IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Temmuz 2013, 13:29   #1
Çevrimdışı
Günümüz Türkçesi ile Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi Açılış Konuşması.


-- Sponsor Baglantı --


Günümüz Türkçesi ile Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi Açılış Konuşması.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “köklerini “ bilmede, dünü anlamada, bugünü kavramamda ve yarına bakmakta çok önemli ekonomik, toplumsal, siyasi ve hukuki bir belge olma sıfatını taşımaktadır.
Ancak, İzmir İktisat Kongresi, en azından “hukuki bakımdan” yeterince değerlendirilmemiştir .
Gerçekten, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi her yıl şenliklerle anılırken, üzerlerine bilimsel toplantılar yapılırken, her nedense eş değerde olan İzmir İktisat Kongresine hakkettiği önem verilmemiş , hatta kongrenin yapıldığı ev yıkılmış ve yerine düşünülmeden otopark yapılmıştır. Bu, İzmir İktisat Kongresine hiç veya yeterince değer verilmediğinin bir kanıtıdır. Fazla söze gerek yoktur. İşin vahametini anlamak için, Atatürk hakkındaki araştırmalarda İzmir İktisat Kongresine ne kadar yer verildiğine bakmanın yeterli olduğu kanaatindeyiz.
ZEKİ HAFIZOĞULLARI


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Lozan Konferansı'na ara verildiği sırada, İzmir İktisat Kongresi 1135 delege ile 17 Şubat - 4 Mart 1923'art 1923'de toplandı

Efendiler; Aziz Türkiye’mizin iktisadi yükselmesini aramak ve bulmak gibi vatani, yaşamsal ve ulusal bir kutsal amaç için bugün burada toplanmiş olan sizlerin, muhterem halk temsilcilerinin huzurunda bulunmakla çok mesut ve bahtiyarim. Efendiler; Uzun gafletlerle ve derin vurdumduymazlik ile geçen yüzyillarin iktisadi bünyemizde açtiği yaralari tedavi etmek ve çarelerini aramak, ülkeyi bayindirliğa, ulusu refah ve mutluluğa ulaştirma yollarini bulmak için oluşacak çalişmanizin başariyla sonuçlanmasini temenni eylerim.

Arkadaşlar; Sizler doğrudan doğruya ulusumuzu temsil eden halk siniflarinin içinden ve onlar tarafindan seçilmiş olarak geliyorsunuz. Bu itibarla ülkemizin durumunu, gereksinimini, ulusumuzun elemlerini ve emellerini yakindan ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alinmasi gereğini açiklayacağiniz önlemler, halkin dilinden söylenmiş kabul olunur ve bunun için en büyük isabetler malik olur. Çünkü halkin sesi, hakkin sesidir.

Efendiler, Tarih, ulusumuzun yükselme ve gerileme nedenlerini ararken bir çok siyasi, askeri ve toplumsal nedenler bulmakta ve saymaktadir. Kuşku yok tüm bu nedenler toplumsal olaylarda etkilidirler. Bir ulusun doğrudan doğruya yaşamiyla ilgili olan , o ulusun iktisadiyatidir. Tarihin ve tecrübenin saptadiği bu gerçek bizim ulusal yaşamimizda tümüyle görünür. Gerçekten Türk tarihi incelenirse yükselme, gerileme araçlarinin iktisadi çalişmadan başka bir şey olmadiği derhal anlaşilir.

Efendiler; Tarihimizi dolduran zaferler, ya da dağilmalarin tümü iktisadi durumumuzla ilişkili ve ilgilidir. Yeni Türkiye’mizi layik olduğu sağlamlik derecesine ulaştirmak için, kesinlikle iktisadiyatimiza birinci derecede ve en çok önem vermek zorunluluğundayiz, zamanimiz tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir. Bir ulusun yaşamsal araçlarini, refah ve mutluluğunu teşkil eden iktisadiyatla uğraşamamasi nazar-i dikkati çekici bir keyfiyettir. itirafa zorunluyuz ki, iktisadiyatimiza gereği kadar önem verememiş bulunuyoruz. Bir ulusun yaşamsal araçlariyla uğraşmamasi ya da uğraşamamasi , o ulusun yaşadiği zaman ile o zaman saptayan tarih ile çok ilgilidir. Bunun araçlarini geçirdiğimiz zamanda , özellikle tarihimizde arayabiliriz. şimdiye dek gerçek anlamiyla ulusal bir devir yaşamadik, dolayisiyla ulusal bir tarihe sahip olamadik. Bu noktayi biraz izah edebilmiş olmak için hep birlikte Osmanli tarihini animsayalim:

Osmanli tarihinde tüm gayretler, tüm çalişma ulusun arzusu, dileği ve gerçek gereksinimi bakiş açisindan değil, şunun bunun dileğini , ihtiraslarini tatmin bakiş açisindan olmuştur. Sözgelimi, fatih istanbul’u zaptettikten sonra yani Selçuklu saltanatiyla Doğu Roma imparatorluğuna vardiktan sonra Bati Roma imparatorluğu’na da konmak istedi. Bunun için de tüm ulusu bu hedefe doğru sevketti. Sözgelimi, Yavuz Selim, Fatih’in açtiği bati cephesini tesbit ile birlikte Asya imparatorluğu’nu birleştirerek büyük bir islam birliği meydana getirmek istedi. Kanuni Süleyman, her iki cepheyi genişletmek, bütün Akdeniz’i bir Osmanli havzasi haline getirmek, Hindistan üzerinde nüfuz kurma gibi şahane bir siyaset izlemek istedi ve tabii bunun için de asil etkeni, ulusu kullandi.

Arkadaşlar; Bütün bu işler ve hareket incelenirse, görülür ki , bu kudretli ve azametli padişahlar, diş siyasetlerini; emelleri, arzulari ve ihtiraslarina dayamişlar ve teşkilat ve iç siyasetlerini, bu yeni doğmuş tutku olan diş siyasetlerine göre, düzenleme zorunluluğunda kalmiştir. Halbuki iç örgütlenmenin, iç siyasetin genişliği ve dayanma derecesinde bir diş siyaset izlemek mecburiyeti vardir. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktir.

Gerçekten Osmanli hakanlari asil olan bu noktayi unuttular. Bütün iş ve harekatlarini hayaller ve emeller üzerine bina ettiler. “ iç Örgütlenmeyi” diş siyasete uydurmak zorunluluğu oluşunca, zaptettikleri yerlerdeki öğeleri, olduğu gibi koruma zorunluluğunda kaldiktan başka onlara istisnalar, imtiyazlar bahşettiler. Diğer taraftan asil etkeni, uzun seferlerde, fetih alanlarinda dolaştirttilar ve bu suretle kendi kendini tahrib etmiş oluyordu. Bu itibarla ulus, yani asil etken kendi evinde, kendi yurdunda yaşamsal araçlarini üretmek için çalişmaktan yoksun bir durumda bulunuyordu. Bu hükümdarlar, ulusu böyle diyar diyar dolaştirmakla yetinmiyorlar; belki fetihler dairesi içine giren halki memnun etmek, yabancilari memnun etmek için, asil etkenin hukukundan iktisadi kaynaklarindan bir çok şeyleri (hediye) olarak onlara bahşediyorlardi. Sözgelimi Fatih zamaninda Cenevizlilere verilen imtiyazlar bu kabildendir. Nitekim bu imtiyazlarla açilan yol bilahare kendisinden sonra genişlemiş bulunuyordu. Ve bu imtiyazlar, devletin en güçlü zamaninda oluyordu ve bunlar tam padişah bağişi olmak üzere oluyordu. Kanuni zamaninda Venediklilerle bir ticaret antlaşmasi yapilmak istenmişti. Padişah bunu onuruna uygun buldu. Zira ona göre antlaşma, eşit devletler arasinda yapilabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bağimli durumunda idiler. Öyle olmakla birlikte ona izin verildi. işte bu izin sözcüğü daha sonra ( kapitülasyon) sözcüğü ile çevrilmişti. Bu, teslimiyet sunuşuna mecbur olanlar ve bir kale içinde mahsur olanlar arasinda kullanilan bir sözcüktür. Ulus, eviyle ve yaşam araçlariyla uğraşmaktan yasakli olarak diyar diyar dolaştiriliyorken bu diyarlar halki bir çok imtiyazlara sahip olarak çalişiyor, yani fatihler asil etkeni peşine takarak kiliçla fetihler yaparken, zapt olunan ülke halki kazandiklari imtiyazlarla, özerkliklerle sapanlarina yapişiyorlar ve toprak üzerinde çalişiyorlardi. Fakat efendiler acelece fetihler yapanlar, sapanla fethedenlere sonuç olarak mevkilerini terk etmeğe mahkumdur. (alkişlar) Bu bir gerçektir ki , tarihin her devrinde aynen olmuştur. Sözgelimi Fransizlar Kanada’da kiliç sallarken oraya ingiliz çiftçisi girmiştir. Bir süre kiliçla sapan diğeriyle mücadele etti. Ve sonunda sapan galip gelerek ingilizler Kanada’ya sahip oldu. (alkişlar). Efendiler; kiliç kullanan kol yorulur, fakat sapan kullanan kol her daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur. (alkişlar)

Efendiler; Osmanli fatihleri, hakanlari, yayilmacilari asil etken ile birlikte sapanin önünde mağlup olup, geri çekilmeye başladiktan sonra asil felaketlerin büyüğü başladi. Padişah bağişi olarak yabancilara bahşedilmiş olan ve ülke içindeki Müslüman olmayanlara verilen her şey kazanilmiş haklar kabul edildi. Fakat yabancilar bununla yetinmediler,her gün bunun genişletilmesi için çare aradilar ve buldular. iç öğeler, korumaya gücü olduklari imtiyazlara dayanarak ve dişarinin tertibat ve korumasina siğinarak siyasi bir varlik elde etmek için çalişmaktan geri durmadilar. Yabancilar bir taraftan içteki öğeleri özendirme, diğer taraftan müdahale ile devlet ve ulus aleyhine yeni imtiyazlar aliyorlardi. Bu sürekli baski altinda zaten yoksul düşmüş olan anayurdu ve asil öğe, devlete verebilecek parayi güç sağlayabiliyorlardi. Fakat, padişahlar , saraylar bab-i aliler debdebeyi sürdürme için paraya muhtaçtilar. Bunun için, bunu sağlama çarelerine başvurmuştur. O çareler de diş borçlanma anlaşmasi oluyordu. Fakat borçlanma koşullarini o denli kötü yapiyorlardi ki, bazilarini ödemek mümkün olmamağa başladi. Ve sonunda bir gün devletler Osmanli Devleti’nin iflasina karar verdiler ve düyun-u umumiye (genel borçlar) belasini başimiza çöktürdüler.

Efendiler; Ulusun düştüğü bu hazin durum ve sefaletin nedenini arayacak olursak, doğrudan doğruya devlet kavraminda buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanli Devleti kişisel saltanat ve en son beş on yil içinde de meşruti saltanat esasina dayanan hükümet yönetiyordu. Kişisel saltanatta her hususta yalniz padişahlarin arzu, emel ve iradeleri egemendir. Uluslarin arzu, emel, irade ve gereksinimleri söz konusu olmaktan uzaktir. Ulus, dilek ve iradesinden soyunmuştur. Padişahlar kendilerini Allah tarafindan gönderilmiş bir kutsal şahsiyet farz ederler. Çevrelerini alan çikarcilardan, padişahin zihniyet ve arzusunu bir tanrisal gerek bir kuran gereği gibi herkese telkin ederler. Bu telkinler karşisinda bir gün tüm halk , bu arzu ve iradelerin yargisiz tanrisal irade olduğuna kani olur. Bundan soyunmuşluğa riza gösteren bir ulusun akibeti felaket, musibettir.

Arkadaşlar; Son nitelediğim noktada artik Osmanli devleti gerçekte ve eylemsel bağimsizliktan toksun bir duruma getirilmişti. Bir devlet ki, uyruklularina koyduğu vergiyi yabancilara koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için gümrük vergisi işlemi vesaire düzenleme hakkindan yasaklanmiştir, bir devlet ki yabancilar üzerinde yargi hakkini uygulamaktan yoksundur, o devlete bağimsiz denilemez. Devletin ve ulusun yaşamina yapilan müdahaleler bundan daha fazladir. Ulusun ekonomik gereksiniminden olan sözgelimi şimendifer (tren yolu) inşasi, sözgelimi fabrika yapmak için devlet serbest değildi! Böyle bir şeye teşebbüs olunursa hemen müdahale olurdu. Yaşamini sağlamaktan aciz olan bir devlet bağimsiz olabilir mi ş Osmanli ülkesi yabancilarin sömürgesinden başka bir şey değildi. Osmanli halki, Türk ulusu tutsak durumuna getirilmişti. Bu sonuç, sunduğum gibi ulusun kendi irade ve egemenliğine sahip olamamasindan, şunun bunun elinde kullanilmasindan ileri gelmişti. O halde diyebiliriz ki, ulusal bir devir yaşamiyorduk. Ulusal tarihe sahip bulunmuyorduk. Osmanli tarihi padişahlarin, hakanlarin, zümrelerin destanlari içeriğindeydi. Mazinin tarih diye uzattiği kitabin içeriği bundan ibarettir. Arkadaşlar; Ulusun egemenliğine sahip olamamasi yüzünden içine girdiğimiz genel savaşta değerli çocuklarinizdan oluşan kahraman ordularimizin Galiçya, Romanya, Makedonya, Kafkas şahikalari, Tur-i Sina çöllerinde düştüğü zahmetleri animsatacak kadar çok zaman geçmedi ve en sonunda bu genel savaşin uğursuz sonucu da bilinir. Özellikle Mondros Ateşkesiyle açilan devrin görünümünü bir an düşünmek isteyecek olursaniz baştan aşaği kadar bir dağilma görünümünden başka bir şey olmadiğini anlarsiniz. Devletler her türlü insanlik hukukundan soyunmuş, ülkemizin en değerli ve en verimli yerlerini çiğnediler. izmir, Bursa, Eskişehir, Sakarya, Anadolu, Trakya, istanbul vesaire gibi en aziz yerlerimizi çiğnediler. Fakat düşmanlarin bu hareket tarzindan daha üzücü bir nokta varsa, o da bu ülkenin yüzyillarca başinda bulunan insanlarin da düşman saflarina geçmiş bulunmasidir. (kahrolsun sesleri)

Arkadaşlar; Biliyorsunuz ki, iç düşmanlar, diş düşmanlarin yapmağa muktedir olamayacaği kötü ve feci işler ve kötü harekette tereddüt göstermemişlerdir. Diş düşman güçleri, saydiğim aziz yurt topraklarinda bulunurken, padişahin iradeleri ve yayinladiği fetvalariyla ve hilafet ordulariyla bu masum ulus şurada burada küçük görülüyor ve kandiriliyordu. Ve kendi varliğina karşi , farkina varmayarak , silah kullaniyordu ve sonunda hep bildiğimiz yönüyle Osmanli Devleti tamamen bitti. Fakat düşmanlarimiz ayni zamanda Osmanli Devletiyle birlikte Türk Ulusunun da mahvolduğunu zannetti. işte bunda çok aldaniyordu. Osmanli Devleti gibi çok devletler kurmuş olan Türk Ulusu mahvolamazdi ve mahvolmamişti. (şiddetli alkişlar) Özellikle hayatina vurulan bu darbelerden diş ve iç düşmanlarin aci darbelerinden birdenbire tüm uyanmalarini, tüm uyanikliğini takindi, yaşamini, şerefini kurtarmak için büyük onurla başini kaldirdi. Ve birleşerek ve dayanişarak ortaya atildi. (şiddetli alkişlar) işte ulusumuz o dakikadan itibaren ulusal bir devre girdi; bir halk devresinin ilkesini kurdu. Ulus bu ilkeden işe başladiği gün, kendisine hedef olan yollarin ne denli yoğun karanlik içinde bulunduğunu animsariz. Bu durum ulusu karamsarliğa düşürmedi. Büyük azim ile hedefine adimlarini atti.

Efendiler; Ulusumuz gerçek ve kesin kurtuluşa mazhar olabilmek için iki ilkeye dayanmanin koşul olduğunu anladi. Onlardan birincisi: Misak-i Milli’nin ifade ettiği ruh ve anlam. ikincisi; Anayasamizin saptadiği değişmesi mümkün olmayan gerçeklik. Misak-i Milli , ulusun tam bağimsizliğini sağlayan ve bunun için iktisadiyatinda gelişmesine engel olan tüm nedenleri bir daha geri dönmemek üzere kaldiran bir genel kuraldir. Anayasa Osmanli imparatorluğu’nun, devletinin tarihe dönmüş olduğunu anlayan, onun yerine yeni Türkiye Devleti’nin geçtiğini ilan eden bir yasadir. Bu devletin yaşaminda kayitsiz koşulsuz egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalacağini ifade eden yasadir. Bu yasa, egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalabilmesi için halkin bizzat kendini yönetmesini koşul kilan bir yasadir. Artik Türkiye halki için biricik temsilci yasal ve yürütme yetkisine haiz olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetidir diyen bir yasadir. Bab-i Ali yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetini koyan bir yasadir. Efendiler; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetinin aldiği yönüyle tam bağimsizlik, ulusal egemenlik ilkelerine dayanan ulusu zengin, ülkeyi bayindir etmekten ibarettir. (Alkişlar) Efendiler; Bu ilke gereği tüm dünya bilmelidir ki, artik Türkiye halki;egemenliğini hiçbir kişi ve makama veremez. Egemenlik demek onur demek, haysiyet demektir. Bu ulusun bu uygarlik ve insanlik ölçülerini silmesini talep etmek onu insanliktan çikarmak demektir.

Efendiler; Ulusumuz bu iki esasa dayanir. Çalişmağa başladiği günden bugüne dek geçen zaman çok değil, üç buçuk, dört yildan ibarettir, fakat ulusumuzun kazandiği başari ve üstünlük bu yillara siğmayacak denli çoktur, taşkindir, yüksektir ve kuvvetlidir. (Sürekli Alkişlar) Gerçekten padişah buyruklari; Hilafet ordulari ve özendirme ile olan başkaldirilarin tümü bastirilmiştir ve tüfeksiz, topsuz, parasiz bulunduğu bir zamanda yeniden dünyanin en kudretli en büyük ordusunu oluşturmaya gücü yetmiştir. (Alkişlar) Orada daha oluşum durumundayken birinci ikinci inönü Sakarya utkularini elde etmiş (alkişlar) ve dünyayi hayretlerde birakan en son üstünlüğü de büyük güçle ve hizla elde ederek düşman ordularini bire kadar mahvetmiştir. ( Pek sürekli ve pek şiddetli alkişlar yaşa, var ol sesleri) Tam bağimsizlik için şu genel kural var: Ulusal egemenlik, ekonomik egemenlik ile sağlamlaştirilmalidir. Bu denli büyük gayeler, bu benli kutsal, büyük hedefler kağit üzerindeki genel kurallarla , arzu ve hirslarla husul bulmaz. Bunlarin tam gerçekleşmesini sağlamak için biricik güç, en güçlü temel iktisadiyattir. Siyasi ve askeri üstünlükler ne denli büyük olursa olsun,iktisadi zaferle taçlandirilmazsa sonunda, sonuç paydar olamaz. En güçlü ve parlak zaferimizi de taçlandiran bayindir sonuçlari sağlamak için iktisadi egemenliğimizin sağlanmasi ve sağlamlaştirilmasi gereklidir. Bu denli verimli, bu denli güçlü olan yeni hükümetimizin düşmansiz kalacağini farzetmek doğru değildir. Bunun için çok kundaklar koyarak yikmaya çalişacak ve suikasde girişecekler bulunacaktir. Tüm bunlara karşi silahimiz, iktisadiyatimizdaki güç v; dayaniklilik ve başarimiz olacaktir.

Efendiler; Dahil olduğumuz halk devrinin, ulusal devrin ulusal tarihini de yazabilmek için kalemler, sapanlar olacaktir.(Alkişlar)Bence halk devri, iktisat devri kavramiyla ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki, ülkemiz bayindir,ulusumuz gönençli ve zengin olsun. Bu noktada bir felsefeyi animsayiniz o da: Kanaat tükenmez bir hazinedir. Bu felsefeyi yanliş yorumlama yüzünden bu ulusa büyük kötülük edilmiştir. Allah yarattiği nimet ve güzellikleri insanlarin yararlanmasi için yaratmiştir. Allah zeka ve akli insanlara bunun için verdi. Eğer yurt kupkuru dağ ve taşlardan, viran köy, kasaba ve şehirlerden ibaret olsaydi onun zindandan farki olmazdi. Felsefenin sahipleri ülkeyi zindan ve cehennemden başka bir şey yapmamişti. Bu yurt çocuklarimiz ve torunlarimiz için cennet yapilmaya layiktir. Bu iktisadi etkinlik ile olanaklidir. Öyle bir iktisat devri ki, artik ulusumuz insanca yaşamasini bilsin ve o araçlari bilerek ona göre gereken önlemlere başvursun. Arzumuz şudur: Bu ülkenin bireyleri ellerinde örnekleriyle,tarim, ticaret,sanat, çalişma ve sapanin temsilcisi olsun. Artik bu ülke yoksul, ulus değersiz değil, belki ülkemiz zenginler ülkesidir. Bu yeni Türkiye’nin adina, çalişkanlar diyari denir. (Alkişlar) işte ulus böyle bir devir içinde bulunuyor, bu böyle bir iyi devir olacak ve tarihini yazacaktir. Bu tarihte en büyük makam çalişkanlara ait olacaktir. (alkişlar)

Efendiler; Türkiye iktisat Kongresi tarihte ilk kez yüksek mevkiye erişecek bir kongredir. Ve sizler bu ülkenin gereksinimini, ulusun gereksinimini ulusun yeteneğini ve bunun karşisinda dünyada var olan çok güçlü iktisat örgütünü göz önüne alarak, alinmasi gereken önlemleri büyük açiklik ile görüşmeli ve saptamalisiniz. O önlemler uygulandikça ülkemiz nurlara, feyizlere batmiş olsuz. Arkadaşlar; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetiniz tabii ulusun dileği dairesinde ilerleme ve yeniliğe tamamen taraftardir. Bunun için mülk ve ulusa yararli kabul edeceğiniz önlemi memnuniyetle göz önüne alacaktir. Efendiler; iktisadiyat sahasinda düşünür ve konuşurken sanilmasin ki, yabanci sermayesine düşmaniz; hayir bizim ülkemiz mirasi korur. Çok çalişma ve sermayeye gereksinimimiz var. Yasalarimiza uyma koşuluyla yabanci sermayelerine gereken güvenceyi vermeğe her zaman haziriz. Yabanci sermayesi bizim çalişmamiza katilsin ve bizim ile onlar için yararli sonuçlar versin. Geçmişte, Tanzimat devrinden sonra yabanci sermayesi müstesna bir mevkiye sahipti, devlet ve hükümet yabanci sermayesinin jandarmaliğindan başka bir şey yapmamiştir. Her yeni ulus gibi Türkiye bunu uygun göremez. Burasini tutsak ülkesi yaptirmayiz. (Alkişlar)

Arkadaşlar; Son söz olarak demiştim ki: Ülkemizi artik tutsak ülkesi yaptiramayiz, Dikkatinizi çekmiş olan Konferansin son görüşmeleri bu nokta ile ilgilidir. Lozan Konferansinin ertelenmesi ayni sorun ve noktadan ileri gelir. Ordularimiz en büyük bir zaferi elde etmişler ve yengi yürüyüşünü durduracak hiçbir engel mevcut değildi. Böyle bir zamanda itilaf Devletleri doğal hukukumuzu ve yasalliğimizi görüşme ile halledeceklerini söylediler ve bizi konferansa çağirdilar. Ulus, Meclis ve Hükümetimiz içten olarak bariş taraftari bulunduğu için üstün ordularimizi durdurarak, delege kurulumuzu Lozan’a gönderdik. Aylardan beri görüşmeler, tartişmalar sürdü. Muhataplarimiz hukukumuzu tasdik etmiş olmadi. Konferanstaki muhataplarimiz bizimle üç dört yillik değil, üç yüz ve dört yüz yillik hesaplari görüyorlar ve hala muhataplarimiz Osmanli Devleti’nin tarihe kariştiğini ve bugün yeni Türkiye’nin varliğini, bunu kuran ulusun çok azimkar, imanli ve yiğit olduğunu, tam bağimsizliği ve ulusal egemenliğinden zerre kadar özveride bulunamayacağini hala anlayamamişlardir. Bu yüzden itilaf Devletleri duraksamaya düştü. istedikleri denli duraksayabilirler. Bu ulus için duraksama devirleri çoktan geçmiştir. (Pek sürekli ve pek güçlü alkişlar) Devletlerin delege kurulumuza verdikleri son proje doğal olarak kabul edilebilir görülmedi. Ve diğer delegeler gibi bizimkiler de geri dönüyorlar. Tabii gensoru olacaktir. Sonuçta tüm dünya bilsin ki, bu ulus tam bağimsizliğinin sağlandiğini görmedikçe yürümeğe başladiği yoldan bir an durmayacaktir. (Alkişlar) Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz, her uygar ulusun sahip olduğu şeylerden mahrum edilmemeliyiz. Haklarimiz doğal olarak yasaldir, bize gereklidir. Ne denli hakli isek bunu savunma için de ülke ve ulusumuzun yeteneği ve gücü de o kadardir. (Alkişlar)

Efendiler; Görülüyor ki bu denli kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra da bizi barişa kavuşmaktan engelleyen neden doğrudan doğruya ekonomik araçlardir,iktisadi düşüncedir. Çünkü bu devlet, bu ulus iktisadi egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü temel üzerinde yerleşmiş ve yükselmeğe başlamiş olacaktir ve artik bunu yerinden kimildatmak mümkün olamayacaktir. işte düşmanlarimizin, gerçek düşmanlarimizin olur vermedikleri, bir türlü riza göstermedikleri budur.

Efendiler; Bu eylemsel gerçekleşmiştir. Bariş denen şeyin sağlanmasi için yabancilarin bu gerçeği itiraf etmemekteki duraksamalarina mantiksal anlam vermek mümkün değildir. Çok arzuya değerdir ki , pek yakin zamanda onlar da bu gerçeği itiraf ederler ve tüm dünya uygarliğinin pek büyük istek ve hasretle beklediği bariş toplantisina engel olmak sorumluluğundan çekinirler. şimdiden yaşamsal araçlarimizi sağlamaya başlamiş bulunuyoruz. Ve doğal olarak bariş durumunun toplanmasinda daha büyük gelişmeler oluyor. Fakat başarili olmak için çok çalişmak gerektiğini bilmeliyiz. iktisadiyat, iktisadiyat diyoruz. Fakat arkadaşlar iktisadiyat demek her şey demektir. Yaşamak için, mesut olmak için, insan varliği için ne gerekirse bunlarin tümü demektir, tarim demektir, ticaret demektir, çalişma demektir, her şey demektir.Tüm bu konularda şu anda ülke ve ulusumuzun ne durumda olduğunu sizler çok güzel bilirsiniz. Nitelemek istemeyeceğim. Ancak ülkemizin bolluğu ve nüfusumuzun bu bollukla ne kadar uygun olmadiğini da animsayiniz. Bu miras ve verimli topraklari işleyebilmek, işletebilmek için eksik olan el emeğini hemen fenni alet ile gidermek zorunluluğundayiz. Ülkemizi bundan başka şimendiferler ile ve üzerinde otomobiller çalişir şoseler ile şebeke durumuna getirmek zorundayiz. Çünkü batinin ve dünyanin araçlari bunlar oldukça, şimendiferler oldukça, bunlara karşi merkepler ve kağni ile ve tabii yollar üzerinde yarişmaya çikişmanin anlami yoktur.

Ülkemiz tarim ülkesidir. Bu itibarla, halkimizin çoğunluğu çiftçidir., çobandir. Bundan dolayi en büyük gücü, kudreti bu sahada gösterebiliriz ve bu sahada önemli yarişma alanlarina atilabiliriz. Fakat ayni zamanda sanayimizi de güçlendirmek ve genişletmek zorundayiz. Eğer sanat konusunda yine müsamahakar olursak, o durumda sanayi ürünlerinde yine dişarinin haraç vericisi oluruz, ürünler ve yapilmişlarin değişimi ve servete çevrilmesi için ticarete gereksinimimiz vardir. Ticaretimizin yabancilar elinde kalmasi ülkemizin servetinden gereği kadar istifade edememeğe neden olur. Fakat tüm bunlar söylendiği denli basit ve kolay olmayan şeylerdir. Bunda başarili olabilmek için gerçekten ülkenin ve ulusun gereksinimine mutabik esasli program üzerinde tüm ulusun birleşmiş ve uyum içinde olarak çalişmasi gereklidir. Yüce kurulunuz bu temellerin en değerlilerini inşallah bulup ortaya koyacaksiniz. “Arkadaşlar bence yeni devletimizin , yeni hükümetimizin tüm esaslari, tüm programlari iktisat programindan çikmalidir. Çünkü demin dediğim gibi her şey bunun içinde sarilidir. Bundan böyle çocuklarimizi o suretle öğretmeli ve eğitmeliyiz, onlara bu suretle bilim ve irfan vermeliyiz ki, tarim ve sanayide tüm bunlarin etkinlik alanlarinda verimli olsunlar,etkili olsunlar, eylemli bir öğe olsunlar.” Bundan dolayi eğitim programimiz gerek ilk öğretimde, gerek orta öğretimde verilecek tüm şeyler bu bakiş açisina göre olmalidir Eğitim programlarimiz gibi devlet şubeleri için düşünülecek programlar da iktisat programina dayanmaktan kendini kurtaramazlar. Temelli bir program saptamak, program üzerine tüm ulusu uyum içinde çaliştirmak gerekir. Bizim halkimizin çikari bir diğerinden ayrilir sinif biçiminde değil özellikle varliklari ve çalişma sonucu yek diğerine gereken siniflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyenler çiftçilerdir, sanatkarlardir, tüccarlardir ve işçidir. Bunlarin hangisi diğerinin karşiti olabilir. Çiftçinin sanatkara; sanatkarin çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunlarin tümüne, bir diğerine ve işçiye muhtaç olduğunu kim inkar edebilirş Bugün varolan fabrikalarimizda ve daha çok olmasini dilediğimiz kendi işçimiz çalişmalidir. Müreffeh ve memnun olarak çalişmalidir. Ve tüm bu saydiğimiz siniflar ayni zamanda zengin olmalidir. Ve yaşamin gerçek lezzetini tada bilmelidir ki, çalişmak için kudret ve kuvvet bulabilsin. Bundan dolayi programdan bahsedildiği zaman adeta diyebiliriz ki, tüm halk için bir çalişma ulusal andi içeriğinde olan program çevresinde toplanmakta oluşacak olan siyasi biçim ise gelişi güzel bir parti biçiminde tasavvur edilmemek gerekir ve bariştan sonra oluşabilecek böyle bir siyasi şeklin şimdiye dek olduğu gibi ulusun azim ve imaniyla birlik ve dayanişmasinin birbirine yardimci olmasiyla başarili olacaği hakkinda kani güçlüdür ve tamdir.

Efendiler, Yüce kurulunuzun bugün gerçekleştirmiş olduğu Türkiye iktisat Kongresi çok önemlidir. Çok tarihidir. Nasil ki, Erzurum Kongresi felaket noktasina gelmiş olan bu ulusu kurtarmak konusunda Misak-i Millinin( ulusal Andin) ve Anayasanin ilk temel taşlarini sağlama konusunda etken olmuş, etkili olmuş, girişimci olmuş ve bundan dolayi tarihimizde, ulusal tarihimizde en değerli ve en yüksek aniyi hazirlamiş ise, kongreniz de ulusun ve ülkenin yaşam ve gerçek kurtuluşunu sağlamaya yarayacak olan genel kurallarin temel taşlarini ve esaslarini hazirlayip ortaya koymak suretiyle tarihte büyük nami ve çok değerli bir aniyi sağlayacaktir. (Alkişlar) Bu denli değerli ve tarihi kongrenizi açmak onurunu bana bahşettiğinizden dolayi özellikle teşekkürlerimi sunarim (alkişlar) (estağfurullah sesleri) ve böyle bir kongreyi gerçekleştiren sizlersiniz. Bundan dolayi sizi tebrike değer görür ve tebrik ederim. (Teşekkür ederiz sesleri) Kongre açilmiştir efendim.


Kaynak: Afet inan: izmir iktisat Kongresi, Ankara, 1982, s: 57-69 (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESi: HACER - YAVUZ ÖZMAKAS)

Kaynak: Alıntılar
Günümüz Türkçesi ile Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi Açılış Konuşması.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “köklerini “ bilmede, dünü anlamada, bugünü kavramamda ve yarına bakmakta çok önemli ekonomik, toplumsal, siyasi ve hukuki bir belge olma sıfatını taşımaktadır.
Ancak, İzmir İktisat Kongresi, en azından “hukuki bakımdan” yeterince değerlendirilmemiştir .
Gerçekten, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi her yıl şenliklerle anılırken, üzerlerine bilimsel toplantılar yapılırken, her nedense eş değerde olan İzmir İktisat Kongresine hakkettiği önem verilmemiş , hatta kongrenin yapıldığı ev yıkılmış ve yerine düşünülmeden otopark yapılmıştır. Bu, İzmir İktisat Kongresine hiç veya yeterince değer verilmediğinin bir kanıtıdır. Fazla söze gerek yoktur. İşin vahametini anlamak için, Atatürk hakkındaki araştırmalarda İzmir İktisat Kongresine ne kadar yer verildiğine bakmanın yeterli olduğu kanaatindeyiz.
ZEKİ HAFIZOĞULLARI


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Lozan Konferansı'na ara verildiği sırada, İzmir İktisat Kongresi 1135 delege ile 17 Şubat - 4 Mart 1923'art 1923'de toplandı

Efendiler; Aziz Türkiye’mizin iktisadi yükselmesini aramak ve bulmak gibi vatani, yaşamsal ve ulusal bir kutsal amaç için bugün burada toplanmiş olan sizlerin, muhterem halk temsilcilerinin huzurunda bulunmakla çok mesut ve bahtiyarim. Efendiler; Uzun gafletlerle ve derin vurdumduymazlik ile geçen yüzyillarin iktisadi bünyemizde açtiği yaralari tedavi etmek ve çarelerini aramak, ülkeyi bayindirliğa, ulusu refah ve mutluluğa ulaştirma yollarini bulmak için oluşacak çalişmanizin başariyla sonuçlanmasini temenni eylerim.

Arkadaşlar; Sizler doğrudan doğruya ulusumuzu temsil eden halk siniflarinin içinden ve onlar tarafindan seçilmiş olarak geliyorsunuz. Bu itibarla ülkemizin durumunu, gereksinimini, ulusumuzun elemlerini ve emellerini yakindan ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alinmasi gereğini açiklayacağiniz önlemler, halkin dilinden söylenmiş kabul olunur ve bunun için en büyük isabetler malik olur. Çünkü halkin sesi, hakkin sesidir.

Efendiler, Tarih, ulusumuzun yükselme ve gerileme nedenlerini ararken bir çok siyasi, askeri ve toplumsal nedenler bulmakta ve saymaktadir. Kuşku yok tüm bu nedenler toplumsal olaylarda etkilidirler. Bir ulusun doğrudan doğruya yaşamiyla ilgili olan , o ulusun iktisadiyatidir. Tarihin ve tecrübenin saptadiği bu gerçek bizim ulusal yaşamimizda tümüyle görünür. Gerçekten Türk tarihi incelenirse yükselme, gerileme araçlarinin iktisadi çalişmadan başka bir şey olmadiği derhal anlaşilir.

Efendiler; Tarihimizi dolduran zaferler, ya da dağilmalarin tümü iktisadi durumumuzla ilişkili ve ilgilidir. Yeni Türkiye’mizi layik olduğu sağlamlik derecesine ulaştirmak için, kesinlikle iktisadiyatimiza birinci derecede ve en çok önem vermek zorunluluğundayiz, zamanimiz tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir. Bir ulusun yaşamsal araçlarini, refah ve mutluluğunu teşkil eden iktisadiyatla uğraşamamasi nazar-i dikkati çekici bir keyfiyettir. itirafa zorunluyuz ki, iktisadiyatimiza gereği kadar önem verememiş bulunuyoruz. Bir ulusun yaşamsal araçlariyla uğraşmamasi ya da uğraşamamasi , o ulusun yaşadiği zaman ile o zaman saptayan tarih ile çok ilgilidir. Bunun araçlarini geçirdiğimiz zamanda , özellikle tarihimizde arayabiliriz. şimdiye dek gerçek anlamiyla ulusal bir devir yaşamadik, dolayisiyla ulusal bir tarihe sahip olamadik. Bu noktayi biraz izah edebilmiş olmak için hep birlikte Osmanli tarihini animsayalim:

Osmanli tarihinde tüm gayretler, tüm çalişma ulusun arzusu, dileği ve gerçek gereksinimi bakiş açisindan değil, şunun bunun dileğini , ihtiraslarini tatmin bakiş açisindan olmuştur. Sözgelimi, fatih istanbul’u zaptettikten sonra yani Selçuklu saltanatiyla Doğu Roma imparatorluğuna vardiktan sonra Bati Roma imparatorluğu’na da konmak istedi. Bunun için de tüm ulusu bu hedefe doğru sevketti. Sözgelimi, Yavuz Selim, Fatih’in açtiği bati cephesini tesbit ile birlikte Asya imparatorluğu’nu birleştirerek büyük bir islam birliği meydana getirmek istedi. Kanuni Süleyman, her iki cepheyi genişletmek, bütün Akdeniz’i bir Osmanli havzasi haline getirmek, Hindistan üzerinde nüfuz kurma gibi şahane bir siyaset izlemek istedi ve tabii bunun için de asil etkeni, ulusu kullandi.

Arkadaşlar; Bütün bu işler ve hareket incelenirse, görülür ki , bu kudretli ve azametli padişahlar, diş siyasetlerini; emelleri, arzulari ve ihtiraslarina dayamişlar ve teşkilat ve iç siyasetlerini, bu yeni doğmuş tutku olan diş siyasetlerine göre, düzenleme zorunluluğunda kalmiştir. Halbuki iç örgütlenmenin, iç siyasetin genişliği ve dayanma derecesinde bir diş siyaset izlemek mecburiyeti vardir. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktir.

Gerçekten Osmanli hakanlari asil olan bu noktayi unuttular. Bütün iş ve harekatlarini hayaller ve emeller üzerine bina ettiler. “ iç Örgütlenmeyi” diş siyasete uydurmak zorunluluğu oluşunca, zaptettikleri yerlerdeki öğeleri, olduğu gibi koruma zorunluluğunda kaldiktan başka onlara istisnalar, imtiyazlar bahşettiler. Diğer taraftan asil etkeni, uzun seferlerde, fetih alanlarinda dolaştirttilar ve bu suretle kendi kendini tahrib etmiş oluyordu. Bu itibarla ulus, yani asil etken kendi evinde, kendi yurdunda yaşamsal araçlarini üretmek için çalişmaktan yoksun bir durumda bulunuyordu. Bu hükümdarlar, ulusu böyle diyar diyar dolaştirmakla yetinmiyorlar; belki fetihler dairesi içine giren halki memnun etmek, yabancilari memnun etmek için, asil etkenin hukukundan iktisadi kaynaklarindan bir çok şeyleri (hediye) olarak onlara bahşediyorlardi. Sözgelimi Fatih zamaninda Cenevizlilere verilen imtiyazlar bu kabildendir. Nitekim bu imtiyazlarla açilan yol bilahare kendisinden sonra genişlemiş bulunuyordu. Ve bu imtiyazlar, devletin en güçlü zamaninda oluyordu ve bunlar tam padişah bağişi olmak üzere oluyordu. Kanuni zamaninda Venediklilerle bir ticaret antlaşmasi yapilmak istenmişti. Padişah bunu onuruna uygun buldu. Zira ona göre antlaşma, eşit devletler arasinda yapilabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bağimli durumunda idiler. Öyle olmakla birlikte ona izin verildi. işte bu izin sözcüğü daha sonra ( kapitülasyon) sözcüğü ile çevrilmişti. Bu, teslimiyet sunuşuna mecbur olanlar ve bir kale içinde mahsur olanlar arasinda kullanilan bir sözcüktür. Ulus, eviyle ve yaşam araçlariyla uğraşmaktan yasakli olarak diyar diyar dolaştiriliyorken bu diyarlar halki bir çok imtiyazlara sahip olarak çalişiyor, yani fatihler asil etkeni peşine takarak kiliçla fetihler yaparken, zapt olunan ülke halki kazandiklari imtiyazlarla, özerkliklerle sapanlarina yapişiyorlar ve toprak üzerinde çalişiyorlardi. Fakat efendiler acelece fetihler yapanlar, sapanla fethedenlere sonuç olarak mevkilerini terk etmeğe mahkumdur. (alkişlar) Bu bir gerçektir ki , tarihin her devrinde aynen olmuştur. Sözgelimi Fransizlar Kanada’da kiliç sallarken oraya ingiliz çiftçisi girmiştir. Bir süre kiliçla sapan diğeriyle mücadele etti. Ve sonunda sapan galip gelerek ingilizler Kanada’ya sahip oldu. (alkişlar). Efendiler; kiliç kullanan kol yorulur, fakat sapan kullanan kol her daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur. (alkişlar)

Efendiler; Osmanli fatihleri, hakanlari, yayilmacilari asil etken ile birlikte sapanin önünde mağlup olup, geri çekilmeye başladiktan sonra asil felaketlerin büyüğü başladi. Padişah bağişi olarak yabancilara bahşedilmiş olan ve ülke içindeki Müslüman olmayanlara verilen her şey kazanilmiş haklar kabul edildi. Fakat yabancilar bununla yetinmediler,her gün bunun genişletilmesi için çare aradilar ve buldular. iç öğeler, korumaya gücü olduklari imtiyazlara dayanarak ve dişarinin tertibat ve korumasina siğinarak siyasi bir varlik elde etmek için çalişmaktan geri durmadilar. Yabancilar bir taraftan içteki öğeleri özendirme, diğer taraftan müdahale ile devlet ve ulus aleyhine yeni imtiyazlar aliyorlardi. Bu sürekli baski altinda zaten yoksul düşmüş olan anayurdu ve asil öğe, devlete verebilecek parayi güç sağlayabiliyorlardi. Fakat, padişahlar , saraylar bab-i aliler debdebeyi sürdürme için paraya muhtaçtilar. Bunun için, bunu sağlama çarelerine başvurmuştur. O çareler de diş borçlanma anlaşmasi oluyordu. Fakat borçlanma koşullarini o denli kötü yapiyorlardi ki, bazilarini ödemek mümkün olmamağa başladi. Ve sonunda bir gün devletler Osmanli Devleti’nin iflasina karar verdiler ve düyun-u umumiye (genel borçlar) belasini başimiza çöktürdüler.

Efendiler; Ulusun düştüğü bu hazin durum ve sefaletin nedenini arayacak olursak, doğrudan doğruya devlet kavraminda buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanli Devleti kişisel saltanat ve en son beş on yil içinde de meşruti saltanat esasina dayanan hükümet yönetiyordu. Kişisel saltanatta her hususta yalniz padişahlarin arzu, emel ve iradeleri egemendir. Uluslarin arzu, emel, irade ve gereksinimleri söz konusu olmaktan uzaktir. Ulus, dilek ve iradesinden soyunmuştur. Padişahlar kendilerini Allah tarafindan gönderilmiş bir kutsal şahsiyet farz ederler. Çevrelerini alan çikarcilardan, padişahin zihniyet ve arzusunu bir tanrisal gerek bir kuran gereği gibi herkese telkin ederler. Bu telkinler karşisinda bir gün tüm halk , bu arzu ve iradelerin yargisiz tanrisal irade olduğuna kani olur. Bundan soyunmuşluğa riza gösteren bir ulusun akibeti felaket, musibettir.

Arkadaşlar; Son nitelediğim noktada artik Osmanli devleti gerçekte ve eylemsel bağimsizliktan toksun bir duruma getirilmişti. Bir devlet ki, uyruklularina koyduğu vergiyi yabancilara koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için gümrük vergisi işlemi vesaire düzenleme hakkindan yasaklanmiştir, bir devlet ki yabancilar üzerinde yargi hakkini uygulamaktan yoksundur, o devlete bağimsiz denilemez. Devletin ve ulusun yaşamina yapilan müdahaleler bundan daha fazladir. Ulusun ekonomik gereksiniminden olan sözgelimi şimendifer (tren yolu) inşasi, sözgelimi fabrika yapmak için devlet serbest değildi! Böyle bir şeye teşebbüs olunursa hemen müdahale olurdu. Yaşamini sağlamaktan aciz olan bir devlet bağimsiz olabilir mi ş Osmanli ülkesi yabancilarin sömürgesinden başka bir şey değildi. Osmanli halki, Türk ulusu tutsak durumuna getirilmişti. Bu sonuç, sunduğum gibi ulusun kendi irade ve egemenliğine sahip olamamasindan, şunun bunun elinde kullanilmasindan ileri gelmişti. O halde diyebiliriz ki, ulusal bir devir yaşamiyorduk. Ulusal tarihe sahip bulunmuyorduk. Osmanli tarihi padişahlarin, hakanlarin, zümrelerin destanlari içeriğindeydi. Mazinin tarih diye uzattiği kitabin içeriği bundan ibarettir. Arkadaşlar; Ulusun egemenliğine sahip olamamasi yüzünden içine girdiğimiz genel savaşta değerli çocuklarinizdan oluşan kahraman ordularimizin Galiçya, Romanya, Makedonya, Kafkas şahikalari, Tur-i Sina çöllerinde düştüğü zahmetleri animsatacak kadar çok zaman geçmedi ve en sonunda bu genel savaşin uğursuz sonucu da bilinir. Özellikle Mondros Ateşkesiyle açilan devrin görünümünü bir an düşünmek isteyecek olursaniz baştan aşaği kadar bir dağilma görünümünden başka bir şey olmadiğini anlarsiniz. Devletler her türlü insanlik hukukundan soyunmuş, ülkemizin en değerli ve en verimli yerlerini çiğnediler. izmir, Bursa, Eskişehir, Sakarya, Anadolu, Trakya, istanbul vesaire gibi en aziz yerlerimizi çiğnediler. Fakat düşmanlarin bu hareket tarzindan daha üzücü bir nokta varsa, o da bu ülkenin yüzyillarca başinda bulunan insanlarin da düşman saflarina geçmiş bulunmasidir. (kahrolsun sesleri)

Arkadaşlar; Biliyorsunuz ki, iç düşmanlar, diş düşmanlarin yapmağa muktedir olamayacaği kötü ve feci işler ve kötü harekette tereddüt göstermemişlerdir. Diş düşman güçleri, saydiğim aziz yurt topraklarinda bulunurken, padişahin iradeleri ve yayinladiği fetvalariyla ve hilafet ordulariyla bu masum ulus şurada burada küçük görülüyor ve kandiriliyordu. Ve kendi varliğina karşi , farkina varmayarak , silah kullaniyordu ve sonunda hep bildiğimiz yönüyle Osmanli Devleti tamamen bitti. Fakat düşmanlarimiz ayni zamanda Osmanli Devletiyle birlikte Türk Ulusunun da mahvolduğunu zannetti. işte bunda çok aldaniyordu. Osmanli Devleti gibi çok devletler kurmuş olan Türk Ulusu mahvolamazdi ve mahvolmamişti. (şiddetli alkişlar) Özellikle hayatina vurulan bu darbelerden diş ve iç düşmanlarin aci darbelerinden birdenbire tüm uyanmalarini, tüm uyanikliğini takindi, yaşamini, şerefini kurtarmak için büyük onurla başini kaldirdi. Ve birleşerek ve dayanişarak ortaya atildi. (şiddetli alkişlar) işte ulusumuz o dakikadan itibaren ulusal bir devre girdi; bir halk devresinin ilkesini kurdu. Ulus bu ilkeden işe başladiği gün, kendisine hedef olan yollarin ne denli yoğun karanlik içinde bulunduğunu animsariz. Bu durum ulusu karamsarliğa düşürmedi. Büyük azim ile hedefine adimlarini atti.

Efendiler; Ulusumuz gerçek ve kesin kurtuluşa mazhar olabilmek için iki ilkeye dayanmanin koşul olduğunu anladi. Onlardan birincisi: Misak-i Milli’nin ifade ettiği ruh ve anlam. ikincisi; Anayasamizin saptadiği değişmesi mümkün olmayan gerçeklik. Misak-i Milli , ulusun tam bağimsizliğini sağlayan ve bunun için iktisadiyatinda gelişmesine engel olan tüm nedenleri bir daha geri dönmemek üzere kaldiran bir genel kuraldir. Anayasa Osmanli imparatorluğu’nun, devletinin tarihe dönmüş olduğunu anlayan, onun yerine yeni Türkiye Devleti’nin geçtiğini ilan eden bir yasadir. Bu devletin yaşaminda kayitsiz koşulsuz egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalacağini ifade eden yasadir. Bu yasa, egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalabilmesi için halkin bizzat kendini yönetmesini koşul kilan bir yasadir. Artik Türkiye halki için biricik temsilci yasal ve yürütme yetkisine haiz olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetidir diyen bir yasadir. Bab-i Ali yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetini koyan bir yasadir. Efendiler; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetinin aldiği yönüyle tam bağimsizlik, ulusal egemenlik ilkelerine dayanan ulusu zengin, ülkeyi bayindir etmekten ibarettir. (Alkişlar) Efendiler; Bu ilke gereği tüm dünya bilmelidir ki, artik Türkiye halki;egemenliğini hiçbir kişi ve makama veremez. Egemenlik demek onur demek, haysiyet demektir. Bu ulusun bu uygarlik ve insanlik ölçülerini silmesini talep etmek onu insanliktan çikarmak demektir.

Efendiler; Ulusumuz bu iki esasa dayanir. Çalişmağa başladiği günden bugüne dek geçen zaman çok değil, üç buçuk, dört yildan ibarettir, fakat ulusumuzun kazandiği başari ve üstünlük bu yillara siğmayacak denli çoktur, taşkindir, yüksektir ve kuvvetlidir. (Sürekli Alkişlar) Gerçekten padişah buyruklari; Hilafet ordulari ve özendirme ile olan başkaldirilarin tümü bastirilmiştir ve tüfeksiz, topsuz, parasiz bulunduğu bir zamanda yeniden dünyanin en kudretli en büyük ordusunu oluşturmaya gücü yetmiştir. (Alkişlar) Orada daha oluşum durumundayken birinci ikinci inönü Sakarya utkularini elde etmiş (alkişlar) ve dünyayi hayretlerde birakan en son üstünlüğü de büyük güçle ve hizla elde ederek düşman ordularini bire kadar mahvetmiştir. ( Pek sürekli ve pek şiddetli alkişlar yaşa, var ol sesleri) Tam bağimsizlik için şu genel kural var: Ulusal egemenlik, ekonomik egemenlik ile sağlamlaştirilmalidir. Bu denli büyük gayeler, bu benli kutsal, büyük hedefler kağit üzerindeki genel kurallarla , arzu ve hirslarla husul bulmaz. Bunlarin tam gerçekleşmesini sağlamak için biricik güç, en güçlü temel iktisadiyattir. Siyasi ve askeri üstünlükler ne denli büyük olursa olsun,iktisadi zaferle taçlandirilmazsa sonunda, sonuç paydar olamaz. En güçlü ve parlak zaferimizi de taçlandiran bayindir sonuçlari sağlamak için iktisadi egemenliğimizin sağlanmasi ve sağlamlaştirilmasi gereklidir. Bu denli verimli, bu denli güçlü olan yeni hükümetimizin düşmansiz kalacağini farzetmek doğru değildir. Bunun için çok kundaklar koyarak yikmaya çalişacak ve suikasde girişecekler bulunacaktir. Tüm bunlara karşi silahimiz, iktisadiyatimizdaki güç v; dayaniklilik ve başarimiz olacaktir.

Efendiler; Dahil olduğumuz halk devrinin, ulusal devrin ulusal tarihini de yazabilmek için kalemler, sapanlar olacaktir.(Alkişlar)Bence halk devri, iktisat devri kavramiyla ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki, ülkemiz bayindir,ulusumuz gönençli ve zengin olsun. Bu noktada bir felsefeyi animsayiniz o da: Kanaat tükenmez bir hazinedir. Bu felsefeyi yanliş yorumlama yüzünden bu ulusa büyük kötülük edilmiştir. Allah yarattiği nimet ve güzellikleri insanlarin yararlanmasi için yaratmiştir. Allah zeka ve akli insanlara bunun için verdi. Eğer yurt kupkuru dağ ve taşlardan, viran köy, kasaba ve şehirlerden ibaret olsaydi onun zindandan farki olmazdi. Felsefenin sahipleri ülkeyi zindan ve cehennemden başka bir şey yapmamişti. Bu yurt çocuklarimiz ve torunlarimiz için cennet yapilmaya layiktir. Bu iktisadi etkinlik ile olanaklidir. Öyle bir iktisat devri ki, artik ulusumuz insanca yaşamasini bilsin ve o araçlari bilerek ona göre gereken önlemlere başvursun. Arzumuz şudur: Bu ülkenin bireyleri ellerinde örnekleriyle,tarim, ticaret,sanat, çalişma ve sapanin temsilcisi olsun. Artik bu ülke yoksul, ulus değersiz değil, belki ülkemiz zenginler ülkesidir. Bu yeni Türkiye’nin adina, çalişkanlar diyari denir. (Alkişlar) işte ulus böyle bir devir içinde bulunuyor, bu böyle bir iyi devir olacak ve tarihini yazacaktir. Bu tarihte en büyük makam çalişkanlara ait olacaktir. (alkişlar)

Efendiler; Türkiye iktisat Kongresi tarihte ilk kez yüksek mevkiye erişecek bir kongredir. Ve sizler bu ülkenin gereksinimini, ulusun gereksinimini ulusun yeteneğini ve bunun karşisinda dünyada var olan çok güçlü iktisat örgütünü göz önüne alarak, alinmasi gereken önlemleri büyük açiklik ile görüşmeli ve saptamalisiniz. O önlemler uygulandikça ülkemiz nurlara, feyizlere batmiş olsuz. Arkadaşlar; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetiniz tabii ulusun dileği dairesinde ilerleme ve yeniliğe tamamen taraftardir. Bunun için mülk ve ulusa yararli kabul edeceğiniz önlemi memnuniyetle göz önüne alacaktir. Efendiler; iktisadiyat sahasinda düşünür ve konuşurken sanilmasin ki, yabanci sermayesine düşmaniz; hayir bizim ülkemiz mirasi korur. Çok çalişma ve sermayeye gereksinimimiz var. Yasalarimiza uyma koşuluyla yabanci sermayelerine gereken güvenceyi vermeğe her zaman haziriz. Yabanci sermayesi bizim çalişmamiza katilsin ve bizim ile onlar için yararli sonuçlar versin. Geçmişte, Tanzimat devrinden sonra yabanci sermayesi müstesna bir mevkiye sahipti, devlet ve hükümet yabanci sermayesinin jandarmaliğindan başka bir şey yapmamiştir. Her yeni ulus gibi Türkiye bunu uygun göremez. Burasini tutsak ülkesi yaptirmayiz. (Alkişlar)

Arkadaşlar; Son söz olarak demiştim ki: Ülkemizi artik tutsak ülkesi yaptiramayiz, Dikkatinizi çekmiş olan Konferansin son görüşmeleri bu nokta ile ilgilidir. Lozan Konferansinin ertelenmesi ayni sorun ve noktadan ileri gelir. Ordularimiz en büyük bir zaferi elde etmişler ve yengi yürüyüşünü durduracak hiçbir engel mevcut değildi. Böyle bir zamanda itilaf Devletleri doğal hukukumuzu ve yasalliğimizi görüşme ile halledeceklerini söylediler ve bizi konferansa çağirdilar. Ulus, Meclis ve Hükümetimiz içten olarak bariş taraftari bulunduğu için üstün ordularimizi durdurarak, delege kurulumuzu Lozan’a gönderdik. Aylardan beri görüşmeler, tartişmalar sürdü. Muhataplarimiz hukukumuzu tasdik etmiş olmadi. Konferanstaki muhataplarimiz bizimle üç dört yillik değil, üç yüz ve dört yüz yillik hesaplari görüyorlar ve hala muhataplarimiz Osmanli Devleti’nin tarihe kariştiğini ve bugün yeni Türkiye’nin varliğini, bunu kuran ulusun çok azimkar, imanli ve yiğit olduğunu, tam bağimsizliği ve ulusal egemenliğinden zerre kadar özveride bulunamayacağini hala anlayamamişlardir. Bu yüzden itilaf Devletleri duraksamaya düştü. istedikleri denli duraksayabilirler. Bu ulus için duraksama devirleri çoktan geçmiştir. (Pek sürekli ve pek güçlü alkişlar) Devletlerin delege kurulumuza verdikleri son proje doğal olarak kabul edilebilir görülmedi. Ve diğer delegeler gibi bizimkiler de geri dönüyorlar. Tabii gensoru olacaktir. Sonuçta tüm dünya bilsin ki, bu ulus tam bağimsizliğinin sağlandiğini görmedikçe yürümeğe başladiği yoldan bir an durmayacaktir. (Alkişlar) Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz, her uygar ulusun sahip olduğu şeylerden mahrum edilmemeliyiz. Haklarimiz doğal olarak yasaldir, bize gereklidir. Ne denli hakli isek bunu savunma için de ülke ve ulusumuzun yeteneği ve gücü de o kadardir. (Alkişlar)

Efendiler; Görülüyor ki bu denli kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra da bizi barişa kavuşmaktan engelleyen neden doğrudan doğruya ekonomik araçlardir,iktisadi düşüncedir. Çünkü bu devlet, bu ulus iktisadi egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü temel üzerinde yerleşmiş ve yükselmeğe başlamiş olacaktir ve artik bunu yerinden kimildatmak mümkün olamayacaktir. işte düşmanlarimizin, gerçek düşmanlarimizin olur vermedikleri, bir türlü riza göstermedikleri budur.

Efendiler; Bu eylemsel gerçekleşmiştir. Bariş denen şeyin sağlanmasi için yabancilarin bu gerçeği itiraf etmemekteki duraksamalarina mantiksal anlam vermek mümkün değildir. Çok arzuya değerdir ki , pek yakin zamanda onlar da bu gerçeği itiraf ederler ve tüm dünya uygarliğinin pek büyük istek ve hasretle beklediği bariş toplantisina engel olmak sorumluluğundan çekinirler. şimdiden yaşamsal araçlarimizi sağlamaya başlamiş bulunuyoruz. Ve doğal olarak bariş durumunun toplanmasinda daha büyük gelişmeler oluyor. Fakat başarili olmak için çok çalişmak gerektiğini bilmeliyiz. iktisadiyat, iktisadiyat diyoruz. Fakat arkadaşlar iktisadiyat demek her şey demektir. Yaşamak için, mesut olmak için, insan varliği için ne gerekirse bunlarin tümü demektir, tarim demektir, ticaret demektir, çalişma demektir, her şey demektir.Tüm bu konularda şu anda ülke ve ulusumuzun ne durumda olduğunu sizler çok güzel bilirsiniz. Nitelemek istemeyeceğim. Ancak ülkemizin bolluğu ve nüfusumuzun bu bollukla ne kadar uygun olmadiğini da animsayiniz. Bu miras ve verimli topraklari işleyebilmek, işletebilmek için eksik olan el emeğini hemen fenni alet ile gidermek zorunluluğundayiz. Ülkemizi bundan başka şimendiferler ile ve üzerinde otomobiller çalişir şoseler ile şebeke durumuna getirmek zorundayiz. Çünkü batinin ve dünyanin araçlari bunlar oldukça, şimendiferler oldukça, bunlara karşi merkepler ve kağni ile ve tabii yollar üzerinde yarişmaya çikişmanin anlami yoktur.

Ülkemiz tarim ülkesidir. Bu itibarla, halkimizin çoğunluğu çiftçidir., çobandir. Bundan dolayi en büyük gücü, kudreti bu sahada gösterebiliriz ve bu sahada önemli yarişma alanlarina atilabiliriz. Fakat ayni zamanda sanayimizi de güçlendirmek ve genişletmek zorundayiz. Eğer sanat konusunda yine müsamahakar olursak, o durumda sanayi ürünlerinde yine dişarinin haraç vericisi oluruz, ürünler ve yapilmişlarin değişimi ve servete çevrilmesi için ticarete gereksinimimiz vardir. Ticaretimizin yabancilar elinde kalmasi ülkemizin servetinden gereği kadar istifade edememeğe neden olur. Fakat tüm bunlar söylendiği denli basit ve kolay olmayan şeylerdir. Bunda başarili olabilmek için gerçekten ülkenin ve ulusun gereksinimine mutabik esasli program üzerinde tüm ulusun birleşmiş ve uyum içinde olarak çalişmasi gereklidir. Yüce kurulunuz bu temellerin en değerlilerini inşallah bulup ortaya koyacaksiniz. “Arkadaşlar bence yeni devletimizin , yeni hükümetimizin tüm esaslari, tüm programlari iktisat programindan çikmalidir. Çünkü demin dediğim gibi her şey bunun içinde sarilidir. Bundan böyle çocuklarimizi o suretle öğretmeli ve eğitmeliyiz, onlara bu suretle bilim ve irfan vermeliyiz ki, tarim ve sanayide tüm bunlarin etkinlik alanlarinda verimli olsunlar,etkili olsunlar, eylemli bir öğe olsunlar.” Bundan dolayi eğitim programimiz gerek ilk öğretimde, gerek orta öğretimde verilecek tüm şeyler bu bakiş açisina göre olmalidir Eğitim programlarimiz gibi devlet şubeleri için düşünülecek programlar da iktisat programina dayanmaktan kendini kurtaramazlar. Temelli bir program saptamak, program üzerine tüm ulusu uyum içinde çaliştirmak gerekir. Bizim halkimizin çikari bir diğerinden ayrilir sinif biçiminde değil özellikle varliklari ve çalişma sonucu yek diğerine gereken siniflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyenler çiftçilerdir, sanatkarlardir, tüccarlardir ve işçidir. Bunlarin hangisi diğerinin karşiti olabilir. Çiftçinin sanatkara; sanatkarin çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunlarin tümüne, bir diğerine ve işçiye muhtaç olduğunu kim inkar edebilirş Bugün varolan fabrikalarimizda ve daha çok olmasini dilediğimiz kendi işçimiz çalişmalidir. Müreffeh ve memnun olarak çalişmalidir. Ve tüm bu saydiğimiz siniflar ayni zamanda zengin olmalidir. Ve yaşamin gerçek lezzetini tada bilmelidir ki, çalişmak için kudret ve kuvvet bulabilsin. Bundan dolayi programdan bahsedildiği zaman adeta diyebiliriz ki, tüm halk için bir çalişma ulusal andi içeriğinde olan program çevresinde toplanmakta oluşacak olan siyasi biçim ise gelişi güzel bir parti biçiminde tasavvur edilmemek gerekir ve bariştan sonra oluşabilecek böyle bir siyasi şeklin şimdiye dek olduğu gibi ulusun azim ve imaniyla birlik ve dayanişmasinin birbirine yardimci olmasiyla başarili olacaği hakkinda kani güçlüdür ve tamdir.

Efendiler, Yüce kurulunuzun bugün gerçekleştirmiş olduğu Türkiye iktisat Kongresi çok önemlidir. Çok tarihidir. Nasil ki, Erzurum Kongresi felaket noktasina gelmiş olan bu ulusu kurtarmak konusunda Misak-i Millinin( ulusal Andin) ve Anayasanin ilk temel taşlarini sağlama konusunda etken olmuş, etkili olmuş, girişimci olmuş ve bundan dolayi tarihimizde, ulusal tarihimizde en değerli ve en yüksek aniyi hazirlamiş ise, kongreniz de ulusun ve ülkenin yaşam ve gerçek kurtuluşunu sağlamaya yarayacak olan genel kurallarin temel taşlarini ve esaslarini hazirlayip ortaya koymak suretiyle tarihte büyük nami ve çok değerli bir aniyi sağlayacaktir. (Alkişlar) Bu denli değerli ve tarihi kongrenizi açmak onurunu bana bahşettiğinizden dolayi özellikle teşekkürlerimi sunarim (alkişlar) (estağfurullah sesleri) ve böyle bir kongreyi gerçekleştiren sizlersiniz. Bundan dolayi sizi tebrike değer görür ve tebrik ederim. (Teşekkür ederiz sesleri) Kongre açilmiştir efendim.


Kaynak: Afet inan: izmir iktisat Kongresi, Ankara, 1982, s: 57-69 (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESi: HACER - YAVUZ ÖZMAKAS)

Kaynak: Alıntılar
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
açılış

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Erdoğan'ın Antalya İl Kongresi Konuşması N999 Haber Arşivi 0 10 Haziran 2012 18:18
Erdoğan'ın Gaziantep İl Kongresi konuşması PassioN Haber Arşivi 0 06 Mayıs 2012 16:19
Davutoğlu'nun AK Parti Sivas Kongresi konuşması PassioN Haber Arşivi 0 23 Nisan 2012 13:23
Erdoğan'ın Bursa Olağan Kongresi konuşması PassioN Haber Arşivi 0 22 Nisan 2012 15:54
Erdoğan'ın Danıştay binası açılış töreni konuşması PassioN Haber Arşivi 0 05 Nisan 2012 19:32