|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — Bölüm 79: Berzah’a İlk Adım Mührün Sırrı ve Gamze’nin Musallatı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sabahın ilk ışıklarıyla ev sessizliğe bürünmüştü. Asaf odasında otururken, dün yaşanan musallat olayının ve üzerine düşen sorumluluğun ağırlığını düşündü. O an odada, kimsenin fark etmediği bir titreşim vardı; sanki Süleyman’ın varlığı uzaktan sessizce onlara göz kırpıyordu. Asaf bunu fark etmedi; fakat ileride olacakların ilk işareti gibi, görünmez bir enerji ortamı dolduruyordu. Tam o sırada, Melike’nin gönderdiği Savarona ortaya çıktı. Müslüman bir cinnia olan Savarona, Berrak ve Asaf’ın yanında sürekli olacak, onlara hem destek hem koruma sağlayacaktı. Asaf ve Berrak bu yeni varlığın huzur veren ama sessiz duruşunu fark ederken, ikisi arasında küçük bir bakışma yaşandı. Savarona’nın varlığı, sanki aralarında sessiz bir güven bağı kuruyordu. Gün ilerledikçe, Asaf ve Berrak arasında küçük ama belirgin bir yakınlaşma oluştu. Dokunmadan, sadece sözle ve bakışlarla. Berrak, gülümseyerek, “İstersen sana musallat olaylarında yardım edebilirim, bazı şeyleri biliyorum,” dedi. Asaf hafifçe tebessüm etti, gözlerini kaçırmadan ona bakarak, “Bakalım, belki gerçekten ihtiyacım olur,” dedi. Aralarındaki bu hafif flört, gergin bir günde bile ikisine güç veriyordu. Gamze, babasının karıştığı karanlık işler yüzünden hayatı kabusa dönmüştü. Küçük yaşta annesini kaybetmiş, babasının uğraştığı büyüleri anlamaya çalışırken kendini çaresiz hissetmişti. Babasının bir kadına yaptığı ölüm büyüsü ve kendi kanını kullanması yüzünden Gamze’nin içine kötü bir cin yerleşmişti. Bu durum, onun günlük yaşamını bile alt üst ediyordu; arkadaşları çoğu zaman ne olduğunu anlamıyor, kimseye anlatamıyordu. Hatta bazı arkadaşları ona dalga geçercesine “Cin mi var? Büyü mü var? Saçmalama Gamze!” diyerek alay ediyor, onun endişelerini küçümsüyordu. Yalnızca üniversiteden iki yakın arkadaşı Can ve Seda, yaşadıklarına inanıyor ve yanında olmaya karar vermişlerdi. Can, durumu anneannesi Nuran Teyze’ye anlattı. Nuran Teyze yılların bilgeliği ve hassasiyetiyle olayın ciddiyetini hemen fark etti. Can’a “Gamze’nin başına gelenler sadece tesadüf değil; karanlık bir güçten kaynaklanıyor. Onu kurtarmak için Süleyman adında bir Allah dostuna başvurmalısınız, o size yol gösterecektir,” dedi. Ve ekledi ; Nuran Teyze, Can’a ve Seda’ya bakarak ciddi bir sesle, “Süleyman Allah dostu, Adıyaman civarında yaşıyor. Kesin adresi veremem, çünkü kendisi seçilmiş kişilerle karşılaşmayı bekler. Ama kalbinizle ve niyetinizle yol alırsanız, sizi doğru yere yönlendirecektir. Gitmeden önce dua edin ve dikkatli olun,” dedi. Can ve Seda, bu sözlerden cesaret bulup Gamze’yi de yanlarına alarak İstanbul’dan Adıyaman’a doğru yola koyuldular. Nerede tam olarak bulacaklarını bilmeseler de kalplerindeki niyet onları yönlendiriyordu. Gamze, Can ve Seda yorgun adımlarla eve yaklaşırken, yol kenarında oturan yaşlı bir köylüye rastladılar. Gamze cesaretini toplayıp, “Affedersiniz, buradaki Süleyman Allah dostu yaşıyor mu?” diye sordu. Köylü başını salladı, hafif hüzünlü bir ifadeyle, “Ah evladım, Süleyman… Vefat etti, ama merak etme; oğlu Asaf burada. Onlar sana yardımcı olur,” dedi. Gamze’nin içi bir anlığına burkuldu, ama Can ve Seda onu cesaretlendirdi. “Tamam, Asaf’ı bulacağız. Bu işin çözümü onda,” dedi Can. Üçü köylünün tarif ettiği yoldan ilerlemeye başladılar. Sokak aralarında dolaşıp evleri dikkatle incelediler, kapıları tıklayıp seslenerek Asaf’ı aradılar. Gamze’nin içindeki cin, sabırsız ve huzursuz davranıyor, ara ara Gamze’nin kulaklarına uğursuz kahkahalar fısıldıyordu. Bir süre sonra, taşlı bir sokakta küçük bir evin kapısı aralık buldu. Gamze, Can ve Seda birbirine baktı, “Burası olmalı,” dedi Gamze. Sessizce kapıya yaklaştılar ve Gamze derin bir nefes alarak tokmağı çaldı. Kapı yavaşça açıldığında, karşılarında yorgun ama kararlı bakışlarla duran birini gördüler. Gamze, gözlerindeki endişeyi saklamaya çalışarak, “Merhaba… Biz… yardım almak için geldik. Burada Asaf var mı?” dedi, sesi titriyordu. Asaf, kapının arkasında onları dikkatle süzdü, yorgun ama uyanık bakışlarıyla. Gamze’nin içindeki tedirginliği ve hafifçe parlayan mavi gözleri hemen fark etmişti; o gözlerde bir korku, bir çaresizlik ve bir güç arayışı vardı. “Asaf… var mı burada?” Gamze tekrar sordu, sesi titreyerek. Asaf hafifçe başını salladı, “Ben Asaf. Buyurun, içeri gelin,” dedi, sakin ama otoriter bir tonda. Can ve Seda hemen arkasından içeri adım attılar, Gamze ise hafifçe arkada kaldı, cin ara sıra fısıldar gibi mırıldanıyor, onu rahatsız ediyordu. Asaf, üçlüyü salona yönlendirdi. “Sakin olun, anlatmak istediğiniz şeyi bana baştan sona anlatın. Kimseyi atlamayın, her ayrıntı önemli,” dedi. Gamze derin bir nefes aldı, “Benim… babam, Salih, bazı karanlık işlerle uğraşıyor. Küçük yaşta annemi kaybettim ve babamın yaptıkları yüzünden kötü cinler üzerime musallat oldu. Büyüler, kan,… her şey… ben baş edemiyorum,” dedi, sesi titriyordu ama kararlılığı vardı. Can araya girdi, “Gamze doğru söylüyor. Biz, onunla birlikte gördük, duyduk. Bize inanmayanlar da oldu, ama artık dayanacak gücümüz kalmadı. Nuran anneannem, bize Süleyman Allah dostunu bulmamızı söyledi. Bize yardımcı olacağını söyledi,” dedi. Asaf hafifçe gülümsedi, gözlerinde hem sakinlik hem de anlayış vardı. “Biliyorum,” dedi yumuşak bir sesle. “Her şeyi hissettim, sizin buraya geleceğinizi, ne için geldiğinizi… Sanki içime doğmuş gibi.” Gamze ve arkadaşları şaşkınlıkla birbirine baktılar; Asaf’ın kelimeleri, onların yaşadıkları çaresizliği ve çabayı derinden anlamış olduğunu gösteriyordu. Asaf, Gamze’nin gözlerinde parlayan tuhaf ışığı hemen fark etti. İçine işleyen bir huzursuzluk vardı; sanki bir varlık onun bedeninde dolaşıyor, kendi iradesiyle hareket ediyordu. Gamze hafifçe titredi, içindeki cin zaman zaman kahkaha atıyor gibi gülümsüyor ama Gamze’nin yüzünde korku ve çaresizlik açıkça okunuyordu. Asaf derin bir nefes aldı, Gamze’ye kararlı ama sakin bir sesle baktı: “Gamze… endişelenme. Sakin ol. Ben buradayım ve seni bu varlıktan kurtaracağım. Korkmana gerek yok, birlikte bunu aşacağız. Sadece bana güven.” Gamze, Asaf’ın sözlerinden güç buldu; gözlerinde hâlâ hafif bir korku vardı ama Asaf’ın kararlılığı ve güven veren duruşu onu biraz rahatlattı. İçindeki cin ara ara uğuldasa da, Asaf’ın sesindeki sakinlik ve otorite Gamze’ye bir umut ışığı verdi. Asaf önce sessizce ilerledi; Gamze’nin yanında diz çöküp gözlerinin içine baktı, dudaklarının arasından sakin ama keskin kelimeler döküldü: “Sakin ol, Gamze. Ben buradayım. Seni bu varlıktan kurtaracağım.” Ama cin, tam da bu anda oyunbaz bir tınıyla konuştu; sesi Gamze’nin dudaklarından geliyordu ama odada yankılanıyordu. “Seni yakmayacağım, sakin ol küçük insan,” dedi alaycı bir sesle. “Sana zarar vermeyeceğim — en azından daha bugün. Bırak etrafındakileri, rahatla. Süleyman öldü, değil mi? Artık onun gölgesi yok; sen kimsin ki beni kovacaksın? Zavallı Hüddam, ne yapacaksın — ağlayıp yalvaracak mısın?” Asaf’ın yüzünde bir an öfke geçti; içindeki soğukkanlılık sarsılır gibi oldu ama hemen topladı kendini. Titreyen bir sesle değil, soğuk ve keskin bir tonda cevap verdi: “Çık dışarı! Seni yakarım! Gamze’yi rahat bırak!” Sözü bittiği anda, sesi odada ağırlaştı; kelimelerinin ardında bir tehdit kadar, koruma iradesi de vardı. Cin önce alayını sürdürdü, küçümser bir kahkaha attı; “Seni yakarım mı? Ha! Senin o kadar gücün yok. Kimse kalmadı artık, gücün sahte,” diye iğneledi. Asaf’ın içindeki öfke yine kıvılcım saçtı ama hareketini aceleye getirmedi; derin bir nefes aldı, duaları daha yüksek ve ritimli okumaya başladı. Cin farklı taktiklere geçti; önce sakinleştirme, sonra küçümseme, sonra doğrudan kışkırtma — hepsi Gamze’yi ve ekibi sindirmeye yönelikti. Tam bu sırada Berrak usulca yana yaklaştı ve kulağına fısıldadı: “Babam dedi ki, zorda kalırsanız önce Sabur’u hissettirmeden içeri sokun. Sonra yakma ayetlerini oku ve boynunu tut. Sabur onu köşeye sıkıştırdığında ya çıkacak ya da orada kalacak; Sabur onu dışarı çıkaracak.” Asaf, Berrak’ın fısıltısını işitti ve hiç titremeden başını salladı; yanıt vermeden dualarını daha da güçlendirdi. Sabur, görünmezce Gamze’nin etrafına süzüldü — varlığı nefes gibi hissedildi; havada birden serin bir rüzgâr, yaprak hışırtısı gibi bir sessizlik dolaştı. Asaf, yakma ayetlerini Gamze’nin boynuna okurken Sabur, varlığın boğazına görünmez ellerini doladı. Cin son bir alaycı kahkaha attı, “Deneyebilirsin ama…,” diye başlarken, Sabur’un baskısı arttı; Gamze’nın yüzündeki ifade yavaşça çöktü, kahkahalar kesildi, bir çekilme, yaprakların hışırtısı ve uzaklardan gelen bir inilti duyuldu. Onların göremediği bir yerde — yoğun ağaçlarla kaplı, yosun kokulu bir araziye çekildi; orada Sabur onu sabitledi, güç uyguladı ve varlığın çırpınışı giderek zayıfladı. Sonunda bir inilti, bir son nefes gibi bir sessizlik çöktü. Gamze yere çökerken, derin bir nefes aldı; gözleri gerçek bir ferahlıkla doluydu. Asaf diz çöktü, ellerini Gamze’nin omzuna koydu ve nazikçe dua etti. Asaf, Gamze’ye ve arkadaşlarına yöneldi. Onları sakinleştirip, derin bir nefes almalarını sağladı. “Şimdi size bazı öğütler vereceğim,” dedi. “Bu Cevşen’i yanınızdan ayırmayın. Bir süre abdestsiz dolaşmayın. Bastığınız yere, yaptığınız işe dikkat edin. Dua edin, kalbinizi temiz tutun. Eğer bir gün bu musallat tekrar gelirse, bana gelin.” Gamze, Can ve Seda derin bir minnettarlıkla başlarını salladılar. Gamze’nin yüzünde hem yorgunluk hem de büyük bir rahatlama vardı; yaşadıkları kabusun etkisi yavaş yavaş geçiyordu. Can ve Seda, Asaf’ın sözlerini akıllarına kazıyarak, sessizce teşekkür ettiler ve arabalarına yöneldiler. Gamze, biraz sendeleyerek ama güçlü bir iradeyle onlara eşlik etti; artık büyük bir olayı atlatmış ve biraz olsun nefes almıştı. Asaf, onları uğurladıktan sonra derin bir nefes aldı. Oda sessizleşti; Gamze’nin enerjisinin tükenmişliği ve yaşanan yoğun olayların etkisi her köşede hissediliyordu. Tam o sırada Berrak kapının eşiğinde belirdi , gözlerinde hem takdir hem de hafif bir sınama gülümsemesi vardı. Sessizce yaklaşıp, kimsenin görmediği bir anda Asaf’ın yanağından masumca bir öpücük kondurdu. “Dediğim gibi,” dedi fısıldayarak ve usulca geri çekildi, sonra odadan sessizce çıktı. Asaf odasında otururken, kapı hafifçe aralandı ve Sabur içeri girdi. Gözleri ciddi, ama sakin bir ifade taşıyordu. “Efendim,” dedi Sabur, “gece yarısı önemli bir görev için hazır olmalısın. Berzah alemine yolculuk yapacaksın.” Asaf şaşkınlıkla: “Ama… hazır mıyım ki? Bugün zaten zor bir sınav verdim,” dedi, tedirgin bir sesle. Sabur başını sallayarak yanıtladı: “Bugün yaşadıkların, berzah yolculuğuna hazırlanman için bir prova gibiydi. Şimdi yapman gerekenler basit ama önemli. Önce abdestini al, ardından Kur’an’ını eline al ve sessizce dua et. Gece yarısı, ihramını giy; ve bahçede buluşalım. Ben seni doğru şekilde yönlendireceğim. Asaf derin bir nefes aldı, Sabur’un söylediklerini kafasında tekrar etti. Sabur devam etti: “Hazırlıklarını tamamla, dualarını oku ve kendini hazır hisset. Bu yolculuk rüya gibi olacak, korkma. Sadece dikkatli ol ve niyetini koru.” Sabur odadan sessizce çıktı, Asaf yalnız kaldı. İçinde hem bir heyecan hem de hafif bir korku vardı. Sessizce abdest aldı, Kur’an’ını eline aldı ve odasında ihramını giyerek gece yarısını beklemeye koyuldu. Gece yarısı yaklaşırken, Asaf odasında sessizce bekliyordu. İhramını giymiş, Kur’an’ını göğsüne bastırmış, Sabur’un sözlerini hatırlıyordu: “Niyetini koru, dikkatli ol.” Kalbi heyecan ve hafif bir korku ile çarpıyor, bir yandan da kararlılığı güçleniyordu. Tam gece yarısı olduğunda Sabur sessizce yanına geldi. “Şimdi, elindeki Kur’an’ı göğsüne daha sıkıca bastır ve kağıttaki duaları oku,” dedi. Asaf, Sabur’un rehberliğinde duaları dikkatle ve anlamına odaklanarak okudu. Her kelime odada titreşim yaratıyor, havayı yoğunlaştırıyor, zaman ve mekan adeta yavaşlıyordu. Sabur, Asaf’a evin bahçesinde kazacağı çukuru işaret etti. Asaf, Sabur’un dediği gibi çukuru hazırladı, içine uzandı ve elindeki kağıttaki duaları yüksek sesle tekrarladı. Sabur sessizce yanında duruyor, her adımda onu yönlendiriyor ve güven veriyordu. Bir süre sonra, gözlerini kapatmış olan Asaf kendini yavaşça bir boşlukta süzülürken buldu. Önce karanlık bir boşluk, ardından yemyeşil ve huzurlu bir arazi… Hafif rüzgar ve kuş cıvıltıları eşliğinde yürürken, önce karşısına bir kapı çekti kapıyı açtığında ise; karşısında Melike belirdi. Gülümsemesi ve huzurlu duruşu, Asaf’ın içini rahatlattı. “Hoş geldin, evlat,” dedi Melike. “Başardın ve buraya geldin. Şimdi Padişah Mürre’nin huzuruna gidip görevini alacaksın.” Asaf, yanında Savarona ve diğer Müslüman cinlerle birlikte Padişah Mürre’nin huzuruna ilerledi. Melike, ona dönerek, “Süleyman seni çok iyi yetiştirdi. Bu mühür, güçlerini artıracak ve musallat olaylarında sana yardımcı olacak. Yanından ayırma,” dedi. Padişah Mürre ciddi ama onaylayıcı bir ifadeyle, “Bu görevi layığıyla yerine getireceğine inanıyorum. Şimdi hazır ol; yolun zorlu ama senin kararlılığın ve bilginle aşılacak,” dedi. Melike, Asaf’ın başarısını takdir ederek, “Seninle gurur duyuyorum. Ne kadar zorlu olsa da bunu başardın,” dedi. Asaf derin bir nefes aldı ve sessizce başını salladı; içindeki heyecan ve hafif korku, yerini kararlılığa bırakıyordu. Dünya’ya döndüğünde gözlerini açtığında çukurun içinde, üzeri yarıya toprak dolu halde buldu kendini. Sabur hafifçe tebessüm ederek, “Bundan sonrası daha kolay olacak. İstirahat et, yarın yeni görevler seni bekliyor,” dedi. Asaf odasına yöneldi, yorgun ama tatmin olmuş bir şekilde oturdu. Gün boyunca yaşadıklarını, Gamze ve arkadaşlarına yardımını, içindeki kararlılığı ve berzah yolculuğuna hazırlanışını düşündü. Sessizlikte yalnız kalmıştı, ama kalbinde hem sorumluluğun hem de elde ettiği başarının ağırlığını hissetti. Oda, geceye doğru sessizliğe bürünmüş, Asaf ise yaşadıklarını düşünerek yavaşça gözlerini kapadı ve derin bir uykuya daldı.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 73. Bölüm – Gamze’nin Kabusu ve Gizemli Notun Sırrı | Tanem | Tanem | 0 | 26 Ekim 2025 13:01 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 69. Bölüm - Zuhal Teyze ve Gül’ün Musallatı | Tanem | Tanem | 0 | 25 Ekim 2025 21:16 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 50. Bölüm: Dua ile Gelen Mührün Gücü, Büyüyü Bozup Savaşı Başlattı | Tanem | Tanem | 0 | 13 Ekim 2025 17:35 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 26. Bölüm – Berzah’ın Fırtınası, Dünyada Yankılandı | Tanem | Tanem | 0 | 03 Ekim 2025 19:53 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 10. Bölüm: Berzah’da Hazırlıklar ve Musallat Çocuk | Tanem | Tanem | 0 | 01 Ekim 2025 20:22 |