IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanıcılar

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Kasım 2025, 12:40   #1
Çevrimdışı
~ TeFeCi’nin KıZı ~
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 8. BÖLÜM: HÜCREDE SUSTURULAN GERÇEK (KARANLIĞIN ELLERİ)




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Saat öğleden sonra yaklaşırken, Yezra çalışma masasının önünde oturuyor, bilgisayarı açık, bazı dosyaları kontrol ediyordu. Semih tekrar yanına gelmiş, Hasan dosyası ve yapılacak röportaj üzerine konuşuyordu.

“Bugün öğleden sonra tekrar gitmek için izin alabilirsek röportajı tamamlarız,” dedi Semih.
“Evet,” diye yanıtladı Yezra, “ama bu kez her şey daha dikkatli olmalı. Önceki gündüz yaşadıklarımızı unutamayız…”
Yezra hemen durumu toparlayarak içinden düşündü: Evet, gündüz demek istedim, dilim sürçtü.

Semih, Allah’tan Yezra’nın ne dediğini tam anlayamadı; çünkü o gece Yezra ile Alkar Bey’in hapishaneye yalnız gittiklerini bilmiyordu. Yezra ise konuşurken sabah Alkar Bey’in söylediklerini tamamen unutmuştu; yoğunluk ve endişe içinde aklı sadece öğleden sonra yapılacak ziyaretle doluydu.


O sırada kapı açıldı ve Alkar Bey içeri girdi. Havanın ağırlığı bir anda değişti. Yüzü sakin ama keskin bakışlıydı; sesi ölçülü ve kesin bir tondaydı:
“Hazırlanın Yezra Hanım. Birazdan Hasan’ı tekrar görmeye gideceğiz.”

Semih, o an kendini tuhaf hissederek, “Ben masama geçeyim,” diyerek müsaade istedi. Yezra, mavi gözlerini açarak ne diyeceğini bilemedi; sadece sessizce “Peki,” diyebildi.


Semih çıkarken, Alkar Bey ona seslendi:
“Sen gazetede kal, diğer işleri tamamla.”
Semih başını sallayıp, “Tamam,” diyerek odadan çıktı.


Yezra’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. İçinde hem tedirginlik hem de endişe vardı.
Semih neden gelmemeliydi? Hapishaneye gittiğimizde bizi ne bekleyecekti?

Bir yanda bu sorular dönüp dururken, diğer yanda Alkar Bey’e dönüp, “Beş dakikaya hazırım, beş dakika sonra çıkabiliriz,” dedi.


Beş dakika içerisinde Yezra hazırlandı. Alkar Bey’e dönerek, “Hazırım, çıkabiliriz,” dedi. Sessizce, birlikte gazeteden çıktılar ve arabalarının park ettiği yere doğru yürümeye başladılar. Yürürken, hafif bir tebessümle birbirlerine bakıyorlardı; Alkar Bey, Yezra’nın tedirginliğini hissetmiş gibi sessizce, “Yezra Hanım, korkma… Canavarlardan ben seni korurum,” dedi. Yezra, onun bu hafif esprisine karşı kocaman bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Arabaya doğru yaklaştılar ve sessiz adımlarla bindiler. Alkar Bey motoru çalıştırdı; şehir sessizce geçerken, yol boyunca farklı düşünceler zihninde dönüyordu. Yezra, hapishanedeki Hasan’ı ve onu bekleyen durumu düşünürken bir yandan da Alkar Bey’in sessiz ama kararlı duruşunu fark etti. Alkar Bey ise yol boyunca planını gözden geçiriyor, olası riskleri hesaplıyordu.


Alkar Bey hafifçe gülümsedi ve Yezra’ya fısıldadı:
“Geriliyor musunuz biraz?”
Yezra, hafif bir tebessümle yanıtladı:
“Belki biraz… ama siz varsınız, o yüzden idare ederim.”

Bu kısa, tatlı sohbet ikisinin de gerilimini biraz dağıttı. Yine de her ikisi de yaklaşan hapishanenin kapılarının ağırlığını hissediyordu; içeri girdiklerinde onları neyin beklediğini sadece tahmin edebiliyorlardı. Henüz neyle yüzleşeceklerini bilmeden yolculuğa devam ettiler, hapishaneye varmalarına az bir zaman kalmıştı.


Yezra bir süre sessiz kaldı, ardından Alkar Bey’e dönerek yavaşça konuştu:
“Size bir şey itiraf etmeliyim,” dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Sizinle ilgili anlamlandıramadığım garip bir şey var. Bazen bu his beni huzursuz ediyor ama aynı zamanda… anlamsızca mutlu oluyorum. Yanınızdayken kendimi güvende hissediyorum. Bunu itiraf etmeliydim.”

Alkar Bey, direksiyona kısa bir an bakakaldı. Yüzünde belirsiz bir gülümseme belirdi; sanki bu sözleri duymayı bekliyormuş gibi.

Tam o anda hapishanenin büyük kapıları uzaktan görünmeye başladı. Alkar Bey arabayı sessizce park yerine çekti ve Yezra’ya dönerek, “Teşekkür ederim Yezra Hanım… Bunu bir ara daha uzun konuşuruz, zamanımız bol. Ama önce şu haberi halletmemiz gerekiyor,” dedi.

Yezra, Alkar Bey’in bu tepkisine bozulsa da, hiç belli etmeden hafifçe gülümseyerek, “Tamam,” dedi ve arabadan indi. İkisi birlikte hapishanenin kapısından içeri adım attı; soğukkanlılıkları dikkat çekiciydi.

Alkar Bey, kibar ama tok bir sesle gardiyana seslendi:
“Biz, hapishane müdürü Ali Bey’i görmeye geldik.”

Gardiyan onları, Ali Bey’in odasına doğru yönlendirdi. Alkar Bey ve Ali Bey birbirlerini görünce, bir an Yezra’yı unutup sarıldılar; sanki uzun zamandır görüşememiş dostlar birbirine kavuşmuştu. Ardından Alkar Bey hafifçe durakladı, Yezra’ya dönerek, “Yezra Hanım, gerçi siz daha önceden tanışmış olmalısınız,” dedi.

Sonra Alkar Bey, Ali Bey’e dönerek ekledi:
“Bizim buraya gelme amacımız mahkum Hasan’la görüşmek. Bizi görüştüreceksin, değil mi Ali?”

Ali Bey gülümseyerek yanıtladı:
“Alkar, can dostum, tabii ki seni mi kıracağım? Ama 20 dakikayı geçmesin.”

Yezra, bu sözü duyunca sessizce tebessüm etti; haberi yapmak için sabırsızlanıyordu ve iznin çıkması onu gerçekten mutlu etmişti.

Ali Bey, kapının önündeki gardiyana seslendi:
“Hasan’ın hücresine, Alkar Bey’lere eşlik etmeni istiyorum.”

Gardiyan başıyla onayladı:
“Tabii efendim,” dedi, ardından Alkar Bey’e dönerek, “Lütfen buradan buyurun,” diye ekledi ve hapishanenin o ürkütücü, soğuk koridorunda onlara eşlik etti.

Tam o sırada Alkar Bey, Yezra’ya dönerek hafifçe sordu:
“Hala heyecanlı mısın? İçinde korku var mı?”

Ardından ekledi:
“Her şeyi hazır et, kısa bir zamanımız var.”

Yezra derin bir nefes aldı ve yanıtladı:
“Korkmuyorum, ama evet… heyecanlıyım ve biraz da endişe duyuyorum. Merak etmeyin Alkar Bey, her şey hazır.”

Hasan’ın hücresinin önüne geldiklerinde, Yezra belli etmese de kalbi hızlı atıyordu. Gardiyan kapıyı açtı ve uyarıda bulundu:
“Herhangi bir durumda ben kapının önündeyim. Lütfen bana seslenin; bazen Hasan saldırabilir, dikkatli olun.”

Yezra ve Alkar Bey, sessizce içeri adım attılar. Hapishanenin soğuk duvarları ve tek kişilik hücrenin kasvetli havası, içeri girdikleri anda üzerlerine çökmüştü.


Hasan, tek kişilik hücrede bir sandalyede oturuyor, boş bir duvara bakıyordu. Geldiklerini fark etmiş gibi değildi.

“Merhaba Hasan, biz geldik,” diye seslendi Yezra. Ama karşılık yoktu.

Yavaşça Hasan’a yaklaştı. Kımıldamıyordu. Hafifçe omzuna dokundu; o anda Hasan başını çevirdi. Yorgun ve bitkin gözleri, hücrenin loş ışığında parlıyordu.

“Hasan, biz yarım kalan röportajı, bu haberi tamamlamak için geldik,” dedi Yezra. “Geçen geldiğimizde ‘karımı ben öldürdüm, pişman değilim’ demiştin. Gerçekten üzülmedin mi karını öldürürken? O gün ayrıca şunu da söyledin: ‘Cinler benim arkadaşım, onlar ne isterse onu yaparım.’ Bu doğru muydu? Artık konuşmalısın, o evde neler olduğunu anlatmalısın.”

Hasan ve Alkar Bey kısa bir an göz göze geldi. Hasan, Yezra’ya korku dolu bir sesle fısıldadı:
“Ben ağzımı açıp sana hiçbir şey söylemedim.”

Yezra, geçen gece söylediklerini hatırlatarak:
“Konuş artık,” dedi. Bu sırada, hücrenin duvarlarını ve Hasan’ın etrafını fotoğraflıyordu.


“Gidin buradan! O gün de konuşmadım, şimdi de konuşmayacağım!” Hasan’ın sesi titriyordu. Alkar Bey’le göz göze gelmiş olmak onu tedirgin etmişti. Yezra, fotoğraf çekmeye ve soru sormaya odaklanmışken bu ayrıntının farkına bile varamadı.

Tam o anda tiz bir çığlık hücreyi doldurdu. Sadece üç kişiydiler: Yezra, Alkar Bey ve Hasan. Yezra, kulaklarını tutarak irkildi. Hasan sandalyede çırpınmaya başladı; görünmez bir güç sanki boğazını sıkıyordu. Hasan debeleniyor, ama güç yetmiyordu.


“Adam nefes alamıyor! Gardiyanı çağıralım!” diye bağırdı Yezra.

Alkar Bey soğukkanlı bir şekilde cevapladı:
“Bence konuşmamak için yapıyor, sakin ol.”

Ama Hasan’ın gözleri dehşetle büyümüştü; derin bir nefes aldı ve yere yığıldı. Artık onun için yapılacak hiçbir şey yoktu. Hasan ölmüştü.

Yezra, bu manzara karşısında acı bir çığlık attı. Gardiyan hızla içeri girdi:
“Burada ne oldu? Hasan neden yerde?”


Yezra, gardiyanın tepkisiyle anlık şoktan çıktı. Ürpererek çantasından fotoğraf makinesini çıkardı ve gözleri korkunç bir şekilde açık olan Hasan’ın son bir kez daha görüntüsünü hızlıca kaydetti.

Gardiyan Hasan’a yaklaştığında onun öldüğünü fark etti; gözleri dehşet ve şokla doluydu. Hemen Yezra ve Alkar Bey’i hücreden dışarı çıkarttı; kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.

Yezra, Alkar Bey’e dönerek kısık bir sesle sordu:
“Burada işimiz bitti mi, gidiyor muyuz?”

O sırada gardiyan telsiziyle diğer gardiyanlara hücrede Hasan’ın öldüğünü haber veriyordu. Sesinden, hapishane müdürü Ali Bey’in de hücreye gelmesi gerektiği anlaşılıyordu.

Alkar Bey, Yezra’ya bakarak sessizce fısıldadı:
“Ali Bey görmeden buradan çıkmamız çok ayıp olur. Önce ona gözükelim, öyle gidelim.”

Yezra başını salladı, “Tamam,” dedi ve ikisi koridorda ilerlemeye başladı. O sırada telaşla gelen Ali Bey’i gördüler; Alkar Bey teşekkür etmek üzere ağzını açtıysa da Ali Bey’in yüzündeki telaş her şeyi gölgede bırakıyordu.

“Alkar dostum, sonra konuşuruz. O hücrede neler oldu, hepsini sonra konuşacağız, şimdi değil,” dedi Ali Bey ve hücreye doğru hızla ilerleyerek koridorun sonunda kayboldu.


Yezra bir an durdu ve düşündü; gerçekten o hücrede ne olmuştu? Nasıl böyle bir şey yaşanabilirdi? Orada başka kimse yoktu, kimseyi görmemişti, görmesi de mümkün değildi. Hasan ölmüştü. Hem de o son hali, gözleri açık, yüzü dehşet verici bir şekilde yatıyordu. Tüm bu görüntüler, Yezra’nın aklının bir köşesinde takılı kalmıştı.

Alkar Bey, Yezra’nın kolundan tuttu ve sert ama sakin bir sesle dedi ki:
“Hadi buradan gidiyoruz, bu haber bitti.”

Oysa Yezra için haber henüz yeni başlıyordu; yaşadığı dehşet ve sorular zihninde fırtına gibi dönüyordu. Yine de itiraz etmedi; sadece sessizce, “Tamam,” dedi ve Alkar Bey’in peşinden hapishaneden çıkıp arabalarının bulunduğu yere doğru yürüdü. Bu yürüyüş boyunca Yezra derin bir dalgınlığa gömülmüştü; gözleri bir noktaya takılı, düşünceleri karmaşık ve karışıktı.

Arabaya geldiklerinde sessizce bindiler. Alkar Bey arabayı çalıştırdı ve şehirden hızlıca uzaklaşırken, Yezra hâlâ yaşadıklarının ağırlığını üzerinde hissediyordu.


Gazete binasına varmadan önce Alkar Bey arabayı yavaşlattı ve bir restoranın önünde durdu. Yezra merakla sordu:
“Alkar Bey, neden durduk?”

Alkar Bey, ciddi ama yumuşak bir tonda yanıtladı:
“Yezra Hanım, hiç iyi gözükmüyorsunuz. Zaten akşam da olmak üzere… Bence bir şeyler yemelisiniz, kendinizi toparlamalısınız. Buraya girip birlikte bir şeyler yerken, bugün yaşadıklarımızı konuşarak günün özetini çıkarabiliriz.”



Yezra’nın böyle bir durumda yemek düşünecek hali yoktu. Zaten kafası çok karışıktı, yaşadıklarının nereye varacağını bile kestiremiyordu. Fakat istemsizce Alkar Bey’e bir türlü hayır diyemiyordu. Bir an duraklasa da, Alkar Bey’in sözleri hem hafifletici hem de rahatlatıcı bir etki yaratmıştı. İçten bir tebessümle başını salladı ve arabadan indi.

İkisi birlikte restoranın kapısından içeri girdiler; günün yorgunluğu ve yaşadıkları dehşetin ağırlığını biraz olsun hafifletmek için masaya oturdular. İlk defa birlikte yemek yiyeceklerdi ve gün boyunca birlikte yaşadıkları bu tuhaf olayı konuşup analiz edeceklerdi.



Yezra ve Alkar Bey arabadan indi ve sakince restorana girdiler. Mekan oldukça şık bir restorandı; Yezra daha önce böyle bir yerin önünden bile geçmemişti, içine girmeyi ise hiç düşünmemişti. Cam kenarındaki bir masaya oturdular ve garsonlar menüleri getirdi.

Alkar Bey sanki daha önce buraya gelmiş gibi ne yiyeceğini biliyordu. Yezra ise menüye uzun uzun baktı; henüz karar verememişti. Alkar Bey gülerek, “İstersen bu konuda sana yardımcı olabilirim,” dedi.

Yezra içten bir şekilde, “Evet, kararsız kaldım, ne yemeliyim?” dedi. Alkar Bey tebessüm ederek, “Buranın balıkları çok güzeldir, tavsiye ederim,” dedi.

Sonunda ikisi de levrek sipariş ettiler, ortaya bol yeşillikli bir salata ve rakı söylediler. Yezra daha önce hiç içki içmemişti; bu yüzden tereddütte kaldı. Alkar Bey fark etmiş gibi, “Oyunbozanlık yapma Yezra Hanım. Eğer içemezsen sana başka bir şey getiririz,” diyerek onu rahatlatmaya çalıştı.

İkisi de balıkların gelmesini beklerken sohbete başladılar. Yezra bir an yüzünü asarak konuştu:
“Alkar Bey… Biz bugün tam olarak ne yaşadık? Hele hapishanedeki o hücre… Sizin Hasan’a karşı sergilediğiniz soğukkanlılık… ‘Numara yapıyor, konuşmamak için’ demiştiniz, oysa adam… ölüyormuş!”


Alkar Bey başını öne eğerek cevap verdi:
“Evet Yezra Hanım, ben konuşmamak için numara yaptığını sanmıştım. Yanılmışım. Haklısınız… Çok güzel şeyler yaşamadık, özellikle siz çok korktunuz.”

Yezra devam etti:
“Peki… Biz soruşturma geçirir miyiz? Malum, Hasan’ın yanında biz vardık, en son biz gördük.”

Alkar Bey hafifçe gülümsedi:
“Bilmiyorum… Ama sanmıyorum. Bunları konuşmak için henüz erken. Önce ben hapishane müdürü Ali Bey’le görüşeyim.”

Bu sözler Yezra’nın içine biraz su serpmişti. Hafifçe gülümsedi. Tam o esnada, masaya balıklar getirildi ve yemekleriyle birlikte biraz olsun günün yorgunluğu hafifledi.

Yezra balıkla birlikte rakıdan birkaç yudum aldı, ancak alışık olmadığı için bir anda çarpıldı. Alkar Bey bu konuda ısrarcı olmadı; Yezra’yı asla zorlamadı. Hemen garsona rica edip Yezra’ya cola getirttiler. Yine de, sadece iki yudum rakı bile Yezra üzerinde tuhaf bir etki bırakmış, biraz sersemlemişti.

Rakıdan gelen o hafif sersemlik mi, yoksa içten gelen dürüst bir itiraf mıydı, Yezra bir an durdu, Alkar Bey’e bakarak fısıldadı:
“Gözleriniz… çok güzel… yeşil gözlerinizde kaybolmak istiyorum.”

Alkar Bey kısa bir an şaşırdı, sonra hafifçe gülümsedi. Yezra’nın gözlerinde hem çekingenlik hem de cesaret bir aradaydı; o anın büyüsü ikisi arasında sessiz bir bağ yaratmıştı.

Saat epey ilerlemiş, gece çökmüştü. Gazeteye dönmeleri artık mümkün değildi. Alkar Bey, Yezra’ya ve kendine birer kahve söyledi; belki biraz ayılır diye. Yezra kahvesini yudumlarken, yavaş yavaş toparlanmaya başladı.

Kahveler bittiğinde kalktılar. Alkar Bey, Yezra’ya daha iyi olup olmadığını sordu. “İyiyim,” dedi Yezra, yüzünde hafif bir tebessümle. Hesabı ödediler ve restorandan ayrıldılar. Havanın serinliği Yezra’nın yüzüne vurdukça daha çok kendine geliyordu; biraz toparlanmıştı.



Arabaya doğru yürüdüler ve bindiler. Alkar Bey, Yezra’yı evine bırakacaktı. Yezra hafifçe endişeli bir sesle fısıldadı:
“Size söylemiştim, içkiye pek alışkın değilim. İki yudum bile beni bu hâle getirdi; umarım saçmalayıp canınızı sıkmamışımdır.”


Alkar Bey hafifçe gülümseyerek yanıtladı:
“Olur mu öyle şey, çok tatlıydınız, sorun yok.”

Böylece Alkar Bey, Yezra’yı güvenle evine bırakmak üzere arabayı sürmeye devam etti.


Yezra’nın evinin önüne geldiklerinde, ikisi de kısa bir süre birbirlerine tatlı bir gülümsemeyle baktılar. Yezra, “Her şey için teşekkür ederim,” demek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Alkar Bey, hafifçe gülümseyerek, “Yezra Hanım, eve kadar size eşlik edebilirim. Gidebilecek misiniz?” diye sordu.

Yezra kendini toparladı, Alkar Bey’e teşekkür ederek, “Size zahmet verdim, evet gidebilirim. Sanırım biraz dinlenirsem kendime gelirim,” dedi. Ardından nazikçe iyi geceler dileyip arabadan indi. Bahçe kapısını açtı ve adımlarını sessizce içeriye doğru attı.

Daire kapısını açıp eve girdiğinde, Alkar Bey hâlâ arkasından bakıyordu; Yezra’nın güvenle içeri girdiğini görmek ona hafif bir rahatlama vermiş gibiydi.

Yezra eve girer girmez duşa girdi; ılık suyun altında biraz olsun rahatlayacağını düşündü. Duştan çıktığında yorgunluğu azalmış, ama bir hafif mayışma hâlâ üzerindeydi. Önce salona yöneldi, “Biraz televizyon izleyip kafamı dağıtırım,” diye düşündü ama kararsız kaldı; vazgeçip sadece telefonu almak için salona uzandı ve yatağına doğru yürüdü.


Tam yatağa uzanmak üzereyken, başucundaki kapağı kapalı cam sürahinin içinde böceğe benzeyen bir şeyler gördü. Sürahiyi eline aldı, hızla mutfağa götürdü, yıkadı, yeniden su doldurdu ve kapağını sıkıca kapattı. Sürahiyi başucuna koydu, yatağa uzandı ve günün bütün görüntüleri birbiri içinde dönmeye başladı . Ürpertici, korkutucu, bazen de tuhaf bir biçimde güzel anlar.


Gözleri telefonuna takıldı; arkadaşı Gamze hâlâ aramamıştı. Gamze de o gün kendini arayamamış, çok yoğundu. Arayıp aramama arasında kararsız kalırken gözleri ağırlaştı ve uykuya daldı.

Rüya bu kez daha keskin, daha yakındı: kendini yine hücrede buldu . Zifiri karanlık, görüş yok. Hasan, gözleri kıpkırmızı, yere düşmüş Gamze’nin başında dikiliyordu. Hasan’ın sesi soğuk ve yakın: “Seni öldüreceğim.” Ardından boğuk, hırıltılı bir fısıltı: “Çok az kaldı… sadece benim olacaksın.” O dehşetle, Yezra o anda çığlık atmak üzere uyandı.


Korkuyla doğrulup etrafına bakınıp nefesini düzenlemeye çalıştı; yastığın altında kalmış telefonun ekranındaki saati gördü . Gece ilerlemişti. Kalbi hızlı atıyor, elleri titriyordu. O kabusun bıraktığı gölgeler odanın köşelerinde hâlâ dans ediyormuş gibi geldi. Derin bir nefes aldı, cama yöneldi; serin gece havası yüzüne çarptıkça biraz daha kendine geldi fakat içindeki ürperti, tüm o görüntülerle birlikte kolay kolay gitmiyordu.

O anda Yezra’nın telefonu aniden çaldı.
Ekranda görünen isim kalbini bir kez daha hızlandırdı: Alkar Bey.

Zaten kabusun etkisiyle yeterince ürkmüş ve gergindi, bir de bu beklenmedik arama onu daha da şaşırttı. Birkaç saniye tereddüt etti; telefonu açıp açmamak arasında kaldı. Sonunda derin bir nefes aldı ve yanıtladı.

“Efendim, Alkar Bey?”

Telefondaki ses alışılmışın dışında yumuşak ama tedirgin bir tondaydı.
“Yezra Hanım… rahatsız ettim kusura bakmayın. Sadece iyi misiniz, onu merak ettim. Bu gece biraz huzursuz hissettim, sizde de bir şey olmasın istedim.”

Yezra kısa bir süre sessiz kaldı. Kalbinin atışı hâlâ hızını kesmemişti.
“İyiyim… sadece biraz yorgunum. Bugün yaşadıklarımız kolay değildi,” dedi.

Alkar Bey’in sesi bu kez biraz daha yavaş, neredeyse fısıltı gibiydi.
“Öyle… ben de unutamadım. Dinlenmeye çalışın Yezra Hanım. Yarın konuşuruz.”

Telefon kapandığında odada yeniden sessizlik hâkim oldu.
Ama Yezra’nın aklında tek bir soru dönüp duruyordu:
Alkar Bey neden bu kadar geç aramıştı?
Yoksa Yezra’nın kabus gördüğünü, bir şekilde hissetmiş miydi?

Bir an elindeki telefonu yatağın kenarına bıraktı.
Gözleri odanın karanlık köşesine takıldı; perdeler rüzgârla hafifçe kıpırdadı.
O kıpırtının ardından bir gölge belirdi sandı, ama emin olamadı.
Kendini “yorgunluk” diyerek kandırmaya çalıştı, derin bir nefes aldı ve yavaşça yatağa uzandı.Ve gözlerini kapadı.
Tam dalmak üzereyken, telefon yeniden titredi.


Ekran karanlıkta hafifçe parlıyordu.
Bilinmeyen bir numaradan gelen bir mesajdı.
Yezra tereddütle uzandı, parmakları titreyerek ekranı açtı.

“Sır saklanmaz, Yezra. Benim olduğunu sen de yakında öğreneceksin.
Hücrede Hasan öldü… ama gerçekte kim ölü, kim sağ, daha belli değil.”

Yezra’nın kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Bir süre nefes alamadı, gözleri karanlıkta titreyen ekrana kilitlenmişti.
O anda odadaki lambanın ışığı bir kez yanıp söndü, ardından tüm ev karanlığa gömüldü.

__________________
''Zamanın Eli Değdi Bize
Artık Aynı Değiliz
İkimiz de''


Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.

Konu Tanem tarafından (27 Kasım 2025 Saat 12:43 ) değiştirilmiştir.
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 7. BÖLÜM: GECENİN GÖZLERİ: HÜCREDEKİ KARANLIK SIR Tanem Tanem 0 26 Kasım 2025 12:34
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 6. BÖLÜM: KARANLIĞIN KOKUSU VE SIRLARIN GÖLGESİ Tanem Tanem 0 25 Kasım 2025 13:17
KARANLIĞIN GELİNİ: YEZRA – 5. BÖLÜM: KARANLIĞIN DAVETİ VE AYNALARIN ARDINDAKİ NEFES Tanem Tanem 0 24 Kasım 2025 11:21
KARANLIĞIN GELİNİ – 4. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GÖLGELERLE İLK ADIMLAR Tanem Tanem 0 20 Kasım 2025 16:15
KARANLIĞIN GELİNİ – 3. BÖLÜM: GÖLGENİN SİNSİ DAVETİ Tanem Tanem 0 19 Kasım 2025 13:50

×