IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07 Mart 2018, 22:22   #1
Çevrimdışı
Atatürk ve Türk Kadını -2


-- Sponsor Baglantı --


Aile Hukuku - Evlilik Müessesesi ve Türk Kadınının sosyal yaşamında Atatürk döneminin etkileri:

Kafes gerisine kapatılmış, çarşafla örtülmüş ve sokağa çıkması bile yasaklanmış kuşaklardan sonra, XX. Yüzyılın başındaki fikir hareketlerinin etkisiyle biraz canlanabilmiş olan Türk Kadınının, Atatürk döneminde sosyal yaşam bakımından birdenbire ileriye fırladığı görülür.

Kuşkusuz, bu canlılığı kentte, kültürü gelişmeğe başlamış şehir kadınında daha fazla görebiliriz. Esasen, kırsal alanlarda yaşayan kadınlarımızın şehirlerdeki kadar kapatılmadığı da bir gerçektir.

Atatürk’ün 21 Mart 1923’te Konya’da kadınlarımızla yaptığı konuşmasında, kadınlarımızın geniş kitlesinin “aslında sosyal hayatta erkekle beraber olduğu, eskiden beri Türk Kadınının savaş, tarım, geçim çabasında aynı hizada çalışıp uğraştığını” kabul etmekte, bundan sonra da “iş hayatımıza onu ortak etmeyi, ilim, sanat, kültürle oluşan hayatta o’nunla işbirliği yapmayı”, tavsiye etmektedir.

Atatürk’ün reform eylemlerinin plânlama ve uygulamasında kadına özel bir güvencesi vardır. Meselâ, erkekleri uygar milletler kıyafetine sokmak için özel bir kanun çıkarmak zorunda kalır. Şapkayı önce kendisi giyer, orduya giydirir ve yasayı da çıkarır. Kadınlarımızın kıyafetiyle şahsen ilgilidir. Çevresindekileri, Batı kıyafetine giyinmeye teşvik etmekle, sözlü ve yazılı propaganda yapılmasıyla yetinir. Ama kadın giysileri için erkekler gibi özel bir yasaya gereksinme duymaz. “Kadınlarımız bu işi kendi kendileri yapacaklardır” diye güvenini belli eder. Atatürk’ün çocuğu olmamıştı. Yetenekli bulduğu bazı memleket çocuklarını evlat edinmişti. Bunların yetişmeleriyle özel surette ilgilenir. Bir taraftan, her insanın en büyük ihtiyaçlarından olan “yuva ve babalık” duygularını tatmin eder, diğer taraftan da bu çocukları memlekette devrimlerin uygulanmasında örnekler verecek görevlere yöneltir ve yetiştirirdi. Meselâ, “Afet” isimli manevi kızını üniversite kariyerine yetiştiren, hazırlayan kendisidir. İlmî çalışmalarla, onun kanalıyla kadın inkılâbının çeşitli bölümlerini işler.

Afet İnan, Musiki Öğretmen Okulunda yurttaşlık dersinde bir “Belediye Seçimi” uygulaması yaparken kız ve erkek öğrencileri beraberce çalıştırır. Buna bir erkek öğrenci itiraz eder. “Türkiye’de kadınlar belediye seçimine katılamazlar der” haklıdır. Henüz Kanun değişmemiştir. Köşkte, o akşam yemek sırasında sınıfta geçen bu basit olay anlatılır. Atatürk çok ilginç bulur, hemen bu konuda çalışılmasını emreder. Bu çalışmadan sonra da kanun çıkar.

Yine manevi kızlarından Sabiha’ya “Gökçen” soyadı verdiği zaman o henüz bir öğrencidir. Havacılıkla ilgisi yoktur. Atatürk’ün, bürosunda bir kâğıda yazarak kendisine “Gökçen” soyadını verdiğini bildiren tarihî belgeyi çok değerli bir hatıra olarak Gökçen salonunun en mutena köşesine yerleştirmiştir.


Asıl uğraşınız analarınızın oldukları gibi, erdemde birinciliğini tutmaktır

Daha Türkkuşu sivil havacılık okulları da kurulmamıştır. Ama manevi kızı Sabiha’ya “Gökçen” soyadını bu kadar önceden vermiştir. Birkaç yıl sonra 1935’de Türkkuşu kurulmuş ve Sabiha Gökçen Atatürk’ün yalnız rızası değil, teşviki ile de ilk Türk kızı olarak planörcü, paraşütçü ve sivil pilot brövelerini almıştır.

Gökçen, Hava Kuvvetlerimizin pilotlarının yetiştirildiği Eskişehir Hava Okulu’nda eğilim ve öğretime başlar. Atatürk, şahsen bu eğitimi yakından izler ve bir subaydan farksız olarak Askeri Pilot ve Rasıt Brövelerini almasını ister. Böyle de olur. Mezun olduktan sonra 1938’de Dersim Harekâtı’na da katılarak dünya üzerinde hava harekâtına katılan ilk kadının bir Türk kadını olması gibi bir üne sahip olur.

O yıllarda bir de Keriman Halis isimli bir Türk kızının Cumhuriyet Gazetesi’nin Türkiye’de ilk kez düzenlenen Güzellik Yarışmasını kazanması, daha sonra da, “Dünya Güzeli” seçilmesi olayı vardır. Bu önemsiz gibi görülen hareketin arkasında kuşkusuz ki Atatürk vardı. Keriman Halis’in Avrupa dönüşü, Simplon Ekspresiyle Türk hudutlarına girdiği zaman, eline kendisine “Ece” diye hitap eden Atatürk’ün tebrik mesajı verildiğini ve sınırdan itibaren yapılan ve Atatürk’ten başkasına yapılmayan samimi ve büyük tören gerçekleştirilmişti. Ona, “Kraliçe” diye hitap etmek yerine, sonradan soyadı olan “Ece” deyimini kullanmayı tercih etmişti. Keriman Ece’nin aldığı armağanların muhakkak ki en değerlisi, büyük insanın şu iltifatı idi: “Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat; Keriman, hepimizin işittiği gibi söylemiştir ki: O bütün Türk kızlarının en güzeli olmak iddiâsında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendisini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır.

Şunu ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu, tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli intihap olunmuş olmasını, çok tabii buldum. Fakat, Türk gençlerine bu münasebetle şunu tahattur ettirmeği (hatırlatmayı) lüzumlu görürüm. Müftehir olduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda (bilimsel biçimde) muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda bir tekâmülün mütemadi (sürekli) tahakkukunu (gerçekleşmesini) ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek fazilette (erdemde) birinciliğini tutmaktır.”


Dünya basınının Türk kadını hakkındaki yanlış görüşlerini düzeltmeleri için uğraşır

1935 yılında dünya kadınlarının, dolayısıyla dünya kamuoyunun dikkatleri Türkiye üzerine çevrilir (1975’te Meksika’da yapılana benzer) dünyadaki bürün ülke kadınlarının temsilcileri bir kongre akdedeceklerdir.

Atatürk teşebbüsü ele alır. Bu büyük kongrenin İstanbul’da toplanmasını sağlar. Çok sevdiği ve esirgediği Beylerbeyi Sarayı’nı bu hizmete tahsis eder. Millet ve devlet olarak ilginin en fazlasını gösterir.

Kongre ile ilgisi bu kadarla bitmez. Dünyanın her tarafından gelmiş seçme kadınlar ve basın temsilcilerine kişisel ilgi gösterir. Görüşmeler yapar.

Dünya Kadınlarının dikkatlerini Türk İnkılâbı üzerine çevirmeye muvaffak olur. Dünya basınının Türk kadını hakkındaki yanlış görüşlerini düzeltmeleri için uğraşır.

Bu arada verilen bir resepsiyonda dünya basın temsilcilerine “Türk Kadın Hakları ve Statüsü” üzerinde sorulan soruları cevaplandırırken, Avrupa’nın tanınmış kadın yazarlarından birisi kendisine sorar “Anladığımıza göre Türk kadınının birçok hakları verilmiştir. Bunu görmekten memnunuz. Acaba bunu kadın erkek eşitliği (Askerlik) konusuna kadar getirecek misiniz?” Sorunun nedeni bellidir. 1930’larda lise, üniversiteli kız öğrencilerimiz erkeklerle aynı düzeyde ‘Askerliğe Hazırlık’ dersi okumakta ve ‘silahlı eğitim’ görmektedirler. Dünya barışını o zamanlarda da korumayı amaçlayan kadın temsilcilerine verilecek cevap önemlidir, yanlış yorumlamalara sebep olacaktır. Atatürk’ün cevabı kendine özgü biçimdedir: “Ben aslında Türk erkeklerinin de savaş yapmalarına taraftar değilim. Yurdumun da, Cihanın da barış içinde yaşaması, siyasetimizin mihveridir. Ancak, Türkiye’nin savunması söz konusu olursa, kadınlarımızın da erkeklerin yanında yeniden daha bilinçli ve tamamıyle yer alacaklarına emin olmalısınız. İstiklal Savaşımız bunun en yakın misalidir.”

Bütün bu örneklerde Atatürk’ün bir tek amacı vardır: Türk kadını değerlidir, uygar düzeye yükselmiştir. Sosyal hayatta yetişmiştir, ama onu dünya yanlış tanımakladır.

Bu gibi başarılı eylemlerle, bu yanlış tanıma mücadelesinde galip gelmek lazımdır.

Atatürk döneminin

“Kadın Hakları” yönünden kazandırdıkları:

19 Mayıs 1919’dan bu yana büyük Atatürk’ün reformu ile gerçekleşen ve değişen kadın hakları, Türk kadınına yepyeni bir statü getirmiş bulunmaktadır. Yapılan bu işler şöylece özetlenebilir:

1- İstanbul’da aydın kadınlarımız Milli Mücadeleyi desteklemek için mitinglerde erkeklerle beraber aktif olarak görev almışlardır;


İstanbul’da kızların da üniversitede erkeklerle beraber okumaları sağlandı

2- İstiklâl savaşına kadınlarımız, geniş çapta silah kullanarak fiilen muharebelere katılmışlar, döğüşmüşler, kan dökmüşler, şehit ve gaziler arasında yer almışlardır. ‘Topyekün Savaş’ doktrinini (bu doktrin, sahibi tarafından yazılmadan önce) uygulamışlardır. Bu suretle kadının savaşçılık gücü ve savaşın yürümesine olan etkisi bakımından XX. Yüzyıl dünya kadınlarına Türk Kadını öncülük yapmıştır. İşin en ilginç yönü, bu işlerin bir kanuna göre bir askeri organizasyonun belirli ve sınırlı kuralları içinde yapılması gereken görev olarak değil, tamamen bir gönüllü görev anlayışıyla ve canları pahasına yapmış ve başarmıştır.

3- Anadolu’da Sivas ve Erzurum kongreleri safhasında kadın derneklerimiz de siyasî mücadeleye katılmaktadır. Böylece, siyasal hayata fiilen girişim başlamış, bunu belediye seçimlerine katılma ve milletvekili seçilme safhaları izlemiştir;

4- İstanbul’da kızların da üniversitede erkeklerle beraber okumaları sağlanmıştır. Bu hareketle kadınlarımızın eğitim olanakları artırılmıştır. Daha sonra Anayasa’da yapılan değişme, okuma zorunluluğu ve eşitliği yasal yollarla güvence altına alınmıştır. Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Kanunu ile de uygar milletler düzeyinde eğitime ulaşılmıştır;

5- Anadolu’da kızlar için okullar ilk kez açılmaya başlanmıştır. Kızların meslek kadını olarak yetişme çabaları artmıştır. Türk Kadınına bütün iş ve meslekler kapılarını eşit koşullarla açmışlardır;

6- Medeni Kanun çıkarılmış, kadın erkek eşitliği sosyal ve hukukî alanlarda bir düzeye getirilmiştir. Bu konuda da Atatürk kadın reformu birçok ülkelere örnek olmuştur;

7- Kadınlarımızın giyim ve sosyal yaşama koşullarında hızlı gelişme ve değişmeler olmuştur;

8- “Kadın” konusunda yazanlarımız çoğaldığı gibi, “Kadın yazarlarımızın” da birdenbire arttığı görülmüştür.

9- Bütün bu çeşitli gelişimler “Türk ana”sının daha iyi eğitilmesini ve bilgili hale gelmesini sağlamış, dolayısıyla yeni kuşakların da daha bilinçli ve erdemli yetişmesine imkânlar doğmuştur. Kadınlığımızın, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadınımızın yalnız insanımızın rakamlarının artışına yarayan bir unsur olarak değerlendirilmesi büyük haksızlık olur. Evvela kadının kendisi eğilim, öğretim, kültür, ekonomi, hukuk ve sosyal haklar bakımından büyük gelişmeler kaydetmiştir. İstatistik rakamlarıyla ifade edildiği zaman görülmüştür ki, bu gelişme bizi, yükselterek XX. yüzyıl dünyası ortalamalarının üst düzeyine yaklaştırmıştır. Fakat bu yükseliş grafiğinin bir tepe noktası değildir.

Değerli araştırmacı Burhan Göksel’den yaptığımız alıntıyı burada noktalarken, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadını hakkında muhtelif vesilelerle vermiş olduğu demeçleri de aktarmakta fayda görüyoruz:


Anaların, bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim eski dönemlerdeki gibi basit değildir

Ulusun yaşam yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’lerdeki şu konuşması ile Anadolu kadınına verdiği büyük değere şahit oluyoruz: “Belki erkeklerimiz memleketi ele geçiren düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında bulundular. Fakat erkeklerimizin meydana getirdiği ordunun yaşam kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Yurdun varoluş nedenlerini hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olacaktır. Kimse inkâr edemez ki bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda ulusun yaşam yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun kesip getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla birlikte, sırtlarıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephanenin savaş gereçlerini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o esirgemez, o tanrısal Anadolu kadınları olmuştur.”

Yüksek ve şerefli bir varlık

Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeğe gerek yoktur. Bizim milletimizde kadın, eskiden bu önemi, gerçekten en yüksek derecede kazanmıştır. Büyük atalarımız ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklığıyla kanıtlamıştır ki, cidden yüksek erdemler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o erdemlerin en büyüğü ve en önemlisi, değerli evlâtlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten, Türk milletinin bütün dünyada, yalnız Asya’da değil Avrupa’da dahi büyük ezici kudret göstermiş olması, çok parlak hareketler yapmış bulunması, hep öyle değerli anaların erdemli evlâtlar yetiştirmesi ve daha beşikten çocuklarının ruhuna mertlik ve erdem aşılaması sayesinde idi. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın genel görevlerde üzerlerine düşen paylardan başka kendileri için en önemli, en hayırlı, en erdemli bir görevleri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, bilim geliştikçe, uygarlık dev adımlarıyla yürüdükçe, yaşamın, yüzyılın bugünkü gereklerine göre evlât yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların, bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim eski dönemlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için, gerekli özellikler taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü yaşam için faal bir unsur haline koymak, pek çok yüksek özelliği kişiliklerinde taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmak zorundadırlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. (1928/Atatürk’ün S.D. II, s. 151-152)


Kadın yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir

Bu millet, esas eğitimini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki, her dönemin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha yüksek kuşaklar yetiştirmeye yeteneklidir. (Enver Behnan Şapolyo, K. Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 529)

Yardımsevenler Derneği’nin ismi son şeklini henüz almadığı sırada yapılan bir toplantıda, birinin “İsim, Yoksul Kadınlara Yardım Derneği olsun!” demesi üzerine yazdırıp okuttuğu metinden:

“Yoksul kadın, burada hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, kendiliğinden yüksek bir varlıktır. Onun yoksulluğu olamaz. Kadın yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir. Eğer insanlık bu halde ise kadına yoksul demek yakıştırılabilir. Gerçek bu mudur? Eğer kadın dünyada çalışan, başaran, zengin olan, maddî ve manevî zengin eden insanları yetiştirmişse, ona yoksul sıfatı verilebilir mi? Verenler varsa onlara nankör denirse doğru olmaz mı? Bizce, Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.” (Perihan Naci Eldeniz, TIK. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956. s. 740)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır.

-Efendiler, affedersiniz, bir noktayı açıklamak için bir an duracağım. “Efendiler!” dediğim zaman hanımefendiler ve beyefendiler demektir. Kolaylıkla kullanılması gereği ve bayanlarla bayların hepsini ifade etmek için bu sesleniş şeklini uygun gördüm. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 86)

Kadın varlığı, ulusun bin bir noktadan temelidir! Artık, kadını süs tanımak fikrini tazelemek doğru değil! (Müjgan Cunbur, Atatürk’ün Elyazısiyle Kadınlar Hakkında Düşüncesi, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6, 1966, s. 19)

Erkeklere ilk öğüdü, ilk eğitimi veren ve onun üzerinde ilk analık egemenliğini ve etkisini kuran, kadındır. 1930 (Afet İnan, B.M. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 89)

Pek yakın bir gelecekte, kadının her anlamıyla erkekle eş olacağı bir dünya doğacaktır. (Atatürk’ten B.H., s. 58)

Türk kadınının bilgi sahibi olması

Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla suçluyorlar, duraklama ve çökmemizi buna bağlıyorlar; bu hatadır! Bizim dinimiz, hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah’ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak bilim ve bilgiyi kazanmasıdır.

Kadın ve erkek bu bilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak zorunluluğundadır. İslâm ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü sınırlamalarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur.

Türk sosyal hayatında kadınlar, bilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır; belki daha ileri gitmişlerdir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 86)


Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır

Ben, saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak bilgi ve kültürle donanacaklarına asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle inananlardanım. 1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 152 - 153)

Türk kadını ve erdem

Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır sıklette değil; ahlâkta, erdemde ağır, ağırbaşlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının görevi, Türk’ü düşünüş biçimiyle, kol gücüyle, kararlılığıyla koruma ve savunmaya gücü yeter kuşaklar yetiştirmektir. Milletin kaynağı, sosyal yaşamın esası olan kadın, ancak erdemli olursa görevini yapabilir. Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır. Burada Fikret merhumun hepinizce bilinen bir sözünü hatırlatırım: “Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer!” 1925 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 231)

Türk kadını ve güzellik

Şunu ilâve edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihî olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli seçilmiş olmasını, çok doğal buldum. Fakat, Türk gençlerine bu nedenle şunu da hatırlatmayı gerekli görürüm: Övünç duyduğumuz doğal güzelliğinizi sağlıklı biçimde korumasını biliniz ve bu yolda uyanık bir gelişmenin arasız gerçekleşmesini ihmâl etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmak zorunluğunda olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır. 1932 (Cumhuriyet gazetesi, 3.8.1932)

Türk kadını ve yurt savunması

Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerinin yapmak zorunluğunda olduğu askerlik görevi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etilerde, İskitlerde, Amazonlarda olduğu gibi, kendi ırkından başkalarının hiçbir yardımına gereksinim duymaksızın büyük millî ülkülerine başlı başına ve bağımsız olarak yürümek yeteneğini kazanabilir. (Perihan Naci Eldeniz T.T.K. Belleten, Sayı: 80, 1956, s.741)




Türkiye Cumhuriyeti’nin esas düşüncesi, kadınları değil, erkekleri dahi, savaş meydanına götürmemektir. Fakat, Türk ulusunun yüksek varlığına, herhangi taraftan olursa olsun, ilişildiği zaman, işte o zaman Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve uyanık ve etkin olacaklardır. Bu, insanlığın yüksek huzuru, rahatı ve dünya insanlığı için gerekli bir ödev olduğundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Sayı: 80, 1956, s. 742)


Kadın sorununda cesur olalım. Onların beyinlerini ciddî bilim ve bilgi ile süsleyelim

2- Kadın hukukunda devrim gereği

Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni gerekleri edinmesiyle yetinirse, o toplum yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır. Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorunluğundadır. Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktır. İnsanlar dünyaya alnında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek, faaliyet demektir. Bu sebeple bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felç olmuştur. Bir toplumun, hayatta çalışması ve başarılı olması için çalışmanın ve başarabilmenin bağlı olduğu bütün sebep ve şartları benimsemesi gerekir. Bundan ötürü bizim toplumumuz için bilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri gerekir. Herkesçe bilinir ki, her alanda olduğu gibi sosyal yaşamda da iş bölümü vardır. Bu genel iş bölümü arasında kadınlar, kendilerine ait olan görevleri yapacakları gibi aynı zamanda sosyal topluluğun refahı, mutluluğu için gerekli gündelik çalışmaya da dâhil olacaklardır. Kadının ev görevleri, en ufak ve önemsiz görevidir.

Kadının en büyük görevi, analıktır. İlk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi gereğince anlaşılır. Milletimiz, kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de, kadınlarımızın her konuda yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da okumuş ve bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim aşamalarından geçeceklerdir. Sonra, kadınlar sosyal yaşamda erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 85-86)

Bu kadın sorununda cesur olalım. Kuruntuyu bırakalım, açılsınlar, onların beyinlerini ciddî bilim ve bilgi ile süsleyelim. Namusu, bilgiyi sağlıklı şekilde açıklayalım. Şeref ve onur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. 1918 (Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, s. 45)

Hemen her yerde kadın ve erkek düzeyi arasında bir denklik görmekteyim

Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük olaylarla kanıtladı ki, yeniliksever ve devrimci bir millettir. Son yıllardan önce de milletimiz yenileşme yolları üzerinde yürümeye, sosyal devrime girişmemiş değildir. Fakat, gerçek sonuçlar görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence sebep, işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu konuda açık söyleyeceğim: Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine göz yumalım da kitlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok yükselme adımları, dediğim gibi, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerekir. Böyle olursa devrim başarılı olur. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, S. 216-217)


Türk kadını evdeki iş yaşamının her aşamasında başarılar göstermiştir

Daha endişesiz ve korkusuzca, daha yanlışsız olarak yürüyeceğimiz yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, yaşamımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlaksal, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur. 1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 150-151)

Çok büyük sevinçle görüyoruz ve görmekteyiz ki, her yerde hanımlarımız erkeklerle fikir ve bilgi yolunda yarışırcasına yürüyorlar. Yine gönül borcuyla ifade etmek gerekir ki, hiçbir yerde kadınlarımız erkeklerin aşağısında değildir. Hemen her yerde kadın ve erkek düzeyi arasında bir denklik görmekteyim. Bu durum övünmeye değerdir. Kadınlarımızın, daha elverişsiz şartlar altında erkeklerden geri kalmayışı ve belki aynı şartlar altında erkeklerden ileri gidişi övüncü gerektirir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 152)

Türk kadınının siyasal yaşama katılma isteği

Türk kadınları, memleketin yazgısını millet adına yöneten siyasî topluluğa dâhil olmak arzusunu göstermekle, memleketin, milletin vatandaşlara yüklediği görevlerin hiçbirinden kendilerinin uzak bırakılacağını düşünmezler. Çünkü, görev karşılığı olmayan hak yoktur. 1931 (Atatürk’ün S.D.II, s. 265)

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınması

Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasal yaşamda bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını, artık tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetkiyle almış, iş yaşamının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasal yaşamda belediye seçimlerinde deneyimini yapan Türk kadını, bu kere de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve başarıyla kullanacaktır. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı:80, 1956, s. 741)

Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir sebep yoktur. Bu konudaki tereddüt ve olumsuz düşünüş biçimi, geçmişin toplumsal bir niteliğinin can çekişen bir hatırasıdır. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazılan, s. 89)

Siyasal ve sosyal hakların kadın tarafından kullanılmasının, insanlığın mutluluğu ve saygınlığı açısından gerekli olduğuna İnanıyorum. 1935 (Ayın Tarihi, No: 17, 1935, s.14)

Türk kadınlığının, yeni girdiği siyasal alanda da değerli işler başarmasını dilerim. 1934 (Ulus gazetesi, 10.12.1934)

Türk kadını ve dünya barışı

Milletlerarası Kadın Kongresi delegelerine söylemiştir:

- Türk kadınının, dünya kadınlığına elini vererek dünyanın barış ve güveni için çalışacağına güvenebilirsiniz. 1935 (Tan gazetesi, 27.4. 1935)

Alıntı
Aile Hukuku - Evlilik Müessesesi ve Türk Kadınının sosyal yaşamında Atatürk döneminin etkileri:

Kafes gerisine kapatılmış, çarşafla örtülmüş ve sokağa çıkması bile yasaklanmış kuşaklardan sonra, XX. Yüzyılın başındaki fikir hareketlerinin etkisiyle biraz canlanabilmiş olan Türk Kadınının, Atatürk döneminde sosyal yaşam bakımından birdenbire ileriye fırladığı görülür.

Kuşkusuz, bu canlılığı kentte, kültürü gelişmeğe başlamış şehir kadınında daha fazla görebiliriz. Esasen, kırsal alanlarda yaşayan kadınlarımızın şehirlerdeki kadar kapatılmadığı da bir gerçektir.

Atatürk’ün 21 Mart 1923’te Konya’da kadınlarımızla yaptığı konuşmasında, kadınlarımızın geniş kitlesinin “aslında sosyal hayatta erkekle beraber olduğu, eskiden beri Türk Kadınının savaş, tarım, geçim çabasında aynı hizada çalışıp uğraştığını” kabul etmekte, bundan sonra da “iş hayatımıza onu ortak etmeyi, ilim, sanat, kültürle oluşan hayatta o’nunla işbirliği yapmayı”, tavsiye etmektedir.

Atatürk’ün reform eylemlerinin plânlama ve uygulamasında kadına özel bir güvencesi vardır. Meselâ, erkekleri uygar milletler kıyafetine sokmak için özel bir kanun çıkarmak zorunda kalır. Şapkayı önce kendisi giyer, orduya giydirir ve yasayı da çıkarır. Kadınlarımızın kıyafetiyle şahsen ilgilidir. Çevresindekileri, Batı kıyafetine giyinmeye teşvik etmekle, sözlü ve yazılı propaganda yapılmasıyla yetinir. Ama kadın giysileri için erkekler gibi özel bir yasaya gereksinme duymaz. “Kadınlarımız bu işi kendi kendileri yapacaklardır” diye güvenini belli eder. Atatürk’ün çocuğu olmamıştı. Yetenekli bulduğu bazı memleket çocuklarını evlat edinmişti. Bunların yetişmeleriyle özel surette ilgilenir. Bir taraftan, her insanın en büyük ihtiyaçlarından olan “yuva ve babalık” duygularını tatmin eder, diğer taraftan da bu çocukları memlekette devrimlerin uygulanmasında örnekler verecek görevlere yöneltir ve yetiştirirdi. Meselâ, “Afet” isimli manevi kızını üniversite kariyerine yetiştiren, hazırlayan kendisidir. İlmî çalışmalarla, onun kanalıyla kadın inkılâbının çeşitli bölümlerini işler.

Afet İnan, Musiki Öğretmen Okulunda yurttaşlık dersinde bir “Belediye Seçimi” uygulaması yaparken kız ve erkek öğrencileri beraberce çalıştırır. Buna bir erkek öğrenci itiraz eder. “Türkiye’de kadınlar belediye seçimine katılamazlar der” haklıdır. Henüz Kanun değişmemiştir. Köşkte, o akşam yemek sırasında sınıfta geçen bu basit olay anlatılır. Atatürk çok ilginç bulur, hemen bu konuda çalışılmasını emreder. Bu çalışmadan sonra da kanun çıkar.

Yine manevi kızlarından Sabiha’ya “Gökçen” soyadı verdiği zaman o henüz bir öğrencidir. Havacılıkla ilgisi yoktur. Atatürk’ün, bürosunda bir kâğıda yazarak kendisine “Gökçen” soyadını verdiğini bildiren tarihî belgeyi çok değerli bir hatıra olarak Gökçen salonunun en mutena köşesine yerleştirmiştir.


Asıl uğraşınız analarınızın oldukları gibi, erdemde birinciliğini tutmaktır

Daha Türkkuşu sivil havacılık okulları da kurulmamıştır. Ama manevi kızı Sabiha’ya “Gökçen” soyadını bu kadar önceden vermiştir. Birkaç yıl sonra 1935’de Türkkuşu kurulmuş ve Sabiha Gökçen Atatürk’ün yalnız rızası değil, teşviki ile de ilk Türk kızı olarak planörcü, paraşütçü ve sivil pilot brövelerini almıştır.

Gökçen, Hava Kuvvetlerimizin pilotlarının yetiştirildiği Eskişehir Hava Okulu’nda eğilim ve öğretime başlar. Atatürk, şahsen bu eğitimi yakından izler ve bir subaydan farksız olarak Askeri Pilot ve Rasıt Brövelerini almasını ister. Böyle de olur. Mezun olduktan sonra 1938’de Dersim Harekâtı’na da katılarak dünya üzerinde hava harekâtına katılan ilk kadının bir Türk kadını olması gibi bir üne sahip olur.

O yıllarda bir de Keriman Halis isimli bir Türk kızının Cumhuriyet Gazetesi’nin Türkiye’de ilk kez düzenlenen Güzellik Yarışmasını kazanması, daha sonra da, “Dünya Güzeli” seçilmesi olayı vardır. Bu önemsiz gibi görülen hareketin arkasında kuşkusuz ki Atatürk vardı. Keriman Halis’in Avrupa dönüşü, Simplon Ekspresiyle Türk hudutlarına girdiği zaman, eline kendisine “Ece” diye hitap eden Atatürk’ün tebrik mesajı verildiğini ve sınırdan itibaren yapılan ve Atatürk’ten başkasına yapılmayan samimi ve büyük tören gerçekleştirilmişti. Ona, “Kraliçe” diye hitap etmek yerine, sonradan soyadı olan “Ece” deyimini kullanmayı tercih etmişti. Keriman Ece’nin aldığı armağanların muhakkak ki en değerlisi, büyük insanın şu iltifatı idi: “Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat; Keriman, hepimizin işittiği gibi söylemiştir ki: O bütün Türk kızlarının en güzeli olmak iddiâsında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendisini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır.

Şunu ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu, tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli intihap olunmuş olmasını, çok tabii buldum. Fakat, Türk gençlerine bu münasebetle şunu tahattur ettirmeği (hatırlatmayı) lüzumlu görürüm. Müftehir olduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda (bilimsel biçimde) muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda bir tekâmülün mütemadi (sürekli) tahakkukunu (gerçekleşmesini) ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek fazilette (erdemde) birinciliğini tutmaktır.”


Dünya basınının Türk kadını hakkındaki yanlış görüşlerini düzeltmeleri için uğraşır

1935 yılında dünya kadınlarının, dolayısıyla dünya kamuoyunun dikkatleri Türkiye üzerine çevrilir (1975’te Meksika’da yapılana benzer) dünyadaki bürün ülke kadınlarının temsilcileri bir kongre akdedeceklerdir.

Atatürk teşebbüsü ele alır. Bu büyük kongrenin İstanbul’da toplanmasını sağlar. Çok sevdiği ve esirgediği Beylerbeyi Sarayı’nı bu hizmete tahsis eder. Millet ve devlet olarak ilginin en fazlasını gösterir.

Kongre ile ilgisi bu kadarla bitmez. Dünyanın her tarafından gelmiş seçme kadınlar ve basın temsilcilerine kişisel ilgi gösterir. Görüşmeler yapar.

Dünya Kadınlarının dikkatlerini Türk İnkılâbı üzerine çevirmeye muvaffak olur. Dünya basınının Türk kadını hakkındaki yanlış görüşlerini düzeltmeleri için uğraşır.

Bu arada verilen bir resepsiyonda dünya basın temsilcilerine “Türk Kadın Hakları ve Statüsü” üzerinde sorulan soruları cevaplandırırken, Avrupa’nın tanınmış kadın yazarlarından birisi kendisine sorar “Anladığımıza göre Türk kadınının birçok hakları verilmiştir. Bunu görmekten memnunuz. Acaba bunu kadın erkek eşitliği (Askerlik) konusuna kadar getirecek misiniz?” Sorunun nedeni bellidir. 1930’larda lise, üniversiteli kız öğrencilerimiz erkeklerle aynı düzeyde ‘Askerliğe Hazırlık’ dersi okumakta ve ‘silahlı eğitim’ görmektedirler. Dünya barışını o zamanlarda da korumayı amaçlayan kadın temsilcilerine verilecek cevap önemlidir, yanlış yorumlamalara sebep olacaktır. Atatürk’ün cevabı kendine özgü biçimdedir: “Ben aslında Türk erkeklerinin de savaş yapmalarına taraftar değilim. Yurdumun da, Cihanın da barış içinde yaşaması, siyasetimizin mihveridir. Ancak, Türkiye’nin savunması söz konusu olursa, kadınlarımızın da erkeklerin yanında yeniden daha bilinçli ve tamamıyle yer alacaklarına emin olmalısınız. İstiklal Savaşımız bunun en yakın misalidir.”

Bütün bu örneklerde Atatürk’ün bir tek amacı vardır: Türk kadını değerlidir, uygar düzeye yükselmiştir. Sosyal hayatta yetişmiştir, ama onu dünya yanlış tanımakladır.

Bu gibi başarılı eylemlerle, bu yanlış tanıma mücadelesinde galip gelmek lazımdır.

Atatürk döneminin

“Kadın Hakları” yönünden kazandırdıkları:

19 Mayıs 1919’dan bu yana büyük Atatürk’ün reformu ile gerçekleşen ve değişen kadın hakları, Türk kadınına yepyeni bir statü getirmiş bulunmaktadır. Yapılan bu işler şöylece özetlenebilir:

1- İstanbul’da aydın kadınlarımız Milli Mücadeleyi desteklemek için mitinglerde erkeklerle beraber aktif olarak görev almışlardır;


İstanbul’da kızların da üniversitede erkeklerle beraber okumaları sağlandı

2- İstiklâl savaşına kadınlarımız, geniş çapta silah kullanarak fiilen muharebelere katılmışlar, döğüşmüşler, kan dökmüşler, şehit ve gaziler arasında yer almışlardır. ‘Topyekün Savaş’ doktrinini (bu doktrin, sahibi tarafından yazılmadan önce) uygulamışlardır. Bu suretle kadının savaşçılık gücü ve savaşın yürümesine olan etkisi bakımından XX. Yüzyıl dünya kadınlarına Türk Kadını öncülük yapmıştır. İşin en ilginç yönü, bu işlerin bir kanuna göre bir askeri organizasyonun belirli ve sınırlı kuralları içinde yapılması gereken görev olarak değil, tamamen bir gönüllü görev anlayışıyla ve canları pahasına yapmış ve başarmıştır.

3- Anadolu’da Sivas ve Erzurum kongreleri safhasında kadın derneklerimiz de siyasî mücadeleye katılmaktadır. Böylece, siyasal hayata fiilen girişim başlamış, bunu belediye seçimlerine katılma ve milletvekili seçilme safhaları izlemiştir;

4- İstanbul’da kızların da üniversitede erkeklerle beraber okumaları sağlanmıştır. Bu hareketle kadınlarımızın eğitim olanakları artırılmıştır. Daha sonra Anayasa’da yapılan değişme, okuma zorunluluğu ve eşitliği yasal yollarla güvence altına alınmıştır. Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Kanunu ile de uygar milletler düzeyinde eğitime ulaşılmıştır;

5- Anadolu’da kızlar için okullar ilk kez açılmaya başlanmıştır. Kızların meslek kadını olarak yetişme çabaları artmıştır. Türk Kadınına bütün iş ve meslekler kapılarını eşit koşullarla açmışlardır;

6- Medeni Kanun çıkarılmış, kadın erkek eşitliği sosyal ve hukukî alanlarda bir düzeye getirilmiştir. Bu konuda da Atatürk kadın reformu birçok ülkelere örnek olmuştur;

7- Kadınlarımızın giyim ve sosyal yaşama koşullarında hızlı gelişme ve değişmeler olmuştur;

8- “Kadın” konusunda yazanlarımız çoğaldığı gibi, “Kadın yazarlarımızın” da birdenbire arttığı görülmüştür.

9- Bütün bu çeşitli gelişimler “Türk ana”sının daha iyi eğitilmesini ve bilgili hale gelmesini sağlamış, dolayısıyla yeni kuşakların da daha bilinçli ve erdemli yetişmesine imkânlar doğmuştur. Kadınlığımızın, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadınımızın yalnız insanımızın rakamlarının artışına yarayan bir unsur olarak değerlendirilmesi büyük haksızlık olur. Evvela kadının kendisi eğilim, öğretim, kültür, ekonomi, hukuk ve sosyal haklar bakımından büyük gelişmeler kaydetmiştir. İstatistik rakamlarıyla ifade edildiği zaman görülmüştür ki, bu gelişme bizi, yükselterek XX. yüzyıl dünyası ortalamalarının üst düzeyine yaklaştırmıştır. Fakat bu yükseliş grafiğinin bir tepe noktası değildir.

Değerli araştırmacı Burhan Göksel’den yaptığımız alıntıyı burada noktalarken, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadını hakkında muhtelif vesilelerle vermiş olduğu demeçleri de aktarmakta fayda görüyoruz:


Anaların, bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim eski dönemlerdeki gibi basit değildir

Ulusun yaşam yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’lerdeki şu konuşması ile Anadolu kadınına verdiği büyük değere şahit oluyoruz: “Belki erkeklerimiz memleketi ele geçiren düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında bulundular. Fakat erkeklerimizin meydana getirdiği ordunun yaşam kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Yurdun varoluş nedenlerini hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olacaktır. Kimse inkâr edemez ki bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda ulusun yaşam yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun kesip getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla birlikte, sırtlarıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephanenin savaş gereçlerini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o esirgemez, o tanrısal Anadolu kadınları olmuştur.”

Yüksek ve şerefli bir varlık

Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeğe gerek yoktur. Bizim milletimizde kadın, eskiden bu önemi, gerçekten en yüksek derecede kazanmıştır. Büyük atalarımız ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklığıyla kanıtlamıştır ki, cidden yüksek erdemler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o erdemlerin en büyüğü ve en önemlisi, değerli evlâtlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten, Türk milletinin bütün dünyada, yalnız Asya’da değil Avrupa’da dahi büyük ezici kudret göstermiş olması, çok parlak hareketler yapmış bulunması, hep öyle değerli anaların erdemli evlâtlar yetiştirmesi ve daha beşikten çocuklarının ruhuna mertlik ve erdem aşılaması sayesinde idi. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın genel görevlerde üzerlerine düşen paylardan başka kendileri için en önemli, en hayırlı, en erdemli bir görevleri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, bilim geliştikçe, uygarlık dev adımlarıyla yürüdükçe, yaşamın, yüzyılın bugünkü gereklerine göre evlât yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların, bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim eski dönemlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için, gerekli özellikler taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü yaşam için faal bir unsur haline koymak, pek çok yüksek özelliği kişiliklerinde taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmak zorundadırlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. (1928/Atatürk’ün S.D. II, s. 151-152)


Kadın yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir

Bu millet, esas eğitimini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki, her dönemin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha yüksek kuşaklar yetiştirmeye yeteneklidir. (Enver Behnan Şapolyo, K. Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 529)

Yardımsevenler Derneği’nin ismi son şeklini henüz almadığı sırada yapılan bir toplantıda, birinin “İsim, Yoksul Kadınlara Yardım Derneği olsun!” demesi üzerine yazdırıp okuttuğu metinden:

“Yoksul kadın, burada hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, kendiliğinden yüksek bir varlıktır. Onun yoksulluğu olamaz. Kadın yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir. Eğer insanlık bu halde ise kadına yoksul demek yakıştırılabilir. Gerçek bu mudur? Eğer kadın dünyada çalışan, başaran, zengin olan, maddî ve manevî zengin eden insanları yetiştirmişse, ona yoksul sıfatı verilebilir mi? Verenler varsa onlara nankör denirse doğru olmaz mı? Bizce, Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.” (Perihan Naci Eldeniz, TIK. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956. s. 740)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır.

-Efendiler, affedersiniz, bir noktayı açıklamak için bir an duracağım. “Efendiler!” dediğim zaman hanımefendiler ve beyefendiler demektir. Kolaylıkla kullanılması gereği ve bayanlarla bayların hepsini ifade etmek için bu sesleniş şeklini uygun gördüm. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 86)

Kadın varlığı, ulusun bin bir noktadan temelidir! Artık, kadını süs tanımak fikrini tazelemek doğru değil! (Müjgan Cunbur, Atatürk’ün Elyazısiyle Kadınlar Hakkında Düşüncesi, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6, 1966, s. 19)

Erkeklere ilk öğüdü, ilk eğitimi veren ve onun üzerinde ilk analık egemenliğini ve etkisini kuran, kadındır. 1930 (Afet İnan, B.M. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 89)

Pek yakın bir gelecekte, kadının her anlamıyla erkekle eş olacağı bir dünya doğacaktır. (Atatürk’ten B.H., s. 58)

Türk kadınının bilgi sahibi olması

Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla suçluyorlar, duraklama ve çökmemizi buna bağlıyorlar; bu hatadır! Bizim dinimiz, hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah’ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak bilim ve bilgiyi kazanmasıdır.

Kadın ve erkek bu bilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak zorunluluğundadır. İslâm ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü sınırlamalarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur.

Türk sosyal hayatında kadınlar, bilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır; belki daha ileri gitmişlerdir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 86)


Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır

Ben, saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak bilgi ve kültürle donanacaklarına asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle inananlardanım. 1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 152 - 153)

Türk kadını ve erdem

Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır sıklette değil; ahlâkta, erdemde ağır, ağırbaşlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının görevi, Türk’ü düşünüş biçimiyle, kol gücüyle, kararlılığıyla koruma ve savunmaya gücü yeter kuşaklar yetiştirmektir. Milletin kaynağı, sosyal yaşamın esası olan kadın, ancak erdemli olursa görevini yapabilir. Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır. Burada Fikret merhumun hepinizce bilinen bir sözünü hatırlatırım: “Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer!” 1925 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 231)

Türk kadını ve güzellik

Şunu ilâve edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihî olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli seçilmiş olmasını, çok doğal buldum. Fakat, Türk gençlerine bu nedenle şunu da hatırlatmayı gerekli görürüm: Övünç duyduğumuz doğal güzelliğinizi sağlıklı biçimde korumasını biliniz ve bu yolda uyanık bir gelişmenin arasız gerçekleşmesini ihmâl etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmak zorunluğunda olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır. 1932 (Cumhuriyet gazetesi, 3.8.1932)

Türk kadını ve yurt savunması

Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerinin yapmak zorunluğunda olduğu askerlik görevi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etilerde, İskitlerde, Amazonlarda olduğu gibi, kendi ırkından başkalarının hiçbir yardımına gereksinim duymaksızın büyük millî ülkülerine başlı başına ve bağımsız olarak yürümek yeteneğini kazanabilir. (Perihan Naci Eldeniz T.T.K. Belleten, Sayı: 80, 1956, s.741)




Türkiye Cumhuriyeti’nin esas düşüncesi, kadınları değil, erkekleri dahi, savaş meydanına götürmemektir. Fakat, Türk ulusunun yüksek varlığına, herhangi taraftan olursa olsun, ilişildiği zaman, işte o zaman Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve uyanık ve etkin olacaklardır. Bu, insanlığın yüksek huzuru, rahatı ve dünya insanlığı için gerekli bir ödev olduğundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Sayı: 80, 1956, s. 742)


Kadın sorununda cesur olalım. Onların beyinlerini ciddî bilim ve bilgi ile süsleyelim

2- Kadın hukukunda devrim gereği

Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni gerekleri edinmesiyle yetinirse, o toplum yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır. Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorunluğundadır. Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktır. İnsanlar dünyaya alnında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek, faaliyet demektir. Bu sebeple bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felç olmuştur. Bir toplumun, hayatta çalışması ve başarılı olması için çalışmanın ve başarabilmenin bağlı olduğu bütün sebep ve şartları benimsemesi gerekir. Bundan ötürü bizim toplumumuz için bilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri gerekir. Herkesçe bilinir ki, her alanda olduğu gibi sosyal yaşamda da iş bölümü vardır. Bu genel iş bölümü arasında kadınlar, kendilerine ait olan görevleri yapacakları gibi aynı zamanda sosyal topluluğun refahı, mutluluğu için gerekli gündelik çalışmaya da dâhil olacaklardır. Kadının ev görevleri, en ufak ve önemsiz görevidir.

Kadının en büyük görevi, analıktır. İlk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi gereğince anlaşılır. Milletimiz, kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de, kadınlarımızın her konuda yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da okumuş ve bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim aşamalarından geçeceklerdir. Sonra, kadınlar sosyal yaşamda erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 85-86)

Bu kadın sorununda cesur olalım. Kuruntuyu bırakalım, açılsınlar, onların beyinlerini ciddî bilim ve bilgi ile süsleyelim. Namusu, bilgiyi sağlıklı şekilde açıklayalım. Şeref ve onur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. 1918 (Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, s. 45)

Hemen her yerde kadın ve erkek düzeyi arasında bir denklik görmekteyim

Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük olaylarla kanıtladı ki, yeniliksever ve devrimci bir millettir. Son yıllardan önce de milletimiz yenileşme yolları üzerinde yürümeye, sosyal devrime girişmemiş değildir. Fakat, gerçek sonuçlar görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence sebep, işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu konuda açık söyleyeceğim: Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine göz yumalım da kitlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok yükselme adımları, dediğim gibi, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerekir. Böyle olursa devrim başarılı olur. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, S. 216-217)


Türk kadını evdeki iş yaşamının her aşamasında başarılar göstermiştir

Daha endişesiz ve korkusuzca, daha yanlışsız olarak yürüyeceğimiz yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, yaşamımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlaksal, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur. 1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 150-151)

Çok büyük sevinçle görüyoruz ve görmekteyiz ki, her yerde hanımlarımız erkeklerle fikir ve bilgi yolunda yarışırcasına yürüyorlar. Yine gönül borcuyla ifade etmek gerekir ki, hiçbir yerde kadınlarımız erkeklerin aşağısında değildir. Hemen her yerde kadın ve erkek düzeyi arasında bir denklik görmekteyim. Bu durum övünmeye değerdir. Kadınlarımızın, daha elverişsiz şartlar altında erkeklerden geri kalmayışı ve belki aynı şartlar altında erkeklerden ileri gidişi övüncü gerektirir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 152)

Türk kadınının siyasal yaşama katılma isteği

Türk kadınları, memleketin yazgısını millet adına yöneten siyasî topluluğa dâhil olmak arzusunu göstermekle, memleketin, milletin vatandaşlara yüklediği görevlerin hiçbirinden kendilerinin uzak bırakılacağını düşünmezler. Çünkü, görev karşılığı olmayan hak yoktur. 1931 (Atatürk’ün S.D.II, s. 265)

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınması

Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasal yaşamda bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını, artık tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetkiyle almış, iş yaşamının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasal yaşamda belediye seçimlerinde deneyimini yapan Türk kadını, bu kere de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve başarıyla kullanacaktır. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı:80, 1956, s. 741)

Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir sebep yoktur. Bu konudaki tereddüt ve olumsuz düşünüş biçimi, geçmişin toplumsal bir niteliğinin can çekişen bir hatırasıdır. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazılan, s. 89)

Siyasal ve sosyal hakların kadın tarafından kullanılmasının, insanlığın mutluluğu ve saygınlığı açısından gerekli olduğuna İnanıyorum. 1935 (Ayın Tarihi, No: 17, 1935, s.14)

Türk kadınlığının, yeni girdiği siyasal alanda da değerli işler başarmasını dilerim. 1934 (Ulus gazetesi, 10.12.1934)

Türk kadını ve dünya barışı

Milletlerarası Kadın Kongresi delegelerine söylemiştir:

- Türk kadınının, dünya kadınlığına elini vererek dünyanın barış ve güveni için çalışacağına güvenebilirsiniz. 1935 (Tan gazetesi, 27.4. 1935)

Alıntı
__________________

Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
atatürk, türk kadını

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk ve Türk Kadını -1 SimHa Atatürk Köşesi 0 07 Mart 2018 22:17
Atatürk'ün Türk kadını üzerine söylediği sözlerden en çok hangisini beğeniyorsunuz? Kalemzede IF Anket Arşivi 8 08 Ekim 2011 15:28
Atatürk'ün Türk Kadını Hakkındaki Düşünceleri Süslü Atatürk Köşesi 0 21 Şubat 2010 01:09
Atatürk iNKILAPLARI Açısından Türk Kadını Spammer Cumhuriyet Tarihi 0 10 Temmuz 2009 01:17
Başbuğ Atatürk'ün Türk Kadını Hakkında Düşüncesi Emekli Subay Atatürk Köşesi 0 29 Ağustos 2006 04:50