IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Kasım 2025, 13:11   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 92. Bölüm: Günahın Bedeli ve Karşılığa Doğacak Işık




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Adıyaman sabahının serin rüzgârı, Süleyman’ın evinin taş duvarlarına hafifçe çarparken içeride huzurlu bir sessizlik hâkimdi. Berrak, pencereden dışarı bakıyor, bahçedeki zeytin ağacının yapraklarının arasından süzülen ışığı izliyordu. Elini karnına koyduğunda yüzünde fark edilmez bir tebessüm belirdi. Henüz yeni öğrenmişlerdi; içinde küçük bir kalp atıyordu artık. Evde tuhaf bir sevinç, aynı zamanda tarif edilemez bir merak vardı.

Asaf, her zamanki gibi kendini kontrol altında tutmaya çalışsa da gözlerindeki heyecanı gizleyemiyordu. Süleyman, çalışma odasından çıkıp Asaf’ın hâline dikkatle baktı.
“Görüyorum ki heyecanlısın, evlat,” dedi yumuşak ama derin bir sesle.
Asaf başını eğdi, yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. “Elimden geldiğince saklamaya çalışıyorum baba ama… içimde fırtınalar var.”
Süleyman bir adım yaklaştı, elini Asaf’ın omzuna koydu. “O fırtınalar seni korkutmasın. Ama bil ki baba olmak sadece sevinç değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Artık yalnızca kendini değil, senden bir parça taşıyan bir canı da koruyacaksın. Bu yol korkutucu görünse de senin kalbin buna hazır.”
Asaf’ın gözleri doldu, başını salladı. “Korkularım var baba, ama inancım onlardan daha güçlü.”
Süleyman gülümsedi. “İşte bu yüzden o çocuk, seninle gurur duyacak.”

Günler geçtikçe evdeki huzur büyüdü. Melike, torun haberini alınca sevinçten gözyaşlarına boğulmuş, Berrak’a küçük bir yelek örmeye başlamıştı. Hüma sık sık uğruyor, Berrak’la bahçede oturup sohbet ediyordu. Aralarındaki dostluk güçlenmiş, iki kadın birbirine kardeş gibi olmuştu.

Aradan aylar geçti. Baharın ikinci ayıydı. Berrak’ın karnı artık belli olmaya başlamış, içinde büyüyen o minik canın kalp atışları evin her köşesinde hissedilir olmuştu. O gün doktor kontrolünden dönmüşlerdi; bebeğin bir kız olduğunu öğrenmişlerdi. Berrak’ın gözleri parlıyordu.
“Bir kız… minicik bir kızımız olacak,” dedi Asaf’a dönerek.
Asaf onu kollarına aldı, sessizce fısıldadı. “O, hem senin ışığını hem de benim gölgemi taşıyacak. Belki de bu dünyaya bir denge getirecek.”
Berrak gülümsedi. “İster insan ister yarı cin olsun, yeter ki kalbi temiz olsun. Gerisi önemli değil.”

Fakat huzurun hüküm sürdüğü günler, her zaman sonsuza dek sürmezdi. Aynı günlerde Adıyaman’ın kenar köylerinden birinde, yıllardır oğluyla yaşayan Zehra Ana’nın evinden tuhaf sesler yükselmeye başlamıştı. Köy halkı geceleri evin çevresinde garip fısıltılar duyduklarını söylüyor, kimse yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Zehra Ana’nın oğlu, birkaç ay önce define aramak için bazı insanlarla kazıya gitmişti. Ancak o insanlar insan değildi; insan kılığına girmiş kötü cinlerdi.


Define ararken oğluna tuzak kurmuşlardı.
“Altınları bulmak istiyorsan,” demişti içlerinden biri, “seni bağlayan engelden kurtulman gerek. O engel annen.”
Adam, hırsın kör ettiği bir karanlığa düşmüştü. Annesinin gözlerine son kez bakarken içinde yankılanan o fısıltıyı susturamamıştı. Bir bıçak darbesiyle hem annesinin nefesini hem kendi vicdanını susturdu. Ama o andan sonra hayatı kabusa döndü. Evde çığlıklar, aynalarda yansıyan gölgeler, her gece kulağına fısıldanan sesler… Kötü cinler artık onun ruhunu sahiplenmişti.


Bu haber Süleyman’a ulaştığında, gözleri karardı. “Bu kadar kokuşmuş bir karanlığı ancak pişmanlık arındırabilir,” dedi. Yanına Asaf, Kadir ve Sabur’u da aldı.
Köye vardıklarında hava ağırdı. Evden çıkan soğuk bir nefes, gecenin ortasında yankılanıyordu. Süleyman eşiğe adım attığında dua etmeye başladı. Asaf, odadaki karanlık enerjiyi hissettiğinde dizlerinin bağı çözüldü. Sabur , ellerini sımsıkı birleştirmiş ve Süleyman’dan gelecek emir’i bekliyordu.

Dualar yükseldikçe gölgeler geri çekildi, duvarlardan gelen iniltiler azaldı. Kadir, penceredeki yansımayı fark etti; bir yüz ona bakıyor, sonra karanlığa karışıyordu. Süleyman yüksek sesle dua etti, nefesi ağırlaştı. Aniden içeriden bir çığlık koptu. Adam, ellerini başına kapamış, kendini yere atmıştı. “Yeter!” diye bağırdı. “Beni bırakın!”


Süleyman gözlerini kapadı, duasını tamamladı. Sessizlik çöktü. Gölgeler yok olmuştu.
Adam, nefes nefese yerde yatarken Süleyman ona yaklaştı.
“Cinlerden kurtuldun,” dedi. “Ama kendi vicdanından kaçamayacaksın.”
Adam ağlamaya başladı. “Ben… ben annemi altınlar için öldürdüm. Onlar beni kandırdı…”
Süleyman’ın sesi sertleşti. “Hiçbir kandırılma, ana kanının bedelini hafifletmez. Allah affeder, ama kul hakkı kolay silinmez.”
Asaf’a dönerek, “Polise teslim et. Bu musallatın sonu, ama cezanın başlangıcı,” dedi.

O gece eve döndüklerinde sessizlik hakimdi. Berrak, Asaf’ı görünce derin bir nefes aldı.
“Yine zor bir gece miydi?” diye sordu.
Asaf başını salladı. “Bir annenin kanı, toprağa düşmeden kokusunu duyduk bu kez.”
Berrak elini onun eline koydu. “O zaman bizim doğacak kızımız, kaybolan o merhameti geri getirsin.”
Asaf sessizce başını eğdi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Süleyman yalnız kaldı. Çalışma masasının üzerindeki lambayı kıstı, dua etmeye başladı. Gözleri ağırlaştı, sanki rüyaya sürüklenir gibi oldu. Rüyasında gökyüzü simsiyah bir deniz gibiydi. Uzakta, minicik bir ışık titriyordu. O ışığın etrafında karanlık bir el dönüyor, onu sarmaya çalışıyordu. Her defasında ışık biraz daha büyüyor, o karanlık eli yakıyordu.

Süleyman birden uyandı. Alnı ter içindeydi. Pencereden dışarı baktı, sabahın ilk ışıkları ufuktan süzülüyordu.
“Doğacak o çocuk…” diye fısıldadı. “Karanlığa borcu olan bir ışıkla gelecek.”

Süleyman bir süre daha pencerenin önünde durdu, doğan güneşin ışığı yüzüne vururken gözlerinde hem huzur hem de endişe vardı. Ev, sessiz bir dua gibiydi; her nefes, bir başlangıcın habercisi. O anda içinden geçen tek cümle, sanki kalbine mühürlendi.
“Her ışık, kendi karanlığından doğar,” dedi fısıltıyla. “Ama bazı ışıklar… kaderi değiştirecek kadar parlaktır.”

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 81. Bölüm Musallatın Karşısında: Genç Hüddam Asaf ve Allah Dostları Tanem Tanem 0 29 Ekim 2025 13:19
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 75. Bölüm – Savaşın Ateşi ve Hüddam’ın Büyük Mirası Tanem Tanem 0 26 Ekim 2025 21:05
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 39. Bölüm: Işık ve Karanlığın Çarpışması Tanem Tanem 0 09 Ekim 2025 12:34
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 33. Bölüm: Babasına Başkaldıran Işık: Berrak’ın İlk Mücadele Günü Tanem Tanem 0 05 Ekim 2025 20:46
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11

×