IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24 Temmuz 2011, 16:31   #1
Çevrimdışı
Kurtuluş Savaşı'nda, Yunan Ordusunda savaşan kürtler!


sohbet



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Açıkçası,Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu ülke için kim savaştı,
kim savaşmadı tartışması hiç yapılmamıştı. Yapılmamıştı çünkü bu ülkeyi bölmeye
çalışanlar yoktu.

Olmadığı için de geçmiş defterleri kimse açmamıştı. Ancak artık ortada bölücü ve
Türk düşmanı bir Kürt hareketi var, bu hareketin teröristleri var, bu hareketin
milletvekilleri var ve bu hareketin destekçileri var.

Bu bölücüler her fırsatta tarih yalanlarıyla piyasaya çıkıyorlar ve diyorlar ki bu
ülkeyi Kürtler ve Türkler birlikte kurdu ama Mustafa Kemal onlara ihanet etti,
Kürtlerin hakkını vermedi.

Kürtlerin hakkı neydi, verildi mi verilmedi mi? tartışması sürerken aslında çok daha
başka bir şey daha tartışmaya açılmıştı; hakikaten Kürtler bu ülkeyi kurarken
Türklerle birlikte miydi?

Geçtiğimiz haftalarda Habertürk televizyonunda Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu
konuk oldu ve orada Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de Kürtlerin Türklerle birlikte
savaşmadığını söyledi. Bu, bir televizyondan ilk kez dile getiriliyordu. Pamukoğlu,
daha önce bizim TÜRKSOLU’nda yayınladığımız rakam ve haritaları göstererek tarihi
gerçeği açıklıyordu.

Türkiye’de tabuları yıkmaktan bahsedenlerden, resmi tarih anlayışına karşı
çıkanlardan, özgürlükçülerden tepki gecikmedi; hemen Türk ırkçılığı, Türk bölücülüğü
yaftası yapıştırıldı. Ardından Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nda olduğu, hatta PKK’ya
karşı en fazla şehidi Kürtlerin verdiği gibi komik ve zavallı açıklamalara kadar
düştü düzey.

Ama artık tartışma açılmıştır, tarihi tabular tartışılacaktır ve gerçekler
kazanacaktır. O nedenle kimse etnik kimliğinden gocunmasın, tarihiyle yüzleşsin,
barışsın: Evet Kürtler Kurtuluş

Savaşı’na katıldı ama Türk Ordusu’nda değil Yunan Ordusu’nda savaştılar!

Bir şey daha ekleyelim, yıllardır Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu diyenler aynı
şeyi Kürtler için de söylemeliler; Kürtler Kurtuluş Savaşı’nı arkadan vurmuştur.

Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlı’yı arkadan vuran Kürtler:

Osmanlı’da Kürt meselesinin ortaya çıkışı bir Doğu Cephesi sorunu olarak
başlamıştır. 17. yüzyıldan itibaren yükselişe geçen Rus emperyalizmi, 1800’lerin
başından itibaren Osmanlı’yı hem Doğu cephesinde Kafkaslardan, hem de Batı
cephesinde Balkanlar’dan

Sıkıştırmaya başlar. Batı cephesinde Slav kökenli Bulgarları ve Ortodoks Yunanları
kışkırtan Ruslar Doğu’da ise Ermeni ve Kürtlere el atar. 1800’lerden hemen sonra ilk
Kürdoloji çalışmaları yine Ruslar tarafından başlatılır. Kürtçülerin bugün bile en
temel başvuru kaynakları olan kitaplar da bu dönemde Ruslar tarafından yazılır.

Rusların bu çabaları karşısında Osmanlı’da da uyanma başlar. Rus destekli Kürt
aşiretleri ile Osmanlı arasında çatışmalar başlar. 1830-1855 tarihleri arasında 8
Kürt isyanı gerçekleşir.

Fakat asıl büyük Kürtçü hareket tam da 1877 yılında gerçekleşir. Bu tarih 93 Harbi
olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin tarihidir. Hem Balkanlar’da hem de
Kafkaslarda Ruslarla savaşan Osmanlı’ya karşı bir cephe de Kürt aşiretleri açar.
Bedirhanlar ve Şeyh Ubeydullah isyanları tam dört yıl sürer.

Rus General Korganof, Erzurum’a saldırıya geçmeden önce Zeylani ve Sepki aşireti
reisleriyle buluşur ve yüklü miktarda ödeme yapar. Sonuç olumludur, Kürtler Rusya’ya
karşı Osmanlı’yı desteklemezler.

Kürt isyanlarının genel karakteri burada şekillenir:

Türk devleti ne zaman ki bir düşmanla savaşsa mutlaka bir Kürt isyanı başlar.

Rusların Kürtlere desteği sonrasında da devam eder. Ama 93 Harbi’nden sonra hem
Ermeni hem de Kürt meselesi bir arada ortaya çıkacaktır. Doğu illerimiz Rus işgaline
girdiğinde hem Ermenilerin hem de Kürtlerin isyanları aralıksız devam edecektir.



Hamidiye Alayları neydi?

Bu dönemde 1890 tarihinde Hamidiye Alayları kurulur. Alayların hedefi Türk halkına
yönelik Ermeni katliamlarını önlemektir. Abdülhamit tarafından kurulan bu birlikler
için şimdi kimi yazarlar çarpıtmalara girişmektedir.

Bu alaylarda Kürt aşiretleri yer almıştır elbette ama bu aşiretler Osmanlı
silahlarını ele geçirip daha sonra Ermenilerden boşaltılan arazilere el koymaya
başlamıştır. Kürtlerin bu alaylara giriş sebebi

Türklere destek olmak değil Ermeni topraklarını ele geçirmektir.

Zaten bu alaylar daha sonra lağvedilecektir. Fakat Hamidiye Alayları’nın
lağvedilmesinden sonra da silahları bırakmayacak ve Osmanlı’ya karşı savaşacaklardı
r.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Kürtler de Doğu bölgelerinde
Ruslarla birlikte hareket edecektir. O dönem bölgede etkili olan Rus Elçiliği
Kürtleri ele geçirmiştir. Nitekim hemen 1914 yılında. Kürt isyanları başlar. Rus
Orduları Doğu Anadolu’yu işgal ederken Kürtler de bağımsızlık hayaliyle Ruslara
yardım ederler.

Ünlü Sykes-Picot Antlaşması’na göre:

Doğu’da Ermenistan ve Kürdistan kurulacak ve Rusya’ya bağlanacaktır.

Kürtlerin Çanakkale’de savaşmamalarını n nedeni de budur.

1916 yılında Antlaşmaya dökülen plan, Rusların 1830’dan beri uyguladığı plandır
zaten.

Fakat Birinci Dünya Savaşı tüm dengeleri alt üst eder.

Kürtler de bu dönemde hem Ruslarla hem İngilizlerle hem Fransızlarla hem de
Amerikalılarla işbirliği yapar. Kürtlerin bağımsızlığına Sevr Antlaşması ile karar
verilir. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na giden dönemde Kürtler hep
Türkiye’yi işgal eden kuvvetlerle birlikte hareket eder.

Bu durum, yani Kürtlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerle birlikte savaşmaması o
dönemin raporlarında açıkça geçmektedir. Rus Gordlevski aynen şu satırları yazar:

“Türkler vatan savunmasına katılmadıkları için Kürtlere çok kızmaya başladılar.”

Fakat Rusya’da Bolşevik İhtilali gerçekleşince işler değişir. Çünkü Lenin Kürtleri
değil Mustafa Kemal’i destekler. Sykes-Picot Antlaşması’nı fesheder. Bunun üzerine
Türk-Sovyet Antlaşması gelir ve Kürtler yalnız kalır.

Bu tarihten itibaren Kürtlerin esas hamisi Ruslar değil İngilizler olacaktır.
Türkiye’deki komünistler ve Sovyetler de Kürt isyanlarını değil Mustafa Kemal’i
destekleyecektir.



Kürtler Sarıkamış’ta var mıydı?

Tüm bu anlatılanlardan sonra Kürtlerin neden Çanakkale Savaşı’na katılmadığını
anlamak kolaylaşır. Daha 1830’lu yıllarda başlayan Kürt ihaneti çoktan kökleşmişti,
Birinci Dünya Savaşı sırasında da

Kürtler Türkiye için değil Ruslar için savaşıyordu.

Böyle olduğu için de Çanakkale Savaşı sırasında Kürtlerin şehit listesinde
olmamasına şaşırmamak gerekir:

Çanakkale uzak olduğu için değil Türklere uzak oldukları için katılmadılar savaşa.

Kimileri bu gerçeği daha fazla gizleyemeyeceklerin i biliyor. O nedenle de Kürtlerin
diğer cephelerde, Sarıkamış’ta çarpıştığını söylüyorlar.

Elbette bu da büyük bir yalan. Genelkurmay arşivlerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı
şehitlerinin listesi, askerlik şubesi kayıtlarına göre tutulmuştur. Dolayısıyla
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı rakamları gerçektir, kimse bunlara itiraz edemez.

Ama Kürtlerin Sarıkamış’ta savaştığını iddia edenler varsa, buyursunlar rakamları
açıklasınlar. Yani bizim yaptığımızı yapsınlar, belgeye karşı belgeyle ortaya
çıksınlar.

Ama Sarıkamış’ta Kürtlerin Ruslara karşı savaşma ihtimali bile yoktur ortada çünkü
Kürt aşiretlerini o dönemde zaten Rus Elçiliği kontrol ediyor ve yönlendiriyordu.

Hain bir Kürt aşiret reisi Mutkili Hacı Musa Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı 19
Mayıs1919’dur. 24 Ağustos 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı

idare etmek üzere Heyet-i Temsiliye oluşturulmuştur. 9 kişilik kurulda bir de Kürt
vardır. Mutki Aşireti reisi Hacı Musa Bey.

Ancak bu Kürt ağası içeri sokulan bir haindir.

Nitekim Hacı Musa Bey, 1923 yılı Mayıs ayında Erzurum’da kurulan Kürt Azadi
Cemiyeti’nin de lideridir. Azadi Cemiyeti’nin üyelerinden biri de Şeyh Sait’tir.
Azadi Cemiyeti İngilizlerle, Fransızlarla ve Sovyetler Birliği ile temas kurarak
Bağımsız Kürdistan için destek aramıştır. Daha sonra bu örgüt İngiliz desteği ile
başlayan Nasturi Ayaklanması’na katılır. Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasından
sonra ise İran’a kaçarlar. Daha sonra Mustafa Kemal bu hain Kürt aşiret reisi
hakkında Nutuk’ta açıklama yapacaktır.

İlk Meclisteki hain Kürt milletvekilleri Ankara’da Millet Meclisi’nin kuruluşu 23
Nisan1920’dir. Bu tarihten itibaren TBMM Ordusu da kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’nı
vermiştir.

O dönemki mecliste de bugünkü Mecliste olduğu gibi bölücü Kürt milletvekilleri
vardır. İşte bu Kürt milletvekilleri Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na yardım etmemiş,
tam tersine bu Kurtuluş Savaşı’na karşı bir ayaklanma örgütlemişlerdir.

Bitlisli Kürt milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütünün içindedir. Yusuf Ziya
Bey aynı zamanda İngiliz ajanıdır. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Ziya Bey’den
kuşkulanmakta ve onu takip ettirmektedir. Gerçekten de Mustafa Kemal’in kuşkuları
gerçek olur ve Yusuf Ziya Bey Nasturi İsyanı’na katılır. İşin daha da vahimi Yusuf
Ziya Bey’in askeriye içinde de adamları vardır. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla
görevli birlikten, Fırka komutanı İhsan Nuri, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Teğmen
Ali Rıza da Kürt örgütünün üyesidir ve isyan sırasında 270 askerle birlikte karşı
tarafa geçerler!

Görüldüğü gibi Kurtuluş Savaşımıza katılan ve Türklerle savaşan Kürtlerle değil,
Kurtuluş Savaşı’nın içine sızan, ancak kendi Kürt

örgütlenmesini devam ettiren, İngiliz, Fransız işgalcilerle işbirliği yapan ve en
sonunda da Türk askerine karşı cephe açan Kürtleri görüyoruz. Bu örgütün İngiliz
desteğini sağlamak için Nasturi isyanından üç yıl önce 1920 yılında yine Hakkâri’de
başka bir isyan çıkarttığını da kaydedelim.



Mustafa Kemal’e idam kararını da bir Kürt verdi Peki Kürtlerin Kurtuluş Savaşımız
sırasındaki tek ihanetleri bu mudur?

Aslında Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren Mustafa Kemal’in karşısındadır
Kürtler. Mustafa Kemal’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır!.

Aynı Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi ise Kürt İzzet Bey’dir ve İstanbul Hükümeti’nin
İçişleri Bakanıdır. Kürt İzzet Bey de İngiliz ajanıdır. Kürt İzzet Bey’in bir de
yeğeni vardır Şerif Paşa, o da

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir.

İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için
kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti
ile görüşerek onlara özerklik

karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser
De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu
kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder. Bu yönde en önemli
girişim Ali Galip olayıdır.

İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri
Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i
öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır. Ancak Mustafa Kemal
girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali
Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır.
Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç vermez. En
sonunda kaçmak zorunda kalırlar. Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile
Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e karşıdır.
İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadı r.

28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır:

“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.” 9
Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curzon’a raporunda ise şunlar
yazılıdır:

“Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa
Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya
karşı kullanmak için para ödemeye

hazırdırlar”

Yunan ordusundaki Kürtler Ama Kürtler bununla da yetinmemektedir. İngiliz Gizli
Belgeleri’nin verdiği bilgiye göre Kürtler aynı zamanda Yunanlılarla da temas
halindedir. Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşen Kürtler, Yunanlılara Türk
ordusunda ele geçirilen Kürt esirlere iyi davranılmasını ve bu esirlerin Türk
ordusuna karşı kullanılmasını önerir. Teklif kabul edilir ve esir

Kürtler Yunan ordusunun hizmetine girerler. Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük sonucu
ise Koçgiri İsyanı’dır. Yunan ordusu büyük ilerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler
isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye
başlar.

Amerikan Askeri Ataşesi durumu şöyle rapor eder:

“... Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını
ciddi bir şekilde tehdit edebilir. Ancak Batıdaki savaş Türklerin lehine gelişirse,
Türkler, ellerindeki yarım düzine yetenekli

liderden biriyle Kürt sorununa son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu
bilmektedirler. Gene de Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in
Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı
olmaktadırlar.”

Koçgiri İsyanı’nın başlangıç tarihi sadece Yunan ilerleyişine değil aynı zamanda
Londra ve San Remo Konferansları’na da denk gelir. Ankara Hükümeti böylece
sıkıştırılmaktadır.

Kürtler Sevr’i istiyor Koçgiri İsyanı’nın liderlerinden Baytar Nuri isyan programını
şu şekilde açıklar:

“İlk önce Dersimde Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı
çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a
doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını
isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle
desteklenmiş olacaktı.”

Ayaklanma büyür ve isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf
yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır:

1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de
tanınıp tanınmayacağının açıklanması

2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi

3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi

4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi

5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.

Kürtler bununla da kalmaz, 25 Kasım 1920 tarihinde Batı Dersim Aşiretleri reisleri
adına TBMM’ye şu şekilde başvurur:

“Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir
Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdı r. Yoksa bu hakkı silah
zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.”

Yunanlar Bursa’ya Kürtler Sivas’a saldırıyor Ankara Hükümeti, Batıda Yunanların
Bursa’yı ele geçirmesine rağmen Kürtlere karşı geri adım atmaz.

Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmak için bir plan hazırlar. Topal
Osman komutasındaki Giresun alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir.

Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü Kürtlerin üzerine yürüyüş başlatır. 45 bin kişilik
Kürt milisleri ile çarpışmalar 3 ay sürer.17Haziran 1921 günü isyancılar teslim
alınır.

Görüldüğü üzere, daha Sivas Kongresi’nin toplanma hazırlıklarından başlanarak
Kürtler, Kurtuluş Savaşı için çalışmamış, tam tersine hep Kurtuluş Savaşı’na karşı
savaşmışlardır. Koçgiri ayaklanması bunun en büyük kanıtıdır.

Genelkurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir:

“Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekât dolayısıyla, Kürt bağımsızlık
davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin
en açık ve kesin delilidir.”

Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın
ilk adımıdır!

Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktı r. Nitekim isyanın
liderleri de olayı böyle değerlendirmektedir: “Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın
bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz
son zaferi kazanacağız.”

Demek ki Türk İstiklal Savaşı için değil Kürt İstiklal Savaşı için savaşmışlar.

Tarihi gerçek budur, bunu ne Türk Genelkurmay Başkanı, ne Türk Başbakanı, ne
gazeteciler, ne de Kürtler değiştirebilir.

Kürtler tarihleriyle yüzleşeceklerdir. ..

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Açıkçası,Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu ülke için kim savaştı,
kim savaşmadı tartışması hiç yapılmamıştı. Yapılmamıştı çünkü bu ülkeyi bölmeye
çalışanlar yoktu.

Olmadığı için de geçmiş defterleri kimse açmamıştı. Ancak artık ortada bölücü ve
Türk düşmanı bir Kürt hareketi var, bu hareketin teröristleri var, bu hareketin
milletvekilleri var ve bu hareketin destekçileri var.

Bu bölücüler her fırsatta tarih yalanlarıyla piyasaya çıkıyorlar ve diyorlar ki bu
ülkeyi Kürtler ve Türkler birlikte kurdu ama Mustafa Kemal onlara ihanet etti,
Kürtlerin hakkını vermedi.

Kürtlerin hakkı neydi, verildi mi verilmedi mi? tartışması sürerken aslında çok daha
başka bir şey daha tartışmaya açılmıştı; hakikaten Kürtler bu ülkeyi kurarken
Türklerle birlikte miydi?

Geçtiğimiz haftalarda Habertürk televizyonunda Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu
konuk oldu ve orada Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de Kürtlerin Türklerle birlikte
savaşmadığını söyledi. Bu, bir televizyondan ilk kez dile getiriliyordu. Pamukoğlu,
daha önce bizim TÜRKSOLU’nda yayınladığımız rakam ve haritaları göstererek tarihi
gerçeği açıklıyordu.

Türkiye’de tabuları yıkmaktan bahsedenlerden, resmi tarih anlayışına karşı
çıkanlardan, özgürlükçülerden tepki gecikmedi; hemen Türk ırkçılığı, Türk bölücülüğü
yaftası yapıştırıldı. Ardından Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nda olduğu, hatta PKK’ya
karşı en fazla şehidi Kürtlerin verdiği gibi komik ve zavallı açıklamalara kadar
düştü düzey.

Ama artık tartışma açılmıştır, tarihi tabular tartışılacaktır ve gerçekler
kazanacaktır. O nedenle kimse etnik kimliğinden gocunmasın, tarihiyle yüzleşsin,
barışsın: Evet Kürtler Kurtuluş

Savaşı’na katıldı ama Türk Ordusu’nda değil Yunan Ordusu’nda savaştılar!

Bir şey daha ekleyelim, yıllardır Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu diyenler aynı
şeyi Kürtler için de söylemeliler; Kürtler Kurtuluş Savaşı’nı arkadan vurmuştur.

Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlı’yı arkadan vuran Kürtler:

Osmanlı’da Kürt meselesinin ortaya çıkışı bir Doğu Cephesi sorunu olarak
başlamıştır. 17. yüzyıldan itibaren yükselişe geçen Rus emperyalizmi, 1800’lerin
başından itibaren Osmanlı’yı hem Doğu cephesinde Kafkaslardan, hem de Batı
cephesinde Balkanlar’dan

Sıkıştırmaya başlar. Batı cephesinde Slav kökenli Bulgarları ve Ortodoks Yunanları
kışkırtan Ruslar Doğu’da ise Ermeni ve Kürtlere el atar. 1800’lerden hemen sonra ilk
Kürdoloji çalışmaları yine Ruslar tarafından başlatılır. Kürtçülerin bugün bile en
temel başvuru kaynakları olan kitaplar da bu dönemde Ruslar tarafından yazılır.

Rusların bu çabaları karşısında Osmanlı’da da uyanma başlar. Rus destekli Kürt
aşiretleri ile Osmanlı arasında çatışmalar başlar. 1830-1855 tarihleri arasında 8
Kürt isyanı gerçekleşir.

Fakat asıl büyük Kürtçü hareket tam da 1877 yılında gerçekleşir. Bu tarih 93 Harbi
olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin tarihidir. Hem Balkanlar’da hem de
Kafkaslarda Ruslarla savaşan Osmanlı’ya karşı bir cephe de Kürt aşiretleri açar.
Bedirhanlar ve Şeyh Ubeydullah isyanları tam dört yıl sürer.

Rus General Korganof, Erzurum’a saldırıya geçmeden önce Zeylani ve Sepki aşireti
reisleriyle buluşur ve yüklü miktarda ödeme yapar. Sonuç olumludur, Kürtler Rusya’ya
karşı Osmanlı’yı desteklemezler.

Kürt isyanlarının genel karakteri burada şekillenir:

Türk devleti ne zaman ki bir düşmanla savaşsa mutlaka bir Kürt isyanı başlar.

Rusların Kürtlere desteği sonrasında da devam eder. Ama 93 Harbi’nden sonra hem
Ermeni hem de Kürt meselesi bir arada ortaya çıkacaktır. Doğu illerimiz Rus işgaline
girdiğinde hem Ermenilerin hem de Kürtlerin isyanları aralıksız devam edecektir.



Hamidiye Alayları neydi?

Bu dönemde 1890 tarihinde Hamidiye Alayları kurulur. Alayların hedefi Türk halkına
yönelik Ermeni katliamlarını önlemektir. Abdülhamit tarafından kurulan bu birlikler
için şimdi kimi yazarlar çarpıtmalara girişmektedir.

Bu alaylarda Kürt aşiretleri yer almıştır elbette ama bu aşiretler Osmanlı
silahlarını ele geçirip daha sonra Ermenilerden boşaltılan arazilere el koymaya
başlamıştır. Kürtlerin bu alaylara giriş sebebi

Türklere destek olmak değil Ermeni topraklarını ele geçirmektir.

Zaten bu alaylar daha sonra lağvedilecektir. Fakat Hamidiye Alayları’nın
lağvedilmesinden sonra da silahları bırakmayacak ve Osmanlı’ya karşı savaşacaklardı
r.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Kürtler de Doğu bölgelerinde
Ruslarla birlikte hareket edecektir. O dönem bölgede etkili olan Rus Elçiliği
Kürtleri ele geçirmiştir. Nitekim hemen 1914 yılında. Kürt isyanları başlar. Rus
Orduları Doğu Anadolu’yu işgal ederken Kürtler de bağımsızlık hayaliyle Ruslara
yardım ederler.

Ünlü Sykes-Picot Antlaşması’na göre:

Doğu’da Ermenistan ve Kürdistan kurulacak ve Rusya’ya bağlanacaktır.

Kürtlerin Çanakkale’de savaşmamalarını n nedeni de budur.

1916 yılında Antlaşmaya dökülen plan, Rusların 1830’dan beri uyguladığı plandır
zaten.

Fakat Birinci Dünya Savaşı tüm dengeleri alt üst eder.

Kürtler de bu dönemde hem Ruslarla hem İngilizlerle hem Fransızlarla hem de
Amerikalılarla işbirliği yapar. Kürtlerin bağımsızlığına Sevr Antlaşması ile karar
verilir. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na giden dönemde Kürtler hep
Türkiye’yi işgal eden kuvvetlerle birlikte hareket eder.

Bu durum, yani Kürtlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerle birlikte savaşmaması o
dönemin raporlarında açıkça geçmektedir. Rus Gordlevski aynen şu satırları yazar:

“Türkler vatan savunmasına katılmadıkları için Kürtlere çok kızmaya başladılar.”

Fakat Rusya’da Bolşevik İhtilali gerçekleşince işler değişir. Çünkü Lenin Kürtleri
değil Mustafa Kemal’i destekler. Sykes-Picot Antlaşması’nı fesheder. Bunun üzerine
Türk-Sovyet Antlaşması gelir ve Kürtler yalnız kalır.

Bu tarihten itibaren Kürtlerin esas hamisi Ruslar değil İngilizler olacaktır.
Türkiye’deki komünistler ve Sovyetler de Kürt isyanlarını değil Mustafa Kemal’i
destekleyecektir.



Kürtler Sarıkamış’ta var mıydı?

Tüm bu anlatılanlardan sonra Kürtlerin neden Çanakkale Savaşı’na katılmadığını
anlamak kolaylaşır. Daha 1830’lu yıllarda başlayan Kürt ihaneti çoktan kökleşmişti,
Birinci Dünya Savaşı sırasında da

Kürtler Türkiye için değil Ruslar için savaşıyordu.

Böyle olduğu için de Çanakkale Savaşı sırasında Kürtlerin şehit listesinde
olmamasına şaşırmamak gerekir:

Çanakkale uzak olduğu için değil Türklere uzak oldukları için katılmadılar savaşa.

Kimileri bu gerçeği daha fazla gizleyemeyeceklerin i biliyor. O nedenle de Kürtlerin
diğer cephelerde, Sarıkamış’ta çarpıştığını söylüyorlar.

Elbette bu da büyük bir yalan. Genelkurmay arşivlerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı
şehitlerinin listesi, askerlik şubesi kayıtlarına göre tutulmuştur. Dolayısıyla
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı rakamları gerçektir, kimse bunlara itiraz edemez.

Ama Kürtlerin Sarıkamış’ta savaştığını iddia edenler varsa, buyursunlar rakamları
açıklasınlar. Yani bizim yaptığımızı yapsınlar, belgeye karşı belgeyle ortaya
çıksınlar.

Ama Sarıkamış’ta Kürtlerin Ruslara karşı savaşma ihtimali bile yoktur ortada çünkü
Kürt aşiretlerini o dönemde zaten Rus Elçiliği kontrol ediyor ve yönlendiriyordu.

Hain bir Kürt aşiret reisi Mutkili Hacı Musa Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı 19
Mayıs1919’dur. 24 Ağustos 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı

idare etmek üzere Heyet-i Temsiliye oluşturulmuştur. 9 kişilik kurulda bir de Kürt
vardır. Mutki Aşireti reisi Hacı Musa Bey.

Ancak bu Kürt ağası içeri sokulan bir haindir.

Nitekim Hacı Musa Bey, 1923 yılı Mayıs ayında Erzurum’da kurulan Kürt Azadi
Cemiyeti’nin de lideridir. Azadi Cemiyeti’nin üyelerinden biri de Şeyh Sait’tir.
Azadi Cemiyeti İngilizlerle, Fransızlarla ve Sovyetler Birliği ile temas kurarak
Bağımsız Kürdistan için destek aramıştır. Daha sonra bu örgüt İngiliz desteği ile
başlayan Nasturi Ayaklanması’na katılır. Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasından
sonra ise İran’a kaçarlar. Daha sonra Mustafa Kemal bu hain Kürt aşiret reisi
hakkında Nutuk’ta açıklama yapacaktır.

İlk Meclisteki hain Kürt milletvekilleri Ankara’da Millet Meclisi’nin kuruluşu 23
Nisan1920’dir. Bu tarihten itibaren TBMM Ordusu da kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’nı
vermiştir.

O dönemki mecliste de bugünkü Mecliste olduğu gibi bölücü Kürt milletvekilleri
vardır. İşte bu Kürt milletvekilleri Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na yardım etmemiş,
tam tersine bu Kurtuluş Savaşı’na karşı bir ayaklanma örgütlemişlerdir.

Bitlisli Kürt milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütünün içindedir. Yusuf Ziya
Bey aynı zamanda İngiliz ajanıdır. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Ziya Bey’den
kuşkulanmakta ve onu takip ettirmektedir. Gerçekten de Mustafa Kemal’in kuşkuları
gerçek olur ve Yusuf Ziya Bey Nasturi İsyanı’na katılır. İşin daha da vahimi Yusuf
Ziya Bey’in askeriye içinde de adamları vardır. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla
görevli birlikten, Fırka komutanı İhsan Nuri, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Teğmen
Ali Rıza da Kürt örgütünün üyesidir ve isyan sırasında 270 askerle birlikte karşı
tarafa geçerler!

Görüldüğü gibi Kurtuluş Savaşımıza katılan ve Türklerle savaşan Kürtlerle değil,
Kurtuluş Savaşı’nın içine sızan, ancak kendi Kürt

örgütlenmesini devam ettiren, İngiliz, Fransız işgalcilerle işbirliği yapan ve en
sonunda da Türk askerine karşı cephe açan Kürtleri görüyoruz. Bu örgütün İngiliz
desteğini sağlamak için Nasturi isyanından üç yıl önce 1920 yılında yine Hakkâri’de
başka bir isyan çıkarttığını da kaydedelim.



Mustafa Kemal’e idam kararını da bir Kürt verdi Peki Kürtlerin Kurtuluş Savaşımız
sırasındaki tek ihanetleri bu mudur?

Aslında Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren Mustafa Kemal’in karşısındadır
Kürtler. Mustafa Kemal’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır!.

Aynı Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi ise Kürt İzzet Bey’dir ve İstanbul Hükümeti’nin
İçişleri Bakanıdır. Kürt İzzet Bey de İngiliz ajanıdır. Kürt İzzet Bey’in bir de
yeğeni vardır Şerif Paşa, o da

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir.

İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için
kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti
ile görüşerek onlara özerklik

karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser
De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu
kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder. Bu yönde en önemli
girişim Ali Galip olayıdır.

İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri
Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i
öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır. Ancak Mustafa Kemal
girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali
Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır.
Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç vermez. En
sonunda kaçmak zorunda kalırlar. Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile
Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e karşıdır.
İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadı r.

28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır:

“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.” 9
Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curzon’a raporunda ise şunlar
yazılıdır:

“Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa
Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya
karşı kullanmak için para ödemeye

hazırdırlar”

Yunan ordusundaki Kürtler Ama Kürtler bununla da yetinmemektedir. İngiliz Gizli
Belgeleri’nin verdiği bilgiye göre Kürtler aynı zamanda Yunanlılarla da temas
halindedir. Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşen Kürtler, Yunanlılara Türk
ordusunda ele geçirilen Kürt esirlere iyi davranılmasını ve bu esirlerin Türk
ordusuna karşı kullanılmasını önerir. Teklif kabul edilir ve esir

Kürtler Yunan ordusunun hizmetine girerler. Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük sonucu
ise Koçgiri İsyanı’dır. Yunan ordusu büyük ilerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler
isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye
başlar.

Amerikan Askeri Ataşesi durumu şöyle rapor eder:

“... Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını
ciddi bir şekilde tehdit edebilir. Ancak Batıdaki savaş Türklerin lehine gelişirse,
Türkler, ellerindeki yarım düzine yetenekli

liderden biriyle Kürt sorununa son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu
bilmektedirler. Gene de Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in
Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı
olmaktadırlar.”

Koçgiri İsyanı’nın başlangıç tarihi sadece Yunan ilerleyişine değil aynı zamanda
Londra ve San Remo Konferansları’na da denk gelir. Ankara Hükümeti böylece
sıkıştırılmaktadır.

Kürtler Sevr’i istiyor Koçgiri İsyanı’nın liderlerinden Baytar Nuri isyan programını
şu şekilde açıklar:

“İlk önce Dersimde Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı
çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a
doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını
isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle
desteklenmiş olacaktı.”

Ayaklanma büyür ve isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf
yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır:

1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de
tanınıp tanınmayacağının açıklanması

2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi

3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi

4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi

5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.

Kürtler bununla da kalmaz, 25 Kasım 1920 tarihinde Batı Dersim Aşiretleri reisleri
adına TBMM’ye şu şekilde başvurur:

“Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir
Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdı r. Yoksa bu hakkı silah
zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.”

Yunanlar Bursa’ya Kürtler Sivas’a saldırıyor Ankara Hükümeti, Batıda Yunanların
Bursa’yı ele geçirmesine rağmen Kürtlere karşı geri adım atmaz.

Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmak için bir plan hazırlar. Topal
Osman komutasındaki Giresun alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir.

Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü Kürtlerin üzerine yürüyüş başlatır. 45 bin kişilik
Kürt milisleri ile çarpışmalar 3 ay sürer.17Haziran 1921 günü isyancılar teslim
alınır.

Görüldüğü üzere, daha Sivas Kongresi’nin toplanma hazırlıklarından başlanarak
Kürtler, Kurtuluş Savaşı için çalışmamış, tam tersine hep Kurtuluş Savaşı’na karşı
savaşmışlardır. Koçgiri ayaklanması bunun en büyük kanıtıdır.

Genelkurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir:

“Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekât dolayısıyla, Kürt bağımsızlık
davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin
en açık ve kesin delilidir.”

Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın
ilk adımıdır!

Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktı r. Nitekim isyanın
liderleri de olayı böyle değerlendirmektedir: “Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın
bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz
son zaferi kazanacağız.”

Demek ki Türk İstiklal Savaşı için değil Kürt İstiklal Savaşı için savaşmışlar.

Tarihi gerçek budur, bunu ne Türk Genelkurmay Başkanı, ne Türk Başbakanı, ne
gazeteciler, ne de Kürtler değiştirebilir.

Kürtler tarihleriyle yüzleşeceklerdir. ..
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
kurtuluş, kürtler, ordusunda, savaşan, savaşında, yunan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dömeke Savaşı(Türk-Yunan Savaşı) Zen Osmanlı Tarihi 0 27 Mayıs 2014 18:40
Kurtuluş Savaşı Kronolojisi YapraK Cumhuriyet Tarihi 0 13 Mart 2010 19:28
Kurtuluş Savaşı Cepheleri YapraK Cumhuriyet Tarihi 0 24 Mart 2009 23:26