IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16 Ocak 2016, 22:38   #1
Çevrimiçi
Mikroorganizmaların Sınıflandırılması ve İsimlendirilmesi


sohbet


1675 Yılında Anton Van Leewenhoek(layvenhuk)’un mikroskobu keşfiyle, mikroorganizmalar bulunmuştur. Mikroorganizmalar ancak bu keşiften sonra incelenmeye başlanabilmiştir. Mikroorganizmaların incelendiği bilim dalına “mikrobiyoloji” denir. Yaklaşık 200 yıl sonra Louis Pasteur fermentasyon prosesi üzerinde çalışarak, şaraplarda istenmeyen lezzet oluşumunda mikroorganizmaların rolleri olduğunu kanıtlamış ve ısıl işlem uygulamasının istenmeyen mikroorganizmaların inaktivasyonunda etkili olduğunu saptamıştır. Pastörizasyon olarak adlandırılan bu uygulama günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Aynı dönemde Rober Koch Antraks basili (1877), tüberküloz basili (1882)!, kolera basili (1883) nin keşfi ve Koch postülatlarını geliştirilmesi çalışmaları da mikrobiyoloji bilimine önemli katkıları olmuştur. Bu çalışmalar günümüze kadar hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Şarbon, veba, kolera, çiçek gibi hastalıkların etkenleri saf kültür halinde elde edilmiş ve bunlarla hastalıklara karşı koruyucu aşılar hazırlanmıştır. Diğer taraftan mikroorganizmaların peynir, yoğurt, ekmek, sirke, bira, şarap gibi besin maddelerinin ve içeceklerinin elde edilmesinde gerekli oldukları gösterilmiştir.

Gıdalar uygun koşullarda üretilmedikleri takdirde içerdikleri besin elementleri mikrobiyal gelişmeyi teşvik ederek gıda kaynaklı hastalıklara ve gıda bozulmalarına neden olur. Günümüzde gıda kaynaklı hastalık ve zehirlenmelerde mikroorganizmaların ilk sıralarda yer aldıkları belirtilmektedir. Öte yandan mikroorganizmalar doğada çok yararlı roller de üstlenmişlerdir. Kompleks organik maddelerin parçalanmasında rol oynayarak, toprağa tekrar besin elementi olarak dönüşümlerini sağlarlar. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi ekmek, yoğurt, peynir ve bunun gibi fermente gıdalar, alkollü içecekler ile çeşitli gıda katkı ve ingrediyentleri(farklı maddeler), protein, yağ ve probiyotik ürün eldesinde de kullanılmaktadır. Bunların yanında genetik modifikasyon uygulamalarında da mikroorganizmalardan yararlanılmaktadır.

Gıda kaynaklı başlıca mikroorganizma grupları bakteriler, mayalar, küfler ve virüslerdir. Bunların dışında bazı algler, protozoerler ve makro parazitler de gıda mikrobiyolojisinin inceleme alanı içinde yer alan diğer organizma gruplardır. Küfler üzerinde geliştirdikleri gıdalarda ürettikleri mikotoksinlerle(en önemlisi aflatoksin-mantarlar tarfından sentezlenen toksik metabolitlerdir), algler (su ortamında yaşayan tek hücreli canlı) ise su ürünleri kanalıyla dolaylı olarak gıda güvenliğini etkilemektedir. Bakteri, maya ve küfler (bitki veya hayvanlar üzerinde yaşayan mikroskobik mantarlar) aynı zamanda gıda bozulma etkenleridir. Öte yandan, bazı bakteri, küf, maya, alg türlerinden çeşitli gıdaların , gıda katkılarının, sağlıklı beslenme ürünlerinin eldesinde yararlanılmaktadır. Sonuçta tabiyatta bulunan çok sayıda mikroorganizmadan sadece birkaç yüzü insanlar için faydalı ürün üretirler. Ancak faydalılık veya zararlılığın kesin bir sınırı yoktur.

Mikroorganizmaların Sınıflandırılması ve İsimlendirilmesi

Dünyada yaklaşık 10 milyon canlı türü olduğunu tahmin ederek, bunların binlercesini de mikroorganizmaların oluşturduğunu düşünürsek, canlıları iyi tanıyabilmek için bir sınıflandırmaya ihtiyacımız olduğumuzu görürüz. Bu yüzden bilim adamları canlıları benzerliklerine göre sınıflandırmışlardır. Daha açık bir ifade ile mikroorganizmalar, doğal benzerliklerin ortaya çıkarılması, çeşitli organizmaların ne tip bir gelişme izlediklerinin belirlenmesi ve tanımlanma işlemlerinin kolaylaştırılması amaçları ile sınıflandırılmaktadırlar.

Mikroorganizmaların keşfinden önce, doğadaki bütün canlı yaratıkların hayvan ya da bitki orijinli olduğu ve başka ara türlerin olmayacağı düşünülürdü. Mikroskobun keşfi ve bunun yardımı ile mikroorganizmaların bulunması, durumu tamamıyla değiştirmiş ve gözle görülmeyen başka bir Mikroskobik canlılar aleminin varlığını ortaya koymuştur. Mikroorganizmaları belli, geçerli ve devamlı bir klasifikasyona tabi tutma fikri eskiden başlamış olmasına karşın, yeni mikropların bulunması ve bunların değişik karakterlere sahip olmaları nedeniyle yapılan sistematikler devamlı değişmekte ve yerlerine yeni bulgulara uygun olanları hazırlanmakta ve konulmaktadır. Ayrıca mikroorganizmaların gözle görülmemeleri ve küçük olmaları bunların birçok özelliğinin saptanamamasına da yol açmaktadır. Bu durum da sistematiğin geçerliğini ve devamlılığını olumsuz yönde etkilemektedir. Mikrobiyolojik teknikler ilerledikçe, mikroorganizmaların karakterlerinin büyük bir bölümü açığa kavuşmakta ve sistematikteki yerleri de daha sağlam, belirgin ve değişik olmaktadır.

Mikropları ilk bulan, şekillerini çizen ve hareketlerini izleyen A. van Leeuwenhoek’dan sonra, İsveçli bir botanist olan Carolus Linneaus bakterileri kendi yaptığı bir sınıflamaya dahil etmiş ve ilk defa binomial sistem içinde klasifikasyona çalışmıştır. Bu sistemde, bir mikroorganizma iki bilimsel adla belirlenmektedir. Bunlardan biri cins (genus) ve diğeri de tür (species) ismidir. Danimarkalı bir doğa bilimcisi olan Otto Frederich Müller, kendi sistematiğinde bakteri içeren iki cinse yer vermiştir. 1-Monas: oval ve yuvarlak bakteri türlerini ve 2- Vibrio: uzun formlu (çomak biçiminde) olanları içine almaktadır. Bir Alman zoolojist olan C.G.Ehrenberg sınıflandırmayı biraz genişletmiş içine bakterilerin yanı sıra protozoonları da katmış, mikroorganizmaları 4 cinse ayırmıştır (Bacterium, Spirillum, Spirochaeta, Spirodiscus). Alman bir biyolojist olan E.H.Haekel, tek hücreli organizmaları, gerçek hayvanlardan ve bitkilerden ayırmak için, bunları üçüncü bir grup olan protista adı altında toplamıştır. Steiner ve ark. 1957’de, protistayı da iki bölüme ayırmıştır. Biri yüksek protistalar (yeşil algler, protozoalar, mantar, mukoid mantarlar, chlorofit, euglonofit, pyrrofit) ve diğeri de basit protistalar (bakteriler ve mavi-yeşil algler).

Mikroorganizmaların morfolojik karakterlerini esas alan bir klasifikasyon F.Cohn tarafından yapılmıştır. Bu sınıflamada birçok sporlu mikroplara da yer verilmiştir. Migula, mikropları sadece morfolojilerine göre değil, aynı zamanda renk (koloni) ve bazı ****olojik karakterlerini dikkate alan (nitrogen fiksasyonu gibi) bir sistem geliştirmiştir. Orla-Jensen 1909’da, bakterilerin ****olojik özelliklerini içine alan bir sistematik hazırlamış ve bu klasifikasyon sonrakilere örnek teşkil etmiştir.

Aslında bu iki kelime (prokaryotik ve ökaryotik) daha ziyade nukleuslara göre yapılmış bir tanımlamadır. Prokaryotikler ilkel nukleusa sahip olanlar ve ökaryotikler ise gerçek nukleus’lu olanları ifade eder. Ancak, bu temel görüşlere, daha birçok karakterler de katılarak kapsamları genişletilmiştir. Tarihsel gelişmede de, ilk önce prokaryotiklerin ve sonra da diğer aşamalarda ökaryotiklerin meydana geldiği kabul edilmektedir.

Bu tanımlamalar ilk yapıldığı sıralarda bakteriler prokaryotiklere dahil edilmiş, buna karşın mantar, maya, alg, protozoa, bitki ve hayvanlar ise ökaryotikler içinde konulmuştur. Viruslar ise bu iki grubun dışında tutulmuştur.

Alem: Birbiri ile bağlantılı filumlar grubu. Filum/Bölüm: Birbiri ile bağlantılı sınıflar grubu. Sınıf: Birbiri ile bağlantılı takımlar grubu. Takım: Birbiri ile bağlantılı familyalar grubu. Familya/Aile: Birbiri ile bağlantılı cinsler grubu. Cins: Birbiri ile bağlantılı türler grubu. Tür: Tek bir mikroorganizma.

İki mikrooragnizma türü arasında benzerlik %90 olmalıdır.

Bakterileri modern anlamda ilk sistematize etmek, 1917 de Buchanan ile başlamıştır. Buchanan, Schizomycetes sınıfını 6 takıma ayırmayı teklif etmiştir. Yukarıda gösterildiği gibi bakteriler, bir çok karakterler esas alınarak sınıflandırmalara tabi tutulmuşlardır. Bunların avantaj ve dezavantajları olduğu gibi zamana göre de değişiklikler göstermektedirler. Ele alınan başlıca kriterler ve bunlara göre yapılan sınıflandırmaların en önemlileri aşağıda bildirilmiştir.

1) Doğal (filojenik) klasifikasyon: Bu sistematiğin esasını, mikroorganizmalardan birbirlerine çok benzeyenleri, muhtemelen aynı orijinden gelenleri, bir araya toplamak ayrı karakter taşıyanları çıkarmak oluşturmaktadır.

2) Numerikal klasifikason: Bu sistemde mikroorganizmaların benzeyen ve benzemeyen yönleri değerlendirmeye tabi tutulur. Böylece, taksonomik uzaklık, ortak olan karakterlerin toplam karakterlere oranından hesaplanır. Benzer karakterlere (+) ve benzemeyenlere de (-) puan verilir. Değerlendirmeler aşağıdaki tarz da yapılır. Örn, iki mikroorganizmanın arasındaki benzerlik ve uygunluk kat sayısının tayininde:

Benzerlik indeksi (%S) = (Nsp X 100) / (Nsp + Nd)

Benzerlik koefisienti (katsayısı ; %S) = (Nsp X Nsn X 100) / (Nsp + Nsn + nd)

Nsp: Her iki suşta da benzer (pozitif) olan karakterler

Nsn: Her iki suşta benzer olmayan (negatif) karakterler

Nd: Birinde pozitif ve diğerinde negatif olan karakterler

Birbirlerine benzer durumlarda S=100 ve hiç benzemeyenler de S=0 olur. Böylece mikroorganizmalar 100 ile 0 arasında benzerlik indeksine göre sıralanırlar.

3) Genetik klasifikasyon: Son yıllarda, mikroorganizmalar arasında genetik materyalleri, özellikle DNA’ları, arasındaki homojenlik durumlarına dayanan daha esaslı ve tutarlı bir klasifikasyona gidilmektedir.

4) Antijenik klasifikasyon: Bazı bakteri familya veya cinslerini kapsayan ve antijenik yapılarını esas alan bir klasifikasyon da yapılmıştır. Ancak, bu genetik sınıflama kadar genellenememektedir. Çünkü, cins veya türler içinde çok fazla antijenik değişmeler ortaya çıkmaktadır.

5) Fajla tiplendirme: Türler içi veya türler arası ilişkiyi saptamada fajla tiplendirme de kullanılmaktadır. Aynı türe ait suşlar, kendilerine özgü fajlara göre gruplara ayrılabilmektedirler.

6) Kemotaksonomi: Daha az oranda spesifitesi olan ve bakterilerin kimyasal yapılarını esas alan bu sınıflama da, bakterilerde çok değişken olan yapısal özellikler nedeniyle genetik sınıflama kadar tutarlı bulunmamaktadır. Bakterilerin kimyasal yapıları her ne kadar genetik bir özellik gösterirse de, bunların yetiştiği veya ürediği besi yerinin kimyasal yapısı, osmotik basıncı, pH, vs. gibi çevresel koşullar da fazlaca etkilenmekte ve değişebilmektedir.

Mikroorganizmalar biyolojik olarak 5 sınıfa ayrılırlar:

Bakteriler (prokaryot)
Protozoerler(ökaryot)
Algler(ökaryot)
Virüsler
Maya ve küfler (ökaryot)

Mikroorganizmaların isimlendirilmesi ve bunun belli bir düzen ve kurala bağlanması, pratik yönden büyük yararlar sağlamaktadır. Aksi hallerde, her araştırıcı bulduğu mikroorganizmaya kendine göre bir isim verecek ve böylece aynı mikroorganizmanın bir çok değişik adları olacaktır. Mikroorganizmaların bilimsel adları iki kelimeden oluşmaktadır. İlk kelime cins’i (genus) göstermekte ve büyük harfle başlamakta ve genellikle Latince’den orijin almaktadır. Ancak, bu cins ismi, mikroorganizmayı bulanın adını veya morfolojik, ****olojik veya diğer karakterlerini gösteren bir kelimeden de oluşabilmektedir. İkinci isim ise, tür (species) adı olup küçük harfle yazılır. Bu son isim, mikroorganizmanın çeşitli karakterlerini yansıtmaktadır (koloni rengi, yerleştiği yer, oluşturduğu hastalık, biçim, vs.). Bu cins ve tür adlarının Latin orijinli olması yanı sıra, Yunanca’dan da yararlanılmaktadır. Her iki isim de italik olarak basılır. Öreğin Bacillus anthracis, Bacillus cereus, Bacillus subtilis, Staphylococus aureus, Proteus vulgaris, Salmonella typhi vs. gibi

Cins isimi, ilk veya birkaç harfi yazılarak kısaltılabilir. Metinde ilk kez geçtiğinde açık sonra kısa yazılır. Örneğin, B. anthracis, B. cereus, S. typhi, Staph. aureus (veya S. aureus), Str. equi (S. equi), Str. pyogenes (S. pyogenes), Pr. vulgaris (P. vulgaris), Br. melitensis (B. melitensis) gibi. Ancak, son yıllarda cins isim olarak sadece tek harf kullanma eğilimi yaygın bir duruma gelmiştir.

Cins isim, bazen, o mikroorganizmayı bulan kişinin adını taşıyabilir. Örneğin Escherichiacoli, Salmonella abortus ovis, Brucella melitensis, Pasteurellamultocida, Neisseriameningitidis, vs. gibi.

Tür ismi, orijinini, genellikle, mikroorganizmanın çeşitli özelliklerinden alırlar. Örn, coli, orijinini colon (barsak) kelimesinden almaktadır, Benzer şekilde aureus, altın sarısı, aerogenes, gaz oluşturan, albus beyaz, pyogenes irin oluşturan, abortus yavru atan gibi.

Virüslerin isimlendirilmesinde ise diğer mikroorganizmalar gibi spesifik sistematik isimler kullanılmamaktadır. Virüsler genellikle harflerle alfabetik olarak, numaralama sistemi ile veya oluşturdukları hastalıklara göre tanımlanmaktadır.




aLinti..
1675 Yılında Anton Van Leewenhoek(layvenhuk)’un mikroskobu keşfiyle, mikroorganizmalar bulunmuştur. Mikroorganizmalar ancak bu keşiften sonra incelenmeye başlanabilmiştir. Mikroorganizmaların incelendiği bilim dalına “mikrobiyoloji” denir. Yaklaşık 200 yıl sonra Louis Pasteur fermentasyon prosesi üzerinde çalışarak, şaraplarda istenmeyen lezzet oluşumunda mikroorganizmaların rolleri olduğunu kanıtlamış ve ısıl işlem uygulamasının istenmeyen mikroorganizmaların inaktivasyonunda etkili olduğunu saptamıştır. Pastörizasyon olarak adlandırılan bu uygulama günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Aynı dönemde Rober Koch Antraks basili (1877), tüberküloz basili (1882)!, kolera basili (1883) nin keşfi ve Koch postülatlarını geliştirilmesi çalışmaları da mikrobiyoloji bilimine önemli katkıları olmuştur. Bu çalışmalar günümüze kadar hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Şarbon, veba, kolera, çiçek gibi hastalıkların etkenleri saf kültür halinde elde edilmiş ve bunlarla hastalıklara karşı koruyucu aşılar hazırlanmıştır. Diğer taraftan mikroorganizmaların peynir, yoğurt, ekmek, sirke, bira, şarap gibi besin maddelerinin ve içeceklerinin elde edilmesinde gerekli oldukları gösterilmiştir.

Gıdalar uygun koşullarda üretilmedikleri takdirde içerdikleri besin elementleri mikrobiyal gelişmeyi teşvik ederek gıda kaynaklı hastalıklara ve gıda bozulmalarına neden olur. Günümüzde gıda kaynaklı hastalık ve zehirlenmelerde mikroorganizmaların ilk sıralarda yer aldıkları belirtilmektedir. Öte yandan mikroorganizmalar doğada çok yararlı roller de üstlenmişlerdir. Kompleks organik maddelerin parçalanmasında rol oynayarak, toprağa tekrar besin elementi olarak dönüşümlerini sağlarlar. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi ekmek, yoğurt, peynir ve bunun gibi fermente gıdalar, alkollü içecekler ile çeşitli gıda katkı ve ingrediyentleri(farklı maddeler), protein, yağ ve probiyotik ürün eldesinde de kullanılmaktadır. Bunların yanında genetik modifikasyon uygulamalarında da mikroorganizmalardan yararlanılmaktadır.

Gıda kaynaklı başlıca mikroorganizma grupları bakteriler, mayalar, küfler ve virüslerdir. Bunların dışında bazı algler, protozoerler ve makro parazitler de gıda mikrobiyolojisinin inceleme alanı içinde yer alan diğer organizma gruplardır. Küfler üzerinde geliştirdikleri gıdalarda ürettikleri mikotoksinlerle(en önemlisi aflatoksin-mantarlar tarfından sentezlenen toksik metabolitlerdir), algler (su ortamında yaşayan tek hücreli canlı) ise su ürünleri kanalıyla dolaylı olarak gıda güvenliğini etkilemektedir. Bakteri, maya ve küfler (bitki veya hayvanlar üzerinde yaşayan mikroskobik mantarlar) aynı zamanda gıda bozulma etkenleridir. Öte yandan, bazı bakteri, küf, maya, alg türlerinden çeşitli gıdaların , gıda katkılarının, sağlıklı beslenme ürünlerinin eldesinde yararlanılmaktadır. Sonuçta tabiyatta bulunan çok sayıda mikroorganizmadan sadece birkaç yüzü insanlar için faydalı ürün üretirler. Ancak faydalılık veya zararlılığın kesin bir sınırı yoktur.

Mikroorganizmaların Sınıflandırılması ve İsimlendirilmesi

Dünyada yaklaşık 10 milyon canlı türü olduğunu tahmin ederek, bunların binlercesini de mikroorganizmaların oluşturduğunu düşünürsek, canlıları iyi tanıyabilmek için bir sınıflandırmaya ihtiyacımız olduğumuzu görürüz. Bu yüzden bilim adamları canlıları benzerliklerine göre sınıflandırmışlardır. Daha açık bir ifade ile mikroorganizmalar, doğal benzerliklerin ortaya çıkarılması, çeşitli organizmaların ne tip bir gelişme izlediklerinin belirlenmesi ve tanımlanma işlemlerinin kolaylaştırılması amaçları ile sınıflandırılmaktadırlar.

Mikroorganizmaların keşfinden önce, doğadaki bütün canlı yaratıkların hayvan ya da bitki orijinli olduğu ve başka ara türlerin olmayacağı düşünülürdü. Mikroskobun keşfi ve bunun yardımı ile mikroorganizmaların bulunması, durumu tamamıyla değiştirmiş ve gözle görülmeyen başka bir Mikroskobik canlılar aleminin varlığını ortaya koymuştur. Mikroorganizmaları belli, geçerli ve devamlı bir klasifikasyona tabi tutma fikri eskiden başlamış olmasına karşın, yeni mikropların bulunması ve bunların değişik karakterlere sahip olmaları nedeniyle yapılan sistematikler devamlı değişmekte ve yerlerine yeni bulgulara uygun olanları hazırlanmakta ve konulmaktadır. Ayrıca mikroorganizmaların gözle görülmemeleri ve küçük olmaları bunların birçok özelliğinin saptanamamasına da yol açmaktadır. Bu durum da sistematiğin geçerliğini ve devamlılığını olumsuz yönde etkilemektedir. Mikrobiyolojik teknikler ilerledikçe, mikroorganizmaların karakterlerinin büyük bir bölümü açığa kavuşmakta ve sistematikteki yerleri de daha sağlam, belirgin ve değişik olmaktadır.

Mikropları ilk bulan, şekillerini çizen ve hareketlerini izleyen A. van Leeuwenhoek’dan sonra, İsveçli bir botanist olan Carolus Linneaus bakterileri kendi yaptığı bir sınıflamaya dahil etmiş ve ilk defa binomial sistem içinde klasifikasyona çalışmıştır. Bu sistemde, bir mikroorganizma iki bilimsel adla belirlenmektedir. Bunlardan biri cins (genus) ve diğeri de tür (species) ismidir. Danimarkalı bir doğa bilimcisi olan Otto Frederich Müller, kendi sistematiğinde bakteri içeren iki cinse yer vermiştir. 1-Monas: oval ve yuvarlak bakteri türlerini ve 2- Vibrio: uzun formlu (çomak biçiminde) olanları içine almaktadır. Bir Alman zoolojist olan C.G.Ehrenberg sınıflandırmayı biraz genişletmiş içine bakterilerin yanı sıra protozoonları da katmış, mikroorganizmaları 4 cinse ayırmıştır (Bacterium, Spirillum, Spirochaeta, Spirodiscus). Alman bir biyolojist olan E.H.Haekel, tek hücreli organizmaları, gerçek hayvanlardan ve bitkilerden ayırmak için, bunları üçüncü bir grup olan protista adı altında toplamıştır. Steiner ve ark. 1957’de, protistayı da iki bölüme ayırmıştır. Biri yüksek protistalar (yeşil algler, protozoalar, mantar, mukoid mantarlar, chlorofit, euglonofit, pyrrofit) ve diğeri de basit protistalar (bakteriler ve mavi-yeşil algler).

Mikroorganizmaların morfolojik karakterlerini esas alan bir klasifikasyon F.Cohn tarafından yapılmıştır. Bu sınıflamada birçok sporlu mikroplara da yer verilmiştir. Migula, mikropları sadece morfolojilerine göre değil, aynı zamanda renk (koloni) ve bazı ****olojik karakterlerini dikkate alan (nitrogen fiksasyonu gibi) bir sistem geliştirmiştir. Orla-Jensen 1909’da, bakterilerin ****olojik özelliklerini içine alan bir sistematik hazırlamış ve bu klasifikasyon sonrakilere örnek teşkil etmiştir.

Aslında bu iki kelime (prokaryotik ve ökaryotik) daha ziyade nukleuslara göre yapılmış bir tanımlamadır. Prokaryotikler ilkel nukleusa sahip olanlar ve ökaryotikler ise gerçek nukleus’lu olanları ifade eder. Ancak, bu temel görüşlere, daha birçok karakterler de katılarak kapsamları genişletilmiştir. Tarihsel gelişmede de, ilk önce prokaryotiklerin ve sonra da diğer aşamalarda ökaryotiklerin meydana geldiği kabul edilmektedir.

Bu tanımlamalar ilk yapıldığı sıralarda bakteriler prokaryotiklere dahil edilmiş, buna karşın mantar, maya, alg, protozoa, bitki ve hayvanlar ise ökaryotikler içinde konulmuştur. Viruslar ise bu iki grubun dışında tutulmuştur.

Alem: Birbiri ile bağlantılı filumlar grubu. Filum/Bölüm: Birbiri ile bağlantılı sınıflar grubu. Sınıf: Birbiri ile bağlantılı takımlar grubu. Takım: Birbiri ile bağlantılı familyalar grubu. Familya/Aile: Birbiri ile bağlantılı cinsler grubu. Cins: Birbiri ile bağlantılı türler grubu. Tür: Tek bir mikroorganizma.

İki mikrooragnizma türü arasında benzerlik %90 olmalıdır.

Bakterileri modern anlamda ilk sistematize etmek, 1917 de Buchanan ile başlamıştır. Buchanan, Schizomycetes sınıfını 6 takıma ayırmayı teklif etmiştir. Yukarıda gösterildiği gibi bakteriler, bir çok karakterler esas alınarak sınıflandırmalara tabi tutulmuşlardır. Bunların avantaj ve dezavantajları olduğu gibi zamana göre de değişiklikler göstermektedirler. Ele alınan başlıca kriterler ve bunlara göre yapılan sınıflandırmaların en önemlileri aşağıda bildirilmiştir.

1) Doğal (filojenik) klasifikasyon: Bu sistematiğin esasını, mikroorganizmalardan birbirlerine çok benzeyenleri, muhtemelen aynı orijinden gelenleri, bir araya toplamak ayrı karakter taşıyanları çıkarmak oluşturmaktadır.

2) Numerikal klasifikason: Bu sistemde mikroorganizmaların benzeyen ve benzemeyen yönleri değerlendirmeye tabi tutulur. Böylece, taksonomik uzaklık, ortak olan karakterlerin toplam karakterlere oranından hesaplanır. Benzer karakterlere (+) ve benzemeyenlere de (-) puan verilir. Değerlendirmeler aşağıdaki tarz da yapılır. Örn, iki mikroorganizmanın arasındaki benzerlik ve uygunluk kat sayısının tayininde:

Benzerlik indeksi (%S) = (Nsp X 100) / (Nsp + Nd)

Benzerlik koefisienti (katsayısı ; %S) = (Nsp X Nsn X 100) / (Nsp + Nsn + nd)

Nsp: Her iki suşta da benzer (pozitif) olan karakterler

Nsn: Her iki suşta benzer olmayan (negatif) karakterler

Nd: Birinde pozitif ve diğerinde negatif olan karakterler

Birbirlerine benzer durumlarda S=100 ve hiç benzemeyenler de S=0 olur. Böylece mikroorganizmalar 100 ile 0 arasında benzerlik indeksine göre sıralanırlar.

3) Genetik klasifikasyon: Son yıllarda, mikroorganizmalar arasında genetik materyalleri, özellikle DNA’ları, arasındaki homojenlik durumlarına dayanan daha esaslı ve tutarlı bir klasifikasyona gidilmektedir.

4) Antijenik klasifikasyon: Bazı bakteri familya veya cinslerini kapsayan ve antijenik yapılarını esas alan bir klasifikasyon da yapılmıştır. Ancak, bu genetik sınıflama kadar genellenememektedir. Çünkü, cins veya türler içinde çok fazla antijenik değişmeler ortaya çıkmaktadır.

5) Fajla tiplendirme: Türler içi veya türler arası ilişkiyi saptamada fajla tiplendirme de kullanılmaktadır. Aynı türe ait suşlar, kendilerine özgü fajlara göre gruplara ayrılabilmektedirler.

6) Kemotaksonomi: Daha az oranda spesifitesi olan ve bakterilerin kimyasal yapılarını esas alan bu sınıflama da, bakterilerde çok değişken olan yapısal özellikler nedeniyle genetik sınıflama kadar tutarlı bulunmamaktadır. Bakterilerin kimyasal yapıları her ne kadar genetik bir özellik gösterirse de, bunların yetiştiği veya ürediği besi yerinin kimyasal yapısı, osmotik basıncı, pH, vs. gibi çevresel koşullar da fazlaca etkilenmekte ve değişebilmektedir.

Mikroorganizmalar biyolojik olarak 5 sınıfa ayrılırlar:

Bakteriler (prokaryot)
Protozoerler(ökaryot)
Algler(ökaryot)
Virüsler
Maya ve küfler (ökaryot)

Mikroorganizmaların isimlendirilmesi ve bunun belli bir düzen ve kurala bağlanması, pratik yönden büyük yararlar sağlamaktadır. Aksi hallerde, her araştırıcı bulduğu mikroorganizmaya kendine göre bir isim verecek ve böylece aynı mikroorganizmanın bir çok değişik adları olacaktır. Mikroorganizmaların bilimsel adları iki kelimeden oluşmaktadır. İlk kelime cins’i (genus) göstermekte ve büyük harfle başlamakta ve genellikle Latince’den orijin almaktadır. Ancak, bu cins ismi, mikroorganizmayı bulanın adını veya morfolojik, ****olojik veya diğer karakterlerini gösteren bir kelimeden de oluşabilmektedir. İkinci isim ise, tür (species) adı olup küçük harfle yazılır. Bu son isim, mikroorganizmanın çeşitli karakterlerini yansıtmaktadır (koloni rengi, yerleştiği yer, oluşturduğu hastalık, biçim, vs.). Bu cins ve tür adlarının Latin orijinli olması yanı sıra, Yunanca’dan da yararlanılmaktadır. Her iki isim de italik olarak basılır. Öreğin Bacillus anthracis, Bacillus cereus, Bacillus subtilis, Staphylococus aureus, Proteus vulgaris, Salmonella typhi vs. gibi

Cins isimi, ilk veya birkaç harfi yazılarak kısaltılabilir. Metinde ilk kez geçtiğinde açık sonra kısa yazılır. Örneğin, B. anthracis, B. cereus, S. typhi, Staph. aureus (veya S. aureus), Str. equi (S. equi), Str. pyogenes (S. pyogenes), Pr. vulgaris (P. vulgaris), Br. melitensis (B. melitensis) gibi. Ancak, son yıllarda cins isim olarak sadece tek harf kullanma eğilimi yaygın bir duruma gelmiştir.

Cins isim, bazen, o mikroorganizmayı bulan kişinin adını taşıyabilir. Örneğin Escherichiacoli, Salmonella abortus ovis, Brucella melitensis, Pasteurellamultocida, Neisseriameningitidis, vs. gibi.

Tür ismi, orijinini, genellikle, mikroorganizmanın çeşitli özelliklerinden alırlar. Örn, coli, orijinini colon (barsak) kelimesinden almaktadır, Benzer şekilde aureus, altın sarısı, aerogenes, gaz oluşturan, albus beyaz, pyogenes irin oluşturan, abortus yavru atan gibi.

Virüslerin isimlendirilmesinde ise diğer mikroorganizmalar gibi spesifik sistematik isimler kullanılmamaktadır. Virüsler genellikle harflerle alfabetik olarak, numaralama sistemi ile veya oluşturdukları hastalıklara göre tanımlanmaktadır.




aLinti..
__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
mikroorganizmaların, sınıflandırılması, ve, İsimlendirilmesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mikroorganizmaların Beslenmesi ve Üremesi Zen Mikrobiyoloji 0 24 Ekim 2012 23:10
Mikroorganizmaların Kimyasal Yapısı Zen Mikrobiyoloji 0 24 Ekim 2012 22:56
Mikroorganizmaların enzimleri ve metabolizmaları Zen Mikrobiyoloji 0 24 Ekim 2012 22:55
Mikroorganizmaların Giriş Yolları ve Miktarı Cry Mikrobiyoloji 0 25 Nisan 2012 16:59
Mikroorganizmaların Çoğalması Ecrin Mikrobiyoloji 0 06 Kasım 2011 16:28