IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Ekim 2025, 19:47   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 41. Bölüm: Kanın Gölgesinde Yazılanlar




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Adıyaman’ın dağ köylerinden birinde, güneşin doğarken bile yorgun göründüğü bir sabah…
Tozlu yoldan ilerleyen iki gölge, Hüddam Süleyman’ın kapısına varınca durdu. Genç bir adamdı Selim; yüzünde bir yılın evlilik yorgunluğu, omzunda çaresizlik. Yanındaki kadınsa Esra — güzelliği solmuş, gözlerinin altı mor, dudakları çatlamıştı.

Melike onları karşıladığında, evin önünde sessiz bir sabırla beklediler. Süleyman misafirleri içeri aldı, dua ederek oturmalarını istedi. Sessizlik birkaç nefes sürdü; sonra Selim konuştu, kelimeleri birbirine karışıyordu:
“Efendim… eşim gecelerdir kanlı bir bebek görüyor rüyasında. Bazen ağlayarak uyanıyor, bazen de sanki bir şey onu yönetiyor. Uykusunda kalkıyor, duvara Arapça bir şeyler yazıyor. Sabah olduğunda ise o yazılar yok oluyor.”
Sesi çatladı.
“Bir ara, onu hastaneye yatırmayı düşündüm. Delirdi sandım.”

Esra başını eğdi; gözyaşlarını tutamadan fısıldadı:
“Ben yazmıyorum, elim kendi kendine hareket ediyor. Bir ses ‘yaz’ diyor. Gündüzleri de yalnız kaldığımda sesler duyuyorum. Evin içinde bir uğultu var, ama Selim evdeyken hiç çıkmıyor.”

Süleyman uzun süre konuşmadı. Bakışı, Esra’nın alnında sabitlendi; sonra Sabur’a yöneldi. Sabur, görünmez bir fısıltıyla, “Evde niyet kokusu var efendim,” dedi. “Kadınca bir niyet.”

Süleyman başını eğdi. “Bu işi çözmek için evinize geleceğim. Ama siz sabırla durun, hiçbir şeyi gizlemeyin.”



O gece köy yollarında, kandillerin titrek ışığında, Süleyman ve Sabur Esra’nın evine vardılar. Bahçenin kenarına asılmış birkaç kırık tencere rüzgârda birbirine çarpıyor, garip bir tını yayıyordu.
Süleyman içeri girer girmez, gözü duvardaki gri gölgeye takıldı. Evde bir ağırlık vardı. Esra sedirde oturuyordu, göz kapakları ağırlaşmış, elleri dizlerinde titriyordu.

Gece yarısını geçtiğinde Esra aniden doğruldu. Gözleri kapalıydı ama sanki başka biri içindeydi. Sağ elini duvara kaldırdı, parmaklarıyla görünmez bir yazı yazmaya başladı. Mürekkep yoktu ama harfler ortaya çıktı — koyu kırmızı bir ışıkla, Arap harfleri… “Kanın borcu bitmedi.”

Selim korkuyla geri çekildi. Süleyman hemen dua okumaya başladı; sesindeki kudret havayı doldurdu. Esra bir çığlık attı, sonra yere yığıldı.
O an duvarın arkasından bir uğultu yükseldi; soğuk bir rüzgâr odanın içinden geçti.
Bir ses yankılandı — derin, çatallı, insanın tüylerini diken diken eden bir ses:
“Ben Musabbar kabilesindenim. Bin yüz yıldır bu topraklardayım. Bu kadını, nefesini kesene kadar bırakmam.”

Süleyman’ın sesi bir imamın hutbesi kadar netti:
“Adını gizlemen seni kurtarmaz. Bu kadın mazlumdur. Ya gidersin ya da seni yakarım.”

Cin öfkeyle gürledi:
“Ben, onun annesinin duasından doğdum. İstemedikleri nikâhın öcüyüm! O yaşadığı sürece ben buradayım!”

Sabur birden araya girdi, görünmez ama kudretli sesiyle:
“Yalan söylüyorsun. Sen bir emirle bağlanmışsın, iradeyle değil. O bağı çözecek olan burada.”

Süleyman elini kaldırdı, dudaklarından bir dizi ayet döküldü:
“Ve necmiz semavât… ve şems vel leyl…”
Odanın içindeki hava aydınlandı. Duvardaki kırmızı yazılar duman gibi silindi. Esra’nın gözlerinden yaşlar süzülürken, cinin sesi inceldi, zayıfladı.
“Yakma… yakma beni…” diye inledi.

Süleyman son duasını okudu, elindeki yüzüğü yere vurdu.
Bir kıvılcım gibi bir ışık yükseldi, sonra sessizlik çöktü.
Musabbar kabilesinin cini, emirle bağlandığı dünyadan koparıldı.

Süleyman başını eğdi, alnından ter damlıyordu.
“Bitti,” dedi. “Bu büyü bir annenin elinden çıkmış. Kızını istememiş, o evliliği bozmak için niyet etmiş. Ama Allah’ın izniyle artık hiçbir hükmü yok.”

Selim dizlerinin üzerine çöktü, ağladı.
Esra sessizce dua etti, sonra Süleyman’ın eline dokundu: “Artık… içim sessiz. Sanki o bebek uzaklaştı.”



Zaman, sessizce akmaya başladı.

Aylar yıllara dönüştü. Esra ile Selim’in evinde artık çocuk kahkahaları dolaşıyordu. O uğultulu duvarlar, sabah ezanlarıyla yankılanan huzurlu bir yuvaya dönüşmüştü.

Süleyman’ın evindeyse rüzgâr başka bir yöne esiyordu.
Berrak artık genç bir kız olmuştu; yüzünde babasının vakarını, annesinin merhametini taşıyordu.
Asaf, genç bir delikanlıya dönüşmüş; Süleyman’ın yanında diz çöküp Kur’an öğrenmeye başlamıştı.
Geceleri, Süleyman’ın sesi evin içinde yankılanıyordu:
“Bu ilim, kalple öğrenilir Asaf. Harf ezberlemek yetmez; manasını ruhunla taşımayı öğren.”

Melike bazen mutfakta onların sesini duyar, tebessüm ederdi.
Artık ev, hem bir sığınak hem bir mektepti.

Bir akşam, Süleyman sessizce otururken, odanın havası değişti. Hafif bir rüzgâr esti, mumun alevi titredi. Sabur belirdi; yüzünde saygılı bir ciddiyet vardı.
“Efendim,” dedi, “Padişah Mürre seni çağırıyor. Berzah’ta bir toplantı var. Gitmen gerekiyor.”

Süleyman, yüzüğünü parmağına taktı, duasını okuyup gözlerini kapattı.
Bir anlık sükûtun ardından bedeni ağırlaştı, ruhu Berzah’a geçti.



Berzah âlemi, derin bir sessizlik ve ışık denizi gibiydi.
Mürre, altın renkli bir tahtta oturuyordu.
“Ey Süleyman,” dedi gür sesiyle. “Dünyada nice karanlık kapılar kapattın, nice insanın kalbine ışık düşürdün. Biz, senin gayretini gördük. Bu gece, Allah’ın izniyle sana bir rütbe veriyoruz.”

Bir cin yaklaştı, elinde gümüş bir mühür taşıyordu.
Mühür, Hz. Süleyman’ın izniyle yapılan dua mühürlerinden biriydi.
Mürre onu Süleyman’ın sağ eline dokundurdu.
“Bu mühür senin sadakatin, sabrın ve teslimiyetinin nişanesidir. Bundan böyle Berzah’ın kapılarında senin sözün, bizim sözümüzdür. Unutma — zor an geldiğinde biz yanındayız.”

Süleyman secdeye kapandı.
“Benim gücüm değil, Allah’ın kudretiyle olur her şey.”



Dünyaya döndüğünde sabah olmuştu. Melike onu pencerede buldu; yüzünde ışık, gözlerinde derin bir huzur vardı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Süleyman, elini kalbine koydu. “Berzah’ta beni onurlandırdılar. Bir mühür verdiler. Şükür, Allah’a hamd olsun.”

O akşam, çocuklar uyuduktan sonra Süleyman sessizce odalarına girdi.
Önce Berrak’ın alnından öptü, saçlarını okşadı.
Sonra Asaf’ın yanına gitti, Kur’an’ı açık sayfada buldu; gülümsedi.
“Yolun doğru, oğlum. Devam et,” diye fısıldadı.

Kendi odasına döndü. Kur’an’ını açtı, gözleri doldu.
“Ya Rabbi, senin lütfun olmasa ne bu ilim, ne bu kudret olurdu.”

Melike yanına geldi, sessizce onun elini tuttu.
Birlikte dua ettiler.
Gece ilerledikçe, evin içi yumuşak bir huzura büründü.
Rüzgâr perdeyi hafifçe araladı; uzaklarda sabah ezanı duyuldu.

Süleyman başını Melike’nin omzuna yasladı.
“Artık biraz dinlenelim,” dedi gülümseyerek.
Melike başını eğdi, “Artık gönlüm de dinlendi.”

O gece, Hüddam Süleyman’ın evi karanlık değil, ışıkla doluydu.
Ve Berzah’ın nöbetçileri, gökten bakarak sessizce mırıldandı:
“Allah’ın nurunu hiçbir karanlık söndüremez.”

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 37. Bölüm: Musallatın Gölgesinde: Aşktan Gelen Lanet Tanem Tanem 0 08 Ekim 2025 12:15
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 29. Bölüm: Sessizliğin Laneti Tanem Tanem 0 05 Ekim 2025 00:36
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 23. Bölüm: Işığın Çocuğu Tanem Tanem 0 03 Ekim 2025 14:33
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 14. Bölüm: Pusudaki Ateş Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 22:16

×