IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19 Ağustos 2008, 12:38   #1
Çevrimiçi
Kritik ; "Zohan": Ajandan kuaför olursa





Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.



80’lerin başında David Zucker, Jim Abrahams ve Jerry Zucker üçlüsünün ( meşhur ZAZ ekibi) ürettiği “Uçak!” ile patlayan ve müteakiben “Çok Gizli” , “Hot Shots” ,“Çıplak Silah” gibi yapımlarla devam eden absürd komedi furyası o yıllarda sinema dünyası için ilaç gibi gelmiş ve durum komedisinden ya da hicivlerden sıkılmış izleyicileri salonlara akın akın çekmeyi başarmıştı.
Zaten değişiklik arayan izleyici kitlesi; objelerin boyutlarıyla dalga geçip gülmeye garkeden, hiç olmayacak bazı güncel konuları patavatsızca tiye alan ve ders/mesaj kaygısı olmadan sadece güldüren bu tarzı pek sevip bağrına basmıştı. Dönemin diğer popüler filmleriyle fütursuzca dalga geçmesi ve deyim yerindeyse malzemeyi fazla işlemeden gayet ham bir biçimde izleyicinin önüne koyması absürd komedinin daha geniş kitleler tarafından tüketilen bir tür olmasını kolaylaştırıyordu. Leslie Nielsen ve Charlie Sheen gibi yıldızlar 90’ların ortalarına kadar bu işin kaymağını yiyip sefasını sürerken 2000’lere gelindikçe absürd komedi furyası mutasyon geçirerek yerini “Korkunç Bir Film” (Scary Movie) gibi tamamen endüstriyel serilere bırakmıştı artık. 1990 yılındaki “Problem Çocuk” ile Hollywood’a giriş yapan Dennis Dugan’ın yönettiği “Zohan’a Bulaşma” tam olarak hangi noktada duruyor bilinmez ancak absürd komedi nosyonuna ince mesajlar yükleyerek ve 11 Eylül sonrası Amerikası’na atıflarda bulunarak tarza yeni açılımlar getirme çabasında olduğu gayet açık.

İçindeki kuaförü keşfediyor…

Zohan Dvir ( Adam Sandler) güneşin altında İsrail sahillerinde gününü gün ederken bağlı bulunduğu gizli örgüt yıllardır izini sürdüğü Phantom ( John Turturro) adlı azılı teröristin yerini saptar ve Zohan’ı bikinili güzel kızların yanından aniden alıp brifing odasına getirir. Bu sahneden itibaren kahramanımızın örgüt içerisindeki konumu, şöhreti ve düşmanları için ne anlam ifade ettiği ile ilgili birçok detay izlemekle beraber kurşunları burun delikleriyle durdurabilen, piranhayı slip mayosunun içine salıp gazozunu yudumlayabilen ve dişlerini bile humusla fırçalayan bu adama kimsenin zarar veremediğine ikna oluyoruz. Ancak Zohan yaptığı işten memnun olmamakla beraber sürekli hayalindeki meslek olan kuaförlüğü düşlemekte ve dünyanın en ünlü kuaförlerinden Paul Mitchell’ın kataloglarını inceleyerek kendini bileylemektedir. Phantom ile giriştikleri mücadelede öldü numarasına yatıp hayallerinin peşinde Amerika’ya kaçan ve kendisine Scrappy Coco isimli sahte bir kimlik seçen Zohan, ortadoğu aksanını gizlemek için kendisini yarı Avusturalyalı yarı Himalayalı ( ?) olarak tanıtır. Başarısız birkaç iş deneyiminden sonra güzel kuaför Dalia’nın (Emmanuelle Chriqui ) yanında kalfalıkla işe başlayan kahramanımız yeteneğini ilerletip çevrede etkin bir şöhret edinir. Bu kısımlarda kullanılan “Pump Up the Jam” (Tecnotronic) gibi müzikler bizleri aniden 80’ lere ışınlarken Zohan’ın bir gardrob dolusu slip mayoyu film boyunca nasıl giyip sergilediği de ayrı bir soru işareti yaratıyor. Hele bir de Ortadoğuda ve ülkemizde de sevilen bir meze olan humus vakası var ki akıllara zarar! Musluklardan humus akıyor ve yangınlar bile humusla söndürülüyor.
Rob Schneider filmi kurtaran tek isim… Bu adam rolünün hakkını gerçekten veriyor…
Rob Schneider taksici Salim rolünde gerçekten iyi performans sergiliyor ve filmden çıkarıldığında ortada pek bir şey kalmayacağından emin olabilirsiniz. Başrolde Sandler olmasına rağmen Schneider mükemmel aksanı, taksideki müşterilerle olan diyalogları ve yasını tuttuğu keçisi ile filmin en sevimli ve dikkat çeken karakteri. Taksi kullanırken bir yandan da ek iş olarak tele-marketing yapmaya çalışıyor ve intikam almak istediği Zohan’ın New York’ta olduğunu anlayınca şehirdeki diğer Ortadoğulu taksicilerle küçük bir çete kuruyor. Aktörün “Deuce Bigalow” dan bu yana en iyi performansı olarak değerlendirilebilecek Salim karakteri Schneider’ı sanki yeniden sinema dünyasına kazandıran bir lütuf gibi.
Satır aralarında sürekli Ortadoğu’daki düşmanlığının nasıl körüklendiğine, ne kadar gereksiz olduğuna ve barışın tüm bu nefreti temizleyeceğine yönelik sinyaller veren “Zohan’a Bulaşma” aslında son derece hassas ve birazcıkta riskli bir konu üzerinden prim yapmaya çalışıyor. Böylesine kritik bir konu üzerinden bazı değerleri tiye alarak popülarite kazanmaya çalışması doğal olarak dikkatleri filmi yaratan ekip olan Sandler-Apatow-Smigel üçlüsüne çekiyor. Judd Apatow son yıllarda prodüktörlüğünü yaptığı bir çok başarılı projenin ardından (“Kırk Yıllık Bekar”, “Çok Fena”, “Aşkzede”) bu kez “Zohan’a Bulaşma”nın yazar kadrosuna dahil olarak Hollywood gündeminden kopmamakta kararlı olduğunun emarelerini verdi. Tepki çekeceği veya bazı kesimlerin antipatisini kazanacağı muhtemel olan yapım finalde deklare ettiği “Amerika’da hepimiz aynıyız” düsturuyla özgürlükler ülkesini onurlandırıyor kendi üslubunca. Ancak filmdekilerle gerçek hayattakilerin uzaktan yakından alakası olmadığı gibi güldürdüğü yerlerde dahi kafamızda soru işaretleri bırakarak garip bir hazımsızlık yaratıyor içimizde.

Moderatör yorumu; Gülmek ve gerçekten eğlenmek isteyenler için süper bir film , kesinlikle izlemelisiniz.Tavsiyemdir

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.



80’lerin başında David Zucker, Jim Abrahams ve Jerry Zucker üçlüsünün ( meşhur ZAZ ekibi) ürettiği “Uçak!” ile patlayan ve müteakiben “Çok Gizli” , “Hot Shots” ,“Çıplak Silah” gibi yapımlarla devam eden absürd komedi furyası o yıllarda sinema dünyası için ilaç gibi gelmiş ve durum komedisinden ya da hicivlerden sıkılmış izleyicileri salonlara akın akın çekmeyi başarmıştı.
Zaten değişiklik arayan izleyici kitlesi; objelerin boyutlarıyla dalga geçip gülmeye garkeden, hiç olmayacak bazı güncel konuları patavatsızca tiye alan ve ders/mesaj kaygısı olmadan sadece güldüren bu tarzı pek sevip bağrına basmıştı. Dönemin diğer popüler filmleriyle fütursuzca dalga geçmesi ve deyim yerindeyse malzemeyi fazla işlemeden gayet ham bir biçimde izleyicinin önüne koyması absürd komedinin daha geniş kitleler tarafından tüketilen bir tür olmasını kolaylaştırıyordu. Leslie Nielsen ve Charlie Sheen gibi yıldızlar 90’ların ortalarına kadar bu işin kaymağını yiyip sefasını sürerken 2000’lere gelindikçe absürd komedi furyası mutasyon geçirerek yerini “Korkunç Bir Film” (Scary Movie) gibi tamamen endüstriyel serilere bırakmıştı artık. 1990 yılındaki “Problem Çocuk” ile Hollywood’a giriş yapan Dennis Dugan’ın yönettiği “Zohan’a Bulaşma” tam olarak hangi noktada duruyor bilinmez ancak absürd komedi nosyonuna ince mesajlar yükleyerek ve 11 Eylül sonrası Amerikası’na atıflarda bulunarak tarza yeni açılımlar getirme çabasında olduğu gayet açık.

İçindeki kuaförü keşfediyor…

Zohan Dvir ( Adam Sandler) güneşin altında İsrail sahillerinde gününü gün ederken bağlı bulunduğu gizli örgüt yıllardır izini sürdüğü Phantom ( John Turturro) adlı azılı teröristin yerini saptar ve Zohan’ı bikinili güzel kızların yanından aniden alıp brifing odasına getirir. Bu sahneden itibaren kahramanımızın örgüt içerisindeki konumu, şöhreti ve düşmanları için ne anlam ifade ettiği ile ilgili birçok detay izlemekle beraber kurşunları burun delikleriyle durdurabilen, piranhayı slip mayosunun içine salıp gazozunu yudumlayabilen ve dişlerini bile humusla fırçalayan bu adama kimsenin zarar veremediğine ikna oluyoruz. Ancak Zohan yaptığı işten memnun olmamakla beraber sürekli hayalindeki meslek olan kuaförlüğü düşlemekte ve dünyanın en ünlü kuaförlerinden Paul Mitchell’ın kataloglarını inceleyerek kendini bileylemektedir. Phantom ile giriştikleri mücadelede öldü numarasına yatıp hayallerinin peşinde Amerika’ya kaçan ve kendisine Scrappy Coco isimli sahte bir kimlik seçen Zohan, ortadoğu aksanını gizlemek için kendisini yarı Avusturalyalı yarı Himalayalı ( ?) olarak tanıtır. Başarısız birkaç iş deneyiminden sonra güzel kuaför Dalia’nın (Emmanuelle Chriqui ) yanında kalfalıkla işe başlayan kahramanımız yeteneğini ilerletip çevrede etkin bir şöhret edinir. Bu kısımlarda kullanılan “Pump Up the Jam” (Tecnotronic) gibi müzikler bizleri aniden 80’ lere ışınlarken Zohan’ın bir gardrob dolusu slip mayoyu film boyunca nasıl giyip sergilediği de ayrı bir soru işareti yaratıyor. Hele bir de Ortadoğuda ve ülkemizde de sevilen bir meze olan humus vakası var ki akıllara zarar! Musluklardan humus akıyor ve yangınlar bile humusla söndürülüyor.
Rob Schneider filmi kurtaran tek isim… Bu adam rolünün hakkını gerçekten veriyor…
Rob Schneider taksici Salim rolünde gerçekten iyi performans sergiliyor ve filmden çıkarıldığında ortada pek bir şey kalmayacağından emin olabilirsiniz. Başrolde Sandler olmasına rağmen Schneider mükemmel aksanı, taksideki müşterilerle olan diyalogları ve yasını tuttuğu keçisi ile filmin en sevimli ve dikkat çeken karakteri. Taksi kullanırken bir yandan da ek iş olarak tele-marketing yapmaya çalışıyor ve intikam almak istediği Zohan’ın New York’ta olduğunu anlayınca şehirdeki diğer Ortadoğulu taksicilerle küçük bir çete kuruyor. Aktörün “Deuce Bigalow” dan bu yana en iyi performansı olarak değerlendirilebilecek Salim karakteri Schneider’ı sanki yeniden sinema dünyasına kazandıran bir lütuf gibi.
Satır aralarında sürekli Ortadoğu’daki düşmanlığının nasıl körüklendiğine, ne kadar gereksiz olduğuna ve barışın tüm bu nefreti temizleyeceğine yönelik sinyaller veren “Zohan’a Bulaşma” aslında son derece hassas ve birazcıkta riskli bir konu üzerinden prim yapmaya çalışıyor. Böylesine kritik bir konu üzerinden bazı değerleri tiye alarak popülarite kazanmaya çalışması doğal olarak dikkatleri filmi yaratan ekip olan Sandler-Apatow-Smigel üçlüsüne çekiyor. Judd Apatow son yıllarda prodüktörlüğünü yaptığı bir çok başarılı projenin ardından (“Kırk Yıllık Bekar”, “Çok Fena”, “Aşkzede”) bu kez “Zohan’a Bulaşma”nın yazar kadrosuna dahil olarak Hollywood gündeminden kopmamakta kararlı olduğunun emarelerini verdi. Tepki çekeceği veya bazı kesimlerin antipatisini kazanacağı muhtemel olan yapım finalde deklare ettiği “Amerika’da hepimiz aynıyız” düsturuyla özgürlükler ülkesini onurlandırıyor kendi üslubunca. Ancak filmdekilerle gerçek hayattakilerin uzaktan yakından alakası olmadığı gibi güldürdüğü yerlerde dahi kafamızda soru işaretleri bırakarak garip bir hazımsızlık yaratıyor içimizde.

Moderatör yorumu; Gülmek ve gerçekten eğlenmek isteyenler için süper bir film , kesinlikle izlemelisiniz.Tavsiyemdir
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
ajandan, kritik, kuaför, olursa, zohan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
"Mali uçurum"da kritik dönemece gelindi Zen Haber Arşivi 0 28 Aralık 2012 16:46