IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19 Ekim 2025, 19:05   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 58. Bölüm: Rüzgârın Altında Saklı Fısıltı




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Adıyaman’ın dağ köylerinden biri…
Sabahın ilk ışıkları bile oraya girmeye çekiniyordu.
Sis, evlerin damlarına kadar inmişti.
Köy, üç gündür aynı karanlık hikâyeyi anlatıyordu:
“Gece rüzgâr uğulduyor, sonra biri adını fısıldıyor.”

Süleyman, elindeki bastona dayanarak yürürken, adımlarının ritmini ölçer gibiydi.
Asaf arkasından geliyordu; sırtında eski defteri, gözlerinde merakla korku arasında bir denge vardı.
Bir süredir Berzah’a yapılan geçişlerde artık yalnızca izlemiyor, bazı cümleleri kendisi tamamlıyordu.
Ama bu gece farklıydı.
Bu kez bir köy vakası vardı — gerçek bir musallat.

“Baba… bu köy neden bu kadar sessiz?”
Sesi neredeyse rüzgârın içinden çıkıyordu.

Süleyman, başını çevirmeden yanıtladı:
“Bazı yerlerde sessizlik dua gibidir, Asaf. Bazılarında ise lanet.”

Evlerin birinde duman yükseliyordu.
Kapısında yaşlı bir adam bekliyordu; gözleri kararmış, dudakları dua ile titriyordu.
“Hocam…” dedi, “kızım üç gecedir uyumuyor. Aynı sesi duyuyor. ‘Gel… gel…’ diyor ona. Ama odada kimse yok.”

Süleyman içeri girdi.
Oda karanlıktı, pencereler örtülmüş, havada ağır bir is kokusu vardı.
Yerde, küçük bir ayna kırılmıştı.
Aynanın kenarında kan damlaları…

Asaf diz çöktü, elini cama yaklaştırdı.
Soğuktu ama titriyordu — bir titreşim değil, bir yankı gibiydi.

“Hüddam’ın yankısı…” diye fısıldadı.
Süleyman ona baktı, gözlerinde hem onay hem uyarı vardı.
“Yankıyı hissetmen iyi, ama ona kulak verirsen o seni duyar, Asaf. Sadece gözlemle.”

Kız, yatağın köşesinde oturuyordu.
Gözleri açık ama bilinci donuktu.
Dudakları aralandı, ince bir ses çıktı:
“Bana adımı fısıldıyorlar… ama ben onlardan birini tanıyorum.”

Süleyman sessiz kaldı.
Sonra bastonunun ucunu yere bastı, odanın merkezinde küçük bir mühür çizdi.
İşaretler, eski İbranice’ye benzerdi ama başka bir dilden geliyordu.
Ağzından çıkan dua, odayı hafifçe titretti.

O anda pencere açıldı.
Rüzgâr içeri girdi, perde havalandı, aynadaki kırık parçalar havaya kalktı.
Ve bir ses… bir çocuk sesi gibi, ama derinden gelen bir fısıltı:

“Serrah’ın ateşi söndü mü sandınız?”

Asaf’ın boğazı düğümlendi.
O isim… hâlâ yankılanıyordu.
Demek ki Serrah’ın eşi Aşirya sadece tehdit etmemişti; onun izleri başka varlıklara da sirayet etmişti.

Süleyman yüzüğünü parlatan bir dua mırıldandı, sonra elini Asaf’a uzattı.
“Gözlerini kapat. Bu sefer sınırın kenarına kadar gideceğiz.”

Asaf derin bir nefes aldı.
Dünya bir anda sessizleşti.
Rüzgârın sesi yerini uğultuya bıraktı.
Bir kalp atışı gibi… sonra hiçlik.

Gözlerini açtığında Berzah’ın eşiğinde duruyorlardı.
Gökyüzü kurşun rengindeydi, yerde yanan otlar arasında ince dumanlar yükseliyordu.
Burada zamanın bile soluğu titrekti.

“Burası… öbür tarafın kapısı mı?” dedi Asaf.

Süleyman başını salladı.
“Berzah, sadece ölümle değil, korkuyla da açılır. Bu köyde biri kapıyı aralamış, farkında olmadan.”

Bir gölge kıpırdadı.
Küçük, cılız bir çocuk silueti… ama yüzü boştu.
Kızın odasındaki “fısıltı” buydu.
Bir zamanlar insandı belki — ama şimdi karanlığın yankısıydı.

Asaf geri çekildi ama Süleyman onu tuttu.
“Kaçma. Işığı göster.”

Asaf derin bir nefes aldı, duasını hatırladı.
“Nur, karanlığın gölgesine sızar…”
Sesi titriyordu ama dua akmaya başladı.
Gölgeler geri çekildi, çocuğun yüzü anlık bir huzurla aydınlandı.
Sonra sessizce yok oldu.

Berzah’ın sisleri çözülürken Süleyman hafifçe mırıldandı:
“Her lanet, bir açık kapıdan girer. Bizim işimiz o kapıyı kapatmaktır, Asaf.”

Dünya’ya geri döndüklerinde köyde güneş doğuyordu.
Kız uyanmış, gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Artık sessiz… kimse adımı söylemiyor.”

Süleyman başını eğdi.
“Asaf, yaz defterine. Bu gece gördüklerin, geleceğin kapısını aralayacak.”

Asaf kalemini eline aldı, elleri hâlâ titriyordu ama bu kez korkudan değil — saygıdan.
Kalemin ucu deftere değdiğinde, dışarıda horozlar ötmeye başladı.
Gecenin karanlığı yavaşça geri çekilirken, Asaf fark etti —
bazı sabahlar ışıkla değil, anlayışla doğuyordu.
Ve o an biliyordu: bundan sonra yazdığı her kelime, yalnızca bir kayıt değil, bir emanet olacaktı.
Ama fark etmediği bir şey vardı o sabah, köyün doğu yamacında bir taş yerinden oynamış, altından ince bir uğultu yükselmişti.
Berzah’ın kapısı tam kapanmamıştı.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 29. Bölüm: Sessizliğin Laneti Tanem Tanem 0 05 Ekim 2025 00:36
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 28. Bölüm – Kazının Altındaki Fısıltı Tanem Tanem 0 04 Ekim 2025 23:54
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 23. Bölüm: Işığın Çocuğu Tanem Tanem 0 03 Ekim 2025 14:33
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 14. Bölüm: Pusudaki Ateş Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 22:16

×