|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 93. Bölüm: Berzah’tan Gelen Uyarı ve Karanlığın Uyanışı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Adıyaman’a yaz mevsimi usul usul yerleşmişti. Zaman, tıpkı ince bir tül gibi akıp geçmiş; Berrak’ın karnı iyice belirginleşmişti. Bahçedeki zeytin ağacının gölgesinde otururken eli sık sık karnına gidiyor, içindeki küçük canın hareketlerini hissettikçe gözleri doluyordu. Ev artık bambaşka bir huzur taşır olmuştu; her nefeste yeni bir hayatın kokusu hissediliyordu. Asaf her sabah erkenden kalkıyor, hem bahçeyle ilgileniyor hem de evin etrafındaki küçük mescitte dua ediyordu. Süleyman ise son haftalarda daha sessizdi. Gözlerinde geçmişin ağırlığı, rüyasında gördüğü o ışığın yankısı hâlâ vardı. Bir sabah çalışma odasında dua ederken kapının önünde belli belirsiz bir gölge belirdi. Süleyman başını kaldırdı, sessizce “Gel Hamza,” dedi. İçeri giren cin, mütevazı bir hâlde önünde eğildi. Hamza Süleyman’a sadık, inançlı bir varlıktı; Berzah âleminden haber getirir, yalnızca emanet taşıdığı vakit görünürdü. “Efendim,” dedi Hamza’nın yankılı sesi, “Berzah âleminde huzursuzluk arttı. Ezhael’in adı yeniden anılmaya başladı. Onun çevresinde karanlığa hizmet edenler toplanıyor. Rüyada gördüğünüz ışık… o, doğacak çocukla bağlantılı. Onlar bu ışığın varlığını sezdi.” Süleyman’ın yüzü asıldı. “Demek karanlık uyanıyor.” “Evet efendim. Bazı kapılar zorla açılmak isteniyor. Bu defa hedef yalnızca insanlar değil; ışığın kaynağına dokunmak istiyorlar.” Süleyman sessizce düşünmeye başladı. Rüyasında gördüğü o ışık, şimdi anlam kazanıyordu. O, Berrak’ın rahmindeki çocuktu. İçinde hem insana hem nurdan varlığa ait bir kıvılcım taşıyan o bebek, iki âlem arasında yeni bir dengeye işaret ediyordu. Fakat karanlık bunu fark etmişti. Hamza, sesini alçaltarak devam etti: “Berzah’ta bir fısıltı dolaşıyor. ‘Işığı söndürmeden karanlık tamamlanmaz,’ diyorlar.” Süleyman gözlerini kapadı. “Bu ışığı söndürmeye kalkışan her karanlık, kendi sonunu hazırlar. Ama uyarın için sağ ol, Hamza. Artık biz de hazırlıklı olacağız.” Hamza saygıyla eğilip kaybolduğunda, odada yalnızca lambanın sarı ışığı kalmıştı. Süleyman ellerini yüzüne kapatıp dua etti. Bu dünyanın dengesi, doğacak çocukla yeniden şekillenecekti; ama o dengeye uzanan her karanlık eli, şimdiye kadar olduğundan daha güçlü bir inançla durdurmak gerekiyordu. Hedef Berrak’ın karnındaki bebekti. Karanlık o bebeği sahiplenmek istiyordu. Ama Süleyman buna asla izin vermeyecekti. Günler bu düşüncelerle geçti. Berrak’ın doğumuna haftalar kalmıştı. Asaf onun yanından ayrılmıyor, geceleri nefesini dinliyor, her şeyin yolunda gitmesi için dua ediyordu. Fakat huzur uzun sürmedi. Bir sabah köyden yaşlı bir kadın, Süleyman’ın evine geldi. Elindeki tespih titriyordu. “Hoca efendi,” dedi telaşla, “bizim köyde bir kız var, Suzan. Gençtir, 22 yaşında ya var ya yok. Ne zamandır başına tuhaf hâller gelir. Bir gece evinde kedisini ölü bulmuş, ertesi gün kediyi toprağa gömmüş. Ama iki gün sonra o kedi yeniden evin eşiğinde belirmiş. Kadın ne yapacağını şaşırmış, artık geceleri hiç uyuyamaz olmuş. Ben duydum ki siz musallat işlerinden anlarsınız. Allah rızası için bir el atın.” Süleyman dikkatle dinledi. Kadının sesi titriyordu ama anlattıkları, onun için yeni bir musallatın habercisiydi. Asaf’a döndü, sesi bu kez ciddi ve derindi. “Hazırlan evlat. Bu kez bir kadının ruhu ile karanlığın oyunu iç içe geçmiş.” Asaf başını salladı. “Emredersin, hocam.” Bir saat içinde köy yoluna düştüler. Yolda Asaf, sessizliğini bozdu. “Hocam, Hamza’nın getirdiği haberle bu olay arasında bir bağlantı olabilir mi?” Süleyman, gözlerini ufka dikti. “Her kötülük aynı kaynaktan beslenir, Asaf. Belki bu sadece bir kıvılcım ama unutma ki evlat bazen bir kıvılcım da yangını başlatır.” Köye vardıklarında akşam olmuştu. Suzan’ın evi köyün en ucundaydı. Evin önündeki toprağın hâlâ taze olduğu belliydi; belli ki kedisini oraya gömmüştü. Fakat kapının önünde aynı kedi, solgun gözlerle oturuyordu. Süleyman eğildi, dikkatle baktı. “Bu bir beden değil,” dedi alçak sesle. “Bu, karanlığın şekil bulmuş hâli.” Asaf’ın yüzü gerildi. “Yani o kadın… hâlâ musallatın etkisi altında.” İçeri girdiklerinde evin içi ağır bir kokuya bulanmıştı. Duvarlarda kurum lekeleri, aynalarda silik yüzler beliriyordu. Suzan, bir köşede diz çökmüş, ellerini başına kapatmıştı. Gözleri korkudan büyümüş, sesi titriyordu. “Ne olur yardım edin… Ben sadece ondan ayrılmak istedim, ama o beni rahat bırakmadı. Gitti, bir hocaya gittiğini söyledi. O günden sonra evimde sesler, gölgeler, bu kedinin geri gelişi…” Süleyman diz çöküp göz hizasına indi. “Korkma kızım. Allah’ın izniyle bu karanlık senden uzaklaşacak.” Sen yeterki Allah’a inan sakin ol ve bana güven.. Dualar yükseldikçe evin havası değişmeye başladı. Süleyman’ın sesi kararlı, Asaf’ın nefesi hızlıydı. Gecenin içinden bir çığlık duyuldu, ardından aynalar birer birer çatladı. Duvarlardaki gölgeler çekildi, ortalığı keskin bir sessizlik sardı. Süleyman son duasını tamamladığında, evde yalnızca rüzgârın sesi kaldı. Suzan titreyen elleriyle ağlamaya başladı. “Kurtuldum mu hocam?” Süleyman başını salladı. “Cinler artık seninle değil. Ama bir daha bu kapıyı açmamaya dikkat et. Kötülük, bazen sadece bir davet bekler.” Cebinden küçük bir parşömen çıkardı, üstüne Cevşen yazılıydı. “Bunu asla yanından ayırma, nerede olursan ol yanında bulundur. Ayrıca sana bazı koruma duaları vereceğim. Her gün oku. Işık seni saracak, karanlık artık yaklaşamayacak.” Suzan başını eğdi, elleriyle kâğıdı öptü. “Allah sizden razı olsun.” Köyden ayrıldıklarında gece yarısıydı. Yol boyunca sessizlik vardı. Sadece rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen köpek havlamaları. Asaf derin bir nefes aldı. “Baba, karanlık yine kıpırdanıyor gibi.” Süleyman gözlerini kapadı. “Evet evlat. Berzah’tan gelen uyarı boşa değilmiş. Karanlık uyanıyor… ama biz de ışığın nöbetçisiyiz.” ve ekledi ayrıca bu aralar Berrak’a da çok dikkat etmeliyiz. Dedi.. Uzakta, Adıyaman ufkunda şimşek çaktı. O anda Süleyman’ın içinden geçen tek düşünce, rüyasında duyduğu cümlenin yankısıydı: “Her ışık kendi karanlığından doğar… ama bazı ışıklar kaderi değiştirir.” Asaf, endişeyle Süleyman’a döndü. “Bilmediğim bir şeyler mi var baba? Yani… senin bilip benim bilmediğin bir şeyler mi var?” Süleyman, Asaf’ın gözlerinin içine baktı. “Zamanı değil evlat. Sabırlı ol… ve Berrak’a dikkat et.” O anda derin bir sessizlik oluştu. Asaf başını öne eğdi, yalnızca bir kelime fısıldadı: “Tamam.”
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 88. Bölüm: Karanlığın Ardındaki Zaman Perdesi Aralanırken, Berzah’ın Gölgesind | Tanem | Tanem | 0 | 05 Kasım 2025 21:09 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 84. Bölüm: Berzah’ın Mührü ve Sessizce Gelen Savaşın İşaretleri | Tanem | Tanem | 0 | 31 Ekim 2025 16:24 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 67. Bölüm — Karanlığın Fısıltısı – Yakaza’nın Sonu ve Asaf’ın Berzah Yolculuğu | Tanem | Tanem | 0 | 24 Ekim 2025 10:50 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 52. Bölüm: Züveyde’nin Nuru: Berzah’ın Düğünü ve Sinsice Gelen İntikam | Tanem | Tanem | 0 | 14 Ekim 2025 17:31 |