IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Kasım 2025, 21:09   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 88. Bölüm: Karanlığın Ardındaki Zaman Perdesi Aralanırken, Berzah’ın Gölgesind




Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 88. Bölüm: Karanlığın Ardındaki Zaman Perdesi Aralanırken, Berzah’ın Gölgesinde Yeşeren Hain Planlar


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Süleyman, odasının derin sessizliğinde oturuyordu. Raflarda dizili kitaplar, kandilin solgun ışığında eski dostlar gibi suskun duruyordu. Asaf ve Berrak karşısında, dikkatle onu dinliyordu. Her ikisi de artık onun yanında büyümüş, olgunlaşmış iki gençti.

Süleyman, ellerini önünde birleştirip onlara baktı. Gözlerindeki bilgelik, yılların izini taşıyordu.
“Evlatlarım,” dedi sakince, “hayat, her zaman ışıkla başlar ama karanlıkla sınanır. Sabır, insanın en büyük silahıdır. Ne olursa olsun, ne kadar karanlık olursa olsun, sonu her zaman aydınlıktır. Birbirinize daima böyle bakın, yan yana durun. Çünkü kalpleriniz bir oldukça, şeytan bile yaklaşamaz.”

Asaf başını eğdi, gözlerinde derin bir saygı vardı.
“Baba… senin yolundan gideceğiz. Söz veriyorum.”

Süleyman tebessüm etti, Asaf’ın omzuna dokundu.
“Benim yolum Allah’ın yoludur, evlat. O yoldan ayrılmadığınız sürece, adımlarınız hep doğruya varır.”

O gece Süleyman odasında yalnız kaldığında içinden Sabur’a seslendi.
“Evlat, Mert’te bir tuhaflık seziyorum. Onu gözle. Gözlerinle değil, ruhunla bak. Ne yaptığını, kimle konuştuğunu bilmek istiyorum.”

Sabur’un sesi zihninde yankılandı, yumuşak ama derin bir tınıyla.
“Emredersin, efendim. Rüzgâr gibi geçerim, gölge gibi dönerim.”

Süleyman gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. Kalbinde beliren sıkıntıyı susturmak istercesine başını göğe kaldırdı. Kandilin ışığı bir an titredi, sonra tekrar sabitlendi.



Dünyada tüm bunlar olurken, Berzah âleminde soğuk ve sessiz bir boşluk…
Ne zaman ne de mekân vardı. Sadece sonsuz bir gri sis. Bu yer, Berzah’ın en derin katmanlarından biriydi; ruhların sustuğu, duaların yankılanmadığı bölge.

Ezhael, sessizliğin içinde ağır adımlarla ilerliyordu. Her adımında sis kıvrılıyor, yerin altından fısıltılar yükseliyordu. Onu tanıyorlardı. Bir zamanlar insan kalbine dokunan, sonra o kalbin ateşiyle yanmış olan cindi o. Melike’nin adı, hâlâ dillerinde bir lanet gibi çınlıyordu.

Ama şimdi başka bir şey vardı onda. Daha soğuk, daha hesaplı bir sükûnet.
Ezhael durdu, gözleri simsiyah bir girdap gibi parladı. Ellerini göğsüne koyup fısıldadı:
“Sevginin ışığıyla yanmıştım… ama şimdi karanlığın bilgisiyle doğuyorum.”

Etrafında rüzgârlar dönmeye başladı. Sis, karanlık şekillere büründü; her biri geçmişten kalma ruhların yankısıydı. Ezhael onların fısıltılarını dinledi. Bazıları yalvarıyor, bazıları lanet okuyordu. O ise gülümsedi soğuk, ruhsuz bir gülümsemeyle.

“Zaman perdesi aralanıyor,” dedi kendi kendine. “Ve o perde aralandığında… sadece insanlar değil, dualar bile yönünü şaşıracak.”

Sonra elini yere koydu. Gri tozun içinde bir taş belirdi üzerinde eski mühürlerle kaplıydı.
Berzah’ın karanlık taşı…
Ezhael onu eline aldı, taşı göğsüne bastı.

“Seninle yeniden başlayacağım,” dedi fısıltıyla. “İnsanın kalbinde açtığım yaradan, bu kez dünyaya kök salacağım.”

Berzah’ın derinliklerinde bir uğultu yankılandı.
Sanki binlerce yıl süren sessizlik, onun nefesiyle yeniden can bulmuştu.



Haber köyde hızla yayıldı. Birkaç saat içinde Süleyman da olan biteni öğrendi.
Akşam vakti, evin önüne Asaf koşarak geldi.

“Baba,” dedi telaşla. “Mahallenin aşağısında oturan Sanem var ya… o kızın başına bir şey gelmiş. Gözleri simsiyah olmuş, kendi kendine konuşuyormuş. Komşular ‘cin çarpmış’ diyorlar.”

Süleyman başını yavaşça kaldırdı. “Sanem… gazeteci olan kız değil mi? Son haftalarda köydeki garip olaylarla ilgili sorular soruyordu.”

“Evet baba,” dedi Asaf. “Mert’le de konuşmuş. Onu herkes görmüş.”

Süleyman’ın yüzü ciddileşti. “Zincir birleşiyor,” diye mırıldandı. “Hazırlanın evlatlarım, bu gece karanlık bir evde uykusuz kalacağız.”

Asaf hemen Hamza’ya ve Sabur’a haber verdi.



Gece, köyün üstüne ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. Uzaktan köpeklerin uluması duyuluyor, rüzgâr kuru dalları çatırdatıyordu.
Süleyman evden çıkarken, Asaf çoktan hazırlıklarını tamamlamıştı. Yanlarında iki kişi daha vardı: Hamza, zikirlerde kuvvetli, sessiz ama dirayetli bir gençti; Sabur ise görünmeyen ama her adımlarında hissedilen bir koruyucuydu.

Üçü Süleyman’ın arkasında sessizce yürüyordu. Taş zeminde çıkan ayak sesleri, gecenin tek ritmiydi.

Mahallenin aşağısındaki ev, köyün en eski yapılarından biriydi. Pencereleri tahtalarla kapatılmış, kapısına kara bir bez bağlanmıştı. Komşular, evin karşısındaki boş arsada toplanmış, korkuyla fısıldaşıyordu.

Asaf yaklaşıp sessizce sordu: “Baba, evde kimse giremiyor. Kız bağırıp duruyormuş… kendi sesinden korkuyormuş sanki.”

Süleyman, cübbesinin iç cebinden küçük bir kese çıkardı. İçinde misk, çörekotu ve kurumuş hurma çekirdekleri vardı.
“Bu gece Berzah’ın soluğu bu evde,” dedi kısık sesle. “Ama unutmayın evlatlarım, karanlık ne kadar yakınsa, sabah da o kadar yakındır.”

Hamza hemen kapıya doğru yöneldi. “Baba, izin var mı?”
Süleyman başını salladı. “Besmeleyle.”

Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. İçeriden bayat toprak, yanık yağ ve demir kokusu yayıldı. Duvarlara eski yazılar kazınmış, aynaların üzeri örtülmüştü.
Ve ortada… Sanem vardı.

Yerde oturuyordu. Saçları dağılmış, gözbebekleri zifir gibi kararmıştı. Dudaklarından belli belirsiz kelimeler dökülüyordu bir dua gibi başlıyor, lanetle bitiyordu.

Süleyman yavaşça yaklaştı. “Sessiz olun,” dedi. “Bu evde kelimeler bile dinleniyor olabilir.”

Sonra gözlerini kapadı, içinden Sabur’a seslendi.
“Evlat, Berzah’ın kokusu bu eve sızmış. Gözlerinle değil, ruhunla bak. Gölgede kim varsa, göster bana.”

O anda odanın içindeki hava değişti. Mumlar kendiliğinden söndü. Sadece Süleyman’ın fısıltıları kaldı…
ve bir şey, duvarın arkasından hırıltıyla güldü.

Sabur hemen harekete geçti. Görünmez bir kuvvet duvarın ardına süzüldü, karanlık bir gölgeyle boğuşmaya başladı. Süleyman, diz çöküp dua etmeye başladı; sesindeki tını evin her köşesinde yankılandı.
“Asaf, Kur’an’ı aç evlat. Nur Suresi’ni oku. Işıkla karanlığı bastıralım.”

Asaf elleri titreyerek okumaya başladı. Hamza, kapıya mühür çizerken ter içindeydi.
Süleyman’ın sesi yükseldi:
“Ey karanlıkta saklanan, Rahman’ın adıyla sus! Bu bedenden çık, çünkü senin yerin burası değil!”

Sanem bir anda çığlık attı. Gözlerinden siyah yaşlar süzülüyor, ardından sanki içinden bir duman yükseliyordu.
Sabur son bir hamleyle o gölgeyi duvarın ötesine itti. Sessizlik çöktü.

Süleyman elini Sanem’in başına koydu, dua etti.
“Bitti evlatlarım,” dedi yorgun ama huzurlu bir sesle. “Berzah’ın nefesi, bu eve artık ulaşamaz.”



Tüm bu olayların üzerinden tam tamına üç yıl geçmişti.
Süleyman bu sürede insanlara yardım etmeye, Allah’ın yolunda yürümeye devam etmişti. Artık saçlarına düşen beyazlar daha belirgindi, yüzündeki çizgiler ise zamanın değil, tecrübenin iziydi.

Köy, o karanlık günlerin ardından huzura kavuşmuştu.
Berrak ve Asaf artık kendi yollarını çizmeye hazırlanıyordu. Yıllar önce bir musallatın gölgesinde korkuyla sığınan o küçük çocuk şimdi Süleyman gibi Allah yolunda giden genç bir adama dönüşmüştü. Süleyman’ın yanında evladı gibi yetişmiş, önce onun manevî yolunun en sadık talebelerinden biri olmuştu. Daha sonra ise Berrak ile bir yuva kurmaya niyetlenmişti. Asaf, Süleyman’dan aldığı ilimle en az onun kadar başarılı bir hüddâm olmuştu.
Berrak ise babasının nurunu, sabrını ve merhametini taşımış; köyde herkesin sevgiyle andığı genç bir kadın olmuştu.
Artık ikisi de hem mutlu olmaya hem de bir aile kurmaya hazırdı.

Süleyman, gökyüzüne baktı. Ufukta ince bir hilal belirmişti.
Kalbinde bir huzur vardı ama aynı zamanda derinlerde bir sezgi.
Rüzgâr hafifçe esti, uzaklardan belli belirsiz bir uğultu geldi sanki Berzah’ın yankısı hâlâ orada bir yerlerdeydi.
Ama o sadece gülümsedi.

“Karanlık yine fısıldar,” dedi sessizce,
“ama biz ışığın yolundan dönmeyiz.”

Ve o gece, köyün üzerine huzurlu bir sessizlik indi.
Kandillerin ışığında dualar yükseldi, meleklerin kanatları sabahı müjdeliyordu.
Süleyman başını eğdi, ellerini kalbine koydu.
İçinde derin bir şükür yankılandı.
Ve bir babanın duası, göğe doğru yükseldi:

“Ya Rab… koru onları.”


Düğün hazırlıkları tüm hızıyla sürüyordu. Avludan kahkahalar, tül sesleri, dikiş makinelerinin ritmi yükseliyordu.
Asaf ile Berrak’ın mutluluğu her bakışlarında ışık gibi parlıyordu; sanki tüm köy onların sevincine ortak olmuştu.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı…
Görünmeyen bir yerde, sessizce karanlık bir perde yeniden aralanıyor, Berzah’ın gölgeleri onların sevincini izliyordu.
Ve o gölgelerin içinde, birileri o eski kötülüğün izinden gelenler düğün gününü bekliyordu.
Bu kez hedefleri sadece bir gönül değil, iki nurun birleştiği ışıktı.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.

Konu Tanem tarafından (05 Kasım 2025 Saat 21:11 ) değiştirilmiştir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 71. Bölüm – Karanlığın Gelini İnci Tanem Tanem 0 26 Ekim 2025 11:48
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 67. Bölüm — Karanlığın Fısıltısı – Yakaza’nın Sonu ve Asaf’ın Berzah Yolculuğu Tanem Tanem 0 24 Ekim 2025 10:50
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 48. Bölüm: Karanlığın Gölgesinde Sevda Tanem Tanem 0 13 Ekim 2025 16:40
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 39. Bölüm: Işık ve Karanlığın Çarpışması Tanem Tanem 0 09 Ekim 2025 12:34
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 5. Bölüm: El Verme ve Berzah Alemine Yolculuk Tanem Tanem 0 01 Ekim 2025 19:05

×