|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — Bölüm 78: Hüddamlık Yolunda Asaf’ın Endişesi ve Anahtarın Fısıltısı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Gece Berzah’ın puslu gölgeleri arasında ağır ve sessizdi. Süleyman’ın “ölümü”nün ardından Asaf, babasının yokluğunun ağırlığını ilk kez gerçek anlamda hissetmişti. Ellerinde tespihi, önünde mühürlü kutusu… Oda, sanki Süleyman’ın nefesini hâlâ saklıyordu. Asaf, dua ederek Berzah’a girmeyi denedi ama kapı açılmadı. Sesini duyuracak kadar güçlü değildi; mühürler onu geri itti. Dizlerinin bağı çözüldü, gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü. “Nasıl yapacağım? Babam olmadan… hiç tek başıma gidemem,” diye fısıldadı, çaresizlikle. Tam o anda, zihninde mektuptaki sözler yankılandı: Anahtar… Kutunun üzerindeki bronz anahtar. Eller titreyerek anahtarı alıp kutuya yerleştirdi. Kilit, tıkırdayarak açıldı ve kapağı aralandığında içinden bir mektup ve dua parşömeni çıktı. Mektubu açtı, elleri titreyerek okumaya başladı: “Evlat, eğer bu anahtarla bu kutuyu açıyorsan, demek ki ben artık yokumdur. Şimdi söyleyeceklerimi dikkatlice dinle. Biliyorum, bu zamanlar senin için çok zor olacak; hatta yardıma ihtiyacın olduğu anlar bile gelecek… İşte o zaman, benim gücümün ve kudretimin her zaman senin yanında olduğunu hisset ve düşün. Sadece bununla kalma; seni nasıl yetiştirdiğimi ve kendindeki gücün ne kadar değerli olduğunu hatırla. Sana bir çok şeyi miras bıraktım: önce insanlığı, sonra ailemizi, sonra Allah dostu olan, yardıma muhtaç insanları ve kardeşim gibi gördüğüm yardımcılarım Sabur, Hamza ve Secran. Eminim ki sen tüm emanetlere sahip çıkacak, başımı yere eğmeyeceksin. Ben buna inanıyorum, sen de inan evlat.” Asaf okudukça gözleri doldu; hem hüzünlendi hem de babasının ona duyduğu güvenden mutlu oldu. Parşömeni açtı ve duasını okudu: “Bismillâhillezî lâ yedurru me’asmihî şey’un fil ardı ve lâ fissemâi ve hüves-semî’ul alîm.” Sabur’un ismini aklından geçirdiği anda, yanında belirdi. Hafif tebessümle fısıldadı: “Korkma, mektupta yazdığı gibi sen her şeyin üstesinden geleceksin. Ben yanındayım.” Asaf derin bir nefes aldı; artık tek başına bir adım atabileceğini hissetti. Tam o sırada ilk musallat ortaya çıktı: bir gölge, Berzah’ın kapısından sinsice sızmıştı. Gölge, kasabanın insanlarına görünmeyecek, sadece Asaf’ın duyularını hedef alacak şekilde hareket ediyordu. Asaf ilk başta ne yapacağını bilemedi; kalbi hızla çarpıyor, elleri titriyordu. Ama mektuptaki sözler ve Sabur’un varlığı ona cesaret verdi. • Asaf derin bir nefes aldı, tılsımlarını ve dua parşömenini hazırladı. • Musallat yavaşça Asaf’ın etrafında döndü, küçük bir uğultu çıkarıyor, ona psikolojik baskı uyguluyordu. • Asaf, kutsal mühürleri çizdi, dua okudu; her kelime gölgeyi geriletmeye başladı. • Gölge aniden saldırmak için yön değiştirdi; Asaf refleksle bir tılsımı gölgenin önüne koydu. Tılsımın ışığı, gölgeyi kısa süreliğine durdurdu. • Son hamle: Asaf dua parşömenini havaya kaldırıp adını ve Sabur’u fısıldadı. Gölge tuzağa çekildi, tılsımların içine hapsoldu. Musallat yenildiğinde, Asaf hem gurur hem de babasının mirasının ağırlığını hissetti. Akşamüstü, odasına çekildi. Kutuyu ve tılsımları yanına aldı, Kur’an okudu ve Süleyman için dua etti. Tam o sırada Berrak kapıyı açtı ve içeri girdi: “Seni bugün çok hüzünlü gördüm… Konuşmak ister misin?” Asaf başını kaldırdı, Berrak’ı gördü ve hafifçe gülümsedi: “Belki… sadece yanında olmanı istiyorum.” Berrak yanına oturdu; Asaf, babasının mirasını, kendi kararsızlığını ve ilk sınavını anlattı. Berrak onu dikkatle dinledi, gerektiğinde destek oldu, ama müdahale etmedi. Küçük bir sohbetle, Asaf’ın içinde hüzün ve umut bir arada aktı. O gece Asaf, hem kendi güçsüzlüğünü hem de güçlenmesini bir arada hissetti. Musallatı yenmiş, Sabur’u yanında hissetmiş, mektubu ve duayı almıştı. Artık bir Hüddam olarak ilk gerçek sınavını geçmeye başlamıştı ve önünde daha birçok kapı açılacaktı. Gökyüzüne bakarken, Berzah’ın puslu sınırları arasında ufak bir ışık parladı; sanki Süleyman’ın fısıldayan sesi yankılanıyordu: “Evlat… karanlık her zaman korkutucu görünür, ama senin içindeki ışık, gölgeleri parçalayacak kadar güçlü.” Asaf gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. İçinde hem korku hem de cesaret büyüyordu; artık biliyordu ki, Süleyman olmadan ayakta kalacak, kendi yolunu çizecek ve Hüddam olarak mirasını koruyacaktı. Bu gece, sadece bir sınav değil, aynı zamanda bir uyanıştı: artık gerçek yolculuk başlıyordu.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 74. Bölüm – Sandukanın Sırrı ve Emanetin Asaf’a Çağrısı | Tanem | Tanem | 0 | 26 Ekim 2025 20:10 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 67. Bölüm — Karanlığın Fısıltısı – Yakaza’nın Sonu ve Asaf’ın Berzah Yolculuğu | Tanem | Tanem | 0 | 24 Ekim 2025 10:50 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 63. Bölüm: Sivas Yolunda Muska’nın Büyük Etkisi | Tanem | Tanem | 0 | 22 Ekim 2025 19:11 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 56. Bölüm: Karanlıkta Saklanan Hain Yüz, Gözetim ve Asaf’ın Sınavı | Tanem | Tanem | 0 | 16 Ekim 2025 15:34 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 18. Bölüm: Sessiz İntikamın Fısıltısı | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 23:26 |