|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | KARANLIĞIN GELİNİ – 3. BÖLÜM: GÖLGENİN SİNSİ DAVETİ [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yezra, en son annesini hastaneye getirmesinin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Yezra ve Gamze, sabahın ilk ışıklarıyla bilgisayar başına geçmiş, iş ilanlarını tarıyor ve CV’lerini güncelliyorlardı. CV’yi internet üzerinden yayınlamış, başvurularını yapmışlardı; hatta hiç duymadıkları gazete isimleri bile gözlerine ilişmişti. Gamze enerjisiyle her zaman yanında duruyor, Yezra’yı moral olarak güçlü tutuyordu. Ama Yezra, içinde hem umut hem hüzün taşıyordu. Annesi Gül’ün durumu gittikçe kötüleşiyor ve her geçen gün endişe biraz daha büyüyordu. Bir sabah, Gül aniden fenalaştı. Gamze hızla yardım çağırırken Yezra, annesinin titreyen ellerini sıkıca tuttu. Nezihe Teyze de kapıyı çalarak koştu; yüzünde şefkat, gözlerinde endişe vardı. Ama hiçbir müdahale yetişmedi; Gül, evinde sessizce hayatını kaybetti. Yezra’nın dünyası bir anda sustu. Baharın hafif rüzgârı, bahçedeki güllerin nazik sallanışı bile anlamını yitirmişti. Gamze, yanında diz çökerek Yezra’yı sarıp teselli etti. Yezra hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, sesi titriyordu: “Canım… annem gitti… annem gitti…” Gamze sıkıca tutarak, “Kuşum, yalnız değilsin… Buradayım, hep yanındayım,” dedi, kendi kalbi de sızlarken. Yezra içindeki korkuyu ve boşluğu kabul etmiş, acısını yanında olan Gamze’nin varlığıyla paylaşmıştı. O gün, annesinin ölümüyle birlikte Yezra, Gamze’ye evin yedek anahtarını verdi. “Yanımda olmanı istiyorum… kendimi daha güvende hissederim,” dedi. Gamze anahtarı aldı; sessiz bir sözleşme gibi. Yezra’nın annesini kaybetmesinin üzerinden tam iki ay geçmişti. Bu süreçte, başta Nezihe Teyze olmak üzere komşuları ve en yakın dostu Gamze, Yezra’yı asla yalnız bırakmamıştı. Yezra her sabah iş ilanlarını tarıyor, e-postalarını kontrol ediyor ve başvurularını gönderiyordu; ama deneyimsizliği ve yeni mezun oluşu yüzünden bir türlü geri dönüş alamıyordu. Ev sessiz ve boş kalmıştı. Komşular hâlâ ilgileniyor, “Bir şeye ihtiyacın var mı yavrum?” diye soruyor; Gamze ise her gün yanında olmaya çalışıyordu. Ancak geceleri, Yezra annesinin sesini duyar gibi uyanıyor ve rüyalarında geçmişin karanlık gölgeleriyle karşılaşıyordu. Bir gece yalnız başına otururken, rüzgâr perdeleri savurdu ve odadaki gölgeler köşelerde uzun ve ürkütücü bir biçimde duruyordu. Yezra derin bir nefes aldı ve sessizliği dinledi. O anda geçmişin gölgeli sırları duvarlarda fısıldar gibi geldi: Ve işte o anda, geçmişin gölgeli sırları hâlâ duvarlarda fısıldıyor, bir zamanlar küçük bir çocuğun kanıyla yapılan gizli anlaşmanın sessiz gölgesi, Yezra’nın fark etmediği bir ürperti olarak etrafında dolaşıyordu; Yezra dahil kimsenin bilmediği bu karanlık geçmişin ilerleyen bölümlerde acımasız yüzünü gösterecek ve alınan o kanın ne amaçla alınıp karanlığa verildiğini açığa çıkaracak gizemin ipuçlarını sessizce yansıtıyordu. Ertesi gün öğleye doğru telefon çaldı. Numara bilinmiyordu. Yezra tedirgin ama meraklı bir şekilde telefonu açtı. “Merhaba, Yezra Hanım’la mı görüşüyorum?” diye nazik bir kadın sesi duyuldu. “Evet, buyurun, ben Yezra,” dedi hafif heyecanla. “Ben Aslı, Yeni Ufuk Gazetesi’nden arıyorum,” dedi kadın kendini tanıtarak. “İnternetteki başvurunuzu gördük. Biz henüz çok yeniyiz ve yeni mezunlara hem şans vermek hem de ekibimize taze bir soluk kazandırmak istiyoruz. Eğer uygunsanız, bugün saat 14:00’te gazetemizde görüşmek üzere sizi bekliyoruz. Görüşmeyi Alkar Bey yapacak, gazetemizin kurucusudur.” Yezra gözleri parlayarak, “Bu teklife hayır diyemem… Çok teşekkür ederim, Aslı Hanım. Öğlen görüşmek üzere,” dedi. Telefon kapandıktan sonra Yezra hızlıca hazırlanmak için odasına çekildi. Telefonda heyecanını belli etmek istemedi, ama kalbi sevinçle dolup taşıyordu. Saat ilerledikçe Yezra, rüzgârın hafifliği ve bahçedeki güllerin sallanışını hissederek gazeteye doğru yola çıktı. Şehir kalabalığı ve güneşin hafif sıcaklığı arasında adımlarını hızlandırdı. İçinde hem merak hem de umut vardı. Saat ilerledikçe Yezra, gazeteye doğru yola çıktı. Gazete, Eskişehir’in içinde ama evine biraz uzak bir bölgede yer alıyordu. Önce kısa bir otobüs yolculuğu yaptı; camdan şehri izlerken kalbi heyecanla çarpıyordu. Otobüsten indiğinde, kalan yolu yürüyerek ilerledi; sokakları, kahveleri ve mağazaları izledi. Yüzüne vuran hafif rüzgâr ve bahçelerden gelen çiçek kokuları, kalbindeki karışık duygularla birleşti; her adımda hem umut hem de bir miktar tedirginlik hissediyordu. İlk iş görüşmesi, yeni bir başlangıç ve hayatında belki de tamamen yeni bir dönemin kapısını aralayacak bir fırsat, zihninde sürekli dönüp duruyordu. Gazetenin kapısından içeri girdiğinde, ortam dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu: sessiz, düzenli ve sakin bir ofis. Çalışanlar tamamen normal görünüyordu; Yezra hiçbir tuhaflık hissetmedi. Resepsiyon görevlisi gülümseyerek karşıladı: “Merhaba, hoş geldiniz. Kiminle görüşmek için geldiniz?” “Alkar Bey ile görüşmem var,” dedi Yezra, heyecanını bastırmaya çalışarak. Anladım,” dedi resepsiyonist. “O hâlde Alkar Bey’in sekreteri Aslı Hanım, koridorun sonunda sol tarafındaki odada size yardımcı olacak.” Yezra resepsiyoniste teşekkür etti ve gazetenin içerisindeki koridorda ilerledi. Koridorun sonundaki sol taraftaki odanın önüne geldiğinde derin bir nefes aldı ve kapıyı çaldı. İçeride bugün telefonda görüştüğü Aslı Hanım vardı. Alkar Bey’in sekreteri, sanki Yezra’yı tanımışçasına tebessüm ederek: “Merhaba Yezra Hanım, değil mi? Ben Aslı. Buyurun lütfen, Alkar Bey de sizi bekliyordu,” dedi ve ekledi, “Lütfen Beni takip edin.” Yezra sekretere tebessüm etti ve Aslı’nın eşliğinde bir kat yukarıdaki Alkar Bey’in odasına geldiler. Aslı kapıyı çaldı ve içeri girerek: “Alkar Bey, iş görüşmesi için beklediğiniz Yezra Hanım geldi,” dedi. İçeriden Alkar Bey’in sesi duyuldu: “Misafirimizi içeri alabilirsiniz.” Yezra kapıdan içeri adımını attığında, karşısında 29 yaşında, uzun boylu, yeşil gözlü, kumral ve etkileyici bir adam duruyordu. Alkar Bey nazikçe tebessüm etti, sesi yumuşak ama güven vericiydi. Yezra Hanım, hoş geldiniz,” dedi. “Gazeteyi ve çalışma şeklimizi biraz anlatayım. Biz yeni bir ekibiz ve genç yeteneklere fırsat vermek istiyoruz. Sizi, internete bıraktığınız CV’niz üzerinden keşfettik ve deneyimsiz olmanıza rağmen potansiyelinizi fark ettik. Ve sizinle iyi bir ekip olacağımızı düşünerek sizi bu iş görüşmesine davet ettik. Yezra hafifçe gülümsedi, heyecanı ve hafif bir tedirginliği karışık bir şekilde hissediyordu. “Teşekkür ederim, Alkar Bey. Gerçekten çok memnun oldum,” dedi, sesi hem nazik hem de sevinçliydi. Alkar Bey nazikçe başını salladı ve gülümsedi: “Asıl ben teşekkür ederim, Yezra Hanım. İş görüşme davetimizi kabul edip geldiğiniz için… Sonuçta biz de yeni bir kuruluşuz; belki daha deneyimli bir yerde çalışmayı tercih edebilirdiniz. Ama bizimle görüşmeye geldiniz. Bu nedenle teşekkür ederim. Bu, mesleğinizi ne kadar sevdiğinizin ve ne kadar azimli olduğunuzun bir göstergesi. İnanıyorum ki, sizinle birlikte çok güzel işlere imza atıp güçlü bir ekip olacağız.” Yezra, Alkar Bey’in sözleri karşısında hafifçe gülümsedi. İçinde hem bir rahatlama hem de sevinç dalgası hissetti. Alkar Bey’in kendisine duyduğu güven, yeni bir başlangıca adım atarken ona cesaret veriyordu. Görüşme sona erdiğinde, Alkar Bey elini uzattı: “O hâlde hayırlı olsun diyelim mi, Yezra Hanım?” Yezra tebessüm ederek elini sıktı. “Teşekkür ederim, gerçekten çok mutluyum,” dedi. “Evraklarını tamamlayıp iki gün içinde işbaşı yapabilirsin. Seni aramızda görmek için sabırsızlanıyoruz,” dedi Alkar Bey. Yezra tebessüm ederek karşılık verdi: “Ben de çok heyecanlıyım, Alkar Bey. En kısa sürede evraklarımı tamamlayıp aranızda olacağım,” dedi ve nazikçe el sıkışarak yanından ayrıldı. Yezra binadan çıkarken rüzgâr hafifçe yüzüne vurdu. Yüzünde sevinç vardı, kalbi hızlı atıyordu. Ama arkasını döndüğünde sanki birinin onu izlediğini hissetmiş gibi oldu. Bu his, sadece Yezra’nın hayal gücü müydü, yoksa başka bir varlık mı? Henüz kimse bilmiyordu. Yezra, içinde tarifsiz bir mutlulukla geldiği yoldan minibüs durağına doğru yürüdü. Gelen minibüse binerek cam kenarına oturdu ve kendini ileride çok başarılı bir gazeteci olarak hayal etti. Ama bir yandan da aklına annesi geldi; içi buruldu. Sanki ağlayacak gibi oldu, ama gözyaşlarını tutarak usulca çantasından telefonunu çıkardı ve Gamze’yi aradı. “Gamzeciğim, sana güzel haberlerim var. Çok acil, bu akşam bize gelmelisin,” dedi Yezra heyecanla. Telefonun diğer ucundan Gamze merakla ve neşeyle seslendi: “Hey kuşum! Neler oluyor, sen iyi misin ? meraklandırma beni!” Yezra hafif gülümseyerek cevap verdi: “İyiyim Gamze’m, hatta çok iyiyim! Sana güzel haberlerim var. Akşam bize gel, anlatacağım. Hem sende anahtar var nasılsa, kapıyı çalıp beni rahatsız etmezsin,” diye ekledi neşeyle. Gamze kahkahayla güldü: “Tamam kuşum, akşam görüşürüz o hâlde!” Minibüs camından dışarıyı izlerken, Yezra’nın kalbinde hem sevinç hem de hafif bir hüzün vardı. Yeni bir başlangıcın heyecanı ile geçmişin gölgeleri bir arada dönüp duruyordu. Tam o esnada camdan dışarı bakarken, camda belli belirsiz bir gölge fark etti. Heyecandan bir an hayal gördüğünü düşündü. Oysa başına geleceklerden habersiz, yeni hayatına adım atıyordu. Yezra minibüsten indiğinde, hafif esen rüzgâr eşliğinde eve doğru yürüdü. Yol üstünde küçük bir marketten abur cubur birkaç atıştırmalık aldı, hem kendini ödüllendirmek hem de akşam Gamze ile paylaşmak için. Eve vardığında, anahtarıyla kapıyı açtı ve içeri girdi. Yezra çok heyecanlıydı; Gamze’nin gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Akşam olmak üzereydi. Beklerken mutfakta biraz ikram hazırlamaya karar verdi; çay demledi ve birkaç kurabiye tabağa koydu. Hem kendisi içebilsin, hem de Gamze geldiğinde sohbet ederken birlikte tüketebilsinler. Tam o sırada, Gamze Yezra’nın ona verdiği anahtarla sessizce kapıyı açtı ve içeri girdi. “Merhaba kuşum! Ben geldim,” dedi neşeyle. Yezra mutfakta çaydanlıkla ilgilenirken bir an ürperdi, sonra Gamze’yi görünce rahatladı ve gülümsedi. “Hoş geldin Gamze! Otur da birlikte yiyip içelim,” dedi. Gamze gülerek yanına oturdu: “Harika! Çay ve kurabiyeyle sohbet her zaman daha güzel kuşum,” dedi. İkisi mutfakta çaylarını yudumlarken Gamze merakla sordu: “Peki kuşum, bugün neler oldu? Anlatacak mısın yoksa çatlayayım mı? Bana bir şeyler saklıyormuşsun gibi geldi… Hadi, anlat bakalım neler oldu?” Yezra hafif gülümseyerek gözleri parladı: “Evet Gamzeciğim… Sana söylemem gereken bir şey var. Duyunca sen de inanamayacaksın. Bugün benim için çok özel bir gündü. Ama önce biraz rahatlayalım, çayımızı içelim, birlikte atıştırırken anlatacağım,” dedi. Gamze eğildi, merakla: “Ne oldu kuşum? Talibin mi çıktı, yoksa aşık mı oldun? Söylesene!” Yezra artık heyecanını gizleyemedi, hafif tebessüm ederek başını salladı ve bugün olan biteni anlatmaya başladı: “Hayır Gamzeciğim, bilemedin… Ben bugün iş görüşmesine gittim ve kabul edildim. İki gün içinde işbaşı yapacağım,” dedi. Gamze sevinçle çığlık attı ve Yezra’ya sarıldı: “Vay canına kuşum! Senin için çok sevindim! Bunu bana hiç söylemezdin, şaşırdım. İnşallah her şey senin için en güzel şekilde olur. Ama bunu gizlemenin bir bedeli olacak senin için kuşum,” diyerek gülümsedi. Yezra Gamze’ye gülümseyerek devam etti: “Dur, daha bitmedi. Görüşmeye gittiğimde, görüştüğüm kişi gazetenin kurucusu ve sahibiymiş… Adı Alkar Bey,” dedi. Gamze tam o sırada sözünü kesti: “Alkar mı? O ne biçim isim öyle, hiç duymamıştım. Kesin huysuz bir ihtiyarın biridir,” diyerek şaşkınlığını belli etti. Yezra gülümseyerek karşılık verdi: “İhtiyar mı? Sözümü kesme tatlım, anlatayım. Alkar Bey ihtiyar değil, aksine çok yakışıklı ve çok da beyefendi.” Gamze bir an durdu, merakla yüzüne baktı: “Dur bir dakika kuşum… Yoksa sen bu Alkar dediğin kişiden etkilendin mi?” Yezra hafif başını öne eğdi, sanki utandığı bir şeyi itiraf ediyormuş gibi: “Hayır Gamzeciğim… O nereden çıktı? Sadece gerçekten kibar bir beyefendiydi,” hepsi bu, dedi. Saat ilerlerken, ikisi de sohbetin akışına kaptırmıştı kendini; çaydan yükselen buharın kokusu ve mutfakta paylaştıkları kurabiyeler eşliğinde zamanın nasıl geçtiğini fark etmediler. Sohbet, hem heyecan hem de hafif bir gülümseme ile akıp gidiyordu. Tam bu esnada, gecenin sessizliği ve karanlığın getirdiği etkiyle Yezra bir an için yeniden hüzünlendi. Çocukluğuna, o eski evine gitti zihninde. Artık Eskişehir’deki ev farklıydı; ama sanki o eski evde yaşadığı karanlık anılar ve gölgeler, peşini bırakmamış gibi ardında dolaşıyordu. Ne olduğunu tam olarak anlayamıyor, tarif edemiyordu; sadece bir ürperti, bir tedirginlik ve bilinmez bir korku hissetti. Bu his, bazen tüylerini diken diken ediyor, bazen de sadece sessizce içinde dönüp duruyordu. Farkında değildi ama, bugünkü iş görüşmesinden sonra bu karanlığı daha yoğun bir şekilde hissedecek ve yaşayacaktı. Yezra içindeki hüzne dalmışken, Gamze’nin sesiyle irkildi: “Kuşum, geç oldu… İstersen burada kalayım, istersen gideyim. Ama artık uyuyalım,” dedi. Yezra derin bir nefes aldı ve kendini toparladı: “Burada kal tatlım, şu an sana çok ihtiyacım var. Evet, geç oldu… Hadi uyuyalım. Senin odanı hazırlamıştım,” diyerek Gamze’ye gülümsedi. Böylece ikisi de odalarına çekildi, gece sessizliği ve baharın hafif rüzgârı eşliğinde uykuya daldılar.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| KARANLIĞIN GÖZLERİ | Sarya | EylulFM Paylaşım | 0 | 03 Ocak 2022 13:12 |
| DÜĞÜNDE DEHŞET ANLARI! GELİNİ VURDULAR... | oMeN | Haber Arşivi | 5 | 20 Temmuz 2019 08:08 |
| KaranLiğin İçinden.... | WampireS | Şiir, Hikaye ve Güzel Sözler | 1 | 23 Kasım 2005 12:23 |