|
|
| | #1 | |
| Çevrimdışı ~ TeFeCi’nin KıZı ~ ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 96. Bölüm: Gölgeler Arasında Doğan Işık – Masumiyetin Koruyucusu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Mercan, üç aylık ufacık nefesiyle huzur içinde uyuyordu. Odadaki sabah ışığı perdeler arasından süzülüyor, altın sarısı bir hüzme halinde beşiğin üzerine düşüyordu. Hafif çiçek kokuları, Mercan’ın masum nefesiyle birleşerek odada neredeyse görünmez bir koruma çemberi oluşturuyordu. Berrak, kucağında Mercan’ı tutarken gözlerindeki yorgunluk ve mutluluğun iç içe geçmiş parıltısını hissediyordu. Kadir, Mercan’ın başında sessizce nöbetteydi; görevini kutsal bir emanete bakar gibi ciddiyetle taşıyor, her nefesini Mercan’ın güvenliği için ayarlıyordu. O sabah, Mercan’ın ve Berrak’ın huzurunu bozabilecek karanlık tehlikelerden haberdar olan Padişah Mürre, Berzah âleminden özel bir varlık gönderdi. Adı Ruhan’dı. Müslüman bir cin olan Ruhan, sadece Berrak ve Mercan’ı korumakla görevlendirilmişti. Başka hiçbir şeye karışmayacak, sadece onların güvenliğini sağlamakla yükümlüydü. Padişah, Ruhan’a görev verirken onun tüm yeteneklerini ve dinginliğini dikkate almış, olası tehlikelere karşı evin güvenliğini sağlayacağını bilerek seçmişti. Ruhan’ın görevi, sadece fiziksel korumayla sınırlı değildi; enerjisel ve ruhsal olarak da evin dengesi onun sorumluluğundaydı. Ruhan, evin kapısından sessiz adımlarla girdiğinde atmosfer değişmişti. Odadaki hava sanki bir nefes kadar ağırlaşmış, sonra hafifleyerek huzur dolmuştu. Mercan’ın minik nefesi bile, Ruhan’ın varlığıyla birlikte daha bir derin ve güvenli yankılanıyordu. İnce ve uzun boylu, yüzü sessiz bir ışık gibi parlayan Ruhan, adımlarını attığı her yerde sessiz bir güven yayıyor, evin içindeki gölgeler onun huzur veren enerjisiyle geri çekiliyordu. Berrak, yanına eğildiğinde hafifçe başını salladı; Ruhan’ın varlığı hem huzur hem de dikkatle dolu bir koruma hissi veriyordu. Günlerden birinde, Adıyaman’dan Sevda ve kızı Duygu, çözülmesi gereken bir sorunla birlikte Süleyman’ın kapısını çaldı. Yol boyunca Sevda’nın endişesi büyümüş, Duygu’nun yüzü gece kabuslarının ve garip enerjilerin izleriyle çizilmişti. Kız son zamanlarda kendiliğinden konuşuyor, aynalara ve gölgelere bakıyor, geceleri kabuslar görüyordu. Sevda, fal merakı ve yanlış yönlendirmeler nedeniyle Duygu’nun kötü enerjilere maruz kaldığını fark etmişti. Komşuların uyarıları ve çevreden gelen haberler, onun çaresizce Süleyman’a gelmesine yol açmıştı. Süleyman kapıyı açtığında, Duygu’nun gözlerindeki yorgunluk ve sıkıntıyı hemen fark etti. Ruhan’ın yanında olduğunu görünce gözleri hafifçe parladı. “Bu iyi,” dedi. “Berzah’dan gelen biriyle beraber dua ederiz.” Asaf hemen yanına gelerek hocam diye seslendi. Süleyman başını salladı. “Önce ayetlerle evi temizleyeceğiz. Sonra Duygu’nun başına geleni çözeceğiz. Kadir, Berrak ve Mercan’ı korusun. Ruhan da onların yanında kalsın.” Sabur, Asaf ve Süleyman yola koyuldular. Süleyman yol boyunca Cevşen’i mırıldandı; duaların sesi küçük bir koruma çemberi gibi çevreyi sardı. Duygu’nun odasına geldiklerinde genç kız boş bir noktaya bakıyor, gözleri bilinmeyene kilitlenmiş, dudakları kendi kendine sözcükler döküyordu. Odadaki hava ağır, uğultular ve garip fısıltılar odanın köşelerinden sızıyor, ifritlerin varlığını ilan ediyordu. Süleyman ayetler okumaya başladı; sesi odada yankılandı. Asaf, hocam diye tekrar seslendi, elleriyle destek verdi. Sabur zemine koruyucu dualar serdi. Duygu’nun bedeni tüm varlığıyla titreşiyor, gözlerinde yabancı bir parlama beliriyordu. İfrit, onun zayıf yönlerinden yararlanarak saldırmayı deniyordu. Ruhan sessizce duruyor, dengeyi ve huzuru sağlıyordu ama musallata doğrudan müdahale etmiyor, sadece olası tehlikeleri bastırıyordu. Kadir evde Berrak ve Mercan’ı koruyordu. Mücadele uzun sürdü. İfrit, Süleyman, Asaf ve Sabur’un inancı, duaları ve kararlılığı karşısında geri çekildi. Duygu bayıldı, gözlerindeki yabancı parlama söndü. Sevda, kızına sarılırken hem rahatlamış hem de korkmuştu. Süleyman onlara evlerini ayetlerle korumalarını ve Allah’a emanet etmelerini öğütledi. Musallat olayı sona ermişti, ama Süleyman’ın gözleri bir başka gölgeyi fark etti. Hüma’nın varlığı evin yakınlarında dolaşıyordu. Hemen harekete geçti. Mercan’ın odasından gelen hafif bir titreşimle Hüma tekrar ortaya çıktı. Bu sefer bebeği almak için adım atmıştı. Süleyman sessizce odanın ortasına geçti ve gözleri Hüma’nın gözleriyle buluştu. Hüma’nın gözleri kıpkırmızıydı. İçinde insan Berrak’ı tanıdığı sıcaklık yoktu; orada ölümcül bir soğukluk ve öfke vardı. Süleyman derin bir nefes aldı ve titremeyen bir sesle konuştu. “Sen Hüma değilsin. Kimsin, nesin?” Kötü varlık tiz bir çığlıkla karşılık verdi, hem gülüyor hem tehdit ediyordu: “Süleyman… Seni, aileni ve Mercan’ı yok edeceğim. Bu bebeği alıp gideceğim.” Süleyman sakin ama kararlıydı: “Hiçbir şey yapamazsın. Ne bana, ne aileme, ne de bu masum çocuğa dokunamazsın. Allah’ın izniyle buna müsaade etmeyeceğim.” Varlık bir an sessizleşti, sonra alaycı bir kahkaha attı. “Ölüleri susturamazsın,” dedi. O anda Süleyman her şeyi anladı. Bu Hüma değildi. Hüma çoktan ölmüştü; bu varlık onun bedenini kullanıyordu. İçinde tarifsiz bir üzüntü yükseldi ama kararlılığını kaybetmedi. Sabur ve Kadir’i çağırdı, ikisi Hüma’nın evine gidip cesedini buldular. Kimse yoktu, gömmek zorunda kaldılar ve gömdüler. Artık geçmişle yüzleşmişlerdi. Zaman su gibi akıp geçti. İki yıl sonra Mercan büyümüş, iki yaşına yaklaşmıştı. Berrak’ın yarı insan, yarı cin özellikleri Mercan’da da kendini göstermeye başlamıştı. Bebeğin gözlerinde sıradışı bir algı, çevresindeki enerjileri hissetme yeteneği belirmiş, ama henüz tam gelişmemişti. Ev hâlâ huzurlu, ama Süleyman kalbinde olası tehlikelere karşı bir uyarı hissetmeye devam ediyordu. Mercan’ın minik ellerine baktığında, Berrak derin bir nefes aldı ve kendi kendine fısıldadı: “Her şey yolunda olsun… ama gözlerimi hiçbir an kapamayacağım.” Ama Mercan’ın minik bedeninde, masumiyetin ötesinde, çok derin bir güç uyanıyordu. Gözlerinde titreyen o ışık, odanın duvarlarına yansıyan bir gölge gibi dalgalanıyor, sanki Berzah ile bu dünya arasında ince, kırılgan ama güçlü bir köprü kuruluyordu. Berrak, ışığı fark ettiğinde kalbi hem korku hem de tarifsiz bir umutla çarptı; çünkü biliyordu ki Mercan’ın geleceği, sadece ailelerinin değil, tüm karanlıkla ışığın dengesinin kaderini belirleyecek bir mihenk taşıydı. Sessiz bir nefes aldı, beşiğin kenarına eğildi ve fısıldadı: “Allah yolunu açık etsin, sevgili meleğim… ama unutma, bazı karanlıklar senin varlığını çoktan hissetmiş durumda. Hazırlıklı olmalısın.” O an, odadaki huzurla birlikte, yakında gelecek sınavların, gizemlerin ve gölgelerle örülü bir kaderin ipuçları hafifçe titreşti; Mercan’ın küçük elleri, belki de çok yakında sadece bir bebek değil, büyük bir mucizenin taşıyıcısı olacaktı.
__________________ ''Zamanın Eli Değdi Bize Artık Aynı Değiliz İkimiz de'' Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir. Konu Tanem tarafından (10 Kasım 2025 Saat 23:04 ) değiştirilmiştir. | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddâm Süleyman – 91. Bölüm: Rüyaların Fısıltısıyla Gönül’e Düşen Gölgeler | Tanem | Tanem | 0 | 08 Kasım 2025 20:41 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman — Bölüm 77: Sessiz Kapan: Gölgeler Arasında Ölümün Görünüşü | Tanem | Tanem | 0 | 27 Ekim 2025 12:30 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 62. Bölüm: Rüya Kapısında Hain Gölgeler Mirza’nın Gerçek Yüzü | Tanem | Tanem | 0 | 21 Ekim 2025 16:14 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 59. Bölüm: Masumiyetin Ardındaki Musallat ve Gelen Babil Cinleri | Tanem | Tanem | 0 | 20 Ekim 2025 17:17 |
| Karanlıkları Aydınlatan Hüddam Süleyman – 39. Bölüm: Işık ve Karanlığın Çarpışması | Tanem | Tanem | 0 | 09 Ekim 2025 12:34 |