IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26 Kasım 2025, 12:34   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 7. BÖLÜM: GECENİN GÖZLERİ: HÜCREDEKİ KARANLIK SIR




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Yezra işten çıkmış, yavaş ve emin adımlarla minibüs durağına doğru yürüyordu. Arkasından derin bir ses duydu. Kafasını çevirdiğinde, Alkar Bey’in orada durduğunu gördü. Yüzünde alışılmışın dışında bir ciddiyet vardı, ama gözlerinde hafif bir sıcaklık belirmişti. Yürüyüşünü yavaşlatıp biraz tereddüt etti.

“Bir şey mi oldu, Alkar Bey?” diye sordu.

Alkar Bey yaklaşırken sakin bir sesle konuştu: “Yezra Hanım, korkmayın benim. Panik yapmayın. Eğer isterseniz Hasan ile görüşme konusunda size yardım etmek istiyorum. Korkuttuysam özür dilerim.”

Yezra şaşkınlıkla baktı. “Şu anda mı?”

“Evet,” dedi Alkar Bey, hafifçe başını sallayarak. “İsterseniz Hasan’la konuşmanızı sağlayabilirim.”

Yezra’nın içi hem korku hem de merakla doldu. Hapishane müdürü Ali Bey’in uyarıları aklına geldi. “Ama müdür sakın buraya gelmeyin dedi. Üstelik belli bir saatten sonra mahkumlara görüş izni yok. Bu saatte bize izin vermez,” dedi ve ardından sesini biraz daha yükselterek ekledi: “Saat bu kadar geç, sorun çıkmaz değil mi?”

Alkar Bey sessiz bir kararlılıkla Yezra’ya baktı. “Korkularınızı bir kenara bırakın. Bu haber, sizin gazetecilik kariyerinizde önemli bir dönüm noktası olabilir. Hasan’la görüşüp sır perdesini araladığınızda, gerçekleri ortaya çıkarmak ve gazetede yavaş yavaş yükselmek sizin elinizde. Bu iş biraz cesaret ister ama bazen gerçekler ancak karanlığın ortasında ortaya çıkar. Hazır mısınız?”

Yezra başını salladı ve kararlılığını topladı. Haklısınız. “Tamam, geliyorum. Hasan’la konuşup bu haberi tamamlayacağım.”
Yalnız, keşke Semih de bizimle olsaydı…

Alkar Bey hafifçe gülümsedi. “Semih yok, bu sefer ikimiz gideceğiz. Az yürüyelim, arabam ileride. Biner gideriz.”

Şehir sokakları akşamın karanlığında sessiz ve boştu. Alkar Bey sessizce yürüyordu, Yezra da arkasından geldi. Her adımda kalbi hızlıca çarpıyor, merak ve korku birbirine karışıyordu.

Nihayet arabanın olduğu yere geldiklerinde ikisi de arabaya bindi. Alkar Bey arabayı hapishanenin yoluna doğru sürmeye başladı. Önce arabada derin bir sessizlik vardı. Bu sessizliği ilk Yezra bozdu. “Gidiyoruz ama ben hâlâ endişeliyim. İçeri giremezsek ve Hasan’la görüşemezsem…”

Alkar Bey gülümsedi. “Korkma. Ben yanındayken sana bir şey olmasına izin vermem. Bu görüşmeyi sağlayacaksın. Emin ol ve bana güven.”

Yezra Alkar Bey’in yeşil gözlerine uzun uzun baktı, sanki teşekkür eder gibi, tamam der gibi gülümsedi.


Hapishaneye geldiklerinde Alkar Bey önce arabayı park etti, sonra ikisi de arabadan indi. Hapishanenin yan kapısından sessizce içeri girdiler. Kapıda duran gardiyan anahtarı uzattı ve “Beş dakika” dedi.

Alkar Bey sessizce Yezra’ya baktı ve birlikte koridora yöneldiler. Koridor soğuk, metalik ve boğuk bir sessizlikle doluydu. Akşam saati koridor daha da ürkütücü ve tedirgin ediciydi. Her adımın yankısı çelik duvarlarda ürkütücü bir tınıyla geri dönüyordu.


Tek kişilik hücrenin tam önüne geldiklerinde Alkar Bey fısıldadı: “Çabuk ol, vaktimiz yok. Ses kayıt cihazını çıkar.”

Yezra çantasına uzandı, cihazı çıkardı ve açtı. Tuşuna bastığında kayıt başlamıştı. Elleri hâlâ titriyordu. Bir kez daha çekinerek, alçak sesle, “Keşke Semih de bizimle gelseydi, kamerayla her şeyi çekebilirdi,” dedi.

Alkar Bey gülümseyerek yanıtladı. “Şu an ikimiz yapacağız, Yezra Hanım.”

Ve ekledi: “Sen heyecanlanmışsındır. Akşam saati ve korkmuşsundur. Korkacak bir şey yok, her şey normal. Haberimizi yapıp buradan çıkacağız.”


“Alkar Bey sessizce yürürken, Yezra’nın ‘Keşke Semih de bizimle olsaydı’ sözleri aklında yankılandı. Anladı ki Yezra, böylesi ürkütücü bir ortamda Semih’in yanında kendini daha güvende hissediyordu.”

Oda kapısı açıldı ve içeride, tek kişilik hücrenin ortasında Hasan başı öne eğik bir şekilde duruyordu. Aniden başını hızla kaldırdı. Solgun yüzü odanın havasını değiştirmişti. Yavaşça konuşmaya başladı; sesi boğuk ama netti:

“Sen buraya niye geldin?”

Yezra korktuğunu belli etmeden yanıtladı: “Tabii ki gerçekleri öğrenmeye geldim.”

O sırada Hasan da anlamlandıramadığı bir değişiklik fark etti. Yine de kısa zamanları olduğu için değişikliğin ne olduğunu çözmeye çalışmadan sorularını sormaya başladı. “Karını sen mi öldürdün?”

Hasan boğuk bir ses tonuyla yanıtladı:
“Cinler benim arkadaşım. Onlar ne isterse onu yaparım. Karımı vahşice öldürmemi istediler, ben de öldürdüm. Hiç pişman değilim.”

Yezra, bir yandan korkmuş bir yandan ise kayıt cihazını sıkıca tutarak dinledi. Işıklar aniden söndü ve birkaç saniye sonra tekrar yanmaya başladı. Hafif uğultular odanın içinde dolaşıyor, gölgeler sanki hareket ediyordu. Yezra ürperdi. Bu yaşadıkları karşısında soracağı soruları bile neredeyse unutmuştu.

Alkar Bey’e dönüp sordu: “Siz de fark ettiniz mi?”

Alkar Bey sakin bir sesle yanıtladı: “Korkacak bir şey yok Yezra Hanım, her şey normal. Evet, burası çok ürkütücü, ondan etkilenmiş olabilirsiniz ama hiçbir şey yok, her şey yolunda.”

Yezra derin bir nefes aldı, titreyen elleri hâlâ kayıt cihazını sıkıca tutuyordu. Gözleri ışıklar ve gölgeler arasında gidip geliyordu. Bir an önce buradan çıkmak istiyordu. “Ben bir an önce buradan çıkmak istiyorum,” dedi, sesi hem korku hem de kararlılıkla karışık bir tonla. Belli ki çok korkmuştu.



Alkar Bey Yezra’ya döndü ve sordu: “Ya haber ne olacak? Bugün mü tamamlayacağız, yoksa yarına mı bırakıyoruz?”

Yezra gözlerini hafifçe kaçırarak yanıtladı: “Çok üzgünüm Alkar Bey, ama çok korktum. Haberi yarın öğlen tamamlasak, bizim için hapishane müdüründen izin alabilir misiniz?”

Alkar Bey Yezra’nın bu halini görünce yüz ifadesini biraz yumuşattı ve dedi ki: “Peki, yarın hallederiz. Ama lütfen yarın bu iş bitmiş olsun. Haber yarın tamamlanmış ve basılmaya hazır hâle gelmiş olmalı.”


Yezra bir an heyecanla Alkar Bey’in boynuna sarıldı ve “Çok teşekkür ederim! Söz veriyorum, en geç yarın akşam bu haber tamamlanmış olacak,” dedi.

Alkar Bey hafifçe gülümsedi; Yezra’nın bu mutluluğu yüzünden okunuyordu. Bir an boynuna sarılmasıyla gelen heyecanı, ardından utangaçlıkla geri çekildi. “Kusura bakmayın, heyecanlandım. Buradaki işimiz bittiyse artık buradan gidelim mi?” diye ekledi.

Alkar Bey aslında belli etmese de Yezra’nın boynuna sarılmasından şikâyetçi değildi; bilakis hoşuna gitmişti. “Tabii ki gidelim, şu an burada işimiz kalmadı,” dedi.

Usulca geldikleri gibi hapishanenin yan kapısından dışarı çıktılar. Anahtarı gardiyana teslim etmeyi unutmadılar; Alkar Bey, gardiyana teşekkür etti. Artık dışarıdaydılar. Saat ilerlemiş, gece yarısına varmıştı. Ortalık zifiri karanlık, hava ayazlıydı.

Yezra arabanın yanına doğru yürürken biraz üşümüş, içi ürpermişti. Alkar Bey centilmence ceketini çıkarıp Yezra’nın omuzlarına koydu. Yezra teşekkür etti. Kısa bir mesafede arabaya ulaştılar ve ikisi de içine binerek hapishaneden uzaklaştılar.

Yol boyunca Yezra’nın aklını kurcalayan sorular vardı. Nasıl çözeceğini henüz kendisi bile bilmiyordu. Alkar Bey, Yezra’nın kafasının başka bir yerde olduğunu görünce konu açtı: “Bence bugün yol boyunca birbirimizi biraz daha tanıyabiliriz.”

Yezra utanarak başını öne eğdi ve tebessüm etti.

Hapishane epey uzakta olduğu için yol boyunca birbirlerine sorular sorarak sohbet ettiler. Keyifli bir yolculuk olmuştu onlar için; belki de bu yolculuk, ilk kez birbirlerini yakından tanıma fırsatıydı.

Yine de Yezra’nın evine doğru yaklaşmışlardı. Yol boyunca zaman nasıl geçti, hiç anlamadılar. Yezra, Alkar Bey’in yanında kendini güvende hissediyordu; bunu belli etmese de hissediyordu. Evin önüne geldiklerinde Yezra, hafif tebessümle, “Sizi bir kahveye çağırdım ama saat çok geç oldu. İnşallah başka sefere diyelim. Bugünkü desteğiniz ve korkunç hapishane macerası için ayrıca teşekkür ediyorum,” diyerek espri yaptı.


Ardından iyi geceler dileyerek arabadan indi, önce bahçe kapısından geçti, sonra eve doğru yürüdü. Alkar Bey de, Yezra evin içine girene kadar arabadan onu gözlemledi, emin olana kadar bakışlarını ondan ayırmadı.

Yezra gün boyunca çok yoğun ve korku dolu bir gün geçirmişti. Nihayet evine ulaşmış, kendini güvende hissediyordu. Ellerini yıkadı, üzerini değiştirdi ve koltuğa oturdu. Aklına arkadaşı Gamze geldi; hemen telefona sarıldı ve onu aradı. Ancak ekrandaki mesaj aynıydı: “Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.”

Gamze’ye neden ulaşamadığını merak etti. Endişeli bir tavırla, “Acaba bir şey mi oldu?” diye düşündü.

Telefonunu koltuğun kenarına bırakıp usulca mutfağa yöneldi. Bugün yaşadıklarından sonra pek iştahı yoktu; sadece kahve içmek istedi. Kendine sade bir kahve yaptı, yanına küçük bir çikolata aldı ve tekrar salona döndü. Kahve fincanını sehpanın üzerine koydu, çikolatalarını yanına alarak koltuğa oturdu. Telefonunu eline aldı, biraz bakındı; ne var ne yok diye göz attı.

Ama aklı hemen bugün hapishanede yaşadıklarına gitti. Hasan bir tuhaftı; Semih’le gördükleri gibi değildi. Acaba yorgun muydu, yoksa başka bir şey mi vardı? Bunları düşünürken kendisinin de ne kadar yorgun olduğunu fark etti. Kahvesinden birkaç yudum aldı ve en iyisi duşa girmesi gerektiğini düşündü.

Hazırlandı, duşa girdi… ve o anda bir gölge hissetti; sanki biri onu izliyordu. Hatta saçına dokunulmuş gibiydi. İçini ürperten bu hisle banyodan nasıl çıktığını bile anlamadan, apar topar üstünü giyip salona geçti. Bu sefer koltuğa oturmadı; duvarın kenarına sindi, dizlerini karnına çekti ve sessizce ağlamaya başladı.


Yezra dizlerini karnına çekmiş, sessizce ağlarken, tam başucunda sesi olmayan bir nefes hissetti. İçinden bildiği duaları okumaya başladı; tüm cesaretini toplayarak başını kaldırdı ve baktı. Ama hiçbir şey göremedi.

Gazeteci olmak için çok çabalamıştı, yükselmek istiyordu; hayalleri vardı. Peki ya gazetecilik bu kadar zor muydu? Bir an bunları düşündü. Sonra aklı Gamze’ye gitti, ardından annesine… Annesi ölmüştü. Babası, o daha doğmadan hayattan ayrılmıştı. Üvey babası Bekir, onu hiç hatırlamak istemiyordu. Ya Gamze? En yakın arkadaşı, dostu… o da mı onu terk etmişti?

Bir yanda korku, diğer yanda kafasındaki bu düşüncelerle, sindiği yerden kalktı. Ne yapacağını bilmez bir şekilde odasına yöneldi, yatağına uzandı ve kendini uykunun kollarına bıraktı. Zar zor uykuya daldı.


Rüyasında Gamze’yi gördü… Ama Gamze ölüydü. Etrafında bilinmeyen varlıklar, sanki ölmüş Gamze’nin etlerini koparıyordu. “Durun, yapmayın!” dese de, onlar hiç durmadan Gamze’nin etlerini parçalamaya devam ediyordu. Yezra, çaresizlikle çığlık attı ve o çığlıkla gözlerini açtı. Bu sadece bir kabustu.



Yezra gözlerini açtığında, odanın karanlığı hâlâ üzerindeydi. Nefesi kesilmiş, kalbi göğsünde deli gibi atıyordu. Elleri hâlâ titriyordu; yatağın kenarına oturdu ve başını ellerinin arasına aldı. Kabusun gerçek mi, rüya mı olduğunu anlamaya çalıştı ama gözü hâlâ titrek gölgelerdeydi.

Bir an kendini güvende hissetti, ama hemen ardından kalbinin hızla çarpması, nefesinin düzensizliği, içindeki ürpertiyi geri getirdi. Gözlerini odaya dikti, her köşede bir hareket, her gölgede bir şekil arıyordu. “Sakin ol Yezra,” dedi kendi kendine, sesi titriyordu. “Bu sadece bir kabustu… sadece bir kabus.” Ama sözleri kendi kulaklarında bile inandırıcı gelmedi.

Yavaşça derin bir nefes aldı, ama hala elleri titriyordu ve tüm vücudu gergindi. Kafasında dönen görüntüler silinmiyordu: Gamze, ölü… etlerini koparan bilinmeyen varlıklar… Yezra bunları bir an olsun aklından çıkaramıyordu.

Dizlerini karnına çekip tekrar yatağa gömüldü. İçinde hem korku hem suçluluk vardı. “Keşke Gamze yanımda olsaydı…” diye fısıldadı, ama bu söz de boş bir teselliye dönüştü. Gözlerini kapatıp tekrar uyumaya çalıştı, ama kalbinin çarpıntısı ve kabusun bıraktığı gölgeler hâlâ onunla birlikteydi.


Zorla uykuya dalarken, bilinçaltı onu tekrar o hücreye, Hasan’la yüzleştiği karanlık odanın içine sürükledi. Kabus ve gerçek birbirine karışıyor, Yezra artık hangi dünyanın içinde olduğunu ayırt edemiyordu. Ama zaman yavaş yavaş sabaha doğru yol alıyordu; ilk ışıklar pencereden sızarken, Yezra derin bir nefes aldı, gözlerini açtı ve günün ilk sessizliğinde kendini yatakta buldu. Kabus geride kalmıştı, ama kalbindeki ürperti ve aklındaki sorular hâlâ tazeydi.

Cuma sabahının serinliği odasına hafifçe sızıyordu. Yezra yorgun gözlerini ovuşturdu, hâlâ kabusun etkisi üzerindeydi; içindeki korku ve yorgunluk bir türlü azalmamıştı. Gözlerini pencereden dışarı kaydırdı; şehrin uyanmaya başlayan sessizliği, hafif kuş cıvıltıları, sabahın ilk ışığı bir nebze olsun rahatlatmıştı onu.


Yavaşça kalktı, pencereyi araladı ve derin bir nefes aldı. İçeri giren serin hava, kabustan kalan ürpertiyi biraz olsun dağıttı. Kahvaltı hazırlamak için mutfağa yöneldi; tostunu ve çayını hazırladı, birkaç lokma aldı. Ancak aklı hâlâ kabustaki Gamze’deydi; ölü arkadaşının etrafını saran bilinmeyen varlıklar gözlerinin önüne geliyordu. Bir an kendini o korkunç sahnede buldu, elleri titredi, nefesi hızlandı.

Sonra derin bir nefes aldı, kendine geldi. “Yeter, artık gerçek dünyadayım,” dedi kendi kendine. İştahı yoktu, tostunu yarım bırakmıştı; mutfaktan yatak odasına yöneldi, hızlıca üstünü değiştirdi, çantasını hazırladı ve evden çıkmak için son bir kez aynaya baktı. Bugün Cuma günüydü; haftanın son günü, iş yoğun geçecekti. Derin bir nefes aldı, korku ve kabusun gölgesini arkada bırakmaya karar verdi, başını hafifçe eğip besmele çekti ve kapıyı sessizce kapatarak evden çıktı.

Yezra bahçe kapısından çıkarken hafifçe gülümsedi. Kendi kendine annesini düşündü; annesi onu inançlı bir çocuk olarak yetiştirmişti. Okula giderken, evden çıkarken hep besmele çektiğini hatırladı. Bu anı aklına gelince annesini andı ve tekrar gülümsedi. Ardından yavaş adımlarla minibüs durağına doğru yürüdü ve gelen minibüse binerek iş yerine doğru yol aldı.

Yezra, iş yerine kısa bir mesafede minibüsten indi ve hızlı adımlarla gazete binasına doğru yürümeye başladı. Kapıdan tam içeri girecekken Can ve Ece ile karşılaştı. İkisine de neşeyle günaydın diyerek selam verdi ve birlikte içeri girdiler. Yezra, yaşadıkları ne olursa olsun insanlara karşı daima pozitif ve enerjik bir tavır sergiliyordu.

Yezra, emin adımlarla çalışma masasına doğru gitti, bilgisayarını açtı ve çalışmaya başladı. Tam o sırada Semih yanına geldi.

“Günaydın Yezra, nasılsın?”

“Günaydın Semih, iyiyim teşekkür ederim. Sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Sana bir şey soracaktım… Şu hapishanedeki Hasan olayı… Oraya bir daha nasıl gideceğiz?”

Yezra’nın yüzü bir an soldu. (Dün gece Alkar Bey’le yalnız gitmişti… Semih bunun farkında olamazdı, değil mi?) Kafasında sorular hızla dönüyordu. İçinden, “Hayır, hayır, bilmediğine eminim…” diye geçirdiğini sanıyordu, ama sözleri istemeden duyulacak şekilde çıktı.

“Haber yarın mı kalacak? Hayır diyorsun, öyle mi, Yezra?” Semih tekrar sordu.

“Yok, onu sana demedim, pardon… Zorlu bir haber olacak. Ama yine de bu haberi tamamlamamız gerekiyor,” diye yanıt verdi Yezra, sesinde hem kararlılık hem de hafif bir gerilim vardı.

Semih ve Yezra bunları konuşurken yanlarına Alkar Bey geldi.
“Semih, bugün senin gazete içinde başka işler olacak. Yezra ile hapishaneye ben gideceğim,” dedi.

Semih ve Yezra şaşkınlıkla Alkar Bey’e baktı. Semih, “Ama nasıl olur… siz, siz patronsunuz…” diyecekti ki cümlesini tamamlayamadan Alkar Bey söze girdi:

“Evet, öyleyim. Fakat bu haberde Yezra Hanım ile ben gideceğim; anlaşılmayan bir şey yoktur, değil mi?” diyerek konuyu kapattı.


Alkar Bey’in sözleri odada hâlâ yankılanıyordu. Semih biraz şaşkın, Yezra ise içinde tuhaf bir karışım hissediyordu; merak, korku ve heyecan birbirine girmişti. Zihninde sorular dönüyor, günün ortasında bile kalp ritmi hızlanıyordu. Masalarına doğru yöneldiler; dışarıda gün ışığı yavaşça ilerlerken, Yezra’nın kafasında sadece bir tek soru vardı: Hapishanede, Hasan’la konuşurken neler olacaktı?

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 6. BÖLÜM: KARANLIĞIN KOKUSU VE SIRLARIN GÖLGESİ Tanem Tanem 0 25 Kasım 2025 13:17
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 5. BÖLÜM: KARANLIĞIN DAVETİ VE AYNALARIN ARDINDAKİ NEFES Tanem Tanem 0 24 Kasım 2025 11:21
KARANLIĞIN GELİNİ – 4. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GÖLGELERLE İLK ADIMLAR Tanem Tanem 0 20 Kasım 2025 16:15
KARANLIĞIN GELİNİ – 3. BÖLÜM: GÖLGENİN SİNSİ DAVETİ Tanem Tanem 0 19 Kasım 2025 13:50
KARANLIĞIN GÖZLERİ Sarya EylulFM Paylaşım 0 03 Ocak 2022 13:12

×