IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Ekim 2025, 12:51   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 40. Bölüm: Gölgedeki Narin Çatlak




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Adıyaman’ın sabahı, Elif’in yüzünde yeni beliren huzurla birlikte tuhaf bir tatlılık taşıyordu. Musallatın gölgesi çekilmiş, kızın gözleri artık kendi ışığını geri getirmişti. Aile, eski korkuların yaralarını sararken Elif yavaşça normal hayatına dönüyordu: okuluna gidiyor, arkadaşlarıyla gülüyor, ev işlerinde annesine yardım ediyor; geceleri rüyasında hâlâ uğultular görse de, günleri ağarmıştı.

Süleyman’a minnettarlıkları derinleşmiş; aile ile Süleyman’ın arasında yeni bir dostluk kuruldu. Mehmet her fırsatta Süleyman’ın elini öpüyor, Melike ise sık sık çaylara çağırıyordu. Elif’in kurtuluşu, iki ailenin birbirine daha sıkı bağlanmasına vesile olmuştu; artık Süleyman yalnızca bir kurtarıcı değil, ailenin dert ortağıydı.

Ama huzur kırılgandı. Hacer sessiz bir şekilde etrafı gözlüyordu.

Hacer, Zeyd’in yanında huzur bulmuş görünse de içinde kıvranan eski karanlık alışkanlıklar, küçük yolu kötü niyetlere sarmıştı. Kendi içinde çalkalanan kıskançlık ve resort edilmiş yaralar, görünmez iplikler gibi onu başka kapılara itiyordu. İlk başta küçük şeylerle başladı: Melike’nin her zamanki tebessümünü sarsmak için fısıltılar, evin mutfağına bırakılmış garip tüyler, Melike’nin rüyalarına sinsice girip tatlı, fakat kararsız bir huzursuzluk serpme girişimleri.

Hacer’in gücü insanın ötesinden geliyordu —kendisinin de itiraf ettiği gibi, geçmişte cinler tarafından bir başka boyuta itilmiş, oradan Zeyd’in şefkatiyle çıkmıştı. Bu yüzden Hacer’in kırılganlığı ile karanlığı birbirine karışmıştı: ne tamamen insan, ne tamamen cinin karanlığıydı; bu da yaptıklarını hem etkili hem de tehlikeli kılıyordu.

Hacer, Melike’ye yönelik daha kıskançça bir plan kurdu: evin mistik çekirdeğini, Süleyman’la Melike arasındaki güveni oymak için kullanacaktı. Müslüman cinlerin hassas olduğu bir yoldu bu — başka, kötü niyetli cinleri Melike’ye aşık edecek kadar aldatıcı bir cazibe yayıp hem Melike’yi hem Süleyman’ı huzursuz bırakmak. Hacer bunun için geceleri, asla Melike’nin gözüne görünmeden, kılık değiştirmiş kimi küçük ritüeller yaptı; sokak köşelerinde fısıltılar bıraktı, Musallatın izlerini arayan küçük işaretler çizdi.

Bununla yetinmedi; Asaf’ı dolduruşa getirmeyi denedi. Asaf yalnızken zayıflık gösteren bir ruha sahipti; Hacer, cinsel vesvese ve fısıltılarla onun kafasını karıştırdı: “O nasıl bir güç taşıyor? Neden aile onun etrafında dönüyor? Sen yeterince değerli misin?” Asaf, bir zamanlar kıskançlık ve yabancılaşma hissine meyilli olmuştu; Hacer’in ürettiği küçük hikâyeler patlamaya hazır barut gibiydi.

Hacer’in asıl sinsiliği, kendi elinin değdiği bir gecede ortaya çıktı. Bir akşam, davet edilerek Süleyman’ın evine geldi; görünürde barışçıl, içten bir ziyaretçisi vardı. Zeyd ile kardeşçe otururken Hacer, kimsenin bakmadığı bir anı kolladı. Görünmezce Süleyman’ın kitaplığının bulunduğu odaya sızdı — odaya girerken kimse onu fark etmedi; ama Sabur gördü. Sabur’u insan gözü görmez, fakat o göz, kadim varlıkların ince hareketlerine açıktı. Sabur, gölgelerin arasından Hacer’in elindeki küçük, kıvrılmış kitabı fark etti: Arapça yazılarla, musibetleri kovmak için kullanılan dualar ve mühürlerin yer aldığı, kutsal istiflerden biri.

Hacer, içeride kitabın sayfalarını açtı ve alevlerle ritüelini tamamlamak için bir fitil yaktı; kitabı ateşe verdi. Hedefi açıktı: Süleyman’ın en güçlü dayanaklarından birini zayıflatmak, korkuyu ve güvensizliği yavaşça ekip ilişkileri bozmak. O an kimse görmedi; Hacer’ın gözleri mutlulukla parladı. Fakat Sabur gördü. Sessizce izledi, sonra Sabur, Müslüman bir cin olarak görünmezliğini koruyup Süleyman’a gitti ve görünmez bir sesle haber verdi. Sabur’un sesi, Süleyman’ın kalbinde yankılandı; o an Süleyman, evinde bir şeylerin eksildiğini hissetti.

Sabur’un uyanışıyla olay gün yüzüne çıktı: Süleyman kitabın kokusunu ve bir köşede kısmen yanmış sayfaları buldu. Melike, olanları dinler dinlemez titredi; evin kutsallığına dokunulmuştu. Zeyd büyük bir utanç ve öfkeyle Hacer’e baktı. Hacer, suçunu inkar etse de, tutarsız davranışları ve gecenin hareketleri onu ele verdi.

Bu işin ardından küçük bir musallat daha ortaya çıktı: Hacer’in bıraktığı enerjiden güç bulan bir gölge, köyün bir köşesinde küçücük bir bela yarattı — gündelik hayatı bozacak cılız ama rahatsız edici olaylar: koyunların aniden ürkmesi, küçük ev eşyalarının yerinden oynaması. Müslüman cinler bunu hızlıca izole etti; bu defa iş, kısas yoluyla çözülecek kadar basitti. Cinler, “bedel” talep etti: insan dünyasından bir emare, sembolik bir kurban — Zeyd’in ailesinden kurban olarak bir koyun ve yanına simgesel bir altın parça kondu; bu, kısasın evrensel dengesini sağlamak içindi. Kurban verildi, bedel ödendi, gölge sakinleşti; kısa, sert ve doğru adımlarla mesele çözüldü.

Sabur’ın dikkatinden kaçmayan bir başka şey de, ormanda Hacer’in birisiyle fısıldaşmasıydı. Uzaktan, Hacer bir gölgeyle konuşuyordu; Sabur bunu görünce içini kötü bir his kapladı. Hemen Süleyman’a gitti:

“Efendim, ormanda gördüm — Hacer tek başına değil. Bu, yalnızca bir pişmanlık değil; yeniden bir kapı aralamaya çalışıyor. Evi daha güçlü koruma altına almalıyız.”

Süleyman, sessiz bir kararlılıkla dinledi. Ev zaten okunmuş, korunaklıydı; ama Sabur’un uyarısı üzerine bir kat daha tedbir aldılar: Hemen evin etrafına tekrar dualar okundu, kapılar için yeni mühürler çizildi, gece nöbetleri sıklaştırıldı. Ayrıca çocukların güvenliği için pratik bir düzenleme yapıldı: okula giderken yanlarında görünmez bir koruyucu — Müslüman bir jinn — eşlik edecek şekilde bir görev ayarlandı. Bu, hem pratik hem huzur vericiydi; çocuklar artık yalnız değildi.

Hacer, her hamlesinde daha büyük bir yalnızlığa sürükleniyordu. Kendi içindeki karanlık, yardım yerine aç gözlülüğü seçmişti; kötü cinlerle kurduğu bağ, bir süre sonra onu yiyip bitiren bir solucan gibi oldu. Hacer, istediği sonuçları alamayınca daha hırslılaştı ve bir gece, güvenini satın aldığı kötü varlıkların yanına gitti. Ancak kötü cinlerin doğası satın alınacak türden değildi; onlar hem bencil hem acımasızdı. Hacer’e verdiği sözleri, fırsat bulduklarında kendi çıkarlarına çevirdiler.

Ormanda, Hacer’in fısıldadığı o sessiz anlaşma aniden tersine döndü — kötü cinler, onun bedelini ödetecek biçimde saldırdılar. Hacer, başkalarını kontrol etmek isteyip kendi içindeki öfkeyi kışkırttığında, elindeki kırık aynada kendi suretiyle karşı karşıya kaldı ve o aynadan düşen gölge onu yuttu. Zeyd’in çığlıkları boşlukta kaldı; Hacer son nefesinde pişmanlık ve korku arasında çırpındı, fakat artık çok geçti. Kötü cinler, kendi arasındaki adaleti acımasızca uygulamış, Hacer’i parçalayarak ormana bir anlık daha karanlık serpmişti. Onun ölümü, bambaşka bir dersin başlangıcıydı: kurtarıldığı halde kendini kötülüğe teslim edenin sonu hüsrandı.

Süleyman ve ekibi, Hacer’in cesedine ulaştıklarında, Zeyd’i yıkılmış halde buldular. Zeyd, keder içinde ellerini göğe açtı; Melike ise sessizce dua etti. Elif’in yanında duran Süleyman, bir daha kimsenin kolayca şaşırtılamayacağı bir uyarı verdi: “Kurtarılanın kalbi, eğer karanlığa kapılacaksa, yardım elinden alınır. Biz kurtarırız; fakat herkes kendi yolunu seçer.”

Adıyaman’ın ilkbahar rüzgârı gibi ağır ve temiz bir sessizlikle bitti. Elif okula döndü, arkadaşlarıyla gülmeyi öğrendi; ev daha dikkatli korundu. Zeyd, eşi yitirmenin acısıyla yalnız kaldı; Melike ve Süleyman ise evin etrafındaki güvenlik ağını güçlendirdi. Sabur gece nöbetlerinde daha uyanıktı, Müslüman cinler yeni görevlerine alışıyordu. Ve gölgeler, bugün için uzak duruyordu — ama herkes biliyordu ki, gerçek tehlike yalnızca görünür olan değildi.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 29. Bölüm: Sessizliğin Laneti Tanem Tanem 0 05 Ekim 2025 00:36
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 23. Bölüm: Işığın Çocuğu Tanem Tanem 0 03 Ekim 2025 14:33
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 7. Bölüm: Bağımsız Sınav Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 19:37
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 3. Bölüm: Kardeşin İzinde Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 18:45

×