|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 6. BÖLÜM: KARANLIĞIN KOKUSU VE SIRLARIN GÖLGESİ [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yezra aniden irkilip yatakta doğruldu. Boğazından kopan çığlık, evin duvarlarına çarparak yankılandı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyor, alnından soğuk terler akıyordu. Nefesini kontrol etmeye çalışırken, kapı birden hızla çalındı. Kapının sert vuruşları bile Yezra’yı yerinden sıçratmaya yetmişti. Bir an olduğu yerde dondu kaldı. Gözleri kapıya çevrildi. Kalbi hâlâ deli gibi atarken, yataktan kalktı. Soğuk zemine bastığında ürperdi; titreyen adımlarla kapıya doğru yürüdü. Her adımda dizlerinin bağı çözülüyor, kulaklarında sadece kalp atışını duyuyordu. Koridor karanlıktı. Elini duvara yaslayarak ilerledi. Kapının önüne vardığında bir an durdu, nefesini tuttu. “Kim o?” diye seslendi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. Kapının diğer ucundaki ses tanıdıktı. Komşusu Nezihe Teyze’ydi. Kadının telaşlı sesi kapının ardında yankılanıyordu; hem kapıyı çalıyor hem de sesleniyordu. “Yezra! Kızım, iyi misin? Ne oldu sana?” Yezra derin bir nefes aldı, kapıyı yavaşça araladı. Koridorun solgun ışığı gözlerini kamaştırdı. Nezihe Teyze’nin yüzü solgundu, gözleri endişeyle açılmıştı. “Allah korusun evladım, sesi duydum da korktum. İyi misin, biri mi var içeride?” Yezra dudaklarını ısırdı, toparlanmaya çalıştı. “Bir şey yok teyze, rüya gördüm sadece. Korkudan bağırmışım.” Bu saatte seni de telaşlandırdım.. Kadın derin bir nefes alıp iç çekti.Ve tebessümle Yezra’ya; “Evladım, son günlerde çok solgunsun. Sabah kahvaltısına gel, birlikte otururuz. Yalnız kalma bu kadar.” Yezra yorgun bir tebessümle başını salladı. “Olur teyze, sağ ol. Gerçekten iyiyim.” Kadın hafifçe bahçe kapısına doğru yöneldi. Kapıya vardığında kısa bir mesafe kat etmişti ve adımlarının sesi uzaklaşırken sessizlik geri döndü. Yezra kapıyı kapatıp sırtını dayadı, gözlerini kapadı. Evin içi yine sessizdi ama sessizlik bile tedirgin ediciydi. Sanki duvarların ardında biri nefes alıyor gibiydi. Yezra kapının arkasında durdu, sırtını kapıya dayamıştı. Elleri hâlâ titriyordu. Bir an için dizlerini birbirine bastı, sonra düşüncesi Gamze’ye kaydı. Hemen telefonunu eline aldı, Rehberden Gamzeyi buldu. Hızla aradı, bekledi; çaldı, çaldı… ama ardından o tanıdık soğuk, mekanik ses yankılandı: “Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.” Yezra telefonu sıkıca kavradı, başını ellerine gömdü. İçini boşluk kaplamıştı. “Lütfen aç… lütfen bir şekilde ulaş,” diye mırıldandı kendi kendine. Her dakika, odanın sessizliğinde gölgelerin hareket ettiğini sanıyor, mutfaktan gelen hafif tıkırtılarla kalp atışları daha da hızlanıyordu. Saatler geçiyor, göz kapakları ağırlaşıyor ama uyuyamıyordu. Yatağın kenarında oturmuş, telefonuna sarılmış şekilde sabahın ilk ışıklarını bekliyordu. Yezra sabahın ilk ışıklarında hâlâ ayaktaydı. Gözleri uykusuzluktan şişmiş, yüzü yorgun ve halsizdi. Ama hazırlanıp işe gitmek zorundaydı. Yatağın kenarından hızlıca doğruldu ve banyoya yöneldi. Aklında binlerce soru işareti dönüyordu; gece boyunca yaşadıkları, Gamze’nin hâlâ ortada olmaması, rüyalar… Yüzünü yıkadı. Saat hâlâ erkenydi; geceyi uyuyamadan geçirmişti ama belki kahvaltı biraz enerji verirdi. Mutfağa geçti. Masadan bir dilim taze ekmek aldı, arasına peynir ve birkaç dilim domates koydu. Yanına bir bardak taze sıkılmış meyve suyu aldı ve hızlıca yedi. Dişlerini fırçaladı, ardından biraz özen göstererek giyindi. Geceden kalan yorgunluğuna rağmen aynaya baktığında kendini her zamankinden daha canlı ve güzel hissetti; kırmızı ruj hafifçe parlıyordu. “Belki kendimi daha iyi hissederim,” diye düşündü. Evden usulca çıktı, kapıyı kilitledi ve minibüs durağına doğru yürüdü. Bir süre bekledikten sonra gelen minibüse bindi. Eline telefonunu aldı ve Gamze’yi bir kez daha aradı. Ama hâlâ ulaşamadı. Kendi kendine mırıldandı: “Nerede bu kız, beni merakta bırakıyor…” Telefonunu çantasına koydu ve ineceği durağa geldi. İnip gazeteye doğru kısa bir mesafe yürüdü. Tam gazetenin kapısına gelmişti ki, Alkar Bey arabasını park ediyordu. Tebessümle günaydın dedi: “Günaydın Yezra.” Yezra karşılık verdi: “Günaydın Alkar Bey.” Alkar Bey hafifçe gülümseyip ekledi: “Yezra Hanım, gerçekten günü aydınlatıyorsunuz.” Birlikte içeri doğru yöneldiler. Masasına doğru ilerleyen Yezra’nın bütün dikkatler üzerine toplanmış gibiydi. Alkar Bey ise kendi odasına yöneldi. Gözleri kısa bir süre Yezra’ya kaydı; bakışlarında merak ve dikkatin yanı sıra, hafif bir sıcaklık, ince bir kıskançlık ve bastırılmış öfke de vardı. Bu karışık duygu, Yezra’nın farkında olmasa da odanın havasına sızıyor, iki kişinin arasındaki gizemli gerilimi daha da derinleştiriyordu. Yezra masasına oturdu, bilgisayarını açtı. Tam o sırada Semih yanına geldi. “Sana bir şey söyleyeceğim,” dedi. “Ne oldu?” diye sordu Yezra merakla. “Ben de konuşurken duydum,” dedi Semih, sesi alçaktı. “Deniz’le Damla konuşuyordu. Sanırım gazeteye personel alacağız; aramıza yeni arkadaşlar katılabilir.” Yezra kısa bir an düşündü, sonra hafifçe başını salladı. “Hayırlısı olsun,” dedi sessizce. Bu sırada Alkar Bey odasından asistanını Aslıyı aradı. “Bana Ebru Hanım’ı acil çağır,” dedi kısa ve kararlı bir sesle. “Tamam, Alkar Bey,” dedi Aslı, sesi ciddi bir şekilde, Telefonu kapattıktan sonra hızlı adımlarla Ebru’yu buldu ve Ebru hanım “Alkar Bey sizi odasına bekliyor, hemen gelin lütfen.” “Tamam, teşekkür ederim,” dedi Ebru ve hızlı adımlarla Alkar Bey’in odasına yöneldi. Ebru hızlı adımlarla Alkar Bey’in odasına yöneldi. Kapıya vardığında nazikçe birkaç kez kapıyı tıkladı. “Girebilir miyim?” diye sordu, sesi kararlı ama saygılıydı. “Evet, Ebru. Gel,” dedi Alkar Bey’in odasından kısa ve ciddi bir ses. Ebru kapıyı açtı ve içeri girdi. Alkar Bey masasında dosyalarını gözden geçiriyordu. Gözlerini kısa bir süre Ebru’ya kaydırdı ve hafifçe başını salladı. “Günaydın, Ebru. Hemen yeni bir haber üzerinde çalışmamız gerekiyor,” dedi. Ebru başını eğerek yanıtladı: “Günaydın, Alkar Bey. Tabii, ne yapmamı istersiniz?” Alkar Bey derin bir nefes aldı, dosyalardan birini Ebru’ya uzattı. “Bu haberi Yezra ve Semih ile sahaya göndereceğiz. İçeriği dikkatli bir şekilde takip et ve eksiksiz bilgi topla. Ekip sahada olacak, sen de koordinasyonu sağla.” Ebru dosyayı alırken hafifçe başını salladı. “Tamam, anladım. Hemen ilgileniyorum.” Alkar Bey kısa bir süre sessizce ona baktı, sonra ekledi: “Bu haber, diğerlerinden biraz farklı ve karmaşık. Hem dikkatli olun hem de hızlı hareket edin. Yezra’nın saha deneyimi bu iş için kritik olacak.” Ebru dosyayı sıkıca tuttu ve başını hafifçe sallayarak, “Tamam, Alkar Bey. Yezra ve Semih’i hemen yönlendiriyorum,” dedi. Odadan çıkmadan önce kısa bir an durdu, gözleri dosyaya takılı kaldı. İçinde açıklayamadığı bir merak vardı; sanki bu haberin sahada farklı bir yönü olabilirmiş gibi bir his, hafif bir tedirginlikle karışıyordu. Alkar Bey, masasında dosyalarını gözden geçirirken Ebru’ya kısa ve neredeyse fark edilmeyecek bir sinsi gülüş attı. Ebru, gülüşün anlamını hemen kavradı ve hafifçe başını salladı. Dosyayı sıkıca tutup odadan çıktı, aralarındaki sessiz anlaşmanın farkında olarak. Ebru, dosyayı sıkıca tutarak Yezra’nın yanına doğru yürüyordu. Koridorda Mert’i fark etti ve hızlıca seslendi: “Mert, Semih’i Yezra’nın masasına gönder. Hemen gelsin, bekliyorum.” Mert başını salladı ve koşar adımlarla Semih’in yanına gitti. Birkaç dakika sonra Semih, Yezra’nın masasına geldi; yüzünde her zamanki dikkatli ve ciddi ifadesi vardı. Ebru, dosyayı Yezra ve Semih’e uzattı, gözleri kısa bir an ikisinin üzerinde gezindi. “Bu haber sahada dikkatle takip etmeniz gereken bir olay,” dedi, sesi ciddi ve kararlıydı. “Dosyada bir kadının kocasından habersiz, çocuğu olsun diye sahte bir hocaya başvurduğu söyleniyor. Ama işler göründüğü kadar basit değil. Hoca, kadının parasını almış ve kadının ırzına geçmiş. Kocasına bunu cinler vesvese yoluyla ulaştırmış ve adam, karısını vahşi şekilde öldürmüş. Kadın daha ölmeden evde bazı garip olaylar başlamış; evin atmosferi zaten tuhaf. Siz orada, her detayı gözlemleyecek, fotoğraf çekecek, komşularla konuşup röportaj yapacaksınız. Ve ardından, kadının kocasını hapishanede ziyaret edip onunla röportaj yapacaksınız. Ancak dikkatli olun; her şey göründüğü gibi değil. Bu haber, sadece fotoğraf ve nottan ibaret değil; bir haberci olarak gerçeği ortaya çıkarmak sizin göreviniz.” Yezra, dosyayı elinde sıkıca tutarken Ebru’ya döndü. “Ebru Hanım, haberi anladım da… Biz hapishaneye nasıl gireceğiz? Bizi görüşe almazlar, değil mi?” diye sordu, sesi hafifçe endişeliydi. Ebru kısa bir tebessümle yanıtladı: “Endişelenme Yezra, siz gazetecisiniz ve gerekli izinler Alkar Bey tarafından halledildi. Bugün gün içinde hapishaneye gidip mahkumu ziyaret edebilir ve röportajınızı yapabilirsiniz. Haberi eksiksiz şekilde tamamlayabilmeniz için her şey hazır.” Yezra başını hafifçe salladı, kararlılığını topladı ve dosyayı tekrar sıkıca kavradı. Semih yanına yaklaşarak sessizce: “Hazırsak sahaya çıkıp haberi yapalım,” dedi. Yezra, Semih’e dönerek sessizce konuştu: “Evet… ben hazırım. Her şey hazırsa, haberi yapmaya gidebiliriz.” O anda Yezra’nın içi hafifçe ürpermişti; derin bir nefes aldı ve kendini toparlamaya çalıştı. Semih de yanına yaklaştı; ikisi birlikte gazeteye ait arabaya yöneldi. Şehir sokakları sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanıyordu, ama Yezra’nın aklında hâlâ önceki kabuslar ve Gamze’nin hâlâ ulaşılamayan sessizliği vardı. Semih, bu tuhaf hâli fark etmişti; göz ucuyla Yezra’ya kısa bir bakış attı. Araba yola çıktı. Yol boyunca Yezra tek kelime bile etmedi; sessizliği sadece şehrin hafif uğultusu dolduruyordu. İçinde hem merak hem de hafif bir tedirginlik vardı. Semih, yanındaki sessizliği fark etmişti ama herhangi bir şey söylemedi; ikisi de yaklaşan olayın ağırlığını hissediyordu. Evin bulunduğu sokağa yaklaştıklarında, Yezra’nın içi hafifçe ürperdi. Kapının önüne geldiklerinde Semih arabayı park etti, Yezra kenarda durup onu bekledi. Bir süre sessiz kaldılar; yaklaşan olayın ağırlığı onları hâlâ etkilemişti. Sonra birlikte içeri yöneldiler. Kapıyı hafifçe itti; kapı kendi kendine açılmış gibiydi, ama bu durum ikisini de şaşırtmadı. İçeri adım attıkları anda evin havası ağırlaştı; keskin ve pis bir koku, loş ışık ve karanlık gölgeler karşılarına çıktı. Kısa bir bakış attılar ve sessizlik içinde durdular; evin garip atmosferi adeta iliklerine kadar yayılmıştı. Yavaş adımlarla evin içine girdiler. Loş ışık, ağır koku ve gölgeler arasında ilerlerken, Yezra ve Semih odaları gözlemlemeye başladı. Duvarlarda, geçmişin karanlığını yansıtan garip yazılar vardı; bazıları İbranice, bazıları Arapça, bazıları ise anlaşılmaz işaretler taşıyordu. Semih kamerayı ve fotoğraf makinesini hazır tuttu, Yezra ise her ayrıntıyı not defterine kaydediyordu. “Bunlar… ne anlama geliyor, sence?” diye fısıldadı Yezra, bir duvara yazılmış karmaşık sembollere bakarken. “Bilmiyorum… ama her şey birbirine bağlı gibi. Not al, fotoğraf çekelim; sonra üzerinde çalışırız,” diye yanıtladı Semih. İkisi kısa bir süre sessiz kaldı, adımlarının sesi odanın boşluğunda yankılanıyordu. Aniden kapı gıcırtısı ve eski tahtaların hafif çatlamasıyla ürperdiler; kalpleri hızla çarpmaya başladı. Ama bütün detayları almışlardı; fotoğraflar, videolar ve notlar artık hazırdı. Evden çıktıklarında, çevredeki komşularla konuşmaya yöneldiler. “Evde neler oluyor, siz neler biliyorsunuz?” diye sordular. Komşular tedirgin bir şekilde anlatıyor, bazıları korkuyla başlarını sallayıp, “Evden tuhaf sesler geliyor… hiç normal değil,” diyordu. Her bilgi, haberi tamamlamaları için kritik bir ipucu olarak kaydedildi. Komşuların çoğu ile röportaj yapılmıştı; Yezra ve Semih arabalarına yönelmişlerdi ki, yanlarına altmışlı yaşlarında bir amca geldi. Yüzünde hem merak hem de hafif bir korku vardı. “Ev… evde garip şeyler oluyor, gördüklerimi anlatmam gerek,” dedi titrek ama kararlı bir sesle. Yezra mikrofonunu uzattı, Semih kamerayı açıp ona doğrulttu. “Buyurun, ne gördünüz?” diye sordu Yezra. Amca derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı: “Geçenlerde gece yarısı bir ses duydum. Sanki biri… ya da bir şey odalarda dolaşıyordu. Kapılar kendi kendine açılıp kapanıyor, duvarlardan tuhaf fısıltılar geliyordu. Kendi gözlerimle gördüm; gölgeler insan değil, ama hareket ediyor… evin içinde bir şeyler var, biliyorum.” “Teşekkür ederiz, amca. Anlattıklarınızı kaydedeceğiz, çok değerli,” dedi Yezra. Amcaya veda edip arabalarına binen ikili, kısa bir süre sessiz kaldı; yaşananlar ve alınan bilgiler, onları hapishanede mahkumla görüşmeye bir adım daha yaklaştırmıştı. Bu röportajlardan sonra Yezra ve Semih, daha önce Alkar Bey’in ayarladığı izinle hapishaneye yöneldi. Mahkumla görüşmek ve yaşananların perde arkasını öğrenmek için hazırlıklıydılar; hem haberi tamamlamak hem de olayın gizemini çözmek için adımlarını kararlılıkla attılar. Gazete arabası hapishanenin olduğu yere doğru ilerliyordu. Sabahın erken saatlerinden itibaren evin civarında röportajlar yapmış, fotoğraflar çekmiş, komşularla konuştuktan sonra saat yaklaşık öğlen 12:00 olmuştu. Şehir dışındaki hapishaneye doğru uzun bir yol kat ediyorlardı. Yezra ve Semih arasında sessiz bir gerilim vardı; yol boyunca ikisi de yaşananları ve ilerideki görüşmeyi düşündü. Yezra derin bir nefes aldı ve sessizliği bozdu: “Semih… acaba gerçekten bu evde ne yaşandı? İnsanlar neden bu kadar korkmuş olabilir?” Semih, direksiyonu dikkatle tutarken kısa bir süre düşündü. “Bilmiyorum… Ama oradaki koku, o gölgeler… Her şey normal değildi. Bence ne yaşandıysa, oldukça karanlık bir şeydi,” dedi. Sesi sakin ama hafifçe titrek çıkmıştı; Yezra bunu fark etti. Yezra ellerini dizlerinin üzerinde ovuşturdu. “Kadının kocası… ve sahte hoca… Cinlerin vesvesesi… Tüm bunlar… ama ne kadar gerçek, ne kadar insanlar kafalarında uydurmuş?” diye mırıldandı. Semih başını hafifçe salladı: “Haberi yapmak bizim işimiz. Gerçek neyse onu ortaya çıkarmamız gerekiyor. Ama evet… bu sefer işler farklı. Bu evde bir sır var; ve biz o sırra çok yakınız,” dedi. Hapishanenin çevresine yaklaştıklarında, şehirden uzakta olduğunu fark ettiler. Saat öğlen 15:30 civarına yaklaşmıştı; arabayı park edip güvenlik kontrolünden geçtiler. Yavaş adımlarla, ağır ve boğuk hava içlerine işleyerek, hapishane müdürünün odasına yöneldiler. Hapishanenin sessizliği ve ürpertici atmosferi, önceki ev deneyiminden daha yoğun bir gerilim yaratıyordu. Müdür Ali, odasında onları bekliyordu. Gülümseyerek, “Hoş geldiniz, Yezra Hanım, Semih Bey. Mahkumların durumu hakkında normalde kimseye bilgi verilmez, yakınları olmadığı sürece de ziyaretçi kabul edilmez. Ancak Alkar Bey’in hatırı var, sizi kabul ettim. Önce durumu ben size aktaracağım; daha sonra mahkumla yaklaşık on beş dakika görüşebileceksiniz,” dedi. Sesi ciddi ama sıcak bir tondaydı. Yezra kısa bir baş selamıyla teşekkür etti, Semih ise kamerayı ve mikrofonu hazırladı. Müdür Ali devam etti: “Mahkumun durumu oldukça hassas. Zihni karışık ve söyledikleri çoğu zaman mantıksız, ama geçmişte yaşanan olaylarla ilgili bazı kısımları doğru olabilir. Buradaki dosyada, onunla ilgili gözlemler ve kayıtlar var. Haberi doğru şekilde yapabilmeniz için bunları bilmeniz önemli.” Yezra ve Semih, müdürün anlattıklarını dikkatle dinleyip kısa kısa notlar aldılar. Müdür Ali son olarak ekledi: “Koridorun sonunda özel görüşme odası hazırlandı. Ama dikkatli olun; mahkum bazen aniden öfke patlamaları yaşayabiliyor, insanlara saldırabiliyor, size de saldırabilir; bazen de kendi kendine konuşuyor. Onunla on beş dakikadan fazla kalmanız yasak. Görüşmeye sizi bir gardiyan arkadaşımız getirecek ve görüşeceğiniz odanın kapısında da bekleyecek. Lütfen endişelenmeyin; herhangi bir olumsuzluk karşısında kontrollü bir şekilde müdahale edecektir.” Yezra ve Semih, hapishane müdürü Ali Bey’e teşekkür edip, gardiyan eşliğinde hapishane koridorlarında mahkumun yanına doğru yürümeye başladılar. Sessizlik ağır ve boğucuydu; beton duvarlar adımlarının yankısıyla doluyordu. Yezra, sessizliği bozdu: “Gardiyan bey… Mahkum hakkında bir gözleminiz var mı? Tuhaf bir hareketine veya davranışına rastladınız mı?” Gardiyan hafifçe tebessüm etti ve sakin bir sesle yanıtladı: “Biz bu konu hakkında konuşamayız. Gerekli açıklamayı hapishane müdürümüz Ali Bey zaten size yaptı. Şimdi, buyurun, sizi mahkumun yanına götüreyim.” Böylece yürümeye devam ettiler; koridor boyunca sessizlik neredeyse her adımlarında büyüyordu. Mahkumun bulunduğu odaya geldiklerinde, Yezra’nın içini tuhaf bir duygu kaplamıştı. Gardiyan tam odanın kapısını açmak üzereyken, Yezra nazikçe teşekkür etti. Kapı açıldı ve içeri girdiler. Masanın bir kenarında, sandalyeye adeta düşmüş gibi oturan, yüzü solgun, 33 yaşlarında genç bir adam vardı. Gözlerinde endişe ve korku vardı; ne yapacağını bilemez bir şaşkınlıkla etrafa bakınıyordu. Yezra gülümseyerek içeri girdi; peşinden Semih de adım attı. Gardiyan ise kapıda bekledi. “Merhaba, ben Yezra. Gazeteciyim; sizin haberinizi yapmak için geldik,” dedi Yezra nazikçe. Genç adam kaşlarını çattı, sesi titrek ve korkmuş: “Git buradan…” Yezra, masanın karşı tarafında duran sandalyeye oturdu. Semih yanına gelip kamerayı ayarladı. Genç adam bir kez daha tekrar etti: “Burayı hemen terk edin!” Sanki bir şeylerden korkuyordu. Yezra sakin bir sesle sordu: “Adınızı öğrenebilir miyim?” Genç adam kısık bir sesle yanıtladı: “Ben Hasan… ama derhal gidin buradan, yoksa kötü şeyler olacak.” Yezra, adamın tehditkar sözlerine aldırış etmeden sakin bir sesle devam etti: “Hasan, karınızı vahşice öldürdüğünüz doğru mu? Cinlerden vesvese mi aldınız, yoksa cinnet mi geçirdiniz? İnsanlar böyle anlattı; tam olarak olayın aslı astarı nedir?” O anda Hasan’ın gözleri karardı; bedeninde ani bir hareketlenme oldu. Ansızın Yezra’ya doğru saldırdı. Semih refleksle Yezra’nın önüne geçerek onu korumaya çalıştı. “Dikkat et, Yezra! Yardım!” diye bağırdı Semih, sesi panik doluydu. Yezra da korkuyla bağırdı: “Dur, Hasan! Bırak!” Hasan’ın hareketleri masaya ve sandalyelere çarptı; sandalyeler sürtündü, masa hafifçe devrildi ve odadaki kargaşa gardiyan için sinyal oldu. Gardiyan hızla içeri girdi: “Dur, Hasan! Hemen sakin ol!” Hasan bir an donakaldı; gözlerinde hem korku hem de öfke vardı. Gardiyan onu kontrol altına alırken, Yezra ve Semih derin bir nefes aldılar, kalpleri hâlâ hızlı hızlı çarpıyordu. Gardiyan, Hasan’ı ne kadar kontrol altına alsa da zapt etmekte zorlanıyordu. Yezra ve Semih’e dönerek sertçe: “Çabuk! Burayı terk edin, gidin uzaklaşın buradan!” dedi. Yezra şaşkınlığını bastırmaya çalışarak yanıtladı: “Ama gardiyan bey, röportajı tamamlayamadık. Hiçbir şey konuşamadık!” Gardiyan sertçe cevap verdi: “Yezra Hanım, görmüyor musunuz? Hasan bu hâlde iken mi konuşmaya çalışacaksınız? Size Derhal buradan uzaklaşın!” dedim.. Yezra öfkeliydi ama sakin kalmalıydı. Semih’i de alarak hızla odadan çıktı ve hapishane müdürünün odasına doğru yürümeye başladı. Biraz yürüdükten sonra , hapishane müdürü Ali Bey’in odasına geldiler . Kapıyı çarpıp,buyrun gelebilirseniz sözünü beklemeden içeri girdiler; Semih her zaman olduğu gibi Yezra’nın hemen yanında duruyordu. “Ali Bey, rahatsız ediyorum ama… Mahkum Hasan’la röportaj yapamadık, kendisi bize saldırdı. Bekleyelim mi, yoksa gidip başka zaman mı gelelim röportaj yapmak için ? Bu haber bizim için çok önemli,” dedi Yezra, yüzünde kararlılık ama sesinde hafif endişe vardı. Ali Bey, biraz panik içinde ve sert bir tonla yanıtladı: “Yezra Hanım, bu şartlarda röportaj yapmanız mümkün değil. Lütfen burayı hemen terk edin!” Semih, Yezra’ya bakarak sessizce fısıldadı: “Tamam, hadi gidelim. Bak işleri daha da zorlaştırıyorsun, sonra tekrar geliriz.” Ali Bey son bir uyarı ekledi: “Hayır, Hasan sizi görünce durumu daha da kötüleşiyor. Bir daha gelmeyin.” Yezra Ali Bey’e teşekkür etti ve Yezra ve Semih, talimatı kabul ederek hapishaneden apar topar ayrıldılar ve arabalarına binip uzaklaştılar. Yolda ilerlerken Yezra, kararlılıkla Semih’e fısıldadı: “Ben bu işin peşini bırakmayacağım. Bir şekilde Hasan’la bu röportajı yapacağım.” Ardından telefonunu çıkarıp Ebru Hanım’ı aradı. Konuşurken sesi hem ciddi hem de kararlıydı: “Ebru Hanım, Hasan’la röportaj yapamadık. Kendisi bize saldırdı… Bugün halledemedik ama aksilikler oldu. Acaba Alkar Bey bizim için bir randevu daha oluşturabilir mi? Ben inanıyorum, mutlaka bu haberi yapacağız. Hasan’la konuşup röportajı yaptıktan sonra haberi tamamlayacağız.” Ebru Hanım, Yezra’nın kararlılığını ve haberin önemini anlayarak not aldı; gerekli girişimleri yapacağını söyledi. Yezra yüzünde hafif bir gülümsemeyle Ebru Hanım’a teşekkür etti ve telefonu kapattı. Bu arada, yaşadıkları stres ve gerilim Yezra’yı acıktırmıştı. Semih’e dönerek sordu: “Ben galiba çok acıktım. Acaba biraz mola verip bir yerlerde bir şeyler mi yesek?” Semih hiç düşünmeden kabul etti. Gazeteye geçmeden önce, şehirde güzel bir kafede oturup hamburgerlerini yediler. Ardından, hava iyice kararmış olsa da, gazeteye doğru yola çıktılar. Gazetenin kapısından içeri girdiklerinde, Alkar Bey onları bekliyordu. Hafifçe gülümseyerek karşıladı: “Hoş geldiniz. Sanırım bugün hapishanede küçük bir sorun yaşamışsınız. Endişelenmeyin, en kısa zamanda Ali Bey’le konuşup sizin için tekrar bir görüşme ayarlayacağım.” Alkar Bey’in ağzından böyle bir şey duymak, Yezra’nın içine adeta su serpmişti. Hem mutlu olmuş hem de rahatlamıştı. Mavi gözlerini kocaman açarak, “Çok teşekkür ederim, Alkar Bey. Bu haberi tamamlayacağım ve sizi mahcup etmeyeceğim,” dedi. Sonra saatin epey ilerlediğini, akşam olduğunu fark etti. Müsade isteyip çalışma masasının olduğu yere geçti; masanın üzerinden bugünkü haberle ilgili bazı evrakları alarak, bu habere evde de çalışmak istedi. Olayı kafasına çok takmıştı, Hasan’da bir sır vardı ve konuşamamıştı; bu yüzden evde bugünkü haberle ilgili çalışacaktı. Herkese iyi akşamlar dileyerek gazeteden ayrıldı. Yavaş ve emin adımlarla minibüs durağına doğru yürürken, arkasından derin bir ses duydu. Kafasını çevirdiğinde, Alkar Bey’in orada durduğunu gördü.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 5. BÖLÜM: KARANLIĞIN DAVETİ VE AYNALARIN ARDINDAKİ NEFES | Tanem | Tanem | 0 | 24 Kasım 2025 11:21 |
| KARANLIĞIN GELİNİ – 4. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GÖLGELERLE İLK ADIMLAR | Tanem | Tanem | 0 | 20 Kasım 2025 16:15 |
| KARANLIĞIN GELİNİ – 3. BÖLÜM: GÖLGENİN SİNSİ DAVETİ | Tanem | Tanem | 0 | 19 Kasım 2025 13:50 |
| KARANLIĞIN GÖZLERİ | Sarya | EylulFM Paylaşım | 0 | 03 Ocak 2022 13:12 |
| KaranLiğin İçinden.... | WampireS | Şiir, Hikaye ve Güzel Sözler | 1 | 23 Kasım 2005 12:23 |