındaki kendilik nesnesi işlevine bilgi sağlar, ama kendi başına, çocuğun ihtiyaç duyduğu kendilik nesnesi işlevi değildir (Kohut, 2009).

Bunun yanında Kohut, kendi başına empatinin, empatinin sadece var olmasının bile, yararlı, geniş anlamda terapötik bir etkisi olduğunu ekler -hem klinik ortamda, hem de genelde insan yaşamında (Kohut, 2009).

İki yaklaşımın farkları

Rogers tarafından geliştirilen danışan merkezli psikote-----e empati, kuramın temelini oluşturur, ancak Kohut’un kendilik psikolojisindeki yaklaşımından daha farklı biçimde ele alınır. Rogers’a göre empati terapiler için bir ön koşul olmaktan çok temel nitelikte bir terapötik yapıdır, terapist terapötik bir tutum içinde olmaktan çok hastaya yönelmeye ve onu anlamaya çalışır, bu nedenle kişilerarası etkileşim yönetici/yönlendirici nitelikte değildir. Rogers empatiyi terapistin hastanın dünyasını, sanki o imiş gibi ("sanki" duygusunu hiç kaybetmeden) anlaması olarak tanımlamıştır (Bozarth 1999; akt, Gülseren, 2001).

Kendilik psikolojisi okulu, Kohut’un katkıları ile empatinin tanımını yeniden gözden geçirmiş ve empatiyi terapinin önemli unsuru olarak kabul etmiştir (Book 1988; akt, Gülseren, 2001). Kohut empatiyi soyut ve klinik olmak üzere iki farklı biçimde tanımlamıştır. Soyut tanımlama, "dolaylı iç gözlem" kavramı ile açıklanmıştır. Böylece, ancak kendi yaşantımıza içe bakışla benzer bir durumda başka bir kişinin ne durumda olduğunu anlayabiliriz. Empati klinik yönden ise, başka bir kişinin iç yaşamını hissedebilme ve düşünebilme kapasitesi olarak tanımlanmıştır. Kendilik psikolojisi içinde hastanın yaşantısına yakın şekilde empatik olma, psikanalizin geleneksel yaklaşımından bazı farklılıklar gösterir. Empatik yaklaşım, hastanın cinsel ve saldırgan dürtüleri yerine kişinin ne durumda olduğuna odaklanır, hastanın yaşantısını temel alır (Gülseren, 2001).

Kohut (1993), kendiliğin oluşumunda empatinin önemine dikkat çekmiştir. Empati, terapist açısından hastanın arkaik narsisistik gereksinimlerine ulaşmasında yardımcı olur. Hasta bu şekilde preödipal gereksinimlerinin farkına vararak ve kabul ederek bunları normal benlik saygısının oluşması için kullanabilir. Bu nedenle empatinin hastanın değişimine katkısı vardır. Hastanın sorunları ve ruhsal sıkıntıları konusunda terapistin empatisi arttıkça, hem hastanın iç dünyasına girebilir hem de iç görü kazanmasına yardımcı olabilir. Kohut’un katkıları ile empati psikanalitik yaklaşımda daha merkezi bir yerde bulunmaktadır (Gülseren, 2001).

Sonuç

Rogers’ın da, Kohut’un da empatiye te-----e özel bir önem verdiklerini söyleyebiliriz. Bu açıdan ve terapistin danışanın iç dünyasına girip onu anlama girişiminin gerekliliği açısından benzerdirler. Her ikisi de empatinin tek başına terapötik olduğunu belirtmişlerdir.

Fakat Kohut empatiyi, te-----e kendilik nesnesi ihtiyaçlarının tatmin edilmesi için bir araç olarak da görmüştür. İnsan gelişirken anne babasından aldığı empati ile kendilik nesnesi ihtiyaçlarını tatmin eder. Bunu alamayan danışanlar te-----e terapistin vereceği empati ile eksik olan kendilik yapılanmalarını şekillendirirler. Bu, Kohut’un bahsettiği empatinin bilgi toplama düzeyidir; kendi başına iyileştirici değildir ama iyileşmenin ön koşuludur. Ona göre asıl iyileştirici olan, kendilik nesnesinin vereceği tepkilerdir. Kohut, empatinin iki yönünden biri olan anlama ile, danışanın dünyasına dair bilgi edinir, sonra yorumlama ile kişinin şu andaki tepkilerinin, çocukluğunda onun için önemli olan kişilerin empatik hataları üzerine nasıl temellendiğini görmesi sağlanır. Bu süreç daha yapılandırılmış, amaca yönelik, yani kişinin kendilik nesnesinin empati eksikliğinin fark edilmesi için kullanılan bir planlı yoldur.

Rogers ise empatiyi terapi sürecinin kendisi olarak görür. Asıl olan, danışanı yargılamadan, onun hakkında önceden bir kanı oluşturmadan ne yaşadığını, ne hissettiğini ‘oymuş gibi’ anlayabilmektir. Fakat bunu yaparken terapistin kendi kimliğinden geçici olarak sıyrılması gerekir. Süreç bittiğinde kendi dünyasına geri dönmelidir. Anlaşıldığını hisseden kişi kendisine farklı bir gözle bakmaya başlayabilir. Kohut bu aşamayı belirtmemiştir. Kohut’un nihai noktası kendilik nesnesi gereksinimlerini gidermektir. Ama kendilik nesnesi gereksinimlerinin de çocuklukta alınması gereken aynalama, büyüklenmeci kendilik imagosu gibi unsurlar olduğunu göz önünde bulundurursak, bu unsurlar ile empatinin ortak noktaları olduğunu söyleyebiliriz. Aynalama, empatideki danışanın ifade ettiği şeyin doğrudan anlaşılmasına tekabül etmektedir; büyüklenmeci kendilik imagosu ise empati aracılığıyla danışanın kendisinin değerli olduğunu anlaması ile bağlantılıdır.

Sonuç olarak, her iki kuramcı da empatinin terapinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu ifade ettiklerini düşünebiliriz. Aradaki önemli fark, Rogers’ın yalnızca ‘empati’ kavramı üzerinde, danışanın kognitif ve duygusal olarak anlaşılması ve bunun geri ifade edilmesi üzerinde daha ayrıntılı bir şekilde durması, Kohut’un ise bunu kendilik nesnesi ihtiyaçlarına bağlayarak daha araçsal olarak bakmasıdır.
Bu yazıda birçok terapi yönteminin ele almış olduğu ve uygulamalarında kullanılan bir kavram olan empatinin tanımı, danışan odaklı terapinin ve kendilik psikolojisinin bu kavrama bakışı ele alınacaktır. Rogers’ın ve Kohut’un empatiyi algılayışları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenecektir.

Bazı empati tanımları

Bennett (1995) empatiyi karmaşık bir intrapsişik ve kişiler arası süreç olarak tanımlar. Rogers’ın (1957) empati tanımı ‘’bir başkasının içsel referans çerçevesini dikkatle anlamak ve ayrıca uygun olan duygusal bileşenler ve anlamlarla, sanki kişinin diğer kişi olması, ama ‘sanki’ koşulunu kaybetmeden’’ şeklindedir. Eğer ‘sanki’ niteliği kaybedilirse, bu durum empati değil özdeşim olur. Rogers’ın (1975) güncellenmiş empati tartışması kognitif, duygusal ve davranışsal bileşenleri kapsamaktadır. Terapist danışanın dünyasını anlamalı (kognitif), danışanla birlikte hissetmeli (duygusal) ve bu anlayışı ve hissi danışana iletmelidir (davranışsal) (akt; Irving, Dickson; 2006).

Rogers’ın tanımına benzer bir tanımı da Truax ve Carkhuff (1967) yapmıştır. Gösterilen empatinin en yüksek seviyesi danışanın referans çerçevesinin, anlayışının ve hislerinin önemini içine alır. Authier’in (1986) incelemesi, empatinin en büyük davranışsal bileşeninin sözel olmayan bir seviye içerdiğini belirtmiştir: daha uzun göz kontağı; daha yakın oturma; muhtemelen dokunarak öne doğru eğilme; surat ifadesi; daha ilgili ve kişiye yönelik jestler ile iletişim kurma. Sözel bir seviyede ise, danışanın o andaki duygusunu yansıtmada, tecrübeli bir dil, yüz yüze gelme ve kendini açma yöntemlerinin kullanılması göze çarpar (akt; Irving, Dickson; 2006).

Danışan odaklı te-----e empatinin kullanımı

Empatik varoluş şekli, empatik kişilerden öğrenilebilir. Bunun önemi, doğru empati kurabilme yeteneğinin eğitim yoluyla geliştirilebilmesinden gelir. Terapistler, anne babalar, öğretmenler empatik olmaya yardımcı olabilirler. Te-----e çok önemli olan bu zor anlaşılabilir ve gözden kaçabilen yapının ‘’doğuştan kazanılmadığını’’ ancak öğrenildiğini ve en hızlı şekilde empatik ortamda öğrenildiğini bilmek önemlidir (Rogers, 1980).

Empati, her şeyden önce yalnızlığı çözmektedir. En azından, bir an için olsun, empatik anlayış gören kimse, kendinin insan ırkının bir parçası olduğunu hissetmektedir. Açıkça söylenmemiş olsa bile, şuna benzer bir deneyim yaşanır: ‘’Ben burada gizli şeylerimi, tuhaf belki de anormal duygularımı, ne açıkça kendimle ne de bir başkasıyla konuştuğum duygularımı ifade ediyorum. Buna rağmen, o benim duygularımı anlıyor, beni benim anladığımdan daha iyi anlıyor. Söylediklerimden benim ne demek istediğimi anladığında, kendimi o kadar yabancı ve uzak hissetmiyorum. Başka bir insan için benim bir anlamım var. Öyle ki, bu ilişki içinde iken dünyadaki diğer insanlarla da ilişki kurmuş gibiyim, artık yalnız değilim.’’ (Rogers, 1980)

Empati, açıktır ki, olumlu sonuçlarla alakalıdır. Psikiyatri hastanelerindeki şizofreni hastalarından sınıflardaki öğrencilere, bir danışmanlık merkezinin danışanlarından eğitim alan öğretmenlere, Almanya’daki nevrotiklerden ABD’deki nevrotiklere, durum aynıdır; terapist ya da öğretmen ne kadar duyarlı bir şekilde anlayış gösterirse, yapıcı öğrenmenin ve değişimin gerçekleşmesi o kadar muhtemel olur (Rogers, 1980).
Empatik anlayış gören bir kişi için bunun anlamı, birisinin ona değer ve önem vermesi, onu olduğu gibi kabul etmesidir. Bir kişiye değer ve önem vermedikçe, o kişiyi doğru olarak algılayıp hissedebilmek mümkün değildir. Burada, empatik anlayış gören kişiye ‘’Birisi bana güveniyor, benim değerli olduğumu düşünüyor. Ben, belki de bir şeye değerim. Belki de kendime değer vermeliyim’’ şeklinde mesaj ulaşmaktadır (Rogers, 1980).

Duyarlı anlayışın bir diğer etkisi de, yargısız olma durumundan kaynaklanmaktadır. En üst düzeydeki empati, kabul edicidir ve yargılayıcı değildir. Eğer bir kişi hakkında görüş oluşturulmuşsa, onun iç dünyasını doğru olarak algılamak olası değildir (Rogers, 1980).
Gerçek empati, herhangi bir değerlendirici veya tanılayıcı yapıdan her zaman uzaktır. Gerçek empati ile karşılaşan kimseyi bir sürpriz beklemektedir. ‘’Eğer ben yargılanmıyorsam, ben belki de düşündüğüm kadar anormal veya kötü değilim. Ben de, belki kendimi bu kadar kötü değerlendirmemeliyim’’. Böylece giderek artan bir şekilde kendini kabul etme olasılığı artmaktadır (Rogers, 1980).

Bir kişi ile birlikte var olma şekli olan empatinin çeşitli görünümleri vardır. Bir kişinin özel algısal dünyasına girmek ve onunla tümüyle beraber olmak demektir. Bu, o kişinin kaynağında hissettiği anlamlar değiştikçe ve onun o anda yaşadığı duygu korku, kızgınlık, sevgi veya her ne ise, her an buna duyarlı olmak demektir. Bu, geçici olarak onun hayatını yaşamak, yargılamadan ona nazikçe yaklaşmak, onun çok az farkında olduğu anlamları hissetmektir. Ancak bu yapılırken, kişiye tehdit edici gelebileceğinden, onun tümüyle farkında olmadığı duyguları ortaya konmaz. Empati, terapistin danışanın korktuğu unsurlara korkmadan ve yeni bir bakışla baktığını ona iletebilmesini içerir. Terapistin, danışandan aldığı tepkileri rehber olarak kullanması ve hissettiklerini sık sık onunla kontrol etmesi demektir. Terapist, onun içsel dünyasının en güvenilir dostudur. Danışanın yaşantılarının akışında olası anlamlar belirlenerek, onun referansından yararlanmasına, anlamlarını tam olarak yaşamasına ve yaşantıların ileriye doğru akmasına yardım edilir (Rogers, 1980).

Terapistin, bir kişi ile böylece var olabilmesi demek, danışanın dünyasına önyargısız olarak girebilmesi için, bir süre kendi değer ve görüşlerinden uzaklaşması demektir. Bu, bir anlamda kendinden uzaklaşmadır. Bunu ancak kendinden emin, bir kişinin tuhaf ve saçma dünyasına girince kaybolmayacak ve istediği zaman kendi dünyasına rahatça geri dönebilecek kişiler gerçekleştirebilir. Bu tanımlamadan, empatik olmanın karmaşık, sorumluluk verici, güçlü, ancak zorlukla anlaşılabilen ve nazik bir var oluş şekli olduğu anlaşılabilir (Rogers, 1980).

Anlaşıldığını anlayan bir kimse yaşantıları ile daha kapsamlı ilişkiler kurmaya başlar. Böylece, artık onun kendini anlaması ve davranışlarını değiştirmesi için rehber olarak kullanacağı, giderek genişleyen bir referansı oluşmuş olmaktadır. Eğer empati doğru ve derin ise, yaşantılarının akışı engellenmeyebilir ve duraksamaya uğramadan ilerlemesi sağlanacaktır (Rogers, 1980).

Doğru empatik anlayış terapistin tamamen danışanın evreninde bulunması anlamına gelir. Bu, şimdi ve burada, bulunulan zamanda an be an duyarlılıktır. Danışanın özel kişisel anlamlarının iç dünyasını, aslında öyle olmadığını unutmadan, terapistin sanki kendi dünyasıymış gibi hissetmesidir (Rogers, 1966; akt, Overholser, 2007).
Empatik anlayış, doğru ve duyarlı bir şekilde iletişim kurulduğu zaman, danışanın içindeki duyguları, algıları ve kişisel anlamları daha özgürce deneyimleyebilmesi için son derece önemlidir (Rogers, 1975; akt, Overholser, 2007).

Anlayışı bir kişi tarafından dinleniyor olmak, kişinin kendisini daha doğru bir şekilde dinlemesini mümkün kılar (Overholser, 2007).

Kendilik psikolojisinin empatiye bakışı

Kendilik psikologları genellikle empatinin tek başına iyileştirici olduğu, terapötik iç görü sağlama değeri konusunda hemfikirdirler. Kohut ‘’dolaylı iç gözlem’’ in bir şekli olarak görmüştür ve iki yönünün bulunduğunu belirtmiştir: anlama ve yorumlama. Anlama daha çok, danışanın öznel dünyasına ilişkin hızlı bir kavrayış, yorumlama ise şu andaki tepkilerinin çocukluğundaki önemli kişilerin empatik hataları üzerine nasıl temellendiğini danışanın görmesine yardımcı olmak için kullanılır. Her ikisi de, terapinin esas hedefi olan, kendilik yapılanmasını kolaylaştırmaya hizmet eder. Empati danışanın kendi öznel dünyasını organize etmesine yardım etmeye ve bunu geçerli kılmaya yardım eder. İleride, bu öznel dünyanın stabil, dayanıklı bir ‘’yapılanma’’sı ile sonuçlanır, böylece kendilik deneyimi daha organize ve tutarlı olur. Kohut için empati, danışanın davranışında ve deneyiminde bilinçdışı anlamları idrak etmek üzerine temellenerek ortaya çıkar (Bohart, 1991).

Kohut’a göre empati değer yargılarından bağımsız bir gözlem tarzıdır; nasıl dışa bakış dış dünyaya hassas-ayarlı bir gözlem tarzıysa, empati de insanın içsel yaşamına hassas-ayarlı bir gözlem tarzıdır. Empatinin iki düzeyi vardır: (a) Bilgi toplama eylemi olarak empati ve (b) insanlar arasında güçlü, duygusal bir bağ olarak empati (Kohut, 2009).

Bir bilgi toplama, veri derleme eylemi olarak empati, doğru ya da yanlış, merhametin ya da düşmanlığın hizmetinde olabilir, peşine yavaşça ve ağır adımlarla ya da içten geldiği gibi, yani büyük bir hızla düşülebilir. Bu anlamda empati hiçbir zaman kendi başına destekleyici ya da terapötik değildir. Ancak başarıyla destekleyici ve terapötik olabilmenin de kaçınılmaz ön koşuludur. Başka bir deyişle, bir annenin empatisi doğru ve keskin de olsa, amaçları sevgi dolu da olsa, çocuğunun kendilik nesnesi ihtiyaçlarını tatmin eden empatisi değildir. Bunu eylemleri, çocuğa verdiği tepkiler yapar. Yine de amaçlarına ulaşabilmeleri için, bu eylemlere ve tepkilere, doğru ve keskin empati rehberlik etmelidir. Yani empati, annenin çocuğun kendilik nesnesi olarak uygun biçimde işlev görmesi için bir ön koşuldur. Anne ya da babanın çocuk karşısındaki kendilik nesnesi işlevine bilgi sağlar, ama kendi başına, çocuğun ihtiyaç duyduğu kendilik nesnesi işlevi değildir (Kohut, 2009).

Bunun yanında Kohut, kendi başına empatinin, empatinin sadece var olmasının bile, yararlı, geniş anlamda terapötik bir etkisi olduğunu ekler -hem klinik ortamda, hem de genelde insan yaşamında (Kohut, 2009).

İki yaklaşımın farkları

Rogers tarafından geliştirilen danışan merkezli psikote-----e empati, kuramın temelini oluşturur, ancak Kohut’un kendilik psikolojisindeki yaklaşımından daha farklı biçimde ele alınır. Rogers’a göre empati terapiler için bir ön koşul olmaktan çok temel nitelikte bir terapötik yapıdır, terapist terapötik bir tutum içinde olmaktan çok hastaya yönelmeye ve onu anlamaya çalışır, bu nedenle kişilerarası etkileşim yönetici/yönlendirici nitelikte değildir. Rogers empatiyi terapistin hastanın dünyasını, sanki o imiş gibi ("sanki" duygusunu hiç kaybetmeden) anlaması olarak tanımlamıştır (Bozarth 1999; akt, Gülseren, 2001).

Kendilik psikolojisi okulu, Kohut’un katkıları ile empatinin tanımını yeniden gözden geçirmiş ve empatiyi terapinin önemli unsuru olarak kabul etmiştir (Book 1988; akt, Gülseren, 2001). Kohut empatiyi soyut ve klinik olmak üzere iki farklı biçimde tanımlamıştır. Soyut tanımlama, "dolaylı iç gözlem" kavramı ile açıklanmıştır. Böylece, ancak kendi yaşantımıza içe bakışla benzer bir durumda başka bir kişinin ne durumda olduğunu anlayabiliriz. Empati klinik yönden ise, başka bir kişinin iç yaşamını hissedebilme ve düşünebilme kapasitesi olarak tanımlanmıştır. Kendilik psikolojisi içinde hastanın yaşantısına yakın şekilde empatik olma, psikanalizin geleneksel yaklaşımından bazı farklılıklar gösterir. Empatik yaklaşım, hastanın cinsel ve saldırgan dürtüleri yerine kişinin ne durumda olduğuna odaklanır, hastanın yaşantısını temel alır (Gülseren, 2001).

Kohut (1993), kendiliğin oluşumunda empatinin önemine dikkat çekmiştir. Empati, terapist açısından hastanın arkaik narsisistik gereksinimlerine ulaşmasında yardımcı olur. Hasta bu şekilde preödipal gereksinimlerinin farkına vararak ve kabul ederek bunları normal benlik saygısının oluşması için kullanabilir. Bu nedenle empatinin hastanın değişimine katkısı vardır. Hastanın sorunları ve ruhsal sıkıntıları konusunda terapistin empatisi arttıkça, hem hastanın iç dünyasına girebilir hem de iç görü kazanmasına yardımcı olabilir. Kohut’un katkıları ile empati psikanalitik yaklaşımda daha merkezi bir yerde bulunmaktadır (Gülseren, 2001).

Sonuç

Rogers’ın da, Kohut’un da empatiye te-----e özel bir önem verdiklerini söyleyebiliriz. Bu açıdan ve terapistin danışanın iç dünyasına girip onu anlama girişiminin gerekliliği açısından benzerdirler. Her ikisi de empatinin tek başına terapötik olduğunu belirtmişlerdir.

Fakat Kohut empatiyi, te-----e kendilik nesnesi ihtiyaçlarının tatmin edilmesi için bir araç olarak da görmüştür. İnsan gelişirken anne babasından aldığı empati ile kendilik nesnesi ihtiyaçlarını tatmin eder. Bunu alamayan danışanlar te-----e terapistin vereceği empati ile eksik olan kendilik yapılanmalarını şekillendirirler. Bu, Kohut’un bahsettiği empatinin bilgi toplama düzeyidir; kendi başına iyileştirici değildir ama iyileşmenin ön koşuludur. Ona göre asıl iyileştirici olan, kendilik nesnesinin vereceği tepkilerdir. Kohut, empatinin iki yönünden biri olan anlama ile, danışanın dünyasına dair bilgi edinir, sonra yorumlama ile kişinin şu andaki tepkilerinin, çocukluğunda onun için önemli olan kişilerin empatik hataları üzerine nasıl temellendiğini görmesi sağlanır. Bu süreç daha yapılandırılmış, amaca yönelik, yani kişinin kendilik nesnesinin empati eksikliğinin fark edilmesi için kullanılan bir planlı yoldur.

Rogers ise empatiyi terapi sürecinin kendisi olarak görür. Asıl olan, danışanı yargılamadan, onun hakkında önceden bir kanı oluşturmadan ne yaşadığını, ne hissettiğini ‘oymuş gibi’ anlayabilmektir. Fakat bunu yaparken terapistin kendi kimliğinden geçici olarak sıyrılması gerekir. Süreç bittiğinde kendi dünyasına geri dönmelidir. Anlaşıldığını hisseden kişi kendisine farklı bir gözle bakmaya başlayabilir. Kohut bu aşamayı belirtmemiştir. Kohut’un nihai noktası kendilik nesnesi gereksinimlerini gidermektir. Ama kendilik nesnesi gereksinimlerinin de çocuklukta alınması gereken aynalama, büyüklenmeci kendilik imagosu gibi unsurlar olduğunu göz önünde bulundurursak, bu unsurlar ile empatinin ortak noktaları olduğunu söyleyebiliriz. Aynalama, empatideki danışanın ifade ettiği şeyin doğrudan anlaşılmasına tekabül etmektedir; büyüklenmeci kendilik imagosu ise empati aracılığıyla danışanın kendisinin değerli olduğunu anlaması ile bağlantılıdır.

Sonuç olarak, her iki kuramcı da empatinin terapinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu ifade ettiklerini düşünebiliriz. Aradaki önemli fark, Rogers’ın yalnızca ‘empati’ kavramı üzerinde, danışanın kognitif ve duygusal olarak anlaşılması ve bunun geri ifade edilmesi üzerinde daha ayrıntılı bir şekilde durması, Kohut’un ise bunu kendilik nesnesi ihtiyaçlarına bağlayarak daha araçsal olarak bakmasıdır.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
empati

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aşırı Empati Sendromu Sue Ruh Sağlığı 0 16 Temmuz 2012 21:36
Aşırı Empati Sendromu Sue Ruh Sağlığı 0 29 Haziran 2012 22:23
Empati Testi AngeLus Psikoloji ve Felsefe 0 14 Kasım 2009 10:46