IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Mart 2012, 23:22   #1
Çevrimdışı
Da Vinci, Dan Brown, Ağca ve Hristiyan Hurafeleri


-- Sponsor Baglantı --


Da Vinci, Batı’da dehânın ilk örneklerinden biri. Batılılar ona o kadar önem verirler ki, sadece içinde yaşadığı çağın değil, bütün bir bin yılın dehâsı sayarlar. Hristiyanlık adındaki o büyük hurafeye ilk inançsızlık belirten münevverlerden ve Rönesans çağının müjdesi olan adam.

Da Vinci, sadece bir ressam değildir; aynı zamanda mimar, mucid, mühendis, heykeltraş, anatomist, müzisyen, matematikçi ve daha bir çok şeydir. Bir çok alanda dehâsını göstermiş, tuhaf bir kimsedir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldiği için, o zamanın kanunları gereği, okula gidememiştir. Ama okul, dehâ için bir ihtiyaç değildir ki! Dehânın kendini göstermesini engelleyebilecek hiçbir kural yoktur.

Da Vinci, İstanbul’un fethinden bir yıl önce, Floransa yakınlarındaki Vinci kasabasında dünyaya gelmiştir. 12 yaşında babasıyla Floransa’ya yerleşmiş, bir ressamın yanına çırak olarak verilmiş ve 21 yaşına kadar kaldığı bu atölyeden bir ressam ve heykeltraş olarak çıkmıştır. Da Vinci’nin bundan sonraki hayatı, İtalya’da bir şehirden öbürüne dolaşmakla, kendine bir hâmi (koruyucu) aramakla ve birbirinden ilginç eserler vermekle geçmiştir.

O zamanın dünyasında hâmi demek, bir sanatçı için var olmanın şartı demektir. Sanatçı devlet tarafından veya sanatını takdir eden zengin bir koruyucu tarafından desteklenmedikçe ayakta duramaz. Da Vinci bu ihtiyaçla, bir keresinde Osmanlı Sultanı II. Bayezid’e bir mektubla başvurmaktan geri kalmamıştır. Mektubunda, Haliç üzerine yapmayı düşündüğü köprüyü dahi açıklamıştır. Ancak afyonkeş padişah, Fatih zamanından beri İtalyan ressam ve sanatçılara Osmanlı sarayının kapıları ardına kadar açılmışken, Da Vinci’nin bu teklifini her nedense cazib bulmamış ve reddetmiştir.

Eğer II. Bayezid, Da Vinci’yi reddetmemiş olsaydı, Da Vinci Müslüman olabilir veya Müslümanlara hizmet edebilirdi. Bayezid’in babası II. Mehmed, Macar top ustası Urban’ı hizmetine almış ve onun döktüğü eşsiz toplarla Bizans surlarını döğmüştü. Da Vinci de eğer takdir edilecek olsaydı, eserlerini İstanbul’da vücuda getirebilirdi. Ki bunlar arasında, fotoğraf makinesinin ilkel şekli olan karanlık kutu, gözlükler, lensler, aynalar alanında bir dizi buluş, buhar gücünün insan istifadesine sunulması, denizcilik ve gemicilik alanında buluşlar, su üstünde yürümeyi sağlayan ayakkabı, tanklar ve çeşitli savaş âletleri, hattâ helikopter ve uçak tasarımları gibi yüzyıllar sonra değeri anlaşılacak pek çok şey vardı. Takdir edilir ki, bu gibi şeylerin icadından ziyade, icad edilebileceği düşüncesi enteresandır. Ancak II. Bayezid, bu dehâyı anlamamıştır.

İslâm âlemine gelemeyen Da Vinci, sonrasında birtakım masonik teşkilâtlara girmiş ve bazı gizli ilimlerle meşgûl olmuştur. Amerikalı yazar Dan Brown’un romanına konu olan Kilise karşıtı gizli doktrinler geliştirmiştir. Bu türlü temâyüllerin ruhunda yol açtığı tahribat eseri olarak, homoseksüel ilişkilere düşkün olduğu da söylenir. Hattâ ünlü tablosu Mona Lisa’nın bile sözkonusu çarpıklığa işaret olduğunu iddia edenler vardır.

Da Vinci, ömrünün son yıllarını, Fransa Kralı tarafından davet edildiği Fransa’da geçirir ve orada ölür. Batı dünyasında çok değer verilen notları, ölümünden bir süre sonra, elden ele dolaşmaya başlar. Bu notlar, Latin harfleriyle, ama sağdan sola Arabî bir düzenle tutulmuştur. Yüzyıllar içinde çeşitli kolleksiyoncular ve müzelerce bir kısmı toplanan sözkonusu notlar, Da Vinci’nin giderek efsaneleşmesine yol açmıştır.
Da Vinci, Batı’da dehânın ilk örneklerinden biri. Batılılar ona o kadar önem verirler ki, sadece içinde yaşadığı çağın değil, bütün bir bin yılın dehâsı sayarlar. Hristiyanlık adındaki o büyük hurafeye ilk inançsızlık belirten münevverlerden ve Rönesans çağının müjdesi olan adam.

Da Vinci, sadece bir ressam değildir; aynı zamanda mimar, mucid, mühendis, heykeltraş, anatomist, müzisyen, matematikçi ve daha bir çok şeydir. Bir çok alanda dehâsını göstermiş, tuhaf bir kimsedir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldiği için, o zamanın kanunları gereği, okula gidememiştir. Ama okul, dehâ için bir ihtiyaç değildir ki! Dehânın kendini göstermesini engelleyebilecek hiçbir kural yoktur.

Da Vinci, İstanbul’un fethinden bir yıl önce, Floransa yakınlarındaki Vinci kasabasında dünyaya gelmiştir. 12 yaşında babasıyla Floransa’ya yerleşmiş, bir ressamın yanına çırak olarak verilmiş ve 21 yaşına kadar kaldığı bu atölyeden bir ressam ve heykeltraş olarak çıkmıştır. Da Vinci’nin bundan sonraki hayatı, İtalya’da bir şehirden öbürüne dolaşmakla, kendine bir hâmi (koruyucu) aramakla ve birbirinden ilginç eserler vermekle geçmiştir.

O zamanın dünyasında hâmi demek, bir sanatçı için var olmanın şartı demektir. Sanatçı devlet tarafından veya sanatını takdir eden zengin bir koruyucu tarafından desteklenmedikçe ayakta duramaz. Da Vinci bu ihtiyaçla, bir keresinde Osmanlı Sultanı II. Bayezid’e bir mektubla başvurmaktan geri kalmamıştır. Mektubunda, Haliç üzerine yapmayı düşündüğü köprüyü dahi açıklamıştır. Ancak afyonkeş padişah, Fatih zamanından beri İtalyan ressam ve sanatçılara Osmanlı sarayının kapıları ardına kadar açılmışken, Da Vinci’nin bu teklifini her nedense cazib bulmamış ve reddetmiştir.

Eğer II. Bayezid, Da Vinci’yi reddetmemiş olsaydı, Da Vinci Müslüman olabilir veya Müslümanlara hizmet edebilirdi. Bayezid’in babası II. Mehmed, Macar top ustası Urban’ı hizmetine almış ve onun döktüğü eşsiz toplarla Bizans surlarını döğmüştü. Da Vinci de eğer takdir edilecek olsaydı, eserlerini İstanbul’da vücuda getirebilirdi. Ki bunlar arasında, fotoğraf makinesinin ilkel şekli olan karanlık kutu, gözlükler, lensler, aynalar alanında bir dizi buluş, buhar gücünün insan istifadesine sunulması, denizcilik ve gemicilik alanında buluşlar, su üstünde yürümeyi sağlayan ayakkabı, tanklar ve çeşitli savaş âletleri, hattâ helikopter ve uçak tasarımları gibi yüzyıllar sonra değeri anlaşılacak pek çok şey vardı. Takdir edilir ki, bu gibi şeylerin icadından ziyade, icad edilebileceği düşüncesi enteresandır. Ancak II. Bayezid, bu dehâyı anlamamıştır.

İslâm âlemine gelemeyen Da Vinci, sonrasında birtakım masonik teşkilâtlara girmiş ve bazı gizli ilimlerle meşgûl olmuştur. Amerikalı yazar Dan Brown’un romanına konu olan Kilise karşıtı gizli doktrinler geliştirmiştir. Bu türlü temâyüllerin ruhunda yol açtığı tahribat eseri olarak, homoseksüel ilişkilere düşkün olduğu da söylenir. Hattâ ünlü tablosu Mona Lisa’nın bile sözkonusu çarpıklığa işaret olduğunu iddia edenler vardır.

Da Vinci, ömrünün son yıllarını, Fransa Kralı tarafından davet edildiği Fransa’da geçirir ve orada ölür. Batı dünyasında çok değer verilen notları, ölümünden bir süre sonra, elden ele dolaşmaya başlar. Bu notlar, Latin harfleriyle, ama sağdan sola Arabî bir düzenle tutulmuştur. Yüzyıllar içinde çeşitli kolleksiyoncular ve müzelerce bir kısmı toplanan sözkonusu notlar, Da Vinci’nin giderek efsaneleşmesine yol açmıştır.
__________________
şah hatayi'm muhabbete bakarım
ben doluyum ben dolana akarım


Maya
Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
ağca, brown, da, dan, hristiyan, hurafeleri, ve, vinci

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Evlilik Hurafeleri yoSun Aile Evlilik ve Çocuklar 0 10 Ağustos 2011 18:26
Ağca'nın 5 maddelik bildirisi Lucifer Haber Arşivi 3 20 Ocak 2010 21:27
Kahramanlık duygusu ve M. Ali Ağca Lucifer Haber Arşivi 1 19 Ocak 2010 10:01
Ağca ABD'nin adamıdır! Lucifer Haber Arşivi 0 19 Ocak 2010 04:45