IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Kasım 2011, 16:51   #1
Çevrimdışı
Immun sistemin bileşenleri




İMMUN SİSTEMİN BİLEŞENLERİ
Deri İ.S.’in önemli parçalarından birisidir. Bakteriler ve vücudunuz arasındaki ilk bariyerdir. Derideki epidermis Langerhans hücreleri adı verilen özel hücreler içermektedir (bazal membranda melonositler ile karışık halde). Bu hücreler İ.S.’in erken uyarı bileşenleridir. Deri ayrıca antibakteriyel maddeler salgılamaktadır. Bu maddeler, sabah uyandığınız zaman derinin üzerinde büyüyen bir küf tabakasını neden görmediğinizi açıklamaktadır. Pek çok bakteri ve mantar derinizin üstüne düştüğü anda ölmektedir.

Burnunuz, ağzınız ve gözleriniz dış etkenlerin girebileceği açık noktalardır. Gözyaşı ve mukus, lizozim adı verilen bir enzimin içerir ve pek çok bakterinin hücre duvarını bozar. Tükürük de antibakteriyel bir sıvıdır. Nasal geçişler ve akciğerler mukus ile kaplanmıştır. Pek çok dış faktör mukus tabakasında hemen ölmemektedir ancak mukusa yapışmakta ve sonrada yutulmaktadır. Ayrıca mast hücreleri nasal geçişleri, boğaz, akciğer ve deri üzerinde bulunmaktadır. Vücuda girmek isteyen bakteri veya virüsler öncelikle bu savunma mekanizmasını geçmek zorundadırlar. Eğer mikrop vücuda girerse çeşitli seviyelerde İ.S. ile karşılaşacaktır.
İ.S.’in temel bileşenleri:

ØTimus
ØDalak
ØLenf sistemi
ØKemik iliği
ØBeyaz kan hücreleri
ØAntikor
ØKomplement sistem
ØHormonlar


LENF SİSTEMİ:

Doktorlar boğazımızda bademciklerimizi kontrol ettikleri için, bademcikler lenf sisteminin en tanınmış öğeleridir. Bademcikler lenf sisteminde bulunan lenf nodüllerinden birisidir. Lenf sistemi tüm vücutta kan damarları gibi uzanır. Taşıma sistemindeki kanın dolaşımı ile lenf sistemindeki lenf sıvısı dolaşımı arasındaki temel farklılıklar, kanın kalp tarafından meydana getirilen basınç ile dolaştırılması, lenfin dolaşımının ise pasif olmasıdır. Kan dolaşımında olduğu gibi lenfi pompalayan bir organ yoktur. Bunun yerine lenf sıvısı lenf sisteminde yavaşça akar ve normal vücut ve kas hareketleriyle lenf nodüllerine doğru iletilir.
Lenf şeffaf-beyaz bir sıvıdır ve hücreleri su ve besinler ile yıkar. Lenf aslında kan plazmasıdır. Yani kanın kırmızı ve beyaz hücrelerinden noksan olan durumudur. Her bir hücrenin onu besleyecek kendine ait kan damarları yoktur., ancak hücrelerin yaşamak için besine, suya ve oksijene ihtiyaçları vardır. Kan bu materyalleri hücrelere taşır.
Vücuda giren herhangi bir bakteri bu hücreler arası sıvıya karışır. Lenf sisteminin bir görevi de, bakterileri sezinlemek ve uzaklaştırmak için bu sıvıları drene etmek ve süzmektir. Küçük lenf damarları sıvıyı toplar ve daha büyük damarlara taşınır. Böylece sıvı işlenmek üzere lenf nodüllerine ulaştırılır.
Lenf nodülleri filtrelenmiş doku ve çok sayıda lenf hücresi içermektedir. Belirli bakteri enfeksiyonlarıyla mücadele edildiği zaman lenf nodülleri bakteri ve bakterilerle savaşan hücreler ile sizin hissedebileceğiniz noktaya kadar şişer. Şişmiş lenf nodülleri bu nedenle bazı tip enfeksiyonların iyi bir göstergesidir. Lenf, lenf nodüllerinde süzüldükten sonra tekrar kan dolaşımına girer.
TİMUS:
Timus göğüs kemiği ve kalbimiz arasında göğsümüzde yer alır. T-hücrelerinin yapımından sorumludur ve özellikle yeni doğmuş bebeklerde önemlidir. Timus olmadan bebeğin İ.S.’si yetersiz olur ve bebek ölür. Timusun, yetişkinlerde daha az önemli olduğu görülmektedir. Mesela timusu çıkardığınız zaman yetişkin birey yaşar çünkü İ.S.’in diğer kısımları bu eksikliği kapatır. Ancak timus yinede önemlidir. Özellikle T-hücrelerinin olgunlaşmasında gereklidir.
DALAK:
Dalak kandaki yabancı hücreleri süzer (Bununla beraber yaşlanmış kırmızı kan hücrelerini de elimine eder ). Dalaksız bir insan dalağı olan bir insana oranla daha sık hasta olur.
KEMİK İLİĞİ:
Kemik iliği yeni kan hücreleri üretir. Kırmızı kan hücreleri tümüyle kemik, iliğinde oluşur ve kan dolaşımına girer. Beyaz kan hücreleri de kemik iliğinde üretilir ancak başka bir yerde olgunlaşır. Kemik iliği tüm kan hücreleri kök hücrelerinden meydana getirir. Bu hücrelerden pek çok farklı tipte hücrelerin meydana gelmesinden dolayı bunlara kök hücreleri adı verilmektedir. Yani kök hücreleri pek çok farklı tipteki hücrelerin öncüleridir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri sonraki bölümlerde ayrıntılı bir şekilde açıklanacaktır.
ANTİKORLAR:
Antikorlar vücutta antijen teşviki ile meydana gelenn özel maddelerdir (immunoglobulin ve gammaglobulin olarak da ifade edilir) ve beyaz kan hücreleri tarafından meydana getirilir. “Y” şeklinde proteinlerdir ve her birisi özel bir antijene (bakteri, virüs veya toksin ) karşı cevap oluşturur. Her bir antikor özel bir bölgeye (“Y” nin iki dalındaki uç bölgeler ) sahiptir ve özel bir antijeni her hangi bir şekilde bağlayacak duyarlı bir bölgedir. Bir antikor toksine bağlandığı zaman bu yeni yapıya antitoksin adı verilir. Bu bağlanma genellikle toksinin kimyasal etkisini bozmaktadır. Antikor bir virüs partikülünün dış kılıfına veya bir bakterinin hücre duvarına bağlandığı zaman bu mikroorganizmaların hareketini durdurur. Çok sayıda antikor bir saldırgana bağlanabilir ve komplament sisteme bu saldırganın uzaklaştırılması için sinyal gönderilebilir.
Antikorlar 5 sınıfta toplanabilirler:
Øİmmunoglobulin A ( lgA ):Serumdaki total antikorun yaklaşık %10'u IgA dır. Serumdan başka göz yaşı, tükrürk, sperm sıvıs, idrar ve kolostromda bulunur.
Ø İmmunoglobulin D ( lgD ): Normal serumda yaklaşık %1 oranında blulunur. Kanserli hastalarda IgD'nin oluştuğu görülmüştür. Diğer antikorların oluşumunda IgD'nin düzenleyici olduğu da söylenmektedir.
Øİmmunoglobulin E ( lgE ):İnsan serumundaki toplam antikorun yalnız %0,002'si IgE'dir. IgE proteinleri klinik yönden çok önemlidir. Antijenlerle birleşince allerjik reaksiyonlar meydana getirir. Bütün allerjik reaksiyonlarda allerjen ile IgE'nin teması sonucu histanmin ve serotinin gibi kimyasal bileşikler oluşur. Bu bileşiklerde aksırma, hırıltı, burun akması ve göz yaşarması gibi allerjik reaksiyonlara sebep olur.
Øİmmunoglobulin G ( lgG ):Normal insan serumundaki immınoglobulinin %70 den fazlası IgG'dir. Antikorun en çok görülen şeklidir.. doğumdan önce anneden çocuğa geçer.
Øİmmunoglobulin M ( lgM):IgG'den beş defa daha büyüktür. Bu nedenle makroglobulin adını da alır. Her IgM molekülü 5 üniteden oluşur. Vücuda antijen girince ilk oluşan antikor IgM dir. Toplam antikorun yaklaşık %6'sı IgM dir. Çok etk,ili olup virus ve bakterilerle reaksiyona girer.
KOMPLEMENT SİSTEM:
Komplement sistem antikorlar gibi bir seri proteinden meydana gelir. Kan dolaşımında milyonlarca antikor vardır ve her biri özel bir antijene duyarlıdır. Komplement sistemdeki proteinler kanda serbest bir şekilde dolaşmaktadır. Bu proteinler karaciğerde üretilmektedir. Komplement proteinleri antikorlar ile aktive edilir ve antikorlar ile beraber çalışır. Bu proteinler yabancı hücreleri parçalar ve fagositlere sinyal gönderir.
HORMONLAR:
İ.S.’in bileşenleri tarafından çeşitli hormonlar meydana getirilir. Bu hormonlar genellikle lenfokin olarak adlandırılır. Bu hormonlar ayrıca İ.S.’i baskılayan hormonlar olarak da bilinir. Steroidler ve kortisteroidler (adrenalinin bileşenleri ) İ.S.’i baskılar.
Timusun (timus tarafından salgılandığı düşünülmektedir) lenfosit üretimini arttırır. interlokin, beyaz kan hücreleri tarafından diğer hormon tiplerindendir. Mesela yabancı bir hücre yok ettikleri zaman makrofajlar salgılarlar. IL-1 ilginç bir yan etkisi vardır. Hipotalamusa interlökin-1 ulaştığı zaman yüksek ateş ve yorgunluk meydana getirir. Yüksek ateşin bazı bakterileri öldürdüğü bilinmektedir.
TÜMÖR ÖNLEME FAKTÖRÜ :
Tümör önleme faktörü, makrofajlar tarafından üretilmektedir. Bu faktörler tümör hücrelerini öldürebilirler. Ayrıca yeni kan damarlarının oluşmasını teşvik ederler. Bu durum hastalığın iyileşmesi için önemlidir.
İNTERFERON:
İnterferon, virüslerin etkisini yok eder ve vücuttaki pek çok hücre tarafından üretilir. İnterferonlar, antikor ve komplementler gibi proteindirler ve görevleri, sinyalleri hücreden hücreye iletmektir. Bir hücre, diğer hücrelerden gelen interferonları algılar ve hücredeki viral replikasyonu engelleyecek proteinleri üretir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri, İ.S.’in en önemli parçasıdır. Beyaz kan hücreleri bakteri ve virüsleri parçalamak için beraberce çalışan farklı tipteki hücre topluluklarıdır. Aşağıda, beyaz kan hücrelerinin tüm tipleri verilmiştir.
ØLenfositler
ØMonositler
ØGranülositler
ØB-Hücreleri
ØPlazma hücreleri
ØT-Hücreleri
ØYardımcı T-Hücreleri
ØKatil T-Hücreleri
ØBaskılayıcı T-Hücreleri
ØDoğal Katil Hücreleri
ØNötrofiller
ØBazofiller
ØFagositler
ØMakrofajlar
LÖKOSİTLER:
Bütün bu farklı hücre tiplerine ait isimleri ve fonksiyonları öğrenmek biraz zor ancak bunları öğrendiğiniz takdirde bilimsel makaleleri daha rahat anlayabilirsiniz. Aşağıda bu farklı tipteki hücreleri anlamanıza yardımcı olacak kısa bir özet bulunmaktadır.
Tüm beyaz kan hücreleri lökosit olarak bilinmektedir. Beyaz kan hücreleri vücuttaki normal hücrelere benzemezler. Bağımsız, tek hücreli organizmalar gibi davranırlar, hareket ederler ve yabancı partikülleri yakalarlar. Beyaz kan hücreleri hareket tarzı olarak amiplere benzerler ve yabancı hücreleri fagositoz ederler. Pek çok beyaz kan hücresi bölünmezler ancak vücudun belirli bölgesinde onları üreten fabrikalar vardır. Bu fabrikalar ise kemik ilikleridir.
Lökositler 3 gruba ayrılırlar
Gronülositler, lökositlerin %50-60’ını oluştururlar. Gronülositler de kendi arasında 3 gruba ayrılırlar. Nötrofiller, Eosinofiller ve bazofiller. Gronülositler isimlerini taşıdıkları granüllerden alırlar. Bu granüller hücre tipine bağlı olarak farklı tipteki kimyasallar içerirler.
Lenfositler; Lökositlerin %30-40’ını oluştururlar. Lenfositler de kendi arasında iki grupa ayrılırlar; B-Hücreleri (kemik iliğinde olgunlaşırlar) ve T-Hücreleri (timusta olgunlaşırlar)
Monositler; Lökositlerin yaklaşık %7’sini oluştururlar. Monositler daha sonra makrofajlara dönüşürler.
Tüm beyaz kan hücreleri kemik iliğinde ? kök hücreleri olgunlaştıkları zaman pek çok farklı tipte lökosite dönüşen hücrelerdir. Mesela bir fare alırsınız, onun yeni kan hücreleri meydana getirecek olan kemik iliğini radyasyon ile öldürürsünüz ve sonra farenin kan dolaşımına kök hücreleri enjekte ederseniz kök hücreleri bölünecek ve beyaz kan hücrelerinin tüm tiplerine farklılaşacaktırlar. bir “Kemik İliği Transplantayonu” bir vericiden alınan kan hücrelerinin kan dolaşımına enjekte edilmesi ile başarılmaktadır. Kök hücreleri yollarını şaşırtıcı bir şekilde bularak, iliğe yerleşmekte ve orayı evi yapmaktadır. Her bir tipteki beyaz kan hücresi İ.S.’de özel bir rol oynamaktadır ve ayrıca kendilerini farklı yönlerde değiştirebilirler.
Nötrofller: nötrofiller en çok görülen beyaz kan hücreleridir. Kemik iliğinde her gün trilyonlarca üretilirler ve kan dolaşımına salınırlar. Ancak yaşamları kısadır (genellikle bir gün). Kan dolaşımındaki nötrofiller kılcal damarların duvarlarından dokulara geçiş yapabilirler. Nötrofiller yabancı maddelerle karşılaştıkları zaman çekimlenirler. Bir yeriniz kesildiği zaman nötrofiller kemotaxis adı verilen bir işlem ile çekimlenirler. Pek çok tek hücreli organizmalar aynı işlemi kullanırlar. Kemotaxis, bir kimyasalın yüksek konsantrasyonlarında mobil hücrelerin hareketlenmeleridir. Nötrtofil yabancı partikülü veya bir bakteriyi bulduğu zaman onu fagosite eder ve enzim salgılar. Granüllerindeki Hidrojen Peroxid ve diğer kimyasallar bakteriyi öldürür. Ciddi bir enfeksiyonda ise irin meydana gelir. İrin basitçe ölü nötrofil ve diğer hücresel kalıntılardır denilebilir.
Eosinofiller ve Basofiller: Eosinofiller ve Basofiller nötrofiller kadar yaygın değildirler. Eosinofiller derideki ve akciğerdeki parazitlere odaklanmışlardır. Basofiller ise histamin taşırlar ve bu nedenle inflammasyonun meydana gelmesinde önemlidir. İ.S. açısından inflammasyon iyi bir şeydir. Kapillerlerin genişlemesini sağlar ve daha fazla kan akışına olanak verir. Böylelikle İ.S.’in hücreleri enfeksiyon bölgesine ulaşır.
Makrofajlar: Makrofajlar en büyük kan hücreleridir. Monositler kemik iliğinden salgılanırlar, kan dolaşımında bulunurlar dokulara girerler ve makrofajlara dönüşürler. Pek çok sinir dokusu kendi makrofajına sahiptir. Mesela bazı makrofajlar akciğerde yaşar ve akciğerlerin temiz tutulmasını ( toz ve sigara dumanı gibi yabancı partiküllerden ) sağlar ve hastalanmasını önler ( bakteri ve mikroplar tarafından ) derideki makrofajlar, langerhans hücreleri olarak adlandırılır. Ayrıca makrofajlar serbestçe dolaşırlar. Diğer bir görevleri de ölü nötrofilleri ve irini temizlemektir.
Lenfositler: Lenfositler pek çok bakteriyel ve viral enfeksiyonlar ile mücadele ederler. Lenfositler kemik iliğinden kaynaklanırlar. İlikte olgunlaşan hücreler, kan dolaşımına girmeden önce B-Hücreleri oluştururlar. T-Hücreleri de ilikten kaynaklanırlar ancak kan dolaşımı ile timusa hareket ederler. Ve orada olgunlaşırlar. T-Hücreleri ve B-Hücreleri sıklıkla kan dolaşımında bulunurlar ancak lenf dolaşımında yoğunlaşmaya meyillidirler. (özellikle timus ve dalak gibi lenf nodüllerinde )
B-Hücreleri: B-Hücreleri uyarıldıkları zaman plazma hücreleri olgunlaşmaktadır. Bu hücreler antikor meydana getirirler. Her istilacı yabancı faktör için özel bir B-Hücresi vardır. Eğer bu istilacı ile karşılaşırsa B-Hücreleri bu istilacıya özel milyonlarca antikor salgılar.
T-Hücreleri: T-Hücreleri yabancı hücreler saldırırlar ve onları öldürürler. T-Hücreleri katil T-Hücreleri olarak bilinir ve bu hücreler vücuttaki virüsleri sezer ve onları öldürür. Diğer iki tip T-Hücreleri ise yardımcı ve baskılayıcı T-Hücreleridir. Bu hücreler Katil T-Hücrelerine yardım ederek immun cevabın oluşmasına katkıda bulunurlar.
Yardımcı T-Hücreleri oldukça ilginç ve de önemlidir. Bu hücreler makrofajlar tarafından salgılanan İnterlökin –1 ile aktive edilir. Aktive edilen yardımcı T-Hücreleri önce İnterlökin-2 üretirler sonra interferon ve diğer kimyasalları salgılarlar. Nötrofiller, makrofajlar , T-Hücreleri ve B-Hücreleri arasındaki etkileşim düzeyi gerçekten de çok şaşırtıcıdır
Beyaz Kan Hücreleri:Beyaz kan hücreleri İ.S. için çok önemli olduklarından bunlar İ.S.’in sağlıklı olup olmadığını anlamak için kullanılırlar. Güçlü bağışıklık sistemini veya zayıf bağışıklık sistemini tanımlamak için bir kan örneğindeki farklı Beyaz Kan Hücreleri sayılır. Normal bir beyaz kan hücresi sayısı, 1ml kanda 4000-11000 hücredir. Baskılayıcı T-Hücresi ile yardımcı T-Hücresi arasındaki oran 1.8-2.0 ise normaldir. 1ml. Kandaki normal nötrofil miktarı ise 1.500-8.000’dir.
Beyaz Kan hücreleri hakkında sorulabilecek önemli bir soru “ Beyaz Kan Hücrelerinin neye saldıracaklarını nasıl bildikleridir ” Neden Beyaz Kan Hücreleri vücuttaki diğer bütün hücrelere saldırmıyor ? Vücudumuzdaki tüm hücrelerin içersinde “Major Histocompatibility Kompleksi (MHC) ” adı verilen bir sistem mevcuttur. Bu sistem vücudumuzun hücrelerini işaretlemektedir.İ.S. bu işareti taşımayan bir hücre bulduğu zaman bu hücrenin size ait olup olmadığını tanımlıyor ve harekete geçiyor.
Bir organizmanın hemen hemen tüm hücrelerinin membranlarında bulunan MHC protein moleküllerinin iki tipi vardır. İnsanlarda bu moleküller 6 kromozom üzerinde aynı bölgede toplanmış birkaç gen tarafından kodlanmıştır. Her gen oldukça fazla sayıda allele sahiptir (bir genin değişik formları) sonuç olarak iki farklı bireyin aynı MHC molekülüne sahip olması oldukça nadirdir. Bu da doku uyuşmazlığının temel nedenini oluşturmaktadır.
MHC molekülleri immun sistemin önemli bileşenlerindendir. MHC molekülleri, istilacı hücrenin dış yüzeyine ait olan protein fragmentlerini İ.S. hücrelerine sunarak immun cevabın oluşmasını sağlayan T-Hücreleri MHC moleküllerine bağlı olan yabancı proteinleri tanır ve bağlanır. Bu, T-Hücresini enfekte olmuş hücreyi yok etmesi veya tamir etmesi için uyarır. Enfekte olmuş sağlıklı hücrelerde MHC molekülü kendi hücresine ait olan peptidleri sunar, böylece T-Hücreleri de bu hücrelere karşı reaksiyon göstermez. Bununla birlikte immun sistem doğru çalışmaz ise T-Hücreleri kendi peptidlerine reaksiyon göstereceklerdir. Buda otoimmun hastalıkların meydana gelmesine neden olur.
Tüm bu bilgiler, İ.S. ile ilgili meseleleri daha rahat anlayabilmenizi sağlayacaktır. Aşağıda İ.S. ile ilişkili bazı olaylara değinilmiştir.
AŞI NASIL ÇALIŞIR:
Bazı hastalıkları bir defa geçirirseniz, bir daha aynı hastalığı geçirmezsiniz. Kızamık veya suçiçeği buna güzel birer örnektir. Hastalık başladığı zaman İ.S. hastalığı durdurmak için işlemeye başlar. Vücudunuzda virüsü tanıyan ve onun için antikor üretmeye başlayan B-Hücreleri vardır. Ancak her bir antikor için sadece birkaç özel B-Hücresi vardır. Bir hastalık bu özel B-Hücreleri tarafından tanındıkları zaman, plazma hücrelerine dönüşürler. Ve çoğalmaya başlayarak antikor üretirler. Bu işlem zaman alır ancak hastalıkların bir an önce yok edilmeye başladığı zaman bu hastalığa özgü B-Hücreleri kendilerini çoğaltırlar ancak antikor üretmezler. Bu ikinci B-Hücresi takımı vücudumuzda uzun yıllar kalırlar. Eğer aynı hastalı tekrar belirirse, immun cevap artık çok daha hızlı olacaktır.
Aşı, hastalığın zayıflatılmış formudur. Hastalığın ya öldürülmüş hali veya hastalık virüsüne benzer ancak daha zararsızını taşır. Aşı vücuda verildiği zaman İ.S. hemen cevap oluşturacaktır. Ancak patojen zayıflatılmış olduğu için hastalığın semptomları (belirtileri) ortaya çıkmamaktadır. Artık vücudunuzda gerçek hatalık belirdiği zaman vücudunuz derhal bu hastalığı yok edebilecektir.
Pek çok hastalık aşılarla tedavi edilemez. Soğuk algınlığı ve grip, iki güzel örnektir. Bu hastalıklar çok çabuk mutasyona uğrarlar ve pek çok farklı cinslere sahiptir. Her grip olduğunuzda aynı hastalığın farklı bir tipine yakalanıyorsunuzdur.
AIDS (Acquired Immun Deficiency Syndrome)
AIDS , HIV (The Human Immunodeficiency Virus) tarafından meydana getirilen bir hastalıktır. Bu hastalı İ.S.’e özeldir çünkü virüs İ.S. hücrelerine saldırır. Aslında yardımcı T-Hücreleri içerisinde çoğalır ve bu işlem içerisinde onları yok eder. Yardımcı T-Hücreleri olmazsa, İ.S.’in düzeni bozulur ve çoğalmaz duruma gelir. Hasta, bu durumda çok basit bir hastalıktan dolayı ölebilir.
ANTIBIYOTIKLER NASIL ÇALIŞIR:
Bazen İ.S., bakterilerin üremesini ve toksin üretmesini önleyecek kadar hızlı çalışmamaktadır. Bu durumda İ.S. bakteriyi yok edinceye kadar belirgin bir zarar meydana gelmektedir. Bu gibi durumlarda İ.S.’e bakterileri doğrudan öldürecek bir takım işlemler ile yardım etmek iyi olur.
Antibiyotikler bakteriyal enfeksiyonlara karşı etkilidir. Antibiyotikler bakteri hücresini öldürürken , vücudumuzdaki hücrelere zarar vermeyen kimyasallardır. Mesela pek çok antibiyotik bakterinin hücre duvarını parçalamaktadır. İnsan hücrelerinde hücre duvarı olmadığı için bu durumdan etkilenilmemektedir. Farklı antibiyotikler bakteri hücrelerinin farklı bölgelerine etki etmektedir. Bu yüzden antibiyotikler farklı bakteriler üzerinde fazla veya az derecede etkin olabilmektedir. Virüs canlı olmadığı için antibiyotiklerin virüsler üzerinde bir etkisi yoktur.
Antibiyotikler ile ilgili problem zamanla etkilerini yitirmeleridir. Eğer antibiyotik alıyorsanız, normal olarak 7-10 gün sonra bütün bakterileri öldürecektir. Kendinizi 1-2 gün içersinde daha iyi hissedersiniz antibiyotik bakterilerin büyük bir çoğunluğunu çok hızlı bir şekilde yok edecektir. Bununla birlikte bir bakteri mutasyon içeriyor ise antibiyotiğe rağmen canlı kalacaktır. Bu bakteri daha sonra üreyecek ve tüm hastalık mutasyona uğramış olacaktır. Artık eski antibiyotik bu hastalık üzerinde etki etmeyecektir. Bu işlem zaman içerisinde büyük bir problem haline gelmiştir ve tıp çevrelerinde oldukça üzerinde durulmaktadır.
İ.S. NE ZAMAN HATA YAPAR :
Bazen İ.S. hata yapabilir. Bu hasalardan birisine otoimmunite adı verilir. Otoimmunite, İ.S.’in kendi vücut hücrelerine saldırmasıdır. Bununla ilgili iki tane hastalık örnek verilebilir. Juvenileonset şek hastalığı, İ.S.’in pankreasta insülin üreten hücrelere saldırması ile ortaya çıkar. Rheumatoid arthritis ise İ.S.’in eklem yerlerindeki dokulara saldırması ile ortaya çıkar.
Alerjiler, İ.S.’in hatalarından kaynaklan rahatsızlıklardandır. Bazı nedenlerden dolayı, insanlar bir takım alerjen maddelere çok fazla reaksiyon göstermektedir. Alerjen bir besin maddesi,bir polen veya bir hayvan tüyü olabilir. Mesela bir polene alerjisi olan insanın burnu akabilir., gözleri sulanabilir,aksırabilir vs. bu reaksiyonlar öncelikle nasal geçişteki mast hücrelerinden dolayı olur. Polene karşı reaksiyonda mast hücreleri histamin salgılarlar. Histamin, inflammasyon (kan damarlarından kan akışının artması) neden olur. Histamin ayrıca kaşınmaya da neden olur. Bu türlü semptomları ortadan kaldırmak için antihistamin gibi ilaçlar kullanılır.
İ.S. problemleri ile ilgili son örnek ise nakledilmiş dokular üzerine İ.S.’in etkileridir. Aslında bu bir hata değildir. Ancak doku naklini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Yabancı bir doku vücudunuza yerleştirildiği zaman, bu dokuya ait hücreler doğru tanımlanmayı içermediği için İ.S. bu hücrelere saldıracaktır. Bu durum önlenemiyor ancak doku vericisi ile alıcısı arasında çok dikkatli bir eşleştirme yapılarak ve immun sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanılarak üstesinden gelinmeye çalışılıyor. Elbette ki İ.S.’i baskılamak diğer hastalılara davetiye çıkarmaktır.
İMMUN SİSTEMİN BİLEŞENLERİ
Deri İ.S.’in önemli parçalarından birisidir. Bakteriler ve vücudunuz arasındaki ilk bariyerdir. Derideki epidermis Langerhans hücreleri adı verilen özel hücreler içermektedir (bazal membranda melonositler ile karışık halde). Bu hücreler İ.S.’in erken uyarı bileşenleridir. Deri ayrıca antibakteriyel maddeler salgılamaktadır. Bu maddeler, sabah uyandığınız zaman derinin üzerinde büyüyen bir küf tabakasını neden görmediğinizi açıklamaktadır. Pek çok bakteri ve mantar derinizin üstüne düştüğü anda ölmektedir.

Burnunuz, ağzınız ve gözleriniz dış etkenlerin girebileceği açık noktalardır. Gözyaşı ve mukus, lizozim adı verilen bir enzimin içerir ve pek çok bakterinin hücre duvarını bozar. Tükürük de antibakteriyel bir sıvıdır. Nasal geçişler ve akciğerler mukus ile kaplanmıştır. Pek çok dış faktör mukus tabakasında hemen ölmemektedir ancak mukusa yapışmakta ve sonrada yutulmaktadır. Ayrıca mast hücreleri nasal geçişleri, boğaz, akciğer ve deri üzerinde bulunmaktadır. Vücuda girmek isteyen bakteri veya virüsler öncelikle bu savunma mekanizmasını geçmek zorundadırlar. Eğer mikrop vücuda girerse çeşitli seviyelerde İ.S. ile karşılaşacaktır.
İ.S.’in temel bileşenleri:

ØTimus
ØDalak
ØLenf sistemi
ØKemik iliği
ØBeyaz kan hücreleri
ØAntikor
ØKomplement sistem
ØHormonlar


LENF SİSTEMİ:

Doktorlar boğazımızda bademciklerimizi kontrol ettikleri için, bademcikler lenf sisteminin en tanınmış öğeleridir. Bademcikler lenf sisteminde bulunan lenf nodüllerinden birisidir. Lenf sistemi tüm vücutta kan damarları gibi uzanır. Taşıma sistemindeki kanın dolaşımı ile lenf sistemindeki lenf sıvısı dolaşımı arasındaki temel farklılıklar, kanın kalp tarafından meydana getirilen basınç ile dolaştırılması, lenfin dolaşımının ise pasif olmasıdır. Kan dolaşımında olduğu gibi lenfi pompalayan bir organ yoktur. Bunun yerine lenf sıvısı lenf sisteminde yavaşça akar ve normal vücut ve kas hareketleriyle lenf nodüllerine doğru iletilir.
Lenf şeffaf-beyaz bir sıvıdır ve hücreleri su ve besinler ile yıkar. Lenf aslında kan plazmasıdır. Yani kanın kırmızı ve beyaz hücrelerinden noksan olan durumudur. Her bir hücrenin onu besleyecek kendine ait kan damarları yoktur., ancak hücrelerin yaşamak için besine, suya ve oksijene ihtiyaçları vardır. Kan bu materyalleri hücrelere taşır.
Vücuda giren herhangi bir bakteri bu hücreler arası sıvıya karışır. Lenf sisteminin bir görevi de, bakterileri sezinlemek ve uzaklaştırmak için bu sıvıları drene etmek ve süzmektir. Küçük lenf damarları sıvıyı toplar ve daha büyük damarlara taşınır. Böylece sıvı işlenmek üzere lenf nodüllerine ulaştırılır.
Lenf nodülleri filtrelenmiş doku ve çok sayıda lenf hücresi içermektedir. Belirli bakteri enfeksiyonlarıyla mücadele edildiği zaman lenf nodülleri bakteri ve bakterilerle savaşan hücreler ile sizin hissedebileceğiniz noktaya kadar şişer. Şişmiş lenf nodülleri bu nedenle bazı tip enfeksiyonların iyi bir göstergesidir. Lenf, lenf nodüllerinde süzüldükten sonra tekrar kan dolaşımına girer.
TİMUS:
Timus göğüs kemiği ve kalbimiz arasında göğsümüzde yer alır. T-hücrelerinin yapımından sorumludur ve özellikle yeni doğmuş bebeklerde önemlidir. Timus olmadan bebeğin İ.S.’si yetersiz olur ve bebek ölür. Timusun, yetişkinlerde daha az önemli olduğu görülmektedir. Mesela timusu çıkardığınız zaman yetişkin birey yaşar çünkü İ.S.’in diğer kısımları bu eksikliği kapatır. Ancak timus yinede önemlidir. Özellikle T-hücrelerinin olgunlaşmasında gereklidir.
DALAK:
Dalak kandaki yabancı hücreleri süzer (Bununla beraber yaşlanmış kırmızı kan hücrelerini de elimine eder ). Dalaksız bir insan dalağı olan bir insana oranla daha sık hasta olur.
KEMİK İLİĞİ:
Kemik iliği yeni kan hücreleri üretir. Kırmızı kan hücreleri tümüyle kemik, iliğinde oluşur ve kan dolaşımına girer. Beyaz kan hücreleri de kemik iliğinde üretilir ancak başka bir yerde olgunlaşır. Kemik iliği tüm kan hücreleri kök hücrelerinden meydana getirir. Bu hücrelerden pek çok farklı tipte hücrelerin meydana gelmesinden dolayı bunlara kök hücreleri adı verilmektedir. Yani kök hücreleri pek çok farklı tipteki hücrelerin öncüleridir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri sonraki bölümlerde ayrıntılı bir şekilde açıklanacaktır.
ANTİKORLAR:
Antikorlar vücutta antijen teşviki ile meydana gelenn özel maddelerdir (immunoglobulin ve gammaglobulin olarak da ifade edilir) ve beyaz kan hücreleri tarafından meydana getirilir. “Y” şeklinde proteinlerdir ve her birisi özel bir antijene (bakteri, virüs veya toksin ) karşı cevap oluşturur. Her bir antikor özel bir bölgeye (“Y” nin iki dalındaki uç bölgeler ) sahiptir ve özel bir antijeni her hangi bir şekilde bağlayacak duyarlı bir bölgedir. Bir antikor toksine bağlandığı zaman bu yeni yapıya antitoksin adı verilir. Bu bağlanma genellikle toksinin kimyasal etkisini bozmaktadır. Antikor bir virüs partikülünün dış kılıfına veya bir bakterinin hücre duvarına bağlandığı zaman bu mikroorganizmaların hareketini durdurur. Çok sayıda antikor bir saldırgana bağlanabilir ve komplament sisteme bu saldırganın uzaklaştırılması için sinyal gönderilebilir.
Antikorlar 5 sınıfta toplanabilirler:
Øİmmunoglobulin A ( lgA ):Serumdaki total antikorun yaklaşık %10'u IgA dır. Serumdan başka göz yaşı, tükrürk, sperm sıvıs, idrar ve kolostromda bulunur.
Ø İmmunoglobulin D ( lgD ): Normal serumda yaklaşık %1 oranında blulunur. Kanserli hastalarda IgD'nin oluştuğu görülmüştür. Diğer antikorların oluşumunda IgD'nin düzenleyici olduğu da söylenmektedir.
Øİmmunoglobulin E ( lgE ):İnsan serumundaki toplam antikorun yalnız %0,002'si IgE'dir. IgE proteinleri klinik yönden çok önemlidir. Antijenlerle birleşince allerjik reaksiyonlar meydana getirir. Bütün allerjik reaksiyonlarda allerjen ile IgE'nin teması sonucu histanmin ve serotinin gibi kimyasal bileşikler oluşur. Bu bileşiklerde aksırma, hırıltı, burun akması ve göz yaşarması gibi allerjik reaksiyonlara sebep olur.
Øİmmunoglobulin G ( lgG ):Normal insan serumundaki immınoglobulinin %70 den fazlası IgG'dir. Antikorun en çok görülen şeklidir.. doğumdan önce anneden çocuğa geçer.
Øİmmunoglobulin M ( lgM):IgG'den beş defa daha büyüktür. Bu nedenle makroglobulin adını da alır. Her IgM molekülü 5 üniteden oluşur. Vücuda antijen girince ilk oluşan antikor IgM dir. Toplam antikorun yaklaşık %6'sı IgM dir. Çok etk,ili olup virus ve bakterilerle reaksiyona girer.
KOMPLEMENT SİSTEM:
Komplement sistem antikorlar gibi bir seri proteinden meydana gelir. Kan dolaşımında milyonlarca antikor vardır ve her biri özel bir antijene duyarlıdır. Komplement sistemdeki proteinler kanda serbest bir şekilde dolaşmaktadır. Bu proteinler karaciğerde üretilmektedir. Komplement proteinleri antikorlar ile aktive edilir ve antikorlar ile beraber çalışır. Bu proteinler yabancı hücreleri parçalar ve fagositlere sinyal gönderir.
HORMONLAR:
İ.S.’in bileşenleri tarafından çeşitli hormonlar meydana getirilir. Bu hormonlar genellikle lenfokin olarak adlandırılır. Bu hormonlar ayrıca İ.S.’i baskılayan hormonlar olarak da bilinir. Steroidler ve kortisteroidler (adrenalinin bileşenleri ) İ.S.’i baskılar.
Timusun (timus tarafından salgılandığı düşünülmektedir) lenfosit üretimini arttırır. interlokin, beyaz kan hücreleri tarafından diğer hormon tiplerindendir. Mesela yabancı bir hücre yok ettikleri zaman makrofajlar salgılarlar. IL-1 ilginç bir yan etkisi vardır. Hipotalamusa interlökin-1 ulaştığı zaman yüksek ateş ve yorgunluk meydana getirir. Yüksek ateşin bazı bakterileri öldürdüğü bilinmektedir.
TÜMÖR ÖNLEME FAKTÖRÜ :
Tümör önleme faktörü, makrofajlar tarafından üretilmektedir. Bu faktörler tümör hücrelerini öldürebilirler. Ayrıca yeni kan damarlarının oluşmasını teşvik ederler. Bu durum hastalığın iyileşmesi için önemlidir.
İNTERFERON:
İnterferon, virüslerin etkisini yok eder ve vücuttaki pek çok hücre tarafından üretilir. İnterferonlar, antikor ve komplementler gibi proteindirler ve görevleri, sinyalleri hücreden hücreye iletmektir. Bir hücre, diğer hücrelerden gelen interferonları algılar ve hücredeki viral replikasyonu engelleyecek proteinleri üretir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri, İ.S.’in en önemli parçasıdır. Beyaz kan hücreleri bakteri ve virüsleri parçalamak için beraberce çalışan farklı tipteki hücre topluluklarıdır. Aşağıda, beyaz kan hücrelerinin tüm tipleri verilmiştir.
ØLenfositler
ØMonositler
ØGranülositler
ØB-Hücreleri
ØPlazma hücreleri
ØT-Hücreleri
ØYardımcı T-Hücreleri
ØKatil T-Hücreleri
ØBaskılayıcı T-Hücreleri
ØDoğal Katil Hücreleri
ØNötrofiller
ØBazofiller
ØFagositler
ØMakrofajlar
LÖKOSİTLER:
Bütün bu farklı hücre tiplerine ait isimleri ve fonksiyonları öğrenmek biraz zor ancak bunları öğrendiğiniz takdirde bilimsel makaleleri daha rahat anlayabilirsiniz. Aşağıda bu farklı tipteki hücreleri anlamanıza yardımcı olacak kısa bir özet bulunmaktadır.
Tüm beyaz kan hücreleri lökosit olarak bilinmektedir. Beyaz kan hücreleri vücuttaki normal hücrelere benzemezler. Bağımsız, tek hücreli organizmalar gibi davranırlar, hareket ederler ve yabancı partikülleri yakalarlar. Beyaz kan hücreleri hareket tarzı olarak amiplere benzerler ve yabancı hücreleri fagositoz ederler. Pek çok beyaz kan hücresi bölünmezler ancak vücudun belirli bölgesinde onları üreten fabrikalar vardır. Bu fabrikalar ise kemik ilikleridir.
Lökositler 3 gruba ayrılırlar
Gronülositler, lökositlerin %50-60’ını oluştururlar. Gronülositler de kendi arasında 3 gruba ayrılırlar. Nötrofiller, Eosinofiller ve bazofiller. Gronülositler isimlerini taşıdıkları granüllerden alırlar. Bu granüller hücre tipine bağlı olarak farklı tipteki kimyasallar içerirler.
Lenfositler; Lökositlerin %30-40’ını oluştururlar. Lenfositler de kendi arasında iki grupa ayrılırlar; B-Hücreleri (kemik iliğinde olgunlaşırlar) ve T-Hücreleri (timusta olgunlaşırlar)
Monositler; Lökositlerin yaklaşık %7’sini oluştururlar. Monositler daha sonra makrofajlara dönüşürler.
Tüm beyaz kan hücreleri kemik iliğinde ? kök hücreleri olgunlaştıkları zaman pek çok farklı tipte lökosite dönüşen hücrelerdir. Mesela bir fare alırsınız, onun yeni kan hücreleri meydana getirecek olan kemik iliğini radyasyon ile öldürürsünüz ve sonra farenin kan dolaşımına kök hücreleri enjekte ederseniz kök hücreleri bölünecek ve beyaz kan hücrelerinin tüm tiplerine farklılaşacaktırlar. bir “Kemik İliği Transplantayonu” bir vericiden alınan kan hücrelerinin kan dolaşımına enjekte edilmesi ile başarılmaktadır. Kök hücreleri yollarını şaşırtıcı bir şekilde bularak, iliğe yerleşmekte ve orayı evi yapmaktadır. Her bir tipteki beyaz kan hücresi İ.S.’de özel bir rol oynamaktadır ve ayrıca kendilerini farklı yönlerde değiştirebilirler.
Nötrofller: nötrofiller en çok görülen beyaz kan hücreleridir. Kemik iliğinde her gün trilyonlarca üretilirler ve kan dolaşımına salınırlar. Ancak yaşamları kısadır (genellikle bir gün). Kan dolaşımındaki nötrofiller kılcal damarların duvarlarından dokulara geçiş yapabilirler. Nötrofiller yabancı maddelerle karşılaştıkları zaman çekimlenirler. Bir yeriniz kesildiği zaman nötrofiller kemotaxis adı verilen bir işlem ile çekimlenirler. Pek çok tek hücreli organizmalar aynı işlemi kullanırlar. Kemotaxis, bir kimyasalın yüksek konsantrasyonlarında mobil hücrelerin hareketlenmeleridir. Nötrtofil yabancı partikülü veya bir bakteriyi bulduğu zaman onu fagosite eder ve enzim salgılar. Granüllerindeki Hidrojen Peroxid ve diğer kimyasallar bakteriyi öldürür. Ciddi bir enfeksiyonda ise irin meydana gelir. İrin basitçe ölü nötrofil ve diğer hücresel kalıntılardır denilebilir.
Eosinofiller ve Basofiller: Eosinofiller ve Basofiller nötrofiller kadar yaygın değildirler. Eosinofiller derideki ve akciğerdeki parazitlere odaklanmışlardır. Basofiller ise histamin taşırlar ve bu nedenle inflammasyonun meydana gelmesinde önemlidir. İ.S. açısından inflammasyon iyi bir şeydir. Kapillerlerin genişlemesini sağlar ve daha fazla kan akışına olanak verir. Böylelikle İ.S.’in hücreleri enfeksiyon bölgesine ulaşır.
Makrofajlar: Makrofajlar en büyük kan hücreleridir. Monositler kemik iliğinden salgılanırlar, kan dolaşımında bulunurlar dokulara girerler ve makrofajlara dönüşürler. Pek çok sinir dokusu kendi makrofajına sahiptir. Mesela bazı makrofajlar akciğerde yaşar ve akciğerlerin temiz tutulmasını ( toz ve sigara dumanı gibi yabancı partiküllerden ) sağlar ve hastalanmasını önler ( bakteri ve mikroplar tarafından ) derideki makrofajlar, langerhans hücreleri olarak adlandırılır. Ayrıca makrofajlar serbestçe dolaşırlar. Diğer bir görevleri de ölü nötrofilleri ve irini temizlemektir.
Lenfositler: Lenfositler pek çok bakteriyel ve viral enfeksiyonlar ile mücadele ederler. Lenfositler kemik iliğinden kaynaklanırlar. İlikte olgunlaşan hücreler, kan dolaşımına girmeden önce B-Hücreleri oluştururlar. T-Hücreleri de ilikten kaynaklanırlar ancak kan dolaşımı ile timusa hareket ederler. Ve orada olgunlaşırlar. T-Hücreleri ve B-Hücreleri sıklıkla kan dolaşımında bulunurlar ancak lenf dolaşımında yoğunlaşmaya meyillidirler. (özellikle timus ve dalak gibi lenf nodüllerinde )
B-Hücreleri: B-Hücreleri uyarıldıkları zaman plazma hücreleri olgunlaşmaktadır. Bu hücreler antikor meydana getirirler. Her istilacı yabancı faktör için özel bir B-Hücresi vardır. Eğer bu istilacı ile karşılaşırsa B-Hücreleri bu istilacıya özel milyonlarca antikor salgılar.
T-Hücreleri: T-Hücreleri yabancı hücreler saldırırlar ve onları öldürürler. T-Hücreleri katil T-Hücreleri olarak bilinir ve bu hücreler vücuttaki virüsleri sezer ve onları öldürür. Diğer iki tip T-Hücreleri ise yardımcı ve baskılayıcı T-Hücreleridir. Bu hücreler Katil T-Hücrelerine yardım ederek immun cevabın oluşmasına katkıda bulunurlar.
Yardımcı T-Hücreleri oldukça ilginç ve de önemlidir. Bu hücreler makrofajlar tarafından salgılanan İnterlökin –1 ile aktive edilir. Aktive edilen yardımcı T-Hücreleri önce İnterlökin-2 üretirler sonra interferon ve diğer kimyasalları salgılarlar. Nötrofiller, makrofajlar , T-Hücreleri ve B-Hücreleri arasındaki etkileşim düzeyi gerçekten de çok şaşırtıcıdır
Beyaz Kan Hücreleri:Beyaz kan hücreleri İ.S. için çok önemli olduklarından bunlar İ.S.’in sağlıklı olup olmadığını anlamak için kullanılırlar. Güçlü bağışıklık sistemini veya zayıf bağışıklık sistemini tanımlamak için bir kan örneğindeki farklı Beyaz Kan Hücreleri sayılır. Normal bir beyaz kan hücresi sayısı, 1ml kanda 4000-11000 hücredir. Baskılayıcı T-Hücresi ile yardımcı T-Hücresi arasındaki oran 1.8-2.0 ise normaldir. 1ml. Kandaki normal nötrofil miktarı ise 1.500-8.000’dir.
Beyaz Kan hücreleri hakkında sorulabilecek önemli bir soru “ Beyaz Kan Hücrelerinin neye saldıracaklarını nasıl bildikleridir ” Neden Beyaz Kan Hücreleri vücuttaki diğer bütün hücrelere saldırmıyor ? Vücudumuzdaki tüm hücrelerin içersinde “Major Histocompatibility Kompleksi (MHC) ” adı verilen bir sistem mevcuttur. Bu sistem vücudumuzun hücrelerini işaretlemektedir.İ.S. bu işareti taşımayan bir hücre bulduğu zaman bu hücrenin size ait olup olmadığını tanımlıyor ve harekete geçiyor.
Bir organizmanın hemen hemen tüm hücrelerinin membranlarında bulunan MHC protein moleküllerinin iki tipi vardır. İnsanlarda bu moleküller 6 kromozom üzerinde aynı bölgede toplanmış birkaç gen tarafından kodlanmıştır. Her gen oldukça fazla sayıda allele sahiptir (bir genin değişik formları) sonuç olarak iki farklı bireyin aynı MHC molekülüne sahip olması oldukça nadirdir. Bu da doku uyuşmazlığının temel nedenini oluşturmaktadır.
MHC molekülleri immun sistemin önemli bileşenlerindendir. MHC molekülleri, istilacı hücrenin dış yüzeyine ait olan protein fragmentlerini İ.S. hücrelerine sunarak immun cevabın oluşmasını sağlayan T-Hücreleri MHC moleküllerine bağlı olan yabancı proteinleri tanır ve bağlanır. Bu, T-Hücresini enfekte olmuş hücreyi yok etmesi veya tamir etmesi için uyarır. Enfekte olmuş sağlıklı hücrelerde MHC molekülü kendi hücresine ait olan peptidleri sunar, böylece T-Hücreleri de bu hücrelere karşı reaksiyon göstermez. Bununla birlikte immun sistem doğru çalışmaz ise T-Hücreleri kendi peptidlerine reaksiyon göstereceklerdir. Buda otoimmun hastalıkların meydana gelmesine neden olur.
Tüm bu bilgiler, İ.S. ile ilgili meseleleri daha rahat anlayabilmenizi sağlayacaktır. Aşağıda İ.S. ile ilişkili bazı olaylara değinilmiştir.
AŞI NASIL ÇALIŞIR:
Bazı hastalıkları bir defa geçirirseniz, bir daha aynı hastalığı geçirmezsiniz. Kızamık veya suçiçeği buna güzel birer örnektir. Hastalık başladığı zaman İ.S. hastalığı durdurmak için işlemeye başlar. Vücudunuzda virüsü tanıyan ve onun için antikor üretmeye başlayan B-Hücreleri vardır. Ancak her bir antikor için sadece birkaç özel B-Hücresi vardır. Bir hastalık bu özel B-Hücreleri tarafından tanındıkları zaman, plazma hücrelerine dönüşürler. Ve çoğalmaya başlayarak antikor üretirler. Bu işlem zaman alır ancak hastalıkların bir an önce yok edilmeye başladığı zaman bu hastalığa özgü B-Hücreleri kendilerini çoğaltırlar ancak antikor üretmezler. Bu ikinci B-Hücresi takımı vücudumuzda uzun yıllar kalırlar. Eğer aynı hastalı tekrar belirirse, immun cevap artık çok daha hızlı olacaktır.
Aşı, hastalığın zayıflatılmış formudur. Hastalığın ya öldürülmüş hali veya hastalık virüsüne benzer ancak daha zararsızını taşır. Aşı vücuda verildiği zaman İ.S. hemen cevap oluşturacaktır. Ancak patojen zayıflatılmış olduğu için hastalığın semptomları (belirtileri) ortaya çıkmamaktadır. Artık vücudunuzda gerçek hatalık belirdiği zaman vücudunuz derhal bu hastalığı yok edebilecektir.
Pek çok hastalık aşılarla tedavi edilemez. Soğuk algınlığı ve grip, iki güzel örnektir. Bu hastalıklar çok çabuk mutasyona uğrarlar ve pek çok farklı cinslere sahiptir. Her grip olduğunuzda aynı hastalığın farklı bir tipine yakalanıyorsunuzdur.
AIDS (Acquired Immun Deficiency Syndrome)
AIDS , HIV (The Human Immunodeficiency Virus) tarafından meydana getirilen bir hastalıktır. Bu hastalı İ.S.’e özeldir çünkü virüs İ.S. hücrelerine saldırır. Aslında yardımcı T-Hücreleri içerisinde çoğalır ve bu işlem içerisinde onları yok eder. Yardımcı T-Hücreleri olmazsa, İ.S.’in düzeni bozulur ve çoğalmaz duruma gelir. Hasta, bu durumda çok basit bir hastalıktan dolayı ölebilir.
ANTIBIYOTIKLER NASIL ÇALIŞIR:
Bazen İ.S., bakterilerin üremesini ve toksin üretmesini önleyecek kadar hızlı çalışmamaktadır. Bu durumda İ.S. bakteriyi yok edinceye kadar belirgin bir zarar meydana gelmektedir. Bu gibi durumlarda İ.S.’e bakterileri doğrudan öldürecek bir takım işlemler ile yardım etmek iyi olur.
Antibiyotikler bakteriyal enfeksiyonlara karşı etkilidir. Antibiyotikler bakteri hücresini öldürürken , vücudumuzdaki hücrelere zarar vermeyen kimyasallardır. Mesela pek çok antibiyotik bakterinin hücre duvarını parçalamaktadır. İnsan hücrelerinde hücre duvarı olmadığı için bu durumdan etkilenilmemektedir. Farklı antibiyotikler bakteri hücrelerinin farklı bölgelerine etki etmektedir. Bu yüzden antibiyotikler farklı bakteriler üzerinde fazla veya az derecede etkin olabilmektedir. Virüs canlı olmadığı için antibiyotiklerin virüsler üzerinde bir etkisi yoktur.
Antibiyotikler ile ilgili problem zamanla etkilerini yitirmeleridir. Eğer antibiyotik alıyorsanız, normal olarak 7-10 gün sonra bütün bakterileri öldürecektir. Kendinizi 1-2 gün içersinde daha iyi hissedersiniz antibiyotik bakterilerin büyük bir çoğunluğunu çok hızlı bir şekilde yok edecektir. Bununla birlikte bir bakteri mutasyon içeriyor ise antibiyotiğe rağmen canlı kalacaktır. Bu bakteri daha sonra üreyecek ve tüm hastalık mutasyona uğramış olacaktır. Artık eski antibiyotik bu hastalık üzerinde etki etmeyecektir. Bu işlem zaman içerisinde büyük bir problem haline gelmiştir ve tıp çevrelerinde oldukça üzerinde durulmaktadır.
İ.S. NE ZAMAN HATA YAPAR :
Bazen İ.S. hata yapabilir. Bu hasalardan birisine otoimmunite adı verilir. Otoimmunite, İ.S.’in kendi vücut hücrelerine saldırmasıdır. Bununla ilgili iki tane hastalık örnek verilebilir. Juvenileonset şek hastalığı, İ.S.’in pankreasta insülin üreten hücrelere saldırması ile ortaya çıkar. Rheumatoid arthritis ise İ.S.’in eklem yerlerindeki dokulara saldırması ile ortaya çıkar.
Alerjiler, İ.S.’in hatalarından kaynaklan rahatsızlıklardandır. Bazı nedenlerden dolayı, insanlar bir takım alerjen maddelere çok fazla reaksiyon göstermektedir. Alerjen bir besin maddesi,bir polen veya bir hayvan tüyü olabilir. Mesela bir polene alerjisi olan insanın burnu akabilir., gözleri sulanabilir,aksırabilir vs. bu reaksiyonlar öncelikle nasal geçişteki mast hücrelerinden dolayı olur. Polene karşı reaksiyonda mast hücreleri histamin salgılarlar. Histamin, inflammasyon (kan damarlarından kan akışının artması) neden olur. Histamin ayrıca kaşınmaya da neden olur. Bu türlü semptomları ortadan kaldırmak için antihistamin gibi ilaçlar kullanılır.
İ.S. problemleri ile ilgili son örnek ise nakledilmiş dokular üzerine İ.S.’in etkileridir. Aslında bu bir hata değildir. Ancak doku naklini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Yabancı bir doku vücudunuza yerleştirildiği zaman, bu dokuya ait hücreler doğru tanımlanmayı içermediği için İ.S. bu hücrelere saldıracaktır. Bu durum önlenemiyor ancak doku vericisi ile alıcısı arasında çok dikkatli bir eşleştirme yapılarak ve immun sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanılarak üstesinden gelinmeye çalışılıyor. Elbette ki İ.S.’i baskılamak diğer hastalılara davetiye çıkarmaktır.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
bileşenleri, immun, sistemin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Immun sistemin temelleri Ecrin Mikrobiyoloji 0 06 Kasım 2011 16:50
Immun sistem nasil çalişir Ecrin Mikrobiyoloji 0 06 Kasım 2011 16:49
Com Bileşenleri Sunay C# 0 23 Nisan 2010 20:34
Canlıların Temel Bileşenleri YapraK Biyoloji 0 30 Nisan 2009 05:08
Network Bileşenleri root Ağ, Network ve Networking 2 03 Ocak 2006 16:06