IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Kasım 2025, 10:52   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
KARANLIKLARI AYDINLATAN HÜDDÂM SÜLEYMAN – 99. Bölüm Sessiz Bir Ayın Ardından: Acının Uyanışı ve Bir Babadan Oğluna Devr




KARANLIKLARI AYDINLATAN HÜDDÂM SÜLEYMAN – 99. Bölüm
Sessiz Bir Ayın Ardından: Acının Uyanışı ve Bir Babadan Oğluna Devredilen Kutsal Emanet



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Savaşın üzerinden tam bir ay geçmişti. Ev, o süre boyunca sessizliğe bürünmüş, sessizlik adeta dua ile dolmuştu. Her köşe bir beklenti, her gölge bir umut saklıyordu. Süleyman, iki gün süren ölüm kalım savaşının ardından ağır yaralı hâlde yatmış, bilinci çoğu zaman kapanmıştı; acıyı, kaybı ve ölümün soğuk nefesini tam olarak hissedememişti.

Melike ve Berrak, neredeyse bir ay boyunca gözyaşlarıyla nöbet tutmuş, Kur’an’dan dualar, Cevşen ve diğer koruyucu okumalarla evin havasını adeta dua ve umutla doldurmuşlardı. Geceleri mumların titrek ışığında yan yana oturur, sessizce okurlar, her kelimeyi içlerine işlerlerdi. Melike bazen titreyen elleriyle kitabı tutar, Berrak küçük Mercan’ı kucağına alır ve her nefesiyle dualara eşlik ederdi. Mercan ise dedesinin başucuna kıvrılmış, küçük elleriyle Süleyman’ın avuçlarına dokunarak sessizce dua eder, nefesini dinlerdi. Zaman, o sessizlikte yavaş ama derin bir ritimde ilerliyordu; her dua, her gözyaşı, bir umut kırıntısı taşıyordu.

Süleyman, bir ayın sonunda ilk kez gözlerini açtığında, dünya hâlâ yorgundu; ama onun gözlerinde yeniden hayat ışığı parlıyordu. Yüzü, sakalı ve saçları savaşın ve zamanın izini taşır şekilde bembeyazdı. Nefesi ağır, adımları titrekti; bedeninin her zerresi acıyı hatırlatıyor, yavaş yavaş güçleniyordu. Mercan, dedesinin gözlerini açtığını fark eder etmez ona sarıldı. Süleyman, küçük torununun sıcaklığını hissettiğinde dudaklarını hafifçe aralayıp bir tebessüm gösterebildi. Melike ve Berrak, gözyaşlarını zor tutarak, bir anlığına hayatın yeniden akmaya başladığını hissettiler.

Süleyman yavaşça doğrulduğunda, ilk sorusu kalbine keskin bir bıçak gibi saplandı:
“Hamza… Hamza nerede?”

Oda bir anda sessizleşti; kimse konuşamadı. Süleyman’ın gözlerindeki belirsizlik ve panik, tüm aileyi içine çekmişti. Bilinci kapalıyken fark edemediği o boşluk, şimdi tüm ağırlığıyla üzerindeydi. Asaf, gözyaşlarını tutmaya çalışarak, sesini titretmeden, “O… artık aramızda değil, baba” dedi.

Süleyman’ın dünyası sarsıldı. Elleri titredi, nefesi kesildi, gözleri bir an boşluğa daldı. Hamza’nın ölümünü ilk defa gerçekten hissetti; vicdan azabı, pişmanlık ve derin bir acı kalbini sardı. Mercan kucağındayken gözleri dolu dolu, sessizce dedesinin yanaklarını sıktı; ama Süleyman’ın bakışlarında artık hem kayıp hem de yitirilmiş bir umut vardı. Berrak sessizce ellerini sıkarak dua etti, Melike ise gözlerini kapatıp sessizce ağladı.

Bir süre sessizlik hâkim oldu; ardından Süleyman yavaş yavaş nefesini topladı. Bu bir ay boyunca bedenini toparlamakla uğraşmıştı, şimdi ise ruhu da toparlanmak zorundaydı. Yaşlanmış ve güçten düşmüş bir Süleyman olarak, artık bazı işleri Asaf’a bırakması gerektiğini hissetti. Gözleri gurur ve biraz hüzünle oğluna döndü:
“Asaf… artık senin sırası. Bütün o musallat işleri… köy… ev… senin elinde.”

Asaf, babasının bakışlarından sorumluluğun ağırlığını hissetti; tek bir kelime etmeden başını salladı. Kadir ve Sabur da sessizce hazır bekliyordu; artık bir Hüddâmın yanında çalışan yardımcılardan çok, ona eşlik eden gerçek bir ekip olarak duruyorlardı.

Süleyman, Mercan’a döndü. Küçük torun, dedesinin yorgun ellerine sarılmış, gözlerinde güven ve sevgiyle ona bakıyordu. Bu basit temas, Süleyman için hayatın en güçlü anıydı. Berrak, bu sessiz anı görerek, yeni bebeğin haberiyle gelen umut dolu bir tebessümle gözlerini Süleyman’a çevirdi.
“Sen iyileşince… bir haberimiz var, baba.”
Melike başını sallayarak onayladı; bir bebeğin geleceği, Hamza’nın kaybıyla karışan acıya rağmen evde yeniden bir ışık yaratıyordu.

O gün, Asaf ilk defa gerçek anlamda babasının yetkilerini devraldı. Bir ay boyunca gördüğü, öğrendiği ve uyguladığı her şey onu olgunlaştırmış, bilgeliğini perçinlemişti. Artık Süleyman’ın yanında sadece yardım eden bir çocuk değil, tamamen bir Hüddâm olarak ortaya çıkmıştı. Kadir ve Sabur her zamanki gibi desteklerini eksik etmedi; birlikte evin ve köyün güvenliğini sağlıyor, dualarla ve enerji dengesiyle musallatları geri püskürtüyorlardı.

Tam bu sırada Adıyaman’dan yeni bir haber geldi: 16 yaşındaki İlayda, banyo sırasında bir cinin hedefi olmuştu. Evde korku hâkimdi: geceleri çığlıklar, aynalarda beliren gölgeler, banyoda hissedilen tuhaf hareketler ve odadaki kapıların kendi kendine kapanması…

İlayda’nın annesi, kızını alıp soluğu en güvendikleri yerde, Süleyman’da almak istedi; ancak Süleyman hâlâ tam güçlenmemişti. Sessizce Asaf’a döndü:
“Bu iş… senin elinde. Artık senin zamanın.”

Asaf, Kadir ve Sabur birlikte İlayda’nın köyüne gitti. Evdeki her karanlık iz, her hareket detaylı bir şekilde analiz edildi; Asaf dualarını eksiksiz okudu, koruyucu bariyerleri uyguladı, cinin saldırılarını boşa çıkardı. Morluklar ve korku dolu bakışlar arasında, Asaf her adımda babasının bilgi ve tecrübelerinden güç aldı. Sonunda cin etkisiz hâle getirildi, İlayda güvenli hâle geldi ve genç kız annesiyle birlikte huzur buldu.


Akşam çöktüğünde, Süleyman veranda gibi bir yerde oturmuştu; Mercan dizine yaslanmış, küçük elleriyle dedesinin avuçlarını sıkıyordu. Asaf eve dönmüş, günün yorgunluğunu üzerinden atarken babasının gurur dolu bakışlarını hissetti. Berrak, hamileliğiyle ilgili haberi yeniden hatırlatarak, küçük bir tebessüm doğurdu. Evde hem acının hem de umudun sessiz bir dengesi vardı.

Akşam çöktüğünde, İlayda’nın musallatı çözülmüş, evde kısa süreli bir rahatlama hâkim olmuştu. Asaf, Kadir ve Sabur köyden dönerken, Asaf’ın içini bir huzursuzluk kapladı; ruhunda, enerjisinde alışılmadık bir çağrı hissetmişti. Sessiz bir titreşim, adeta bir mesaj gibi ruhuna dokunuyordu.

“Berzah…” dedi kendi kendine, tüyleri diken diken olmuş şekilde.
Kadir ve Sabur şaşkınlıkla bakakaldılar. Asaf derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı ve dualarla kendini hazırladı. Bir anda etrafındaki dünya sessizleşti ve zihni, ruhu Berzah alemine doğru bir ışıkla çekildi.

Berzah’ın parlak ve ürkütücü manzarası onu karşıladığında, gözleri yavaşça açıldı. Etrafını saran enerji, ağır ama güçlü bir kararlılık taşıyordu. Orada, yüce Hüddâm bilgisiyle donanmış varlıklar Asaf’a bakıyor, sessiz bir onayla yeni sorumluluğunu veriyorlardı. Babasının yanında geçirdiği yılların, öğrendiği her ritüelin, her sınavın karşılığını şimdi alıyor, Hüddâm olarak resmen devraldığı yetkiyi ve sorumluluğu hissediyordu.

Asaf, derin bir nefes aldı, dualarını ve bilgeliğini odaklayarak kendini yeniden dünyaya, evine gönderdi. Kadir ve Sabur yanındaydı; birlikte eve döndüler. Süleyman, Mercan ve ailesi onları karşıladı; Asaf’ın bakışlarındaki güç, artık babasının yanında bir yardımcı değil, bağımsız ve olgun bir Hüddâm olduğunu gösteriyordu.

Evdeki sessizlik yavaş yavaş yerine huzur ve umutla dolarken, Mercan dedesinin dizinde oturuyor, küçük elleriyle avuçlarını sıkıyordu. Berrak, yeniden hamile olduğunun verdiği umut ve sevinçle gözlerini Süleyman’a çevirdi; bu haber, savaşın ve kayıpların gölgesinde evde yeniden bir ışık yaratıyordu. Süleyman, Mercan’ın küçük yüzüne bakarken gülümseyebiliyor, yorgun ama huzurlu bir baba olarak torunuyla vakit geçiriyordu.

Fakat Berzah’ın derinliklerinde, gölgelerin arasında kıpırdanan bir karanlık hâlâ sessizce uyanıyordu. Henüz kimsenin fark etmediği bu varlık, kendi planlarını hazırlıyor, bilinmeyen bir tehdit olarak hareketlerini sessizce şekillendiriyordu. Evdeki huzur, farkında olmadan bu gölge varlığın gölgesinde devam ediyordu.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 93. Bölüm: Berzah’tan Gelen Uyarı ve Karanlığın Uyanışı Tanem Tanem 0 09 Kasım 2025 20:07
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 18. Bölüm: Sessiz İntikamın Fısıltısı Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:26
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 23:11
Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 16. Bölüm: Yakındaki Sessiz Pusu Tanem Tanem 0 02 Ekim 2025 22:57

×