|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 95. Bölüm: Hüma’nın Gölgesinde, Karanlığın Ardındaki Gizemler [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hastane odasının sabah ışıkları perde aralarından süzülürken, Berrak kucağında minik bir bedeni tutuyordu. Mercan… Adını koyma fikri, bebeğin ilk ağlamasıyla birlikte odadaki sessizlikte belirmişti. Melike, gözyaşlarını silerken, “Ne güzel bir isim olurdu bu,” demişti. Asaf ise Berrak’a bakıp tebessüm etmişti: “Deniz gibi, saf ve berrak, tıpkı bebeğimiz gibi.” Süleyman sessizce yaklaşıp Mercan’a bakmıştı, sonra dudaklarını araladı: “Denizlerin derinliklerinde gizli bir inci vardır, en karanlık suda bile ışığını kaybetmez. Bu çocuk da öyle olsun. Mercan… Işığına sahip çık evlat.” Berrak gözyaşları içinde fısıldadı: “Mercan… evet, Mercan olsun.” Melike de tekrar gözyaşlarını sildi ve Asaf, kucağındaki bebeğe bakarken kalbinde tarifsiz bir şükran hissetti. O an herkesin içinde tarifsiz bir huzur doğmuştu. O esnada Süleyman bebeği kucağına alarak kulağına ismini fısıldadı. Önce ezan okudu ardından üç defa senin adın mercan senin adın mercan senin adın mercan dedi. Mercan ismi birden o gün hastanede akıllarına gelmiş hepsinin ortak kararıyla verilmişti. Birkaç gün sonra eve döndüklerinde, ev bayram yerine dönmüştü. Melike torununu kucağına alıp gülüyor, Asaf ve aile üyeleri evin her köşesini çiçeklerle donatıyordu. Berrak, yatağa uzanmış Mercan’a bakarken, Süleyman yanına yaklaştı ve sessizce Asaf’a fısıldadı: “Evlat, tehlike geçmiş değil. Gözün ve kulağın hep Berrak’ta olsun. Kadir’den ayrılma, ben sana güveniyorum.” Asaf başını eğdi, “Merak etmeyin baba, Allah’ın izniyle her şey yolunda olacak,” dedi. Babasına hitabı artık hocam değil, babaydı; aralarındaki bağ daha da derinleşmişti. O akşam Hüma kapıda belirdi. Yüzünde tanıdık bir sıcaklık vardı. Berrak, sevinçle kapıyı açtı: “Hüma, seni görmeyeli ne çok olmuş!” Hüma dudaklarında yapay bir gülümseme ile içeri girdi. “Öyle mi? Bazı kapılar kendiliğinden kapanır, bazılarıysa açılmak için doğru zamanı bekler,” dedi. Berrak bu sözün anlamını çözmeye çalıştı ama üzerinde durmadı. Akşam ilerledikçe Hüma’nın davranışlarında tuhaflık belirdi. Çay bardağını elinde gereğinden uzun süre tuttu, Mercan’a bakarken gözlerinde kısa bir karanlık parıltı belirdi. Berrak bunu yorgunluğa verdi. Melike mutfakta bebek için hazırlık yaparken Hüma sessizleşiyor, sanki evin duvarlarını dinliyordu. Süleyman salondan geçtiğinde göz göze geldiler. İçinden geçen rahatsızlık kalbinde yankılandı; Hüma’nın gözleri eskisi gibi değildi, orada bir boşluk vardı. Gece ilerledikçe Berrak hafif bir hışırtı duydu. Mercan’ın beşiğine doğru yaklaştığında, odanın loş ışığında bir siluet belirdi. Beşiğin başında Hüma duruyordu, parmakları Mercan’a uzanmıştı. Berrak’ın kalbi deli gibi çarptı. “Sen… sen eve nasıl girdin Hüma?” dedi, sesi titriyordu. Hüma başını yavaşça çevirdi. Gözlerindeki soğuk parıltı, orada yalnızca bir insan olmadığını gösteriyordu. Dudakları kıvrıldı, soğuk bir gülümseme yayıldı yüzüne. “Kapı sana hep açık değil mi, Berrak?” fısıldadı. Berrak Mercan’ı kucağına alıp geri çekildi. “Ona dokunma!” dedi. Hüma hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı, elbisesinin eteğini düzeltti ve sessizce kapıdan çıktı. Berrak sadece babasının adını sayıklayabildi: “Baba…” Ertesi sabah Süleyman, Berrak’ın yüzündeki solgunluğu fark etti. “Kızım, bir şey mi oldu?” diye sordu. Berrak “Yok, sadece uykusuzum” diyebildi. Süleyman ise derinden hissetti; evin eşiğine bir gölge yaklaşmıştı. O gün Adıyaman’dan bir aile geldi. Baba Yusuf, eşi Seher ve 13 yaşındaki oğulları Salih. Kadın ağlamaklıydı. “Hoca efendi, oğlum geceleri kabuslar görüyor, kendi kendine konuşuyor. Sanki biri peşindeymiş gibi.” Süleyman onları içeri aldı. Asaf evde kalmış, Berrak’ı yalnız bırakmamıştı. Süleyman dua etti, Cevşen’den ayetler mırıldandı. Salih’in gözlerindeki sıkıntı kısa sürede kayboldu. Aile minnetle evlerine gönderildi; Süleyman onlara nasihat etti: evlerini Allah’a emanet etmelerini ve ayetlerle korumalarını söyledi. Günler geçti, evde hem huzur hem de görünmeyen bir tedirginlik vardı. Hüma ara sıra uğruyor, her gelişinde Berrak’ın içini ürpertiyordu. Süleyman dua ederken, hissettiği karanlık dokunuşu her defasında bastırmaya çalışıyordu. Üç ay sonra Mercan üç aylık olduğunda ev yeniden şenlik havasındaydı. Mercan’ın gözleri berrak maviye dönmüş, evin her köşesi onun ışığı ve neşesiyle doluyordu. Bir akşam Kadir telaşla içeri girdi. “Efendim,” dedi nefes nefese, “Berzah âleminden haber var. Padişah Mürre, Asaf’ı çağırıyor. Hem tebrik hem de bir çağrı bu.” Süleyman kısa bir sessizlikten sonra Asaf’a döndü. “Evlat, bu çağrı hayırla gelir. Gitmeden önce Berrak ve Mercan’ı Kadir’e emanet et. Yanlarından bir an bile ayrılma.” Asaf Berrak’a dokunup elini tuttu. “Korkma, baba. Gittiğimde her şey daha güzel olacak.” Mercan’ın başını öptü, sonra Kadir’e döndü. “Onlar sende emanettir. Ben dönene kadar bir adım bile ayrılma.” Berzah kapısı açıldığında, Asaf ışık ve gölge arasında süzülen sessiz bir alemde buldu kendini. Padişah Mürre onu büyük bir ciddiyetle karşıladı: “Süleyman’ın evladı… Artık hem ışığın hem ilmin taşıyıcısısın. Baba oldun, güç sende büyüdü. Karanlığa karşı dik dur.” Geri döndüğünde Süleyman kapıda bekliyordu. Sessiz bir tebessümle göz göze geldiler. Gece Adıyaman’ın üzerine çökerken Süleyman gökyüzüne baktı. Yıldızların arasından Mercan’a fısıldayan bir ışık süzülüyordu. İçinden dua yükseldi: “Her doğan ışık, karanlığın hedefidir… ama ışık her defasında yolunu bulur.” Gece sessizliği çökmüştü; evin içinde sadece Mercan’ın hafif nefesi duyuluyordu. Berrak, beşiğin başında otururken bir an durdu, gözlerini karanlığa dikti. Hüma’nın o ince, soğuk bakışı hâlâ aklındaydı. İçinde bir sızı, bir uyarı vardı; henüz adı konmamış, ama hissedilen bir tehlike… Süleyman’ın dua sesleri uzak odalardan yükseliyor, koruma zincirini güçlendiriyordu. Mercan’ın minik ellerine baktığında, kalbindeki sevgi ve kaygı birbirine karıştı. Ve Berrak, derin bir nefes alıp kendi kendine fısıldadı: “Her şey yolunda olsun… ama gözlerimi hiçbir an kapamayacağım.”
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 88. Bölüm: Karanlığın Ardındaki Zaman Perdesi Aralanırken, Berzah’ın Gölgesind | Tanem | Tanem | 0 | 05 Kasım 2025 21:09 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman: 71. Bölüm – Karanlığın Gelini İnci | Tanem | Tanem | 0 | 26 Ekim 2025 11:48 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 48. Bölüm: Karanlığın Gölgesinde Sevda | Tanem | Tanem | 0 | 13 Ekim 2025 16:40 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 42. Bölüm: Musallatın Gölgesinde | Tanem | Tanem | 0 | 10 Ekim 2025 12:44 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 39. Bölüm: Işık ve Karanlığın Çarpışması | Tanem | Tanem | 0 | 09 Ekim 2025 12:34 |