IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24 Kasım 2025, 11:21   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 5. BÖLÜM: KARANLIĞIN DAVETİ VE AYNALARIN ARDINDAKİ NEFES




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]





Sabahın ilk ışıkları gazeteye sızarken, toplantı odasında hareketlilik başlamıştı. Masanın başında Alkar Bey oturuyor, elinde birkaç dosya ve tablet, gözleri odadaki her detayı keskin bir şekilde süzüyordu. Yanında Aslı toplantıyı organize ediyor, notlar alıyor ve herkesin görevlerini takip ediyordu.

Yezra ve Semih odanın bir köşesinde sessizce beklerken, Ebru ve Zeynep planları ve koordinasyonu gözden geçiriyorlardı. Can, Mert ve Ece ise sahadan gelecek haberlerin dijital ve görsel kayıtlarını hazır bekleyecek şekilde yerlerini almışlardı; her biri kendi alanında görev başındaydı.

Alkar Bey derin bir nefes aldı ve sessizliği bozdu:
“Yezra, Semih, bugün sahaya çıkıyorsunuz. Virane ve terk edilmiş mekrup evlerin geçmişini araştıracak, içeride yaşayan insanların hikayelerini ve evlerin nasıl bu hâle geldiğini inceleyeceksiniz. Her detay değerli; bu haber gazetemiz için çok önemli. Haberi doğru ve eksiksiz bir şekilde tamamlayıp gelin.”

Ebru ciddiyetle ekledi:
“Gazetede biz sahadaki gelişmeleri takip edeceğiz. Her adımı kaydedecek, gerekirse yönlendireceğiz. Planlı ve dikkatli olun; haberi eksiksiz ve doğru bir şekilde getirmek için elinizden geleni yapın.”



Alkar Bey kısa bir süre Yezra’ya baktı. Bu bakış, açıklanamayan bir enerji hissi yaratmıştı; Yezra, bakışın derinliğinde kendisini yakalayan sıcaklığı hissetti ve içten içe hafif bir heyecan oluştu.

Semih omzunu hafifçe Yezra’ya çarptı:
“Hazır mısın? Burası biraz ürpertici olacak gibi.”

Yezra dudaklarının kenarında hafif bir gerginlikle gülümsedi:
“Hazırım.”

Yavaş adımlarla ofisten çıkarken, Yezra ve Semih’in aklında tek bir düşünce vardı: bugün sahadaki haberleri doğru ve eksiksiz şekilde gazeteye ulaştırmak.


Araba altlarında koca şehri ve virane evleri teker teker gezmeye başladılar. Ara sokaklara girdiklerinde, rüzgarın uğultusu, boş binalardan gelen ani sesler ve gölgelerin hareketleri Yezra’nın kalbini hızlandırdı. İlk mekrup eve yaklaştıklarında, pencereler kırılmış, duvarlarda eski yazılar ve çizikler vardı. Yere saçılmış kırık eşyalar, zamanın ve insanlardan sonra terk edilmiş hâlin izlerini taşıyordu.

Yezra, elindeki not defterine bakarak Semih’e fısıldadı:
“Galiba ileride hâlâ bazı insanlar yaşıyor bu evlerde. Kapılarını çalalım, bir röportaj yapalım, neler oluyor bir dinleyelim.”

Semih başını salladı ve ikisi adımlarını sessizce evlere doğru yönlendirdi. Ancak ilerledikçe, kapılardan yankılanan tıkırtılar ve gölgelerin hızlı hareketleri ikisini tedirgin etti. İlk evin kapısını hafifçe çaldıklarında, içeriden bir sessizlik hâkimdi; sanki ev boştu. Yine de göz ucuyla gölgelerin cam kenarlarında sağa sola hareket ettiğini fark ettiler.

Yezra hafifçe öne eğildi, “Merhaba… biz gazetedeniz, buradaki yaşam hakkında konuşmak istiyoruz,” dedi. Ama cevap yoktu. Sanki evin içinde bir varlık onları test ediyordu; kapı hafifçe aralandı, ama içeriden görünen hiçbir şey yoktu. Sadece odanın karanlığında gölgeler sağa sola koşuyor, normal bir insanın olamayacağı bir hızla mekânı tarıyordu.

Semih, kamerayı yavaşça kaldırdı ve gölgeleri kaydetmeye çalıştı, ama her karede bir anlığına belirip kayboluyorlardı. Yezra’nın kalbi hızla çarpıyor, ama merakını bastıramıyordu: “Bu evlerde yaşayanlar… insan değil, ama ne? Cin gibi bir varlık mı, yoksa sadece gölgelerin oyunu mu?”

İkisi, ürpertici sessizlik içinde evlerin etrafında dolaşırken, her adımda karanlığın içinde izleyen bir varlık olduğunu hissediyordu. Her fotoğraf ve not, hem haberin eksiksizliği için değerliydi hem de içlerindeki ürpertiyi katmerliyordu.

Bir sonraki eve yaklaşırken, içeriden ani bir gölge hareketi ve uğultulu bir ses yükseldi. Yezra’nın kalbi dayanılmaz bir hızla çarpmaya başladı; nefesi kesildi ve gözleri karardı. Semih yanında hafifçe gerildi, ama korkusunu belli etmemeye çalışıyordu. Yezra bir anda dizlerinin üzerinde duramayacak hâle geldi ve gözlerini kapatıp bayıldı.

Semih telaşla onu kucağına aldı, “Yezra! Ayıl! Ne oldu sana?” diye fısıldadı. Bir süre sonra Yezra yavaşça gözlerini açtı, başını salladı ve derin bir nefes aldı. İkisi hızla gazeteye dönmek için yola koyuldular.

Ofiste, arkadaşları “Orada neler oldu?” diye sorduğunda, Yezra gözlerini kararlı bir şekilde onlara dikti:
“Çok korkunç şeyler yaşadık… ama ben inadım bu işin peşini bırakmayacağım. Haber eksiksiz ve doğru bir şekilde tamamlanmalı.”


Gazeteye döndüklerinde, Yezra hâlâ kalbinin hızlı atışını ve sahadaki ürpertici anların etkisini üzerinde hissediyordu. Masasına otururken, kısa bir an için Alkar Bey’in gözleriyle karşılaştı; o bakış, sanki içini okuyor, aynı zamanda bir sıcaklık ve hafif bir çekim hissi veriyordu. Yezra kendi kendine mırıldandı:
“Ne oluyor bana… sadece korku değil, başka bir şey de var galiba.”

Bu bakış ve kısa sinyal, hem sahadaki gerilimin etkisini hem de Alkar Bey ile arasında beliren bilinçaltı bir yakınlaşmayı hissettirdi. İçindeki ürpertiyi bastırarak, Yezra kararlılığını topladı ve bir kez daha,“Bu işin peşini bırakmayacağım” dedi kendi kendine.


Gazeteye döndüklerinde, Yezra hâlâ kalbinin hızlı atışını ve sahadaki ürpertici anların etkisini üzerinde hissediyordu. Masasına otururken, kısa bir an için Alkar Bey’in gözleriyle karşılaştı; o bakış, sanki içini okuyor, aynı zamanda bir sıcaklık ve hafif bir çekim hissi veriyordu. Yezra kendi kendine mırıldandı:
“Ne oluyor bana… sadece korku değil, başka bir şey de var galiba.”

Bu bakış ve kısa sinyal, hem sahadaki gerilimin etkisini hem de Alkar Bey ile arasında beliren bilinçaltı bir yakınlaşmayı hissettirdi. İçindeki ürpertiyi bastırarak, Yezra kararlılığını topladı ve bir kez daha,“Bu işin peşini bırakmayacağım” dedi kendi kendine.


Yezra masasında oturmuş, sahadaki ürpertici anları ve gazetede tamamlaması gereken işleri düşünüyordu. İçinde hem heyecan hem de tedirginlik vardı ki birden telefon çaldı. Tuhaf bir şekilde irkildi; ekrandaki isim Gamze’yi gösteriyordu.

Usulca telefonu açtı. Gamze’nin sesi hafif üzgün ve endişeliydi:
“Kuşum, merhaba…”

Yezra, ses tonundan bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetti. Hemen karşılık verdi:
“Tatlım, ne oldu? Hayırdır, merhaba…”

Gamze derin bir nefes aldı:
“Dayım çok rahatsız… ölüm döşeğinde. Bursa’ya gitmem gerek. Ne kadar süreceğini bilmiyorum… bu aralar burada olamayacağım.”

Yezra, üzgün bir ses tonuyla cevapladı:
“Kuzum, çok üzüldüm… yapabileceğim bir şey var mı? İzin alıp ben de geleyim.”

Gamze hafifçe gülümsedi, ama sesi hâlâ ciddi ve kararlıydı:
“Hayır, olmaz. Sen daha yeni işbaşı yaptın. Burada kal ve işine devam et. Ben sana durumu haber veririm.”

Yezra kısa bir an sessiz kaldı, sonra kararlı bir şekilde konuştu:
“Tamam, beni merakta bırakma. Haberdar et lütfen.”

Telefon konuşması bittiğinde Yezra derin bir nefes aldı. Gamze’nin yokluğu, sahadaki korkunç olayların ardından yalnızlığı daha da ağırlaştırmıştı. Masasında otururken, hem endişe hem de kararlılık hissiyle kafasında bir kez daha mırıldandı:
“Ne olursa olsun, bu işi bir an önce bitirip Gamze’nin yanına gitmeliyim.”


Bu cümleyi tekrarladıkça, zihninde bir yankı gibi dönüyordu; sanki aynı sözcükleri defalarca tekrarlıyordu, ama bu tekrar Yezra’nın kararlılığını daha da pekiştiriyordu.

Yezra önündeki bilgisayardan yapması gereken bazı işleri tamamladı ve yavaş yavaş çantasını hazırladı, işten çıkmak üzereyken bir an başucunda birini hissetti. Başını arkasınıa doğru çevirdiğinde, Alkar Bey’in yeşil gözleriyle kendisine bakmakta olduğunu fark etti.


Alkar Bey hafif bir tebessümle konuştu:
“Bugün bizi çok korkuttun. İyisin değil mi?”

Yezra derin bir nefes aldı ve gülümsedi:
“Açıkçası ben de çok korktum, Alkar Bey. Ama şu an çok iyiyim. Teşekkür ederim, bunu sorup düşünmüş olmanız çalışanlarınıza karşı ne kadar düşünceli olduğunuzu bir kez daha gösteriyor.”

Alkar Bey başını hafifçe sallayarak tekrar gülümsedi:
“Sanırım hazırlanıyorsun. İstersen seni eve bırakabilirim.”

Yezra biraz çekingen bir sesle, başını sallayarak:
“Size zahmet olmasın, belki yolunuzun üstü bile değildir. Ben minibüsle giderim.”

Alkar Bey’in bakışları hafifçe sertleşti, ama yine de tebessümü eksik değildi:
“Yine de izin verin, Yezra Hanım. Aracım hazır ve vaktimiz de müsait.”

Yezra bir an duraksadı, gözlerinde tereddüt ve hafif bir utangaçlık vardı. İçten içe istemese de, nazikçe:
“Peki… o zaman, teşekkür ederim,” dedi.

Alkar Bey başını hafifçe salladı ve arabasına yöneldi. Yezra yanında oturdu, şehir ışıkları camdan akıp giderken hâlâ sahadaki virane evlerin karanlık atmosferi aklındaydı. Alkar Bey ise sessizce yola odaklanmış, arada gözlerini Yezra’ya kaydırıyor; bakışlarında dikkat ve hafif bir sıcaklık vardı.


Yezra, bu durumdan hem korkmuş hem de Alkar Bey’le yolculuk yapmaktan gizliden keyif almıştı. Evin önüne geldiklerinde, ikisi bir an durup birbirine uzun uzun baktı. O anın büyüsüne kapılmış gibi, Yezra refleksle Alkar Bey’in yanağından hafifçe öpüp teşekkür etti.

Bir an utanarak başını eğdi, ama Alkar Bey bozuntuya vermeden hafifçe gülümseyerek:
“Önemli değil, Yezra Hanım,” dedi. Ardından ekledi: “Bu arada, numaram sizde değil mi? Akşam kendinizi kötü hissederseniz veya korkarsanız arayabilirsiniz.”

Yezra başını hafifçe sallayarak, evet anlamında onay verdi. Bir kez daha teşekkür edip arabadan indi ve evine doğru yöneldi. İçinde hem sahadaki ürperti hem de Alkar Bey’in bakışlarının etkisiyle karışık bir his vardı; ama bir yandan da bu küçük yakınlaşma onu içten içe gülümsetiyordu.

Eve girdiğinde hâlâ yüzünde o şaşkın, hafif gülümseme vardı. Çantasını koltuğa bıraktı, elini yüzüne götürüp yıkadı ve aklına Gamze geldi. Hâlâ bir haber yoktu; yoldaydı, bu kadar kısa sürede varmış olamazdı. Yine de telefonu eline aldı ve aradı. “Aradığınız kişiye ulaşılamıyor” mesajını duyunca, kendi sesli mesajını bıraktı:
“Kuzum, anladığım kadarıyla yoldasın, telefonun da kapalı. Lütfen açtığında ve vardığında bana haber ver, aklım sende. Öpüyorum.”

Ardından mutfağa gidip kendine bir sandviç hazırladı. Televizyonun karşısına uzandı, kumandayı eline aldı ve kanalları karıştırırken bir korku filmine rastladı. Konusu dikkatini çekti; “Kalsın,” dedi kendi kendine. Usulca izlerken yorgunluğu üzerine çöktü ve koltukta uyuya kaldı.

Kabusla uyandı. Gamze’yi kanlar içinde, ölü bir hâlde görüyordu. Başucunda, yüzü tam seçilmeyen bir adam vardı; gözleri yemyeşil parlıyor ve Gamze’nin etleri üzerinde dehşet verici bir şekilde duruyordu. Yezra, sıçrayarak yerinden kalktı; koltukta uyuyakalmış, sandviçi yarım kalmıştı. Birkaç dakika etrafa bakınıp neler olduğunu anlamaya çalıştı.

Sonra usulca banyoya gidip yüzünü yıkadı. Yatak odasına doğru yöneldi, tam yatacaktı ki derinden, boğuk bir ses duydu. Sanki bir şey onu çağırıyor, adını söylüyordu ama tam olarak farkında değildi. İçinde, sahada yaşadığı virane evlerdeki ürpertici olayların etkisi vardı; kalbinde ve zihninde hâlâ o anların bıraktığı korku ve tedirginlik hissediliyordu.

Korku ve endişeyle başını yastığa koydu, dua ederek uykuya zar zor da olsa daldı. Sabah uyandığında, telefonunda bir mesaj belirmişti. Gamze’den geliyordu:

“Kuşum, ben Bursa’dayım. Her şey yolunda ama telefonumda bir sıkıntı var, bana ulaşamazsan merak etme. Öpüldün.”

Yezra, Gamze’nin mesajıyla sabaha hafif bir gülümsemeyle başladı. Saat hâlâ erkendi, hazırlanıp işe gitmesi gerekiyordu. Önce banyoya yöneldi; yüzünü yıkamak için aynaya baktığında bir an kendi suretini başkasıymış gibi, korkunç bir şekilde gördü ve ürperdi. Hızla yüzünü tekrar yıkayıp banyodan çıktı.

Kahvaltısını bile yapmadan hızlıca hazırlanarak evden çıktı ve minibüs durağına yürüdü. Gelen minibüse bindi, yol boyunca sahadaki olayları ve geçen günün ürpertici anlarını düşündü. İş yerine yakın bir yerde inip, gazeteye kadar yürümeye devam etti.

Gazeteye geldiğinde yüzü bembeyazdı. Danışmadaki Damla, endişeyle ona baktı:
“Günaydın Yezra, iyi misin? Yüzün bembeyaz.”

Yezra hafifçe gülümseyerek cevapladı:
“Günaydın Damla. Gece fazla uyuyamadım, biraz yorgun olabilirim ama iyiyim, teşekkür ederim.”

Ardından koridorda yürüyüp kendi masasının olduğu bölüme doğru yöneldi, hâlâ hafif bir ürpertiyi ve yorgunluğu üzerinden atamıyordu.

Yorucu bir iş günü daha Yezra’yı bekliyordu. Masasına oturdu, Semih’in gelmesini sabırsızlıkla bekledi. Bir süre sonra Semih geldi; elinde kamera ve fotoğraf makinesiyle, yarım kalan haberlerini tamamlamak üzere virane evlerin yolunu tutmak için hazırdı.

Haber zorluydu, eski ve terk edilmiş evlerin karanlığı, geçmişin ürpertici izlerini taşıyordu. Allah’tan altlarında Semih’in arabası vardı; aksi takdirde o virane sokaklarda dolaşmak çok daha zor ve tehlikeli olacaktı. İkisi de sessizce arabaya bindiler, gözleri yolda, kulakları çevrede; her köşe başı, her karanlık gölge yeni bir sır saklıyor gibiydi.


Bu haber, Yezra’yı her yönüyle yormuş ve etkilemişti. Özellikle onu… tam bir hafta boyunca neredeyse her an zihninden çıkmamıştı. Bu süre boyunca, haberin yarattığı ürperti ve korku etkisiyle sürekli kabuslar görüyordu. Arkadaşı Gamze’yi farklı ve korkutucu şekillerde görüyordu; bazen gerçek, bazen hayal… Ama kabusların etkisiyle yaşadığı dehşet, gündelik hayatını da gölgelemeye başlamıştı.

Haber için araştırma yaparken, virane evlerin arasında bir gün gerçekten yaşayan bir aile buldular. Ailenin söyledikleri ve evin durumu, ürperticiliği daha da artırıyordu. Söylentilere göre, bu bölgede sözde cinler vardı; insanların hayatını tehdit ederek bölgeyi sahiplenmişlerdi. Yezra başta inanmadı, gülüp geçti; “Böyle şeyler olabilir mi?” dedi kendi kendine. Ama işini yapmak zorundaydı ve bu haberi tamamladı.

Bir hafta süren yoğun ve ürpertici çalışmanın ardından, haberini eksiksiz ve doğru bir şekilde Ebru Hanım’a teslim etti. İlk haberini başarıyla tamamlamıştı; zorluklar yaşamış, ama Alkar Bey takdirini gizlemeden göstermişti. Yine de Yezra’nın aklında haberden çok başka bir şey vardı: Gamze. Bir türlü ona ulaşamıyor, merak ve endişe içinde bekliyordu.


Her ne kadar haberi başarıyla tamamlamış olsa da, Yezra’nın içi boştu; gözlerinin önünden virane evlerdeki gölgeler, o evlerin karanlık sırları ve duyduğu uğultular hiç gitmiyordu. Kabuslar, gündüzün aydınlığında bile peşini bırakmıyor, her sessiz köşe, her karanlık sokak onu tetikliyordu. Gamze’ye ulaşamamak ise bu yalnızlık ve korkuyu katmerliyordu. Yezra derin bir nefes aldı, kendi kendine mırıldandı: “Ne olursa olsun… korkuya boyun eğmeyeceğim. Bu işin peşini bırakmayacağım.” O an, kararlılığı ve ürperti arasında ince bir çizgide duruyordu; hem yorgun hem de dimdik ayaktaydı, içindeki korku ne kadar güçlü olursa olsun, iradesi daha güçlüydü.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
KARANLIĞIN GELİNİ – 4. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GÖLGELERLE İLK ADIMLAR Tanem Tanem 0 20 Kasım 2025 16:15
KARANLIĞIN GELİNİ – 3. BÖLÜM: GÖLGENİN SİNSİ DAVETİ Tanem Tanem 0 19 Kasım 2025 13:50
Karanlığın Gelini Yezra – 1. Bölüm: Gölgenin İlk Tohumu Tanem Tanem 0 17 Kasım 2025 13:06
KARANLIĞIN GÖZLERİ Sarya EylulFM Paylaşım 0 03 Ocak 2022 13:12
KaranLiğin İçinden.... WampireS Şiir, Hikaye ve Güzel Sözler 1 23 Kasım 2005 12:23

×