IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Kasım 2025, 13:24   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 89. Bölüm: Bir Düğün, İki Âlem: Işığın ve Gölgenin Kavgası




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Köy, güne taze bir umutla uyanmıştı. Hafif rüzgâr dalları okşuyor, ufukta ince bir hilal süzülüyordu. Küçük evlerin bacalarından yükselen tütün dumanı, sabah güneşinin ilk ışıklarıyla birlikte köy meydanını sarıyordu. Çocukların kahkahaları, tarladan gelen kuş sesleri ve davulun hafif ritmi bir araya gelmiş, sanki köyün tüm ruhunu kutlamaya çağırıyordu.

Süleyman, avlunun köşesinde durup derin bir nefes aldı. Gözleri göğe takılıydı, ama içindeki sezgi hafifçe bir ürpertiyle titriyordu. Kalbindeki huzur büyüktü, ama derinlerde bir yerlerde küçük bir kıvılcımın karanlığa işaret ettiğini hissediyordu.

“Her ışık, bir gölge taşır…” diye mırıldandı sessizce, hafif bir huzursuzlukla.
O anda, Süleyman’ın yanındaki, insan gözüyle görünmeyen varlıklar Sabur ve Hamza, onun kendilerine bir şey söylediğini sanarak seslendiler:
“Efendim, buyurun.”
Süleyman hafifçe tebessüm etti ve yumuşak bir sesle cevapladı:
“Size bir şey demedim, sadece içimden tuhaf bir şeyler olacağını sezdim.”

Bu sırada düğün için son hazırlıklar durmaksızın devam ediyordu.


Asaf ve Berrak evin içinde telaşla son hazırlıklarını yapıyordu. Berrak’ın ipek tülleri güneşin ilk ışığında parlıyor, saçları hafifçe dalgalanıyordu. Asaf ise heyecan ve mutluluk karışımı bir gülümsemeyle elini Berrak’ın eline uzatıyordu.

Köyde herkes bu büyük güne ortak olmuştu. Komşular, çocuklar ve yaşlılar; hepsi küçük bir aydınlık seli gibi düğün alanını dolduruyordu. Tüm köylü davetliydi ve sanki hepsi Asaf ile Berrak’ın mutluluğuna bir dua olarak gelmişti.

Ama Süleyman’ın gözlerinde hafif bir titreme vardı. Dışarıdaki bu huzur, onun sezgisini tamamen susturamıyordu. İçten içe bir tuhaflık hissetmişti; görünmez ama varlığı keskinleşmiş bir tehdit, Berzah’ın derinliklerinden sessizce köyün üzerine sızıyordu.

Mert, köye ilk geldiği günden beri Berrak’a karşı gizli bir ilgi besliyordu. Başta masum bir hayranlıktı bu; onun zarif duruşu, sakinliği ve gülümsemesindeki içtenlik Mert’i büyülüyordu. Fakat zamanla bu his kıskançlık ve takıntıya dönüşmüş, ruhundaki küçük karanlık Berzah’ın derinliklerindeki varlıklar tarafından fark edilmişti. Bu düğüne de davetliydi; içten içe kalbindeki fırtınayı gizleyerek mutluluğa ortak olmaya çalışıyordu.

O sabah Mert, düğün telaşı içinde kendini hafif tedirgin hissediyordu. Gözleri Berrak’a takıldığında, sanki bir gölge belirmiş, hızla kaybolmuştu. Bu kayboluş, ruhunda bir boşluk ve tuhaf bir ürperti bırakmıştı. Berzah’tan gelen fısıltılar, Mert’in kalbindeki karanlık hisleri besliyor ve düğüne sızmasını kolaylaştırıyordu:
“Yakın ol… gölge senin aracın olsun…”

Köy meydanı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir renk cümbüşüne dönmüştü. Tüller, çiçekler ve rengârenk kurdeleler rüzgârla dans ediyor; davulların ve zurnaların sesi, köyün üzerine neşeli bir senfoni gibi yayılıyordu. Çocuklar koşuşturuyor, ellerinde çiçekler, kahkahalar eşliğinde gelin ve damadın yolunu süslüyordu. Berrak, gelinliğiyle bir rüya gibi yürüyordu; tüllerinin parlaklığı güneş ışığında altın gibi parlıyordu. Saçlarındaki hafif dalgalar ve ince çiçek süsleri, onu adeta etrafındaki herkesin bakışını çekmeye programlamış gibiydi. Asaf, yanında dururken gözlerini bir an bile ondan ayırmıyor, elini sımsıkı tutuyordu. Kalplerindeki sevgi, etraflarındaki ışığı daha da güçlendiriyordu.

Küçük karışıklıklar, düğün atmosferine hafif bir ürperti katıyordu. Çocuklardan biri elindeki çiçekleri düşürdü; bir grup kahkaha atarken aniden durdu. Hafif bir soğuk rüzgâr dolaştı, mumlar titredi, tüller ürkekçe sallandı. Gölgeler varlığını hissettiriyordu ama hâlâ şekle bürünmemişti.

Süleyman, kalbindeki sezgiyle yaklaşan tehlikeyi fark etti. Hemen akıl yoluyla Sabur’u çağırdı ve gerekli tedbirleri almasını söyledi. “Evlat, köylülerin güvenliğini sağla, düğünü kısa sürede bitirelim,” dedi sessizce. Sabur, efendisine itaatle karşılık verdi ve görünmez varlıklarla birlikte önlemleri uygulamaya koyuldu.

Köylüler, kısa sürede ama huzurlu bir şekilde evlerine yönlendirildi; hiçbiri zarar görmedi. Düğün planlanandan daha kısa sürmüş olsa da, Asaf ve Berrak’ın mutluluğu gök kubbeye taşan bir ışık gibiydi; kalplerindeki sevinç ve umut, etraflarındaki gölgelerden bağımsız olarak parlıyordu.

Kutlamanın hemen ardından Süleyman, Sabur ve Hamza ile birlikte Berzah’a yöneldi; gölgelerin kaynağını anlamak ve yaklaşan musallatı önlemek için hazır bekliyorlardı. Düğün kısa sürmüştü, ama mutluluk dolu anılar, Asaf ve Berrak’ın hayatında ölümsüzleşmişti. Henüz kimse zarar görmemişti, ama yaklaşan gölgeler her an kontrolü zorlaştırabilecek güçteydi.


Düğün sona ermiş, köylüler güvenli bir şekilde evlerine dönmüştü. Asaf ve Berrak hâlâ birbirlerinin gözlerinde kaybolmuş, içlerinde tarifsiz bir mutlulukla gülüyorlardı. Tüller ve kurdeleler artık sabah güneşinde parıldayan sessiz anılara dönüşmüş, köy meydanı kısa süreli coşkunun ardından dingin bir sessizliğe bürünmüştü.

Ama Süleyman, bu huzurun ardında bir kıvılcım hissetti. Kalbindeki sezgi titredi; küçük, görünmez bir gölge hâlâ köyün üzerinde dolaşıyordu. Derin bir nefes aldı, gözlerini ufka dikti ve akıl yoluyla Sabur ve Hamza’ya seslendi:
“Evlatlar, köylülerin evlerine güvenle gitmelerini sağladınız. Şimdi gelin, bu gölgelerin kaynağını bulmamız gerek.”

Sabur ve Hamza, görünmez varlıklar olarak Süleyman’ın yanında belirdiler. Sessizce başlarını salladılar, efendilerinin isteğini anlayarak hazır beklediler.

Süleyman, avluda kısa bir tur attı, her köşe ve her ışığın altında gizlenen ürpertici hissi araştırdı. Gözleri, bir zamanlar sadece insan kalplerine dokunabilen bir sezgiyle gölgeyi taradı. Ve nihayet, hafifçe titreyen bir hava dalgası, rüzgârın ince bir fısıltısıyla birlikte ona ipucu verdi.

“Bu, küçük bir başlangıç,” diye mırıldandı kendi kendine. “Ama yaklaşan fırtına büyüyecek.”

Süleyman, derin bir nefesle gözlerini kapadı. Ruhsal gözleri açıldı ve Berzah’a yöneldi. Sabur ve Hamza da yanında, görünmez ama güçlü bir şekilde eşlik ediyorlardı. İnsanların göremediği o ruhsal yolculuk başladı; gökyüzü ve yer, maddi sınırlarını aşmış, Süleyman ve cinleri Berzah’a uzanıyordu.

Berzah’ın derinliklerinde, düğün enerjisinden ve Mert’in içindeki kıskançlıktan beslenen karanlık bir musallat şekilleniyordu. Gölge, insan ruhlarının sevinç ve takıntı enerjilerini emerek güçleniyor, adeta kendi bilinçli varlığına dönüşüyordu. Mert’in kalbindeki kıskançlık, gölgeyi bir araç olarak kullanmasına izin veriyor, musallatın saldırısını daha sinsi ve yoğun kılıyordu.

“Şimdi görüyorum,” dedi Süleyman sessizce. “Mutlulukla beslenen gölgeler… ama Allah’ın izniyle, ışık her zaman gölgenin üstünde durur.”

Musallat, birden Berzah’ın gri sisinden sıyrılarak yoğun bir enerji dalgası olarak ortaya çıktı. Süleyman hemen dua okumaya başladı; sesinin tınısı Berzah’ı titretiyor, gölgeyi geriletmeye başlıyordu. Sabur ve Hamza, görünmez elleriyle gölgeyi çevreleyip kontrol altına alıyordu.

Mert, farkında olmadan ellerini karnına doğru çekti, ruhundaki kıskançlık ve karanlık dalgalarla musallatın irtibatını hissetti. Gözleri açıldı, ama anlayamıyordu; karanlık fısıltılar onun üzerinden hâlâ hareket ediyor, gölgeyi yönlendiriyordu.

Süleyman, nefesini derin bir şekilde düzenledi. Ellerini göğe açtı, sesinin tınısı yavaş yavaş gölgeyi dar bir alana sıkıştırıyordu. “Ey karanlık, Rahman’ın adıyla dur! Bu yer senin değil!”

Musallat bir an duraksadı; görünmez ama hissedilen bir baskı çöktü. Gölge hâlâ oradaydı, ama kontrol edilebiliyordu. Süleyman, Sabur ve Hamza, gölgeyi yavaşça uzaklaştırmaya, Berzah’ın derinliklerine geri göndermeye başladılar.

Bir süre sonra sessizlik çöktü. Gölge, Berzah’a geri dönmüş, Mert’in üzerindeki etkisi zayıflamıştı. Süleyman derin bir nefes aldı, kalbindeki titreme yavaşça sönüyordu. Dışarıda köy hâlâ sessiz, ama güvenliydi. Musallat kısa süreli ve kontrol altında kalmıştı; düğün kısa sürmüş, ama Asaf ve Berrak’ın mutluluğu hâlâ parlıyor, gölgeye karşı ışığın gücünü hatırlatıyordu.

Süleyman, Sabur ve Hamza ile birlikte, gölgelerin kaynağını ve bu musallatın kökenini araştırmak üzere Berzah’da beklediler. Henüz her şey bitmemişti, ama ışık, gölgenin üstündeydi.

Berzah’ın gri ve sonsuz boşluğunda, musallat hâlâ varlığını güçlendirmeye çalışıyordu. Her bir fısıltı, Mert’in içindeki kıskançlık ve takıntı ile birleşiyor, gölgeyi neredeyse canlı bir varlık hâline getiriyordu. Berzah’ın sessizliği, şimdi uğultularla doluydu; eski ruhlar ve karanlık varlıklar, onun büyüyen gücünü hissediyor, sessizce kenarda bekliyordu.

Süleyman, Sabur ve Hamza, ruhsal gözleriyle gölgeyi takip ederek onun kökenine doğru ilerledi. Süleyman’ın yüzünde derin bir ciddiyet vardı; bu musallat, daha önce karşılaştığı tüm karanlıklardan farklıydı. Bir yanı insanın saflığı ve masumiyeti ile beslenen enerji, diğer yanı ise Mert’in bilinçaltındaki karanlık ve Berzah’ın derinliğindeki kötücül varlıklarla birleşiyordu.

Mert, köydeki düğün sırasında farkında olmadan musallatın bir parçası hâline gelmişti. Onun içindeki kıskançlık ve takıntı, gölgeye bir kapı açmış, Berzah’daki varlıklar bu kapıdan sızarak enerjiyi yönlendirmişti. Mert’in zihninde sessiz fısıltılar dolaşıyordu:
“Yaklaş… sahip ol… gölge seninle dans etsin…”

Süleyman derin bir nefes aldı. Sabur ve Hamza yanındaydı, ama bu sefer sadece fiziksel bir müdahale yetmeyecekti. Musallat, Berrak ve Asaf’ın mutluluğundan beslenmiş, düğünden kalan enerjiyle kendini büyütmüştü. Süleyman, ruhsal enerjisini yoğunlaştırdı ve sessiz bir dua ile musallatın merkezine yöneldi.

Gölgenin kalbi, Berzah’ın en karanlık köşesinde görünür hâle geldi. Sanki zifir karası bir sis kütlesi, kendi iradesiyle hareket ediyor, her an yayılacakmış gibi dalgalanıyordu. Sabur, görünmez elleriyle gölgeyi sıkıştırmaya çalışıyor, Hamza ise etrafındaki enerjiyi düzenleyerek denge sağlamaya uğraşıyordu.

Mert, birden derin bir ürperti hissetti. Kalbindeki kıskançlık, bir anda korku ve şaşkınlıkla yer değiştirdi; gölgenin etkisini fark etmişti ama ne yapacağını bilmiyordu. Berzah’ın fısıltıları, onun zihninde yankılanıyor, gölgeyi daha da cesaretlendiriyordu:
“Artık senin aracın… hareket et!”

Süleyman, ellerini göğe kaldırdı ve yüksek sesle, kararlı bir tonda dua okumaya başladı:
“Ey karanlık, Rahman’ın adıyla dur! Bu yer senin değil, bu ruhlar safdır, ışık onları korur!”

Musallat bir an için durdu; Mert’in üzerindeki etkisi zayıfladı. Sabur ve Hamza, Süleyman’ın yönlendirmesiyle gölgeyi yavaş yavaş Berzah’ın derinliklerine geri çektiler. Ancak gölge tamamen yok olmamıştı; enerji hâlâ canlıydı, bekliyordu.

Süleyman, Sabur ve Hamza ile birlikte durup nefeslerini topladılar. Gölge kontrol altındaydı, ama sadece bir başlangıçtı. Mert’in içindeki kıskançlık hâlâ bir kapı, Berzah’daki varlıklar hâlâ bir bekleyiş içindeydi.

Süleyman, gözlerini kapatıp sessizce fısıldadı:
“Bu sadece bir kıvılcım. Gölgenin planı daha derin, daha sinsi… ama Allah’ın izniyle, ışık her zaman gölgenin üstünde duracak.”

Berzah sessizleşti. Musallatın enerjisi kontrol altına alınmıştı, ancak bir sonraki saldırı için hazırlanıyor, gölgeler Mert’in içindeki kıskançlığı izlemeye devam ediyordu.

Berzah’ın derinliklerindeki gölge hâlâ titreşiyordu. Musallatın varlığı, Mert’in içindeki kıskançlıkla besleniyor, ancak Süleyman’ın duaları ve Sabur ile Hamza’nın müdahalesi sayesinde kontrol altındaydı. Gölge, sanki bir canlı gibi geriliyor, alanı genişletmeye çalışıyordu.

Süleyman, nefesini derin bir şekilde aldı. Ellerini göğe kaldırdı, kalbinden gelen güçle musallatın üzerine yoğunlaştı:
“Ey karanlık, Rahman’ın adıyla dur! Bu ruhları bırak, bu yer senin değil!”

Sabur, görünmez elleriyle gölgeyi çevreleyip sıkıştırdı, Hamza ise Berzah’taki enerji akışını düzenleyerek gölgeyi dar bir alanda hapsederken Süleyman’ın duasının tınısı gölgeyi tamamen irade altına aldı.

Mert, birden ürperdi. İçindeki kıskançlık ve takıntı ile gölge arasındaki bağ çözülmüş, karanlık fısıltılar susmuştu. Gözleri büyüdü; ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu ama kalbindeki baskının azaldığını hissediyordu.

Süleyman, gözlerini açtı ve yavaşça nefesini verirken gülümsedi. Musallat, tamamen Berzah’a geri çekilmiş, Mert’in üzerinden etkisi tamamen kalkmıştı. Sabur ve Hamza da yanında duruyordu; görevlerini başarıyla tamamlamış, gölge kontrol altına alınmıştı.

Dışarıda, köy hâlâ sessizdi. Düğün kısa sürmüştü ama Asaf ve Berrak’ın mutluluğu hâlâ parlıyordu. Küçük bir tehlike geçmişti, ışık gölgenin üstündeydi.

Süleyman, Berzah’daki sessizliği hissederek fısıldadı:
“Bu sadece bir sınavdı… ama her sınavda, ışık her zaman gölgenin üstüne çıkar.”

Ve böylece, musallat tamamen kontrol altına alınmış, bölge güvenli hâle gelmişti. Berrak ve Asaf, düğünlerinin ardından kalplerinde huzurla, gölgelerin kısa süreli tehdidine rağmen mutlulukla birbirlerine bakıyorlardı.


Süleyman, derin bir nefes aldı, ellerini hafifçe indirdi ve gözlerini gökyüzünden ayırmadan fısıldadı:
“Her karanlık, bir ışığın varlığını hatırlatır. Ve ne kadar yoğun olursa olsun, doğru yolda duran kalplerin önünde er geç dağılıp yok olur.”

Gölge artık Berzah’a çekilmiş, köy tamamen sessizliğe bürünmüştü. Asaf ve Berrak, birbirlerine sıkıca sarılmış, yaşadıkları korku ve gerilimin ardından kalplerindeki sevgiyi daha da derinden hissetmişti. Çevrede hâlâ sabah güneşinin altın ışıkları dans ediyor, kuşların cıvıltısı huzuru pekiştiriyordu. O an, hem bir sınavın hem de zaferin sessiz bir kutlamasıydı; gölgeler geri çekilmiş, ışık ve sevgi köyün üzerinde zafer kazanmıştı.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.

Konu Tanem tarafından (06 Kasım 2025 Saat 13:28 ) değiştirilmiştir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 49. Bölüm: Işığın Zekâsı, Karanlığın Yeminini Bozdu Tanem Tanem 0 13 Ekim 2025 16:56
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman 23. Bölüm: Işığın Çocuğu Tanem Tanem 0 03 Ekim 2025 14:33
Alem, Alem-i Emir, Alem-i Misal, Alem-i Gayb, Alem-i Berzah gibi alemler ne demektir? CyBeR İslamiyet 1 05 Kasım 2021 17:43
Yeni evli çiftin sokak ortasındaki 'düğün masrafları' kavgası kamerada NurSima Güncel ve Son Dakika Haberler 0 17 Temmuz 2021 21:54

×