|
|
| |
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 9. Bölüm : Kâbuslar, Kapı, Savaş ve Kayıp [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Gece bir ağırlık gibi çökmüştü şehre. Süleyman uyandığında göğsünde soğuk bir düğüm hissediyordu; rüyadan kalma bir sis hâlâ çevresini sarmıştı. Son zamanlarda rüyalar daha keskin, daha gerçekçiydi — bir işaretin sınırını aşmış, kabusa dönüşmüştü. Bu geceki kabusta küçük bir kız çocuğunun yüzü vardı: solgun tenli, gözleri karanlık bir boşluğa bakıyordu ve dudakları hiç hareket etmiyordu. Kızın arkasında bir gölge duruyor, sanki nefesini kızın ensesine üflüyor gibiydi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Sabur yanına yaklaştı; yüzünde samimi bir endişe vardı. “Dikkatli olmalısın,” dedi kısa ve keskin. “Rüyaların artık tesadüf değil. Onlar sana gösteriyor — birileri seni izliyor, bazı güçler sinirli. Büyük bir tehlike yaklaşmakta.” Melike ise uzaktan zihnine doğru hafif bir yankı gönderdi: “Berzah’ın dengesi bozuluyor. Padişahlar telaşlı.” Berzah’dan gelen haber hızla ciddileşti: Müslüman cin birlikleri alarmdaydı, padişahlar acil koordinasyon istiyordu. Süleyman ve ekibi, evlerini koruma altına aldı; insanlar sığınaklara yerleştirildi, dualar sıklaştı. Gecenin gölgeleri daha bir koyulaştı; hazırlıklar usul usul panik ile örüldü. İki günün gergin bekleyişinden sonra, kapı çaldı. Sarışın, solgun tenli bir kadın kapıda belirdi; yardım isteyen bir tınıyla seslendi. İçeri alınca Melike’nin sezgileri yanıldı: kadın, insan kılığına bürünmüş bir cindi. Sorgu yapıldı; cinin bağlandığı kabile, amaç ve göndereni hakkında kırıntılar elde edildi. Sabur, soğukkanlı bir kararlılıkla onu alıp ormana götürdü ve orada kabilenin bir uyarısını bırakarak varlığı etkisiz kıldı. Bu hamle, kısa süreli bir rahatlama sağladı ama asıl fırtına daha yakındı. Karanlığın orduları gelip çatınca savaş başladı. Müslüman cin askerleri disiplinle savaşa girdi; Melike’in yeşil ışıkları cepheleri dengeledi, Sabur’un korkutucu varlığı düşman hatlarını dağıttı. İnsanlar dualarla destek verdi; İbrahim, öndeydi — fakat o yaşlı bedeni genç değildi. Savaşın hızı ve şiddetiyle birlikte, İbrahim beklenenden daha ağır yara aldı. Müdahale edenler onu korumaya çalıştı; tılsımlar, dualar, sahneler ardı ardına yinelendi. İbrahim’in yüzünde kararlı bir ifade vardı; yine de vücudu artık cevap vermez oldu. Savaşın en yoğun anında, İbrahim düşerek, elini Süleyman’ın omzuna koydu; gözleri son kez parladı. “Sen… yolun doğru,” diye mırıldandı; sesi zayıftı ama kesinlikle onaylıyordu. Süleyman diz çöküp onun elini tuttu, bir yandan dualar okudu, bir yandan da kalbinin içinde bir şeyin kırıldığını hissetti. İbrahim, etrafındaki Müslüman cinlerin ve insanların duası arasında, sonsuzluğa süzüldü. O an sahada zaman dondu gibiydi: İbrahim’in ölümü, kazanılmış küçük zaferin üzerine soğuk bir gölge düşürdü. Savaş yine de sürdü ve sonunda Müslüman cin birlikleriyle birlikte karanlık geriledi; ama zaferin tadı buruktu. Şehir kurtulmuştu, ama en değerli rehberlerinden birini kaybetmişlerdi. İbrahim’in cenazesinin ardından Süleyman sessizce dışarı çıktı. Gökyüzü gri, rüzgâr soğuktu. İçinde tarifsiz bir boşluk, derin bir acı ve çiğ bir öfke kabardı. Sevda’nın gölgesi, gecelerde gördüğü kabuslar, insanlara yardım etmenin ağırlığı — hepsi bir araya gelmişti. Gözleri dolu dolu ama sesi soğuk çıktı: “Bunun hesabını soracağım.” Melike, sessizce başını salladı; Sabur’un yüzü taş kesilmişti. Ekipteki herkes, liderlerinin yarasını ve kaybını hissediyordu. İbrahim’in ölümü Süleyman’da iki şey uyandırdı: bir yıkım ve bir amaç. Yıkım, kaybın acısıydı; amaç ise o acının karşılığını aramaktı. Artık intikam değil kör bir öfke değildi aradığı; daha çok adaletin sağlanması, zulmün bertaraf edilmesi istenciydi. Bu his, onu sonraki günlerde daha kararlı, daha sert ama aynı zamanda daha kontrollü bir lidere dönüştü. Berzah’dan gelen sesler de değişikti: tebrik ve onayın yanı sıra uyarılar vardı. “Daha karanlık kapılar aralanmakta,” denildi; kötü klanlar hızla toparlanıyor, eksiklerini kapatmak için planlar yapıyorlardı. İbrahim’in kaybı, düşmanın planlarını hızlandırdı — çünkü onlar, liderin yokluğunda zaaf görüyorlardı. İbrahim’in defnedilmesi, halkın yas tutması ve Süleyman’ın sessiz bir yemin etmesiyle sona erer: kaybedilenlere saygıyla, ama gelecekteki savaşlara ve karanlık güçlere karşı hazırlık yapma kararlılığıyla. Bu yemin, hikaye boyunca Süleyman’ı ayakta tutacak bir çapa olacak ve onun intikam ile adalet arayışını kamçılayacaktır.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 1. Bölüm: Kayıp ve İşaretler | Tanem | Tanem | 5 | 03 Ekim 2025 13:36 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 7. Bölüm: Bağımsız Sınav | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 19:37 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 6. Bölüm: Yeni Yol Arkadaşları | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 19:18 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 3. Bölüm: Kardeşin İzinde | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 18:45 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 2. Bölüm: Çıraklık ve İlk İşaretler | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 18:38 |