IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24 Ekim 2025, 11:27   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 68. Bölüm — Ebru’nun Fısıltıları ve Hamza’nın Gelişi




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Köyde bir sızı vardı; kapı aralıklarından çıkan endişe, sokakların üstüne ince bir sis gibi çökmüştü. Ebru, otuz yaşında — genç yaşta, yirmi üçünde evlenmiş; yirmi sekizinde kocasını kaybetmiş, ondan beri içine kapanmıştı. İki yıl boyunca ölümü kabul etmemiş, üzerine çöken yalnızlığı bir çukur gibi büyütmüştü. Derin bir acı, bir boşluk… Bir gün, çaresizliğe yenik düşmüşken kapısını çaldığı bir hocadan yardım istemişti. Hocayı herkes bilirdi; dışarıya gösterdiği yüz tatlı, sözü ikna ediciydi. Fakat ardında başka bir işleyiş, başka bir niyet vardı.

“Hediyelerini, altınını, paranı getir,” demişti sahte hoca, “cinlerimle pazarlık ederim; sana onu geri getiririm.” Ebruyu kandırmış, değer verdiği her şeyi, takılarını, biriktirdiklerini adeta çekip almıştı. Verdiği sözün arkasında durmadı; yerine karanlık bir yük bırakmıştı. O gece sonra Ebru’nun evi değişti; yalnızlığı, sessizliği yerini fısıltılara, gece inlemelerine bıraktı.

Zamanla Ebru yalnız konuşur oldu — evde kimse yokken biri varmış gibi mırıldandı, kocasını yanındaymış gibi çağırdı. Geceleri ağlayarak uyanmalar, omzuna soğuk bir nefesin dokunduğunu hissetmeler devam etti. Komşular korktu; “Bir şey olacak,” dediler. Ebru doktora gitmiş, psikoloğa gitmiş ama akıl hastalığı söylemleri onu daha da kırmıştı; oysa içindeki ağırlık ne ilaçla iniyordu ne sözcüklerle.

Selin adında yaşlı bir kadın, mahallenin sardunyası gibiydi: sert ama merhametli. Bir öğleden sonra pencerenin önünde ördüğü çoraplarla komşularına bakarken, “Süleyman gerek,” dedi. “Bu iş, bizim değil. O kadına Süleyman bakmalı.” Ebru ise korkuyla ayağa kalktı: “Gidemem, oraya gidersem beni öldürürler. Kocama bir daha dokunmazsınız, ama beni… işkence ederler, delirtirler!” diye inledi. Cinlerin tehditleri, gecenin sessizliğinde onun kulağına iğne gibi saplanmıştı; kasıklarına götürecekleri işkence, delirtme sözleriyle korkutulmuştu.

Komşular dayanamadı. Ebru’nun durumunu anlatıp Süleyman’a gitmeye karar verdiler; Sabırlı, sakin ama gerektiğinde sert olan Zeyd’i de yanlarına kattılar. Zeyd, köyün yardımseveriydi; elini taşın altına koymaktan çekinmezdi. Kapıda toplanıp Süleyman’dan yardım istediler. Süleyman, gözlerinde o tanıdık soğuk ciddiyetle kalktı; yanında Asaf da vardı. “Gidelim,” dedi sadece.

Ebru’nun evi akşam karanlığına gömülmüştü. Kapı açıldığında içerideki hava farklıydı — nefes almak zor, duvarlar sanki daha dar. Ebru, cam kenarında oturmuş, boşluğa bakıyordu; gözlerinde yorgun bir umut kırıntısı vardı. Komşular olayı anlatırken Ebru başını salladı, sonra bağırdı: “Gidin! Bana dokunmayın! Eğer Süleyman’a giderseniz, kasıklarıma o iğneleri saplarlar, seni de öldürürüz derler!” Sesinde yalvarma ve korkunun harmanı vardı.

Süleyman içeriye adımlarını ağır attı; gözlerini Ebru’dan ayırmadı. Asaf ve Melike çevreye bir dua halkası örer gibi durdular. Süleyman konuştu, sesi hem sert hem şefkatliydi: “Ebru, korkma. Biz buradayız. Seni korumaya geldik.” Ebru gözlerine inanamıyormuş gibi titredi; içinden bir ses, “Gitme, beni bırakma,” diye fısıldadı; ama bu ses insan sesi değildi — içinde bir çok katman, yabancı bir aksan, başka bir nefes vardı.

Süleyman öne geçti. İçeriye yayılan musallat enerjisini hemen hissetti; soğuk, koku gibi yoğun, yapışkan bir korku vardı. “Senden ne istiyorlar?” diye sordu. Ebru hıçkırarak anlattı: altınlarını, mücevherlerini almışlar; “Kocamı bana geri getireceğiz” demişler; sonra o hoca, kendi hileleriyle onu onların eline teslim etmişti. “Onlar, beni… her gece yanıma gelir gibi oluyorlar. Dışarıda biri yok ama onlar var; beni çağırıyorlar.” Ebru’nın sesinde gerçeği saklayan bir yorgunluk vardı.

Süleyman sessizce çalışmaya başladı. Melike ve Asaf çevreyi dua ile örerken, Süleyman eski usul ritüelleri seslendirdi; sözleri kısa, keskin, kararlıydı. Bu tür bir musallat usta işiydi: sahte hoca tarafından yerleştirilen bir ifrit bağlantısı, Ebru’nun ruhuna sızmış, ısrarcı ve acımasızdı. Birden evin köşesinden ince, çatlak bir gülüş yükseldi; gölgeler kımıldadı. Sonra ortaya o karanlık figür çıktı — Ebru’nın diliyle, hoca’nın bıraktığı bir emanet gibiydi.

O an Zeyd öne atıldı; koruma içgüdüsüyle kadını öne çekti. Figür kükredi ve bir hamleyle Zeyd’e saldırdı. Kırıntı gibi bir şimşek çaktı; Zeyd çığlık atarak geriye yığıldı. Yarası derin görünmese de kudretli bir yara almıştı; derisinde bir yanık izi, ruhunda bir sarsıntıydı. Süleyman hızla müdahale etti, yaranın üzerindeki karanlığı eliyle bastırdı; fakat içten bir soğukluk kaldı. “Bu ifrit güçsüz değil,” dedi. “Zeyd’i Berzah’a çekip bir süre orada onun yarasını tedavi edeceğim; bu, bedenin kadar ruhun da toparlanması için gerekli.” Zeyd, gözlerini kapadı; “Gerekirse gidin,” diye fısıldadı, yüzünde bir cesur gülümseme. Melike ve Asaf göz göze geldi; herkes bir anlık sessiz bir kararın içindeydi.

Süleyman Zeyd’i nazikçe eline aldı ve elbisesini tutarak onu Berzah’a çekti — kısa, sancılı bir geçiş. Zeyd’in vücudu orada bir süre dinlenecek, ruhundaki karanlık izler iyileştirilip bedeni tekrar dünyaya bağlanacaktı. Zeyd’in yerine ise Süleyman, Sabur’un yanına göndereceği bir destek olmadan çalışamayacağını biliyordu. Bu yüzden görevine yeni bir yardımcı çağırdı: Hamza.

Hamza, Müslüman bir cin olarak aniden görünür oldu — yalnızca Süleyman’ın gözünde net seçiliyordu. Dış görünüşü sert ve ürkütücüydü; kaslı, sivri hatlı, gözleri dumanlı bir parlaklığa sahipti. Yüzü insan biçimliydi ama teninin altında kıvrılan gölgeler vardı; sesi göğsünden geliyordu. Ne var ki Süleyman’ın yüzünde Hamza görünce bir güven ışığı belirdi. Hamza başıyla eğildi, selamı yerine getirdi; “Allah için hizmete hazırım,” dedi, sesi derin ve kararlıydı.

Hamza, sadece güç adına değil; bilgiyle, kültürle ve incelikle donatılmıştı. Süleyman ona kısa talimatlar verdi: Ebru’yu kurtarmada, ifritin kökünü bulup koparmada yardımcı olacak, Zeyd’in Berzah’taki iyileşme sürecini gözlemleyecek ve gerektiğinde müdahale edecek. Köylüler Hamza’yı göremedi; ama Süleyman’ın gözlerindeki değişimi gördüler — belki de ona güvenebileceklerini anladılar.

Süleyman yeniden ritüeline döndü. Asaf bu kez Melike’nin yanında daha dikkatli durdu; Berzah’ta gördüğü işaretler aklına geliyordu — gölgelerin biçimi, sembollerin titreşimi… Burada, Ebru’nun evinde, o sembollerin yansımasını o an hissetti. Bir gölge figür, Berzah’da gördüğü kırmızı çizgilere benzer bir yara izi taşıyordu; Asaf’ın içini bir ürperti kapladı: “Bunlar bağlantılı,” dedi kendi kendine. Fakat şimdi en yakın görev, Ebru’yu çekip alan o küskün sesi kesmekti.

Çatışma uzadı. Ifrit, sahibine teslim eden hocanın bıraktığı bir kapı gibi inatçıydı; Süleymanın sözleri, Hamza’nın yardımı ve Melike ile Asaf’ın duaları, zamanla ifritin gücünü eritmeye başladı. Hamza, arada keskin pençelerini havaya çizip gölgeyi sıkıştırdı; görünümü korkunç ama etkiliydi. Asaf doğru anda seslendiği dua ve hamlelerle Melike’ye destek verdi; Melike’nin parmaklarının ucundan yayılan koruyucu halkalar, Ebru’nun etrafını sarmaya başladı.

Son darbe, Süleyman’ın soğuk, kesin hükmüyle geldi. “Bu ev artık senin alanın değil,” dedi. “Gittin, yandın; buradan çekil.” Ifrit çığlık attı, karanlık bir koyarlaşma çöktü ve son bir patlamayla evin bir köşesine çekilip orada daraldı. Sonra, sessizlik… Ebru titrek nefesler alarak yere çöktü. Gözlerini açtığında, ilk kez uzun zamandır, gerçek bir aydınlık gördü: “Gelmişsiniz,” dedi küçük bir sesle ve ağlamaya başladı.

Komşular sevinçle ağlaşırken Zeyd Berzah’tan geri çekildi; yüzündeki solgunluk yerini yavaşça toparlanmaya bıraktı. Yarasında derin bir iz vardı ama hayattaydı; Berzah’ta yapılan iyileşme, onu yeniden dimdik ayağa kaldıracak gücü veriyordu. Süleyman Hamza’ya baktı, sonra köylülere: “Bundan sonra sahte hocalara kanmayın. Kayıplarınızı öfke ve umutsuzlukla doldurmayın; akıl ve imanla hareket edin.” Hamza sessizce başını salladı; gölgeli yüzünde, sanki bir gölgenin içinde güneş doğdu.

Ebru, ilk kez iki yıl sonra huzurla konuştu. “Onları duyuyordum,” dedi. “Onlar beni bırakmadılar. Şimdi… sessizler.” Melike dizine oturup elini Ebru’nun saçına koydu; Asaf ise pencereden dışarı bakarak Berzah’ta gördüğü o sembolleri düşündü. Hamza’nın varlığı, orada gördüğü kırmızı çizgilere bir yanıt gibi geliyordu; tıpkı Berzah’daki işaretlerin, dünyadaki karanlığın bir yansıması olması gibi.

Gecenin sonunda köy biraz daha hafifledi. Ebru artık dışarı çıkıp komşularının yüzüne bakabilecek kadar toparlanmıştı; Zeyd’in iyileşmesi sürecek ama umut vardı. Süleyman Hamza’ya kısa bir bakış attı, sonra Asaf’a döndü: “Gördün mü?” dedi. Asaf başını salladı; “Evet. Bu işlerin sadece güçle değil, bilgi ve hassaslıkla çözüldüğünü tekrar gördüm.” Süleyman’ın gözlerinde onay vardı; Hamza, karanlığın ortasında bir meşale gibiydi — ürkütücü, ama gerektiğinde yol gösteren.

Ve köy, uzun bir süre sonra ilk kez, sabaha daha hafif bir nefesle uyandı. Ancak Asaf’ın içinde yeni işaretler uyanmıştı; Berzah’ta gördüğü ışık kırıntıları, şimdi dünyada şekil buluyordu. Hamza’nın gölgesi, Süleyman’ın yanında duruyor, sessiz ve hazır bekliyordu — çünkü karanlık her zaman geri çekilmez, bazen yeniden biçimlenir. Ama artık yanında bir destek vardı; hem dünyanın hem Berzah’ın sırlarını bilen, Allah yolunda yeminli bir muhafız.

Tüm bu yaşananların üzerinden üç ay kadar geçmişti. Ebru bir gece korkarak uyandı. Besmele çekti, etrafa baktı; her yer zifiri karanlıktı. Önce ürperdi, sonra aklına Kur’an okumak geldi. Ebru yataktan doğrulup banyoya yöneldi, abdest aldıktan sonra Kur’an kitabını alıp salona geçti ve okumaya başladı. O an içine huzur dolmuştu; yüzüne tebessüm konmuştu. Belki de en doğru şeyin Allah yolunda gidebilmek olduğunu anlamış, şükretmişti. Artık içindeki karanlık sessizleşmiş, kalbindeki korku yerini güven ve sükûnete bırakmıştı. Ebru, o gece ilk defa gerçek bir rahatlama hissetti; Allah’ın nuruyla çevrilmiş, hem ruhunu hem gönlünü huzura kavuşturmuştu.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 29. Bölüm: Sessizliğin Laneti Tanem Tanem 0 05 Ekim 2025 00:36
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 7. Bölüm: Bağımsız Sınav Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 19:37
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 6. Bölüm: Yeni Yol Arkadaşları Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 19:18
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 3. Bölüm: Kardeşin İzinde Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 18:45

×