IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




4Beğeni(ler)
  • 1 Post By Sanem
  • 2 Post By Mara
  • 1 Post By Ay

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Mart 2018, 13:08   #1
Çevrimdışı
Ruh ve Fiziksel Sağlık


-- Sponsor Baglantı --


Yaşam boyu karşılaştığımız sorunlarla baş edebilmek için her birimiz kendimize özgü çeşitli yöntemler geliştiririz. Kimimiz sıkıntılarımızı bir arkadaşla paylaşmayı tercih ederiz, kimimiz profesyonel yardım alma yollarını araştırırız. Bazılarımız ise sorunun kendiliğinden ortadan kalkmasını bekleriz. Hayatımızdaki değişiklikler, anlam arayışı, aşk acısı, ikili ilişkiler, meslek yaşantısı, sorumluluklar, kayıplar, içinde yaşadığımız topluma ait sorunlar, ekonomik kaygılar doğrudan bizleri etkilemekte, zaman zaman baş edemeyeceğimiz nitelikte sorunlar yaşamamıza yol açmaktadır.

Ruh sağlığımız, tıpkı fiziksel sağlığımız gibi pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu yazıda, ruh sağlığımızı bozan etkenlerin ne olduğu ve ruh sağlığımızı korumak için nelere dikkat edilmesi gerektiği konuları üzerinde durulacaktır.

Bu anlamda ruh sağlığı, bir birey için yeteneklerini fark etme, hayatın olağan stresiyle başa çıkma ve topluma katkı sağlayarak iyi olmaya çalışma gibi becerileri gerektirmektedir. Bu nedenle ruh sağlığı, yalnızca ruhsal bozukluğu olanları değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konu olma niteliği taşır. Sağlıklı toplumu oluşturan sağlıklı bireylerdir. Yaşadığımız global dünyada herkes birbirini etkileyebilmektedir. Suriye’de yaşanan savaş, göç olgusu bizden bağımsız değildir. Keza Japonya’yı vuran bir deprem ya da Fransa Alplerinde düşen bir uçak hepimizin ruh sağlığı üzerinde bozucu etkiler yaratabilmektedir. Son dönemlerde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri, Özgecan Aslan’ın ölümü, yaşamın kimse için çok da güvenli olmadığını, şiddete maruz kalmanın herkesin başına geleceğini göstermesi açısından hayata karşı umutsuzluk duygusunu, korku ve kaygı düzeyini yükseltmekte ve ruh sağlığımız üzerinde bozucu etki yaratabilmektedir. Bunun anlamı, herkesin aslında olası bir ruhsal bozukluk riski altında olduğudur. Ancak bazı gruplarda ve bireylerde bu risk daha yüksektir. Şöyle ki, ekonomik yetersizlikleri olanlar, işsizler, ihmal ve istismar yaşayanlar, çocuk ve ergenler, yaşlılar, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar, göçmenler ve mülteciler, terör ve savaş mağdurları, alkol ve madde bağımlılığı olanlarda risk daha yüksektir.

Hemen hemen her insan, fiziksel sağlığın ne olduğunu, onu korumak için neler yapması gerektiğini bilir. Hastalanmamak için özen gösterir. Bir problem olduğu zamanda tereddüt etmeden, çekinmeden, çevresinden saklamaya ihtiyaç duymadan hastaneye gider, tedavi alır. Ancak söz konusu ruhsal problemler ise, bunu kabullenmek istemez, çevresindekiler tarafından damgalanacağı endişesi yaşar ve tedavi almayı reddedebilir. Yani fiziksel sağlığını korumaya gösterdiği özeni ruh sağlığını korumak için göstermez. Fiziksel sağlığın bozulduğuna ilişkin belirtiler açıkça tanımlanabilirken, örneğin, baş, mide ağrısı, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi, ruh sağlığımıza ilişkin belirtileri tanımakta zorlanırız. Oysa fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da günümüzde hızla bozulmakta ve çeşitli belirtilerle kendini göstermektedir. Öfkeyi kontrol edememe, tahammülsüzlük, sürekli üzüntü hali, takıntılı düşünceler ve takıntılı davranışlar, uyku ve yeme problemleri, iştahsızlık ya da aşırı iştah, içe kapanma, sosyal ilişkilerde bozulma gibi belirtiler bunlardan bazılarıdır.

Yapılan araştırmalar, günümüzde her dört kişiden birinin hayatlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilendiğini, 75 yaşına gelmiş kişilerde ise bu oranın yüzde 50’nin üzerinde olduğunu, dünya üzerinde 450 milyonu aşkın kişinin ruh sağlığı problemi yaşadığını, 20 milyon kişinin bu sorun nedeniyle yardım aldığını, en sık görülen hastalıklar arasında depresyon, alkol kullanımı, davranış bozukluğu ve şizofreninin yer aldığını ortaya koymaktadır.

Hepimiz zaman zaman, üzüntü veren, hoş olmayan, acı veren olaylarla karşılaşırız. Kimileri bunları doğal olarak karşılarken kimileri de bunların etkisinden kolay kurtulamaz. İnsanların problemlere yaklaşma ve çözme biçimleri genetik faktörlerle, yetiştiriliş tarzlarıyla ve aldıkları eğitimle yakından ilgilidir. Küçük yaşlardan itibaren problem çözme yöntemleri öğretilen, acı ve üzüntü veren olayları oldukları gibi kabul edip, bununla baş etme yöntemleri konusunda başarılı örneklerle karşılaşan bireylerin, sorun karşısında tutumları ve tepkileri daha dengeli olabilmektedir. Bazı aileler, çocuklar üzülmesin, sıkılmasın, mutsuz olmasın diye onları, acı veren yaşantılardan uzak tutmaya, cam bir fanusun içinde yaşatmaya ve yaşamları boyunca kötü bir olayla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi davranmaya çalışır. Hayatta sanki savaş, ölüm, yoksulluk, şiddet yokmuş gibi bunları gizleme eğilimine girer. Ancak bu çocuklar, hayatın içine atıldıkları zaman sorunlarla baş edebilme becerileri yetersiz olduğu için ne yapacaklarını bilemez duruma gelir ve daha çok ruhsal problemler yaşayabilir. Bu nedenle çocuklara yaşlarına uygun bir dille, onları korkutmayacak ve kaygı düzeylerini yükseltmeyecek şekilde çeşitli bilgiler verilebilir. Örneğin bir yakınını kaybetmiş çocuktan bu durum saklanmamalı, çocuğun anlayacağı bir dille ölüm gerçeği açıklanmalı, çocuğun cenaze törenlerine katılımına yanında güvendiği biriyle birlikte izin verilmelidir.

Üzücü olaylardan korunmak için yapılan en sık yanlışlardan biri de, kişilerin olay karşısında duygularını yaşamasının engellenmesidir. İnsanı acı veren olayın etkisinden kurtarmak için gelişigüzel verilen ilaçlar, alkol ya da başka yollarla insanın yaşadıklarını unutmasını sağlamaya çalışmak yalnızca durumun ertelenmesidir. Öncelikle bunlar geçici yöntemlerdir ve etkileri kalıcı olmayıp zaman zaman olumsuz davranışları da arttıran bir durumdur. Böyle durumlarda insanların acılarını yaşaması için onları özgür bırakmak, acı ve üzüntü veren olayı anlatmasına fırsat vermek, onu yargılamadan, akıl vermeden dinleyebilmek, canı istiyorsa ağlamasına, bağırmasına izin vermek, ona rahat bir ortam sağlamak daha etkili olabilmektedir. Birçok insan sorun yaşayan kişiye yaklaşım konusunda yanlış bir yöntem izlediği için pek çok sorun kalıcı hale gelebilmekte ya da yeni problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu da ruh sağlılığının bozulmasından başka bir işe yaramamaktadır.

Bir insan, yaşadığı sürece karşılaştığı olaylardan bazılarını değiştirebilirken bazılarını değiştirmesi mümkün olmayabilir. Bu çoğu kez onun elinde değildir. Ancak, burada önemli olan, olaylara bakış açısını değiştirme becerisidir. Aşağıdaki söz bu durumu oldukça güzel ifade etmektedir.

“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”

Ruh sağlığını korumanın en önemli yollarından biri, olanları olduğu gibi kabul etmek, elinde olanın ve olmayanın ne olduğunu bilmektir. Tıpkı felsefe tarihinde Stoacı’ların dile getirdiği gibi, “Nasıl saat günün bir parçasıysa ben de öylece bütünün bir parçasıyım. Saat gelir geçer ben de geçerim. Görevim, elimde olanı yapmak ve üst yanına kulak asmamaktır. Deniz yolculuğuna çıkarken, gemiyi, kaptanı ve mevsimi seçerim. Bu, benim işimdir. Yolda bir fırtına koparsa umursamam. Bu, benim işim değildir. Kaptanı seçmek, benim elimdedir, fırtınayla uğraşmaksa kaptanın elindedir. Bilgelik, bizim olanı ve olmayanı bilmek ve ona göre davranmaktır.” Buradaki bilgelik ifadesini, ruh sağlığı olarak ele alırsak, ruh sağlığı elinde olanı ve olmayanı bilmek olarak açıklanabilir.

Olanları olduğu gibi kabul etmede ya da olaylara ilişkin alternatif bakış açısı geliştirmede insanlar arasında farklılıklar vardır. Yaşanılan ne olursa olsun, bir insanın kabullenemediği olaylar ve sorunların ağırlığı kişilere göre değişir. Bazıları bunların ağırlığıyla daha fazla ezilir ve ruh sağlığı da bu durumdan daha çok etkilenir. Aynı olay bile iki kişiyi farklı etkiler. Örneğin boşanma, aldatılma bazı kişiler için ağır bir depresyona yol açarken bazıları bu durumu en az zararla atlatabilmektedir. Burada önemli olan, kişilerin olaylar karşısında aldıkları tutum ve hayattaki pozisyonlarıdır. Olayları serinkanlı bir tutumla değerlendirmek, her şeyden önce güçlü bir benlik saygısını gerektirir. Bu da ruh sağlığının önemli göstergelerindendir. Ruh sağlığı, insanın gelişim sürecinde öğrendikleriyle ve yaşam kalitesiyle yakından ilişkilidir. Çocukluğundan itibaren benlik saygısı desteklenmiş, özgüveni gelişmiş, kendi yeterliliklerinin farkına varmış, problem çözme, alternatif çözümler üretme ve gerçeği değerlendirme yetisi gelişmiş kişiler, ruh sağlığını koruyacak önlemleri almayı da başarabilmektedir. Bu nedenle ailenin, kişilerin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rolü vardır. Aşağıdaki sözler, bu durumu açıklıkla ortaya koymaktadır.

alıntı
Yaşam boyu karşılaştığımız sorunlarla baş edebilmek için her birimiz kendimize özgü çeşitli yöntemler geliştiririz. Kimimiz sıkıntılarımızı bir arkadaşla paylaşmayı tercih ederiz, kimimiz profesyonel yardım alma yollarını araştırırız. Bazılarımız ise sorunun kendiliğinden ortadan kalkmasını bekleriz. Hayatımızdaki değişiklikler, anlam arayışı, aşk acısı, ikili ilişkiler, meslek yaşantısı, sorumluluklar, kayıplar, içinde yaşadığımız topluma ait sorunlar, ekonomik kaygılar doğrudan bizleri etkilemekte, zaman zaman baş edemeyeceğimiz nitelikte sorunlar yaşamamıza yol açmaktadır.

Ruh sağlığımız, tıpkı fiziksel sağlığımız gibi pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu yazıda, ruh sağlığımızı bozan etkenlerin ne olduğu ve ruh sağlığımızı korumak için nelere dikkat edilmesi gerektiği konuları üzerinde durulacaktır.

Bu anlamda ruh sağlığı, bir birey için yeteneklerini fark etme, hayatın olağan stresiyle başa çıkma ve topluma katkı sağlayarak iyi olmaya çalışma gibi becerileri gerektirmektedir. Bu nedenle ruh sağlığı, yalnızca ruhsal bozukluğu olanları değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konu olma niteliği taşır. Sağlıklı toplumu oluşturan sağlıklı bireylerdir. Yaşadığımız global dünyada herkes birbirini etkileyebilmektedir. Suriye’de yaşanan savaş, göç olgusu bizden bağımsız değildir. Keza Japonya’yı vuran bir deprem ya da Fransa Alplerinde düşen bir uçak hepimizin ruh sağlığı üzerinde bozucu etkiler yaratabilmektedir. Son dönemlerde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri, Özgecan Aslan’ın ölümü, yaşamın kimse için çok da güvenli olmadığını, şiddete maruz kalmanın herkesin başına geleceğini göstermesi açısından hayata karşı umutsuzluk duygusunu, korku ve kaygı düzeyini yükseltmekte ve ruh sağlığımız üzerinde bozucu etki yaratabilmektedir. Bunun anlamı, herkesin aslında olası bir ruhsal bozukluk riski altında olduğudur. Ancak bazı gruplarda ve bireylerde bu risk daha yüksektir. Şöyle ki, ekonomik yetersizlikleri olanlar, işsizler, ihmal ve istismar yaşayanlar, çocuk ve ergenler, yaşlılar, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar, göçmenler ve mülteciler, terör ve savaş mağdurları, alkol ve madde bağımlılığı olanlarda risk daha yüksektir.

Hemen hemen her insan, fiziksel sağlığın ne olduğunu, onu korumak için neler yapması gerektiğini bilir. Hastalanmamak için özen gösterir. Bir problem olduğu zamanda tereddüt etmeden, çekinmeden, çevresinden saklamaya ihtiyaç duymadan hastaneye gider, tedavi alır. Ancak söz konusu ruhsal problemler ise, bunu kabullenmek istemez, çevresindekiler tarafından damgalanacağı endişesi yaşar ve tedavi almayı reddedebilir. Yani fiziksel sağlığını korumaya gösterdiği özeni ruh sağlığını korumak için göstermez. Fiziksel sağlığın bozulduğuna ilişkin belirtiler açıkça tanımlanabilirken, örneğin, baş, mide ağrısı, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi, ruh sağlığımıza ilişkin belirtileri tanımakta zorlanırız. Oysa fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da günümüzde hızla bozulmakta ve çeşitli belirtilerle kendini göstermektedir. Öfkeyi kontrol edememe, tahammülsüzlük, sürekli üzüntü hali, takıntılı düşünceler ve takıntılı davranışlar, uyku ve yeme problemleri, iştahsızlık ya da aşırı iştah, içe kapanma, sosyal ilişkilerde bozulma gibi belirtiler bunlardan bazılarıdır.

Yapılan araştırmalar, günümüzde her dört kişiden birinin hayatlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilendiğini, 75 yaşına gelmiş kişilerde ise bu oranın yüzde 50’nin üzerinde olduğunu, dünya üzerinde 450 milyonu aşkın kişinin ruh sağlığı problemi yaşadığını, 20 milyon kişinin bu sorun nedeniyle yardım aldığını, en sık görülen hastalıklar arasında depresyon, alkol kullanımı, davranış bozukluğu ve şizofreninin yer aldığını ortaya koymaktadır.

Hepimiz zaman zaman, üzüntü veren, hoş olmayan, acı veren olaylarla karşılaşırız. Kimileri bunları doğal olarak karşılarken kimileri de bunların etkisinden kolay kurtulamaz. İnsanların problemlere yaklaşma ve çözme biçimleri genetik faktörlerle, yetiştiriliş tarzlarıyla ve aldıkları eğitimle yakından ilgilidir. Küçük yaşlardan itibaren problem çözme yöntemleri öğretilen, acı ve üzüntü veren olayları oldukları gibi kabul edip, bununla baş etme yöntemleri konusunda başarılı örneklerle karşılaşan bireylerin, sorun karşısında tutumları ve tepkileri daha dengeli olabilmektedir. Bazı aileler, çocuklar üzülmesin, sıkılmasın, mutsuz olmasın diye onları, acı veren yaşantılardan uzak tutmaya, cam bir fanusun içinde yaşatmaya ve yaşamları boyunca kötü bir olayla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi davranmaya çalışır. Hayatta sanki savaş, ölüm, yoksulluk, şiddet yokmuş gibi bunları gizleme eğilimine girer. Ancak bu çocuklar, hayatın içine atıldıkları zaman sorunlarla baş edebilme becerileri yetersiz olduğu için ne yapacaklarını bilemez duruma gelir ve daha çok ruhsal problemler yaşayabilir. Bu nedenle çocuklara yaşlarına uygun bir dille, onları korkutmayacak ve kaygı düzeylerini yükseltmeyecek şekilde çeşitli bilgiler verilebilir. Örneğin bir yakınını kaybetmiş çocuktan bu durum saklanmamalı, çocuğun anlayacağı bir dille ölüm gerçeği açıklanmalı, çocuğun cenaze törenlerine katılımına yanında güvendiği biriyle birlikte izin verilmelidir.

Üzücü olaylardan korunmak için yapılan en sık yanlışlardan biri de, kişilerin olay karşısında duygularını yaşamasının engellenmesidir. İnsanı acı veren olayın etkisinden kurtarmak için gelişigüzel verilen ilaçlar, alkol ya da başka yollarla insanın yaşadıklarını unutmasını sağlamaya çalışmak yalnızca durumun ertelenmesidir. Öncelikle bunlar geçici yöntemlerdir ve etkileri kalıcı olmayıp zaman zaman olumsuz davranışları da arttıran bir durumdur. Böyle durumlarda insanların acılarını yaşaması için onları özgür bırakmak, acı ve üzüntü veren olayı anlatmasına fırsat vermek, onu yargılamadan, akıl vermeden dinleyebilmek, canı istiyorsa ağlamasına, bağırmasına izin vermek, ona rahat bir ortam sağlamak daha etkili olabilmektedir. Birçok insan sorun yaşayan kişiye yaklaşım konusunda yanlış bir yöntem izlediği için pek çok sorun kalıcı hale gelebilmekte ya da yeni problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu da ruh sağlılığının bozulmasından başka bir işe yaramamaktadır.

Bir insan, yaşadığı sürece karşılaştığı olaylardan bazılarını değiştirebilirken bazılarını değiştirmesi mümkün olmayabilir. Bu çoğu kez onun elinde değildir. Ancak, burada önemli olan, olaylara bakış açısını değiştirme becerisidir. Aşağıdaki söz bu durumu oldukça güzel ifade etmektedir.

“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”

Ruh sağlığını korumanın en önemli yollarından biri, olanları olduğu gibi kabul etmek, elinde olanın ve olmayanın ne olduğunu bilmektir. Tıpkı felsefe tarihinde Stoacı’ların dile getirdiği gibi, “Nasıl saat günün bir parçasıysa ben de öylece bütünün bir parçasıyım. Saat gelir geçer ben de geçerim. Görevim, elimde olanı yapmak ve üst yanına kulak asmamaktır. Deniz yolculuğuna çıkarken, gemiyi, kaptanı ve mevsimi seçerim. Bu, benim işimdir. Yolda bir fırtına koparsa umursamam. Bu, benim işim değildir. Kaptanı seçmek, benim elimdedir, fırtınayla uğraşmaksa kaptanın elindedir. Bilgelik, bizim olanı ve olmayanı bilmek ve ona göre davranmaktır.” Buradaki bilgelik ifadesini, ruh sağlığı olarak ele alırsak, ruh sağlığı elinde olanı ve olmayanı bilmek olarak açıklanabilir.

Olanları olduğu gibi kabul etmede ya da olaylara ilişkin alternatif bakış açısı geliştirmede insanlar arasında farklılıklar vardır. Yaşanılan ne olursa olsun, bir insanın kabullenemediği olaylar ve sorunların ağırlığı kişilere göre değişir. Bazıları bunların ağırlığıyla daha fazla ezilir ve ruh sağlığı da bu durumdan daha çok etkilenir. Aynı olay bile iki kişiyi farklı etkiler. Örneğin boşanma, aldatılma bazı kişiler için ağır bir depresyona yol açarken bazıları bu durumu en az zararla atlatabilmektedir. Burada önemli olan, kişilerin olaylar karşısında aldıkları tutum ve hayattaki pozisyonlarıdır. Olayları serinkanlı bir tutumla değerlendirmek, her şeyden önce güçlü bir benlik saygısını gerektirir. Bu da ruh sağlığının önemli göstergelerindendir. Ruh sağlığı, insanın gelişim sürecinde öğrendikleriyle ve yaşam kalitesiyle yakından ilişkilidir. Çocukluğundan itibaren benlik saygısı desteklenmiş, özgüveni gelişmiş, kendi yeterliliklerinin farkına varmış, problem çözme, alternatif çözümler üretme ve gerçeği değerlendirme yetisi gelişmiş kişiler, ruh sağlığını koruyacak önlemleri almayı da başarabilmektedir. Bu nedenle ailenin, kişilerin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rolü vardır. Aşağıdaki sözler, bu durumu açıklıkla ortaya koymaktadır.

alıntı
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 27 Mart 2018, 13:10   #2
Çevrimiçi
Cevap: Ruh ve Fiziksel Sağlık




Ruh sağlığı mı kaldı bir yerde, delirdik yemin ediyorum.

Tüm foruma; oynatmama az kaldı şarkısını armağan ediyorum.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 27 Mart 2018, 13:32   #3
Çevrimdışı
Ay
Ay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Ruh ve Fiziksel Sağlık




Delirmedik. guzel delirttiler.

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
fiziksel saglık, ruh sağliği

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Fiziksel Aktivite Sağlık İçin Neden Önemlidir? Burce Diyet ve Sağlıklı Beslenme 0 10 Mayıs 2014 15:25
Fiziksel Rüyalar Lady Rüya Tabirleri 0 18 Ağustos 2012 20:29
Sağlık Bakanının Sağlık Çalışanlarına Bayram Mesajı Deinonychus Sağlık Köşesi 0 06 Kasım 2011 21:20
Duygusal mı, Fiziksel mi? Ashriel IF Anket Arşivi 5 08 Ekim 2011 15:36