|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 94. Bölüm: Gölgelerin İçine Sızan Yüzler [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Adıyaman’da yaz günleri usul usul ilerliyordu; sıcak, ama yavaş ve sakin bir şekilde her köşeye yayılmıştı. Berrak’ın karnı iyice belirginleşmiş, evin her köşesi yaklaşan doğumun heyecanıyla dolmuştu. Bahçede otururken sık sık elleri karnına gidiyor, içindeki minik canın hareketlerini hissediyor ve hafif bir tebessümle gözlerini dolduruyordu. Doğuma iki hafta kalmıştı ve evin atmosferi, hem huzur hem de bekleyişle doluydu. Asaf, son zamanlarda daha düşünceli ve tedbirliydi. Süleyman’ın “Berrak’a dikkat et” sözleri kafasından çıkmıyor, her hareketinde onu gözetleme isteğini artırıyordu. Berrak bir gün gözleri dolu dolu bakarak sordu: “Asaf, ne düşünüyorsun? Yine bir şey mi var kafanda?” Asaf kısa bir gülümsemeyle yanıtladı: “Sadece senin ve bebeğimizin iyi olmasını istiyorum. Başka bir şey yok.” Ama aklı hep Berrak’taydı; her an ona bir şey olabileceği korkusu, onu daha da tetikte yapıyordu. O sabah, Adıyaman’ın bir köyünden bir kadın, Süleyman’ın evine geldi. Tozlu köy yollarını aşıp, taş duvarlı evin önüne ulaştığında derin bir nefes aldı. Ayakları yorgun ama kararlıydı. Eli titriyordu, sesi hafif kısık: “Hoca efendi… benim kızım Derya… derslerinde başarılı olsun diye bir hocaya gittim, muska yazdırdım… Ama bir sorun çıktı. Kızım huzursuz, rahat değil… Lütfen, yardım edin.” Kadın, Süleyman’a olan güveniyle olayı baştan sona anlattı. Kendi niyeti iyiymiş; sadece kızının derslerinde başarılı olmasını istemişti. Ama hoca muska yazarken yanında duran bir varlığın, bir cinin, Derya’ya musallat olduğunu fark etmemişti. Şimdi kızının geceleri huzursuz, uyuyamıyor ve evin içinde garip enerjiler hissediliyordu. Kadın, her cümlede endişesini saklamaya çalışıyor, ama titreyen elleri ve dalgalı nefesleri her şeyi ele veriyordu. Süleyman, kadının anlattıklarını dikkatle dinledi. “Evlat,” dedi Asaf’a dönerek, “bazen iyi niyetli bir adım, farkında olmadan karanlığın kapısını aralayabilir.” Asaf başını salladı, hocam… dedi; sessizliği ve ciddiyeti, babasının sözlerini derinden hissettiğini gösteriyordu. Ertesi gün Süleyman ve Asaf, Derya’nın evine gittiler. İçeri girdiklerinde, genç kız korku dolu gözlerle onlara bakıyordu. Geceleri evinde tek başına kaldığında, hafif bir gölge onu izliyormuş gibi hissediyor, sessiz sesler duyuyordu. Süleyman dua etmeye başladı, sessiz ve kararlı. Asaf yanında, gözlerini kırpmadan her hareketi takip ediyordu. Cin, yani Derya’ya musallat olan varlık, Süleyman’ın kararlılığı ve sözleriyle tehdit edildi; bir daha zarar veremeyeceği garanti edildi. Kadın ve Derya, rahatlarken Süleyman onlara bazı koruma duaları ve Cevşen verdi. O akşam, Berrak Hüma’yı aradı. Can sıkıntısından bahsetti, kahve içmek ve sohbet etmek istedi. Hüma, hafif bir mazeretle müsait olmadığını söyledi, ancak akşam uğrayacağını belirtti. Saatler ilerledikçe Berrak, Hüma’nın gelmesini beklerken hiçbir gariplik fark etmedi. Kapı açıldığında Hüma, yüzünde alışılmış gülümsemesiyle içeri girdi. Berrak, hemen rahatlayarak onu karşıladı, sohbet başladı. Hüma’nın elindeki çay fincanını biraz sert tutması, arada bakışlarının keskinleşmesi Berrak’ın dikkatinden kaçtı; çünkü bu davranışları, Hüma’nın hafif gergin bir ruh hali olarak yorumladı. Ama Süleyman, onunla göz göze geldiğinde hafif bir rahatsızlık hissetti. Hüma’nın varlığına dair alışılmış huzur yoktu; gözlerinde daha soğuk bir parlaklık vardı. İçindeki sezgi, bir şeylerin normal olmadığını söylüyordu. Henüz ne olduğunu anlayamıyor ama ileride ortaya çıkacak gerçeğin ipuçlarını hissediyordu. Hüma, akşam boyunca Berrak ile kahvesini yudumlarken küçük sohbetlerde bulunuyor, kendini tanıdık ve güvenilir biri gibi gösteriyordu. Fakat bazen, bir cümleyi gereğinden fazla uzun tutuyor, sessizliği aniden bozuyor, bakışlarını anlam veremediğimiz bir şekilde odanın köşesine dikiyordu. Berrak bu davranışları fark etmiyordu; onun gözünde Hüma hâlâ eski dostuydu. Asaf ise Süleyman’a dikkatle bakıyor, babasının tedirginliğini hissettiği için her hareketi yakından takip ediyordu. Ev, yaz akşamının sakinliği içinde yavaş yavaş karardı. Berrak, Hüma’nın yanında sohbet ederken gülümsüyor, yaklaşan doğumun heyecanıyla doluydu. Ama okur, Hüma’nın sadece değişmiş bir insan gibi göründüğünü fark edecek; içten içe bir şeylerin ters olduğunu sezecek, fakat kötü cinin varlığı henüz ortaya çıkmayacak. Böylece gerilim hem gizli hem de sürükleyici bir şekilde ilerleyecek. Dışarıdaki sessizlik, yaklaşan doğumun ve sinsice ilerleyen karanlığın habercisi gibiydi. Süleyman, sessizce dua ederek kalbinin derinliklerinde yaklaşan tehlikeye hazırlandığını hissetti. Asaf, Berrak’a bakarken içten içe kendi sözünü fısıldadı: “Her şey yolunda olsun… Baba, biz hazır mıyız?” Süleyman, gözlerini kapatıp yavaşça cevap verdi: “Evlat, her an dikkatli olmalıyız. Karşımıza ne çıkarsa çıksın, ışığı koruyacağız.” Göz açıp kapayıncaya kadar geçen iki haftanın ardından, Berrak’ın doğum günü nihayet gelmişti. Ev, yaklaşan mucizenin habercisi gibi bir hazırlık ve heyecanla dolup taşıyor, Asaf her an yanında olarak hem Berrak’ı hem de evin düzenini kontrol ediyor, kalbi hem merak hem de koruma isteğiyle çarpıyordu. Süleyman ise sessizce geçmişin ağırlığını omuzlarında hissediyor, doğacak çocuğun ve ailenin güvenliği için hazırlıklarını gözden geçiriyordu. Ve o gün geldi; Berrak doğum sancılarıyla hastaneye kaldırıldığında yanında Hüma da vardı. Gözleri, yorgun ama mutluluk dolu bir ışıltıyla Berrak’ı izliyordu. Doktorların ve hemşirelerin titiz çalışmalarıyla, Berrak sağlıklı ve narin bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Minik bebeğin ağlamasıyla birlikte odada derin bir rahatlama ve sevinç dalgası yayıldı. Herkes gözyaşları içinde birbirine baktı; Asaf, Berrak’ın elini tutuyor, Süleyman ise sessizce dua ediyordu. Henüz kimse fark etmemişti ama Hüma’nın bakışlarındaki o ince, hesaplı parıltı, ileride olacakların sessiz habercisiydi. Doğumun ardından Süleyman’ın bakışları daha bir dikkatli ve temkinliydi. Hüma’nın o ince, hesaplı parıltısı içindeki garipliği gözünden kaçmamıştı; bu yüzden Berrak ve yeni doğan bebeğin yanında onun olmamasına özen gösterdi. Kimse fark etmesin diye sessiz ve dikkatli davranıyordu; evdeki sevinç, onun için hâlâ bir gölgeyle birlikteydi. Her adımı, her bakışı, ailenin güvenliği için bir önlem gibi titizlikle hesaplanıyordu.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 81. Bölüm Musallatın Karşısında: Genç Hüddam Asaf ve Allah Dostları | Tanem | Tanem | 0 | 29 Ekim 2025 13:19 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 75. Bölüm – Savaşın Ateşi ve Hüddam’ın Büyük Mirası | Tanem | Tanem | 0 | 26 Ekim 2025 21:05 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 24. Bölüm – Berrak’ın Arkadaşları ve Gizli Gölgelerin Tehdidi | Tanem | Tanem | 0 | 03 Ekim 2025 14:59 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 21. Bölüm: Gölgelerin Ardında Yeni Dönem | Tanem | Tanem | 0 | 03 Ekim 2025 08:59 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 15. Bölüm: İçeri Sızan Gölge | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 22:40 |