|
|
| |
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 16. Bölüm: Yakındaki Sessiz Pusu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Evdeki huzur, bir süreliğine korunmuştu; Melike’nin gülüşü, Sabur’un sessiz bekleyişi ve Süleyman’ın güçlü ama dikkatli duruşu geceyi sakin kılmıştı. Fakat dışarıda toplanan gölgeler sessiz, sinsice hareket ediyordu. Yskaza kabilesi, Norya’nın kül halinden kalan izi fark etmiş, intikam planlarını gizlice şekillendirmişti. Ve seçtikleri kişi, kabileler için en güvenilir, en sinsice sızabilecek biriydi: Mahir. Mahir, 900 yaşında bir erkek cin olarak gecenin karanlığında Süleyman’ın evine adım attı. İlk bakışta, niyeti saf ve destekleyici görünüyordu. Gözlerinde, gerçekten Müslüman olmuş, teslimiyet duygusu taşıyan bir ışık vardı. Süleyman dikkatle baktı, sorularını sordu: “Adın ne, nereden geldin, ne istiyorsun?” Mahir derin bir nefes aldı, sakin bir sesle yanıtladı: “Ben Müslüman oldum. Adım artık Mahir. Sana hizmet etmek, yanında durmak, senin yolunda çalışmak istiyorum.” Melike ve Sabur, enerjilerinde bir çelişki sezdiler; Mahir’in aklı ve niyeti bir şekilde okunamıyordu. Sabur tedirgin bir sesle fısıldadı: “Bu… garip. Bir şeyler gizli, sezgilerim uyarmıyor ama hislerim karışık.” İlk günler Mahir, evin düzenine uyar gibi davrandı, küçük görevlerde yardım etti. Fakat her fırsatta gölgesi sinsi bir şekilde hareket ediyor, fırsat kolluyordu. Evdeki koruyucu mühürler, Melike’nin sezgileri ve Sabur’un keskin bakışları onun zarar vermesini sürekli engelliyordu. Bir kez yaklaşmaya çalıştığında, birden beliren parlayan enerji halkası onu durdurdu; Mahir şaşkın bir ifadeyle geri çekildi, ama gözlerinde sinsi bir gülümseme vardı. Günlerden bir gün Mahir, Süleyman’a öneride bulundu: “Bir musallat vakası var. Buraya gelemiyorsun, gelmeliyiz. Ben önden gidebilirim.” Süleyman tereddüt etti ama zorunluluk hissi ağır bastı. Sabur, içgüdüsel olarak bir rahatsızlık hissetti ama Mahir’in sesi sakin, teslimiyet doluydu. Melike, karnına dokunup sessizce dua ederken, Mahir onları ıssız bir ormanlık alana doğru yönlendirdi. Yol boyunca sessizlik vardı; rüzgâr, ağaç dallarını hırpalıyor, gece sessizliğini ürpertici bir tınıyla dolduruyordu. Tam Mahir’in planladığı tuzağa yaklaşıyorlardı ki Sabur birden durdu; sezgileri tetiklenmişti. “Durun! Bir şey var… Burası güvenli değil!” Mahir’in yüzü kaygısız görünse de gözlerinde sinsi bir parıltı vardı. Sabur, cin sezgisiyle onları pusunun tam merkezinde durdurdu; Mahir’in tuzağı ortaya çıktı. Süleyman, Mahir’e sert bir bakış attı: “Ne yapmaya çalışıyorsun? Neden buraya getirdin bizi?” Mahir, yüzünde ilk defa bir tebessüm belirdi, gözleri hafifçe karardı. “Ben sana zarar vermek için geldim, Süleyman,” dedi. “Benim görevim buydu. Ama… seni Kur’an okurken gördüm, insanlara yardım ederken fark ettim… Bir an gaflete kapıldım, tuzağa çektim. Ama pişmanım. Gerçekten Müslüman olmak istiyorum. Artık senin emrindeyim, yanında duracağım.” Melike ve Sabur birbirine bakarken, Süleyman gözlerini kısıp Mahir’in gözlerine baktı. “Bunu gerçekten istiyor musun? Seni test etmem gerekecek,” dedi. Mahir başını salladı: “İsterim. Her testi geçeceğim. Sana zarar vermek istemiyorum. Şimdi bana izin ver, senin yolunda çalışacağım.” Süleyman, Mahir’i birkaç ritüel ve musallat vakasında küçük sınavlara tabi tuttu; Mahir her seferinde doğru seçimler yaptı, yardım etti, sinsiliğini tamamen geride bıraktı. Her test, hem Süleyman’ın dikkatini hem de okuyucunun gerilimini artırıyordu. Bu sırada Yskaza kabilesinin uzak gölgeleri, Mahir’in saf değişimini fark edemiyor; onu düşman olarak zannedip planlarını gizlice sürdürüyorlardı. Mahir, bu gerçeği bilinçli olarak saklıyor, hem güven kazanıyor hem de artık gerçekten Süleyman’ın yanında duruyordu. Daha sonra , Süleyman Mahir’e güvenmeye başlasa da gözlerinde uyarı hâlâ vardı. “Beni test ettin ve şimdi kararını verdin. Ama unutma, bir hata olursa bedelini ödersin.” Mahir gülümsedi, sessizce başını salladı: “Artık senin yolundayım, Hüddam. Ama her zaman tetikteyim… çünkü geçmişin gölgeleri hâlâ peşimizde.” Dışarıda rüzgâr sertleşmişti; ağaçların hışırtısı, uzaklarda pusuda bekleyen kabilelerin sinsiliğini taşıyor, içeride ise Mahir artık hem bir destek hem de geçmişin ürpertici hatırlatıcısı olarak yer alıyordu.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 14. Bölüm: Pusudaki Ateş | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 22:16 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 7. Bölüm: Bağımsız Sınav | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 19:37 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 6. Bölüm: Yeni Yol Arkadaşları | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 19:18 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 3. Bölüm: Kardeşin İzinde | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 18:45 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 2. Bölüm: Çıraklık ve İlk İşaretler | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 18:38 |