|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — Bölüm 77: Sessiz Kapan: Gölgeler Arasında Ölümün Görünüşü [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Gece, Berzah’ın sisli gölgeleri arasında ağır bir sessizlikle çökmüştü. Padişah Mürre’nin huzurunda bekleyen Müslüman cinler sabırlı ve dikkatliydi; Sabur’un yüzündeki çizgiler daha derin, Hamza’nın gözleri keskin ve tetikteydi. Secran kısa durmuş, içindeki gerginliği saklamaya çalışıyordu. Hepsi Süleyman’a bakıyordu; o bakış, hem bir öğretmen hem de bir son kez rehber olan bir babanın sessiz emri gibiydi. Süleyman yorgundu; sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da yorgun. Bu yorgunluk, onu koruma ve fedakârlık planının merkezine yerleştirmişti. Gözlerindeki bilgelik, yüzündeki çizgilerle birleşince bir kararlılık ışığı oluşturuyordu. “Buraya savaşmak için gelmedik,” dedi, sesi hem net hem de ağır bir bilgelik taşıyordu. “Buraya planlı bir fedakârlık için geldik. Bazen bir ışığın sönmüş gibi görünmesi, diğerlerini korumak içindir.” Toplantıda sessizlik çöktü. Mürre başını eğdi, Sabur ve Hamza birbirine baktı; aralarında söylenmemiş bir anlayış vardı. Burada alınacak kararlar, sadece ritüelin başarısını değil, insanların güvenliğini de belirleyecekti. Süleyman Asaf’a yaklaştı, ellerini genç adamın omuzlarına koydu. “Evlat,” dedi, gözleriyle sessiz ama güçlü bir emir verdi, “bilmeni istediğim tek şey: bu gece ne yapacak olursak, sebebi insanları korumaktır. Senin yapman gereken; öğütlerimi, Anahtarı, Berrak’ı ve Sabur’la olan kardeşliğini unutmamaktır.” Gözleri birkaç saniye daha Asaf’ın gözlerinde kaldı. “Bazen kayboluş, kalmak kadar değerlidir.” Plan sessizce ilerledi. Ritüel başladı; kutsal sözler Berzah’ın havasında titreşti, etraflarındaki cinler dua taşlarını usul usul çevirdi. Enerji, Süleyman’ın ellerinde yoğunlaştı; her adım, planlı bir feda, bir örtü, bir tuzak anlamına geliyordu. Dışarıda, insanlar farkında olmadan güvenli bölgelere çekilmişti. Köyler sessizdi, kasabalar habersiz. İçerideyse, her hareket ölçülmüş ve kontrollüydü; küçük ayrıntılar—kilitler, anahtarlar, tılsımlar—planın bütünlüğünü koruyordu. Ancak musallat beklenenden daha hızlı ve güçlü şekilde ortaya çıktı. Karanlık bir dalga Berzah’ın kıyısından sızdı; Süleyman gözleriyle dalgayı tarttı. O an, planın sınırları zorlanıyordu. Sabur, Hamza ve Secran sınırları tuttu, Mürre ritüeli güçlendirdi; Asaf yanındaydı, hazır ama hâlâ genç bir Hüddam adayı olarak. Enerji merkezde toplandı; Süleyman dalgayı çekti. İlk olarak zeminden yükselen uğultu, taşların içinden geçerek etraflarına yayıldı. Musallatın özü bir akıntı gibi Süleyman’ın etrafında dönüyordu. O, tüm yoğunluğu üzerine çekti; dizleri titredi, gözleri anlık bir ateşle parladı. Dualar daha yüksek ve keskin okundu. Bir süre sonra değişim belirginleşti: derisi soluklaştı, yüz hatları sanki mum gibi eriyormuş gibiydi. Tılsımların ışığı etrafında dans ederken, içten gelen bir sessizlik yayılıyordu. Sabur aceleyle nabzını kontrol etti; parmakları bir an terledi, sonra dondu; nabız yoktu. Hamza, göğsünden yükselen hafif bir dumanı gördü, Secran meşalesini daha sıkı tuttu. Asaf, elini babasının alnına koyduğunda sıcaklık yerine soğuk bir boşluk hissetti. Süleyman’ın son nefesi, ince bir fısıltı kadar hafifti; dudakları kıpırdadı: “Berrak’ı koru. Anahtarı bekle. Geri gelirsem… gelmemiş gibi davranın.” Ardından göğsü durdu; sessizlik çöktü. Yüzünde, yorgun ama kabul dolu bir ifade kaldı—sanki uzun zamandır beklenmiş bir sona teslim olmuştu. Köylüler ve ekip için görüntü kesin ve acıydı: ölmüştü. Ancak ayakta kalan birkaç kişinin gözünde, bedenin yüzeyinde dolaşan gizemli izler, ritüelin bıraktığı ince mühür gibi işaretler, örtülü bir sırrın varlığını fısıldıyordu. Sabur, Hamza ve Secran’ın yüzlerindeki donukluk, Asaf’ın dizlerinin titremesiyle birleşti; bir sonun resmi konmuştu meydana. Gece boyunca herkes sessizce fırtınasını dinledi. Asaf, babasının öğütlerini hatırladı, gözyaşlarını sildi ve kendi nefesiyle yüzleşti: artık liderlik ve Hüddam olma sorumluluğu tamamen onun omuzlarındaydı. Gerçekten de, gelecek artık onun ellerindeydi. Ve o anda Asaf, babasının yokluğunun ağırlığını omuzlarında hissetti; ama aynı zamanda içinde, hiç bilmediği bir güç ve kararlılık filizlendi. Artık sadece bir öğrenci değildi; artık sorumluluk, cesaret ve adalet onun yolunun ışığıydı. Gelecek belirsizdi, tehlikeler her köşede pusudaydı, ama Asaf biliyordu ki, Süleyman’ın mirası ve öğütleriyle donanmış bu kalp, karanlığı aydınlatacak kudrete sahipti.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 75. Bölüm – Savaşın Ateşi ve Hüddam’ın Büyük Mirası | Tanem | Tanem | 0 | 26 Ekim 2025 21:05 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 62. Bölüm: Rüya Kapısında Hain Gölgeler Mirza’nın Gerçek Yüzü | Tanem | Tanem | 0 | 21 Ekim 2025 16:14 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 18. Bölüm: Sessiz İntikamın Fısıltısı | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 23:26 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 17. Bölüm: Süleyman’a Mahir’in Sessiz Sadakati | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 23:11 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — 16. Bölüm: Yakındaki Sessiz Pusu | Tanem | Tanem | 0 | 02 Ekim 2025 22:57 |